Avni

Ağlasa derd-i derûnum çeşm-i giryânum sana
Âşikâr olurdı gâlib râz-ı pinhânım sana

Nesir:( Ey sevgili ! ) Yaşlı gözlerim içimdeki dertleri dökerek karşında ağlasaydı, ancak o zaman gizli sırlarım sana aşikâr olurdu.



Avni


Edebiyat Türkiye Kültür ve Sanat Sitesi

 

Edebiyat Türkiye’ye hoşgeldiniz.Sitemize kendi şiir/denemelerinizi ve edebiyatla alakalı dökümanlar yollayabilirsiniz.Şiir ve denemeleriniz ‘Erbab-ı Kalem’ bölümünden yayınlanacaktır.

Yukarıda yer alan beyitler ve kısa açıklamaları Meşveret Divanımızdaki Klasik Türk Edebiyatıbölümünden alınmaktadır.Beyitlerin  açıklamaları üyelerimiz tarafından yapılmaktadır. İlgili bölüme katılarak beyitler üzerinde daha geniş bilgilere ulaşabilir ve siz de beyitler üzerinde düşüncelerinizi paylaşabilirsiniz.

Hem acizim hem edepsizem hem cahil

Hem acizim hem edepsizem hem cahil
Umman nedir katre ne nedir sahil

Kah okyanusta balık oldum Kah çöllerde fil
Dert beni bulmadan dolaştım gafil ve sefil

kimi aklını gizler kimi cehaletini
kimileri hiç bozmaz ruhi haletini

Aptal aptal dediklerim gerçek abdal imiş
Kendini umman sanan ummanda battal imiş

Ben küçüğüm amma
Ezelde verdiğim söz büyük
Diyorlar kimsenin umudunu kırma
Kalkarsan kalkar bu yük.

Sen var iken ben yoktum bir düştüm Anne
Elini bıraktım ya işte o an ben düştüm Anne
Sevgini hissetmediğimde ben üşüdüm Anne
Sonra sonra düşünmediğimi düşündüm Anne

Anne, anne, anne dedi O… Ne oldu bana, ne…
Galiba ben üşüttüm Anne…
Bıraktığım O’ydu, hissetmediğim O, düşünmediğim de
Gerisi rüyaydı, hayaldi daha doğrusu bahane

Ana sütü gibi ak olanları, Ana
Bir de kelimeleri kirlettik, yıkıldı mana
Şimdi kim yardım eder bana
Ya Rabbena Ya Rabbena

vefasız, nankör bir oğlun var Ana vay sana
onca nimetleriyle şükretmiyor Yaradana
bir tebessümü bile çok görüyor garibana
Ana, sana değil vaylar, asıl vaylar bana

hayat kavga diyorlar yoksa barış mı…
şimdi bir düşün sus mu seyret mi karış mı…

bu ne böyle kardeşim ne için yarış var
bir yanda kahkaha bir yanda yakarış var.

hayırda hem yardımlaşma var hem yarışma
kötülük mü bırak yardımlaşma yarışma

Sorun bendim çünkü sanıktım bu davada
Ne Hakim ne Avukat ne Tanıktım bu davada

gönül ne hakim ne avukat ne tanık arar
sanıktır bu gönül davasına sanık arar

bir yanımız zulüm bir yanımız nur
kavgam biter (m)eğer ki kalbim durur

Nefis nedir bu halin neden bu kesafet
Hiç uğramaz mı kalbine letafet, saffet…

bir ben var ben değil benden de aşırı
aç kapıyı gardiyan sal beni artık dışarı

bak gün doğdu doğuyor ya da doğacak
mapusluk yetti gayri ben beni bırak

Hayır da gelir kalbe şerde
Yine hak Hak’tadır kusur beşerde

Hem Alimdir Hem Hakimdir O
Bildin mi ey nefis kimdir O

kim uyandırır beni bu uykudan
kimdir beni böylece tutan
neden güldün yok mu ağlatan
Ey edepsiz ey cahil utan…

Seni gün batımında ananlar, ne güzel bir sanat dedi
Şüphesiz bu güzellik O’nun, O’nundur bu kainat dedi.

bir ihtiyar gördüm yılların izleri gizliydi bakışında
Seni anlatıyordu sözleri, gözleri suyun akışında
baharı yazı görmüş kendi hazan aklı kışında

bir masum İsmail göründü
annemi üzdüm dedi
mahzun bir çehreye büründü
masumlara mahzunlara can kurban
kulların ne güzeldir Ya RAHİM Ya RAHMAN

HAVA DURUMU
bazen bulutlu bazen açık olsa da
biliyorum ki güneş hep vardı orada

HAYRET MAKAMI
denizlerin enginliğine daldığımda hüzünlendim
anladım ki ben bu cümlede hayret eden bir ünlemdim

Ben sadece bir işarettim
çünkü ben O’na hayret ettim

MAHKEME
bir ihtiyar geldi sahne-i mahkememize
dert yandı evlatlarından kendini çıkardı temize
ihtiyar anlattıkça ah ettik yaş geldi gözlerimize
hakim sitem etti hem davalılara hem davacıya ders verdi hepimize
sonra döndü davalılara hele bir de siz anlatın bize
her biri döktü içini susuyorduk dediler hürmetimize
bu ihtiyarın aldanmayın sözlerine çok çektirdi annemize
döküldükçe kabahatler dedik yazık oldu saadet hanemize
taraflar çekilirken sahneden üzüldük halimize
bir sonraki taraflar girince mahkeme sahnemize
biz de daldık davayı ikbalimize

DÜNYA MİSAFİRHANESİ
şu dünyada ev sahibi değilim deplasmandayım
onun için az gülen, çoğu zaman depresyondayım

kuldan dilenen de Allah’tan dilenen de gördüm
ya şu deliyi gördün mü ben gördüm deli be deli
adam Allah’ı görürcesine yaşıyor bense kördüm (nankördüm)
insan nankör yine de bu mu bunca nimetlerin bedeli

bazısı hırsını çalışmaya verdi, kendini harap etti
bazısı hırsına hırsından içerdi, aşını şarap etti
bazıları hırsından çok yemek yerdi, yediği turap etti
…….
bazı hırslının suçu ideallerdi, toplumu ifsat etti

kimi hırslılar kendini Hakka verdi, halkına hizmet etti.
Kimi hırslılar kendini aşka verdi, Yaradan da himmet etti
kimi hırslılar kendini ilme verdi, aradıkları hikmetti
…….
O peygamberin insanlıktı tüm derdi, tek istediği ümmetti

yatma kalk ey gafil vakit seher
duymuyor musun ezan ne der
Essalatu hayrun minen nevm
dua hayırlıdır uykudan bilirsen eğer

hem değişmeye evet!
hem yozlaşmaya hayır!
hep gelişmeye davet
yok diretmekte hayır

Gençlere özenen dünyalık ihtiyarlar
Viraneye dönmüş kalpler evler diyarlar
Hem Masum hem mahzun hem mazlum bahtiyarlar
Nice insanlar nice yerler nice yarlar
gören şu gözler acep ne zaman ağlarlar

Biz bize ait değiliz anla artık
bu canı kalu belada O’na sattık

Kalu belada söz aldı Rabbimiz
Dedik Senin kulunuz hepimiz
Ol Resulu Ekremdir Habibimiz

Ol habib ki gerçek Habib imiş
Şu dünyada bir garip imiş
Konar göçer her kafile…
O’nundur bu dava O’nundur bu düğün
Ağlayın dövünün
Vazgeçmeyin Nefsi öldürün
Ümmetim ümmetim diyeni güldürün
Övecekseniz yalnız O’nu övün
yarın olur bugün sonra olur dün
Daha bunlar ne ki, sen ne gördün…

ADALETİNDE RAHMET
RAHMETİNDE ADALET
OLAN SENSİN YA RABBİ…
SENSİN ESMAUL HÜSNA SAHİBİ

Biri kamil adayı biri kamile
çocuk okumaya başlar a ile
biri Cemil kulu biri cemile
kalp dokumaya başlar sevda ile
bu sevdanın meyvesidir aile

Ne gururlanacak kadar zengin ve asilsin,
ne dilenecek kadar fakir ve sefil.
Çalışacak kadar izzetli ve kanaatkar olmalısın bil!

Uzun ince bir yoldur ilim, insanı hakka çağıran;
aşk hakka ulaşma isteği, insanı yakıp kavuran.

Bir hayat ki ziyası, nuru sönmüş,
tarih denen ceddin Osman-ı gömmüş.

Anadolu anaların kucağına doğdu;
anasız, bayan a(o)lma sevdası onu boğdu.

Ana topraktır, baba bahçıvan çocuk gülüdür bahçenin,
Ana edebdir, baba ilim çocuk böyle büyürse olur alim.

incinme ki incitmeyesin be gönül
incinmesin hem gönül hem bülbül hem gül
incinme ki incitmeyesin bir gönül
incinmeden hem gönül hem bülbül hep gül

burası dünya kardeşim idare et
isteme n’olur benden adalet
ihsan et olmadı sabret
düşün sana da bana da ahret

Sevilmek için sevmek gerek,
Seven varsa sevilen var demek.

Ne ben benim
Ne sen sensin
Ne ben senin için
Ne sen benim içinsin

Ne ben bana tapayım ne de sen sana
Ne ben sana kapılayım ne de sen bana

Düşüyorum yine, kalmadı dermanım
Çözüldü dizlerimin bağı tutun kaldırın.
Aklımı hülyalardan deryalara daldırın
Ortası yol sağım solum kaldırım

Gül tenin senin olsun senin olsun bedenin
Bana gönlümü bırak odur benim nedenim

Belki sen gündüzsün bense geceyim
Anlamlı bir kelimede anlamsız bir heceyim.

Bazen gündüz bazen geceyiz
Binler sorulardan bir bilmeceyiz
ben sen o biz biriz tıpkı ne gibiyiz?
ben sen o biz biriz ancak neçeyiz?
Anlamlı bir kelimede anlamsız bir heceyiz

bir ateşiz bir suyuz
bir garibin garip uykusuyuz
bin yanmışız binler yakarız
budur işte bizim huyumuz

hayat bir büyük bilmece
bir gündüzüz bir gece
biz işçiyiz birdir ece
bilmem oldu kaçıncı hece
biri aslı gibi sever biri keremce

yine yıldız yıldız oldun dil be
bağlı kalamadın yüksek sadakate
kantar kan gönül aşkı tartar
Aşk ağır basar
mana geniş, akıl dar
mana net akıl dara
düşer aşk yetişir imdada

Söz gümüşse, sükut altın
Söz düşmüşse, sen lal kaldın.

birşeyler söyledi birkaç cümle
yıktı duvarlarımı bir tebessümle

gönlüm sevgiden gafil, aç imiş
tebessüm en büyük ilaç imiş

tebessüm sadaka demişti kutlu Nebi
ne sadaka imiş en iyi kalp tabibi

tebessüm sadaka demişti Ol Habib
Taş kalplilere oymuş en latif tabib

demek en büyük sadaka
tebessüm imiş sadakte

bir tebessümün yıktı beni
neydi sendeki o albeni

saçlarıma düştü aklar
gelmedin yine de ey yar
vakit guruba kayarken
baktım bomboştu sokaklar

ne şair bilirim ne şiir
aşktır beni çıldırtan iksir
kalbim bir üveyk gibi esir
yalnızlıkta mahpus birlikte hür

sen yaşarken caddelerde sokaklarda
ben dolaştım sahillerde parklarda
seyrettim konup uçan güvercinleri
kimi karalar giymiş kimi aklarda

gözlerinin içine baktım uzun uzun
bana aşk terennümlerini hatırlattı
yüzün güleç bir bebek gibi masum
bana büyümeyen çocukluğun(m)dan k(t)attı

ona sana bana
yakın mı uzak mı mana
yoksa yine tuzak mı sana
şatafatlı dünyasında kadına
bir de sorsam tee o ‘man’a
Acep adamın derdi neyle
Kadının derdi mi var ne
Yine söylüyor hele bir dinle
hem bana hem sana hem ona
Bir duyan olur diye
bazen inliyor haykırıyor cana
yalvarıyor sesleniyor canana
Mecnun leylasına
leyla mecnununa
varıyor aşkın kıyısına
yanıyor sönüyor dönüyor muma
bunda bir iş var bunlar muamma

Yusufun iffeti Keremin aşkı
akıl yine yayan yine şaştı
Gönül dolup yine taştı.
adam ilim kadın aşktı
bu aşk mecazdı
bir mızrap bir sazdı
Hakikat aşkı O yazdı.

ben açtım beni sevip doyurdun mu
seni nasıl doyurayım ya Rezzak ya Vedud
bir kulum var sevgiye aşka aç
belki de senin aşına muhtaç
istersen kalbini bir de ona aç

ben hastalandım beni sevip ziyaret ettin mi
seni nasıl ziyaret edeyim ya Şafi ya Vedud
bir kulum var sersefil biilaç
belki de sende var bi ilaç
istersen kalbini bir de ona aç

bana sana ona
hasta mı aç mı
sevgiye muhtaç mı
bir bakarmısınız ona

kime mi mesela
yakın mı olsun uzak mı
yoksa yine tuzak mı
hem yakın hem uzak sana
mesela teee o ‘man’a

Kaşların yay Gözlerin bir deniz
aşkı oktur Bizlerse birer yemiz

bir yanımız ruh bir yanımız beden
Çalkalanır kalp budur buna neden

yaydır Kaşları gözleri bir deniz
Oklar aşkları bizlerse birer yemiz

Kalp dolsa ruh ile
Dünyaya söyle
Ötelerde bile
Aldanmaz öyle
ahu ile huriyle

nedendir gönlüme geçmez sözüm
nedir bundaki esrarlı hikmet
sevdiğinin sevgisinde gözüm
Ey kalbimin sahibi kalbime hükmet!

Bak yine sınıfta kaldım
Bir ileri bir geri hep yerimde saydım
Neyse olsun silinmesin de kaydım
Zaten sıfırdım yine sıfır aldım

Bu nefis narsistir, övülmeye gelmez
Güya jön artisttir, dövülmeye gelmez
Bu nefis riyakardır güvenilmez
Onun ipiyle kuyuya inilmez

akıl der ki bileyim, gönül der ki seveyim
insan hem akıldır hem gönül
insan der ki beni bilen beni seven kimdir
ben de O’nu hem bileyim hem seveyim.

Ben ben deyip durma..! Ben de benim, sen de bensin, o da ben; bir de bu benlerden öte bir ben var bir de onu düşün sen (düşünsen(m))

Ben ben denen şey koca bir sıfırdır reklamı yapılan, değer kazanır sıfır varsa önünde değerli olan.

…0001000… ne sıfır olduğun halde bir olduğunu iddia ederek böbürlen, ne de o birin önüne geçerek haddini aş ve değersizleş, sen de birin peşindeki sıfırlardan bir sıfır ol..! Öylece değerli ve hoşça kal…

Gönderen İsim/Mail: Ali Adem / hikm****an@hotmail.com

Noldun inlersin felek …

Noldun inlersin felek hercâyi canânın mı var
Her makamı seyreder bir mâh-ı tabânın mı var

Benzini ey bûstân fasl-ı hazân mı etdi zerd
Yoksa başı taşra bir serv-i hırâmânın mı var

Lale hadler yine gülşende

Lale hadler yine gülşende neler etmediler
Serviyi yürütmediler goncayı söyletmediler

Taşradan geldi çemen mülküne bîgâne deyu
Devr-i gül sohbetine lâleyi iletmediler

Adet-i hûbların cevr ü cefadır ammâ
Bana ettiklerini kimselere etmediler

Hamdülillah mey-i can-bahş ile sâkîlerimiz
Ab-ı hayvân ile kevser suyun istetmediler

Hele oy kaşları ya okları peykânlarını
Sîneden çekmediler yüreği oynatmadılar

Bin güzeller bulunur Yusuf’ mânend ammâ
Bu kadar var ki bular kendilerin satmadılar

Ey Necâtî yürü sabr eyle elinden ne gelir
Hûblar cev ü cefâyı kime öğretmediler

Not: Anlamadığınız yerler için lütfen .Meşveret Divanımıza giriniz.

N’ideyin sahn ı çemen seyrini …

N’ideyin sahn ı çemen seyrini cananum yok
Bir yanumca salınur serv-i hıramanum yok

Emdürür gerçi lebin vaslına canlar virene
Leb-i can-bahşını emsem dimeğe canum yok

Bağrumun başına dağ-ı gamı odlar yakalı
Kaldum ayakda kara başuma dermanum yok

Nice da’vet ideyin ol periyi da’ireye
Hatem’i la’li gibi mühr’i süleymanum yok

ENVERİ gülşen’i kuyunda figanlar eyler
Dime iy gonca-dehen bülbül’i nalanum yok

ENVERİ

Anlamadığınız bölümleri Meşveret Divanı mızın ilgili bölümünden sorabilirsiniz.

Değil mi ?

Bu dünyada nice bir fahr edersin
Cihân dar-ı gam ü mihnet değil mi?

Niceler tâc ü taht ü mülkü koyup
Giderler son demi hasret değil mi?

Götür başına aklın eyle insaf
Sana benlik büyük külfet değil mi?

Tükenmekte ömür mihnet tükenmez
Safanın ahiri kasvet değil mi?

Karâr-gâh sanma âlem bir güzer-gâh
Yerin çün kabr-i pür-zulmet değil mi?

Koma dünyayı kalbe ver suâli
Nedâmet çekilir elbet değil mi?

Geri kalma süvâr-ı esb-i aşk ol
Merâmın menzil-i cennet değil mi?

Bilip derdine dermân derd-i aşkı
Feragât cümleden hikmet değil mi?

Yakın ol Hakk’a dûr ol halkdan kim
Sana bir nâzır ol hazret değil mi?

Siyeh rûyunla yalvar Âdile gel
Ubûdiyyet yolu devlet değil mi?
Adile Sultan

Gazel anlamak ve yorumlamak istiyorsanız Meşveret Divanımıza müracaat edebilirsiniz.

Efendimsin cihanda…

Efendimsin cihanda i’tibârım varsa sendendir
Miyân-ı âşıkanda iştihârım varsa sendendir

Benim feyz-i hayâtım hâsılı rûh-i revânımsın
Eğer sermâye-i ömrümde kârım varsa sendendir

Felekten zerre mikdar olmadım devrinde rencîde
Ger ey mihr-i münevver âh ü zârım varsa sendendir

Senin pervâne-i hicrânımın sen şem’-i vuslatsın
Beher şeb hâhiş-i bûs ü kenârım varsa sendendir

Sanadır ilticâsı Gaalib’in yâ Hazret-i Mollaa
Başımda bir külâh-ı iftihârım varsa sendendir

Şeyh Galip

Günümüz Türkçesiyle:

1.Efendimsin, dünyada itibarım varsa sendendir; âşıklar arasında ünüm varsa sendedir.

2.Benim hayatımın mutluluğusun, kısacası, ruhumun ruhusun; eğer ömrümün sermayesinde kârım varsa sendendir.

3.Feleğin devrinde ondan zerre kadar incinmedim ; ey parlak güneş(yani: güneş yüzlü güzel)! eğer âh edip inliyorsam sendendir.

4.Sen kavuşma mumusun, ben senin ayrılığının pervanesiyim:her gece öpme ve kucaklama istediğim varsa sendendir.

5.Ey “Hazret-i Molla” (Mevlânâ)! Galib (sana) sığınmıştır; başımda övündüğüm bir külâh varsa sendedir.

Çıkmazın Güzelliği

Sorun: Şiirin, -üstelik insanın kendi şiirinin- çıkmazda olduğunun bilincine varmaktır. Bu çıkmazın bilincine varmak biraz da çözmek demektir onu.

Şiirimiz, (-) dolayısıyle edebiyatımız, çünkü ülkemizde edebiyatın, hattâ bazı ölçülerde toplumun birçok sorunları açık kapalı, şiirde tartışılır, şiirde çözülür yahut çözülmez veya bu sorunlardan şiirde vazgeçilir. Belki de sağlam düşünce zeminleri kurulmamış bütün ülkelerde böyledir bu. (-) gerçekten bir çıkmazdadır. Nasıl ki Nâzım sonrasında da, Orhan Veli sonrasında da çıkmazda idi. Çünkü şiirin çıkmazı, yukarda değindiğimiz sebepten insanın çıkmazına, toplumun çıkmazına sıkı sıkıya bağlıydı ülkemizde. (Belki de bir bakıma şiirin görevi hep çıkmazda olmaktır. Rahat işleyen şiir kuşku vermelidir. Belki yaşanandan geride kalmıştır onun için. Divan şiiri hiç çıkmaza düşmedi. Hiç değilse Tanzimata kadar düşmedi. Çıkmaza giren insan’la birlikte sarsıldı ve eskidi. Hece geride kalmayı kabullenerek başladı, onun için çıkmazda değildi. Sık sık dalgalanan, dalgalanmaları büyük bir toplumda, toplumu, yaşanandan değil, bir çeşit vocabulaire’den kovalıyordu, sunulmuşu sözcüklerden izliyordu. Buna boyun eğmişti). Şiir çıkmazda. Şimdiye değin, ne romanın, ne tiyatronun, ne sinemanın izleyemediği, anlayamadığı bir çıkmazda. Belki yalnız öykü’nün farkına vardığı bir çıkmaz.

Bu çıkmazın en önemli sebeplerinden biri, şiirin kendi sebep ve sonuçlan (denebilirse bir çeşit otofaji) ise, öbür nedenleri arasında, toplumsal koşulların, toplumsal dayanakların değişmesi, yani insanın, insanın alıp verdiklerinin, insan ilişkilerinin değişmesi ise, önemli bir başkası da: geri, sorumsuz, bilinçsiz, gelişen insanın, dolayısıyle, şiirin imkânlarına dar gelen, anakronik bir ortamın ve buna bağlı bir şiir ortamının türemesidir. (Bu ortamın bahse değmeyecek kadar önemsiz, etkisiz, olduğunu söyleyecekler çıkabilir. Önceleri biz de böyle düşünüyorduk. Ama şiir kendi başına yaşıyan, soyut bir yaratık değil. Geldiği sebepler, seslendiği, seslenmek zorunda olduğu yerler var. Ülkemizde daha bir süre, sözü edilmeye değmeyen şeyleri yılmadan ortaya koymak, tartışmak zorundayız. Herkes, savaşmaya zorunlu olduğu şeylerin budalaca çetinliğini bilmek, hesaba katmak zorundadır?

Her beğeninin bir ortamı, her şiirin türünün bir alıcısı vardır. Yapılmakta olanı kimsenin küçümsemeye hakkı yoktur. Ama budalaca aşk şiirlerinin, budalaca biçim denemelerinin birdenbire yarattığı ortama ses çıkarmamaya, görmezden gelmeye pek katlanamıyor insan.

Şiir çıkmazdadır. Bütün şiir yazanlara, edebiyat yazanlara hatırlatmak gerekir: Şiir çıkmazdadır. Çünkü insan çıkmazdadır, sorunlar çıkmazdadır. Toplum değişiyor, insan değişiyor, insanın yeri değişiyor, insanın ilişkileri ve sorunları değişiyor. Ülkemizde en azından birtakım kavramlarla yeni yeni karşılaşıyoruz. Şiirin en azından artık bir avunma, oyalanma değil, bir saptama, belki bir önerme olduğu anlaşılıyor.

İnsan, dolayısıyla şiir değişiyor. Bu değişme ancak değişmenin ve değişenin, eskimenin ve eskiyenin farkına varmakla izlenebilir. Bilgi şartı yanında bunları ayırt etmenin asgari baz’ı sağlam bir duyarlıktır. Yüzyılımızın bütün gereçleri de bunu sağlamaya elverişli üstelik. 1930’un eksik idealizm’i, 1940 realizm’i ve 1950’nin hastalıklı romantizm’i ile bugünün insanını betimlemek mümkün değil.

Evet şiir çıkmazda. Çünkü insan çıkmazda. Ama bütün sorun bu çıkmazın bilincine varmakta. Şiirin çıkmazda olmadığını düşünenlerden yana değiliz. Çünkü bu çıkmaz; bilince, bilgiye uygunluğa, çağdaş şiire ve insana yeni bir imkândır.

Turgut Uyar

(Dönem, Kasım 1963)

Bir Genç Kızdan Gelen Mektup.. A. KOÇER

Tarih: 23 Ekim 208 Perşembe
________________________________________
“ Çok değerli Cemil Ağabey!
Son zamanlarda gençlik üzerine kaliteli çalışmalar yapıyorsunuz. Ben de bir genç olarak yarama parmak bastığınız için bu yazıyı yazmak ihtiyacı duydum.

Ben erkeklerle hiçbir zaman muhatap olmadım. Lisede hocalarımla bile konuşurken başımı öne eğer, edep ve saygıyla onlarla konuşurdum. Hayatımda erkek olarak sadece babam ve ağabeyim vardı. Üniversiteye eldiğimde dindar, müsbet ve İslâmî bir bölümde okuyan bir beyle tanıştım. Ciddi olarak görüşüyorduk. Bu görüşmeler sırasında ben, kendi hayamla oturmaya, kalkmaya ve konuşmaya dikkat ederdim. Bildiğim dinî ve imanî hakikatları açıklamaya çalışırdım.

Sonuçta muhatabım, sadece iman hakikatlarından haberdardı, ama içli dışlı değildi. Evliliğimizi, ileride nasıl bir hayat kuracağımızı, dünya ve ahiret saadetini, kısacası her şeyi meşru daire içinde konuşmuştuk. Bu görüşmeler sıklaşınca işin içine ister istemez nefis ve şeytan karışmıştı. Ben ise ona, bazı tutum ve davranışlarının yanlış olduğunu, yapmaması gerektiğini, meşru olmayan lezzetlerin haram olduğunu, branşı gereği bunları asıl kendisinin anlatması gerektiğini ifade etmeye çalıştımsa da, nafile… Sonunda bir nefis taşıdığım için ben de bu havaya kapılmıştım. İş ciddiye dönüşünce ailesinden sorun çıktı. Böylece bütün söylemler suya düştü. Yaptığım hatalar, günahlar, haram lezzetler bana kaldı.

Olayın üzerinden uzun bir zaman geçmesine rağmen ben sürekli vicdan azabı duyuyorum, her zaman, her namazda tevbe ediyorum. Ağlamadığım gün ve gece yoktur. Ben kendimi affedemediğim halde Rabbim beni nasıl affedecek, onu düşünüyorum; düşündükçe kahroluyorum. Üzüldüğüm şey, dinî ve imanî hakikatlardan haberdar olan birisi olmama rağmen nasıl oluyor da, bu tür şeyleri yapmışım? Benim gibi olan yüzlerce kız var. Size anlatamayacağım hüzün ve pişmanlıklar içerisindeyim. Bunu Cenab-ı Haktan başka kimse bilemez herhalde.

Benim suçum, ciddi olarak evliliği düşünmemdi. Benim suçum dindar, dinî hakikatlardan haberdar bir insana güvenmekti. Suçum, Doğu kökenli olup, ailesinin beni kabul etmemesiydi. Suçum, dünya ve ahiret saadetini sağlamayı düşünmem, lüks ve şatafatlı bir hayatı istemememdi. Suç üstüne suç sayabilirsiniz…

Bu olaydan sonra dindar bile olsa erkeklerden nefret etmeye başladım. İçimde onlara karşı kin ve düşmanlık vardı. Evliliğe kapalı kalmıştım.

Ben artık şefkat tokatlarını yemiştim, aklım başıma gelmişti. Bu mektubu gençlere örnek olsun diye yazıyorum. Hiç kimse, Benim konuştuğum, görüştüğüm kişi temizdir, dürüsttür, dindardır, güvenilirdir, muhafazakârdır deyip, kendini kaptırmasın. Çünkü olaylar başka mecralara kayıyor. İnsan geçmişine dönüp baktığında ahlar, hüzünler, senelerce unutulmayacak izler, gözyaşları ve günahların kara lekesi belleğinde kalacaktır.
Bu musibet bana ne kadar aciz, zayıf ve çaresiz olduğumu, dünyanın gayri meşru lezzetlerinin bir yedirip bin tokat vurdurduğunu, bir an bile nefis ve şeytanla baş başa kalmanın ne büyük yaralar açtığını öğretti. Belâ ve musibetlere karşı sürekli istiğfar etmek gerektiğini, tevbe kapısının açık olduğunu, her şeyde bir hayır ve hikmet bulunduğunu, esma-i hüsnadan birinin de Tevvab olduğunu, hata işleyip nefis muhasebesi yapmakla Hz Yunus’un (A.S.), sabrederek Hz. Eyyub’un (A.S.) meyvelerine ulaştığımı gösterdi.

Bunları hiç kimseye anlatmış değilim. Siz gençlik sorunlarıyla ilgilendiğiniz için, gençlerin ibret alması niyetiyle yazıyorum. “

Yazarın Cevabı :

Evet, acı bir tecrübe yaşamış bir kardeşimizin bu içler acısı feryadına, umarım genç kardeşlerimiz kulak verir.
Bu mektup gösteriyor ki, kız erkek arkadaşlığında, tarafları mutsuz edecek sayısız sorun ve tuzak var. Meşru ölçülerin dışına taşıldığında telâfisi zor, belki imkânsız kayıplar söz konusu olabiliyor.
Okuyucum, Bu görüşmeler sıklaşınca işin içine ister istemez nefis ve şeytan karışmıştı. Ben ise ona, bazı tutum ve davranışlarının haram olduğunu ifade etmeye çalıştımsa da, nafile… Sonunda bir nefis taşıdığım için ben de bu havaya kapılmıştım diyor mektubunda. Acaba bugüne değin, İki namahrem baş başa kaldıklarında üçüncüleri şeytandır hadisini duymamış mıydı? Peygamberimizin (A.S.M.) bu uyarısı, insanların kendi fıtratlarını iyi tanımalarıyla yakından ilgili. İnsan bu şekilde yaratılmış. Onun fıtratı dün nasılsa bugün de öyle ve yarın da aynı olacak.
İş ciddiye dönüşünce ailesinden sorun çıkması, neredeyse bütün erkek kız ilişkilerinde ortaya çıkan bir sorun. Gençlerin kendi kendilerine gelin güvey olmaları, olumlu bir sonuç doğurmuyor. İlişkilerin duygularla değil, akılla yönlendirilmesi, hikmet ve muhakemenin şekillendirdiği bir stratejinin olması şart. Aşk, sadece maddeden ve duygudan ibaret görülürse, önündeki engellerle savaşmak güçleşir. Kişi sevmesini bildiği kadar, sağlıklı ve kalıcı bir mutluluğun önündeki engellerle savaşmasını ve sonuç almasını da bilmelidir.
Eğer bunlar dikkate alınmazsa, Yaptığım hatalar, günahlar, haram lezzetler bana kaldı diyen genç gibi, ah vah edilir, ama mutsuz sonuç değişmez.
Bu gencin, şu uyarısı da, pahalıya mal olan önemli bir tecrübe: Hiç kimse, Benim konuştuğum, görüştüğüm kişi temizdir, dürüsttür, dindardır, güvenilirdir, muhafazakârdır deyip, kendini kaptırmasın. Çünkü olaylar başka mecralara kayıyor.
Bir kişi temiz, dürüst ve dindar olunca, dinî emir ve yasakların muhatabı olmaktan çıkıyor mu? Hiç kimse Peygamberimiz (A.S.M.) ve ashabı kadar temiz, dürüst ve dindar olamaz. Oysa Rabbimizin cinsellik, iffet ve edeb konusundaki emir ve yasaklarının ilk muhatabı onlar değil miydi? Allah’ın Resulüne yasak olan bir davranış, kime serbest olabilir ki?
Ağır tahrik ve baskı altında bulunan gençlerin meşruiyet dışına çıkarak kendilerini tatmin etmeleri mümkün değil. Ancak evlenmeden bu ağır imtihanı göğüsleyebilmeleri de zor.
Tabiî evlilik gibi önemli bir sünneti gerçekleştirmek istediğinizde bir dizi imtihanla karşılaşacağınızı da hesaba katacaksınız. Bu imtihanlara hazır olmak, başarıyla çıkmak için de gereken bilgi ve beceriyi edinmek şarttır.

Cemil TOKPINAR

( Alıntıdır. / Değerlendirmeyi okuyucuya bırakıyorum…)
Selam ve da ile… A. KOÇER

Gönderen İsim/Mail:


kayatasarim