Üye Ol(ücretsiz)
Ana Menü

 Ana Sayfa
okbuyuk.gif Forumlarımız
 İktibas
 Anketler
tree-T.gif Osmanlıca Sözlük
tree-L.gif Mitolojik Sözlük
tree-L.gif Etimolojik Sözlük
 Makaleler
tree-T.gif Yeni Edebiyat
tree-T.gif Eski Edebiyat
tree-T.gif Halk Bilimi
tree-T.gif Yeni Türk Dili
tree-L.gif Eski Türk Dili
tree-L.gif Çağdaş T. Lehçeleri
tree-L.gif Dil Sorunları
tree-L.gif Genel
 Diğer ( Karışık )
 Konu Anlatımları
tree-T.gif Roman İncelemeleri
 Mekteb-i Edebiyat
 Edebiyat Dersi
 Dilbilgisi Anlatımları
tree-T.gif Kitap Özetleri
 Osmanlı Türkçesi
 Destanlar
 Hayal Oyunları
 Nazar-ı Edebiyye
· Deneme Gönderin
 Bizden
 Dost Meclisimiz
 İletişim
Forum Girişi

Makaleler

Klâsik Türk Edebiyatı


 Divan Şairleri
 Mevlânânın Düşünce Hayatı
 Mevlana’da İnsan
 Mevlanâ (Felsefe, Tanrı, Güzellik ve Aşk)
 Divan Şairi Nâbî ve Popülizm Eleştirisi
 Bir Şâirin Barışa Teşekkürü
 Bir Fahriyye Şâiri Erzurumlu Nefî
 Fuzuli nin Gül Bahçesinde Bir Bahçıvan
 Göçtü Galip dede candan ya hû!
[ Devamı ]

 Divan Şiiri
 Divan Edebiyatının Muhtevası Üzerine Tartışmalar
 Türk Edebiyatında Natlar
 Şairlerimizin Dilinde Münâcât
 Fâilâtün fâilâtün fâilâtün fâilün
 Hayatın Önemli Bir Vesikası Olarak Kasîdeler
 Divan Şiirinde Ölüm Düşüncesi
 Divan Şiirinde Caize Üzerine Değerlendirmeler I
 Divan Şiirinde Caize Üzerine Değerlendirmeler II
[ Devamı ]

 Diğer
  Hallac-ı Mansur


Modern Türk Edebiyatı


 Bazı Şahsiyetler
 Yoktur Gölgesi Türkiye’de, Sezai Karakoç
 Manzum Nesir ya da Namık Kemal
 Yahya Kemal: Rindlik ve Melâmet
 Ömer Seyfettin’den “Millî Benliğe Dönüş” Çağrısı:
 Necip Fazıl, Namık Kemal hakkında ne düşünüyordu?
 Kendini Milletine Adayan Kahraman Mehmet Akif Ersoy
 Hilmi Yavuz un Poetikası
 Ahmet Hamdi Tanpınar-Bursa da Zaman
[ Devamı ]


Türk Dili


 Türkçe’nin Sorunları
 Türkçesi Varken...
 Büyük Tehlike!
 Dilimize Sahip Çıkalım!
 Türkçe, 15-12 Mağlup
 Türkçeye Nasıl Fransız Kaldık?
 Okul defterleri 'Notebook' oldu
 Türkçe’nin Felâketli Yılları
 Dil Meseleleri
[ Devamı ]

 Dilimiz/ Türkçemiz
 Türk Dili Kelimeler Harmonisi
 Türkçe’nin Önemi
 Ali Şîr Nevâî ve Türk Şiir Dili
 Türkçe’nin Rüyası
 Türkçenin Anlatım Gücü
 Tarihten Geleceğe Türk Dili
 Türk Milli Kültürünün Önemli Bir Unsuru: Türk Dili
 Türkçenin Dünü, Bugünü, Yarını


Çocuk Edebiyatı


 Edebiyatımız ve Çocuk
 Çocuk, Edebiyat ve Eğitim
 Çocuk Edebiyatının Millî Kaynakları
 Çocuk Edebiyatı Etrafında
 Bizde Bir Çocuk Edebiyatı Var mı?
 Çocuk ve Gençlik Yazınının Neresindeyiz?
 Çocuk Edebiyatının Tarihçesi
 Okul Öncesi Dönem Çocuk Edebiyatının Genel Hedefleri


Tarih


 Osmanlı Tarihi
 Ufukların Sultanı: Fâtih
 Bana tarihini anlat sana kim oluduğunu söyleyim.
 Fâtih, Bugün Yaşasaydı!
 Sultan İkinci Abdülhamid’in Enver Paşa’ya Öğütleri
 Osmanlı’yı Anlamak Kolay Değil!
 Osmanlı’da Aile Huzurunun Kaynağı/iyilik ve insaniyet
 Osmanlı’da Kalite Anlayışı
 Osmanlı’da Kanun Şuuru ve Adâlet
[ Devamı ]


Kategori Dışı


 Serbest Konular
 Kıssa-i Cânân
 Susuzluğa Veda
 Korku Edebiyatı Üzerine
 Gönül Ayinesi
 Ansızın Gelir Veda
 Önce Edebi Yazmalı Kalem
 Edebiyat ve Ahlâk
 Sevgiye dair
[ Devamı ]

 Şiire Dair
 Cumhuriyet Dönemi Türk Şiirinde İslam İmajı
 Çağdaş Şiirimiz ve Gelenek
 Asaf Halet Çelebi
 Şiir Eleştirisi Üzerine




Tüm Makaleler
Divanda arama yapın
Aktif Ziyaretçiler
Şu an sitede 3 ziyaretçi bulunuyor.
:::Edebiyat Türkiye::: Roman, Meşveret Divanı(Forum), Deneme, Makale, Köşe Yazıları, Roman Özetleri, Türkoloji, Edebiyat: Makaleler

[ Çalışılan Makaleler | Top 10 | Makaleler ]

 Açıklama
Mevlanâ (Felsefe, Tanrı, Güzellik ve Aşk)
814 okuma | Yorum Ekle | Bu makale için henüz bir yorum yok.

Mevlânâ -Felsefe, Tanrı, Güzellik ve Aşk-
Mevlana ve Felsefe

Mevlana, Arap, Fars(Attar ve Tebrizli Şems) ve Türk kültüründen(Orta Asya Türk topluluklarının
Gök-Tanrı inancı) etkilenmiştir(Ablay,1988:147). Ayrıca onda eski Yunan idealist felsefesinin(Platon ve
Plotinus) tesirlerini görmek mümkündür. Bununla birlikte Mevlana, genel olarak felsefe konusunda
olumsuz düşüncelere sahiptir. Onun felsefe ile ilgili bir şiiri şöyledir(Sayılı: 1970:1):

Küçük felsefeci kör olacak
Işık ondan uzakta kalacak
Felsefeci de dinin çiçeği açmayacak
Çünkü Sen onu onda dikmeyeceksin.

Ayrıca Mevlana Mesnevisi(VI:1370)’nde, felsefe ile ilgili şunları söylemiştir: “Cennettekilerin
çoğu saf kişilerdir, böylelikle felsefenin şerrinden kurtulurlar.

Görüldüğü gibi Mevlana, felsefeyi kötü ve zararlı bir uğraş alanı olarak görmekte, felsefecileri
küçümsemekte ve onların cennete giremeyeceklerine inanmaktadır. Bu düşünceler bize Alman filozofu
Karl Jaspers(1970:31)’in, “Felsefeyi reddeden farkında olmadan felsefe yapıyor, demektir” sözlerini
hatırlatmaktadır. Mevlana, felsefeyi zararlı sayıp küçümserken bile, ortaya attığı bu düşüncelerle yine
de felsefe yapmıştır, denilebilir.

Mevlana ölmeden önce hastalandı ve hasta yatağında arkadaşlarına şöyle vasiyet etti: “Ben
size gizli ve açık olarak Tanrı’dan korkmayı, az yemeyi, az uyumayı, az söylemeyi ve daima şehvetten
kaçınmayı, halkın eziyetine ve cefasına dayanmayı, avam ve sefihlerle düşüp kalkmaktan uzak
bulunmayı, kerim olan salih kimselerle beraber olmayı vasiyet ederim. Çünkü insanların hayırlısı,
insanlara faydası dokunandır. Sözün hayırlısı az ve öz olanıdır.”(Eflaki II:165). Bu sözler, Mevlana’nın
bütün düşüncelerini özetlemektedir.

Mevlana, tasavvuf felsefesinin etkisiyle esas olarak insan üzerinde durmuştur. İnsanın Tanrı ile
ve diğer insanlarla olan ilişkilerini incelemiştir.

Mevlana’da Tanrı, Güzellik ve Aşk

Mevlana’nın üzerinde durduğu en temel varlık Tanrı’dır. Bu, onun düşüncesinin merkezini
oluşturur. Tasavvuf felsefesinde evrende olan bütün şeyler Tanrı’nın yansımasıdır. Mevlana bir gün
sema halinde iken büyük bir vecde kapılıp: “Hiçbir şey görmedim ki, Tanrı’yı onda görmemiş
olayım(Eflaki I:283)”, diyerek bu görüşü dile getirmiştir. Onun bu konudaki diğer düşünceleri şöyledir:

...Dünya, insan, yerde ve gökteki herşey, kendi mahsulü olan bir ressamın eseridir(Eflaki II:125).
Mevlana’nın bu düşüncesi, maddeyi idelere göre şekillendiren Platon’un Demiorgus’
(Birand,1987:57)’unu andırmaktadır. Platon’un Tanrısı tıpkı bir ressam gibi dünyadaki cisimleri onların
idelerine bakarak çizip şekillendirmektedir.

Yedi deniz de ondan bir katredir. Bütün varlık, onun dalgasından bir damla(Mesnevi V:1880).
Tasavvuf inancına göre Tanrı hem zahirdir, hem batındır. Yani hem açıktır, hem gizlidir. Açıklığı
içinde gizli, gizliliği içinde açıktır. O baştaki gözle görülmez fakat basiret gözü ile görülebilir.
Mutasavvuflar onu kalp gözü ile görürler. Mevlana bunu şöyle anlatır: Tanrı güneşten daha çok
görünendir. Kim gördükten sonra anlatılmayı ararsa o kayıptadır(Eflaki I:479).

Tasavvufta Tanrı ezeli ve ebedidir, O’nun dışındaki varlıklar zamanla yok olacaklardır. Mevlana
birgün “Onun zatından başka herşey helak olacaktır(Kasas:88) ayetine şu manayı verdi: “Damlanın
renizde kaybolması gibi siz de yok olmaktan müstesna olan Zatımda tamamen yok olun”,
buyuruyor(Eflaki II:66).

Mevlana’ya göre insan her gece uykuda Tanrısal aleme gider ve uyandığında bu dünyaya
yeniden doğar. O bu düşünceyi şöyle ifade etmiştir: “Hele her gece, bütün ruhlar, bütün akıllar o
uçsuz-bucaksız derin denize batar, yok olurlar”(Mesnevi I:1890). Demek ki, kulun Tanrı’da yok olması
insan yaşadıkça her gün meydana gelmektedir. Kısacası insan her gün ölüp yeniden dirilmektedir.
Der ki: Aklın ve akıllının da aslının aslı benim, sarhoşun da. Suretlerdeki güzellik, bizim
aksimizdir(Mesnevi V:3278).

Tasavvufta en güzel varlık Tanrıdır ve ondan daha güzel bir varlık yoktur. Mevlana bununla ilgili
şunları söyler: Bir defa Tanrı’nın güzelliğini görürsen, bir daha başkasının yüzüne bakmazsın. Bunun
gibi bütün yaratıklar arasında Yusuf peygamber en meşhuru sayılır. Fakat Hz. Muhammed’in bir
yanağı vardır ki, O Yusuf’un güzelliğini dehşet içinde bırakır(Eflaki II: 107, 191).

Demek ki Mevlana’ya göre en güzel varlık Tanrı’dır. O, mutlak güzeldir, güzeller güzelidir, Onun
güzelliği yaratıkların güzelliğine benzemez. İkinci derecede güzel olan Hz. Muhammeddir. Çünkü Tanrı
evreni Onun hatırı için yaratmıştır. Ondan sonra üçüncü derecede Yusuf Peygamberin güzelliği gelir.
Aslında Tanrı’nın eseri olmasından dolayı bütün insanlar güzeldir, güzel olan Tanrı, güzel
eserler yaratmıştır. Çünkü hiçbir insan diğerine tam olarak benzemez, bu sebeple her insan bir başka
güzeldir.

Haşa dünyada senden güzel bir sevgili yoktur;
Yahutta yüzünü görmekten daha güç bir iş olamaz,
İki dünyada da dostum, sevgilim ancak sensin;
Nerede bir güzel varsa, o da senin ışığındır zaten(Rubailer,37).
Mevlana bu dörtlüğünde dünyadaki bir güzeli, Tanrı’nın bir ışığı olarak kabul eder. Çünkü güneş
ışığı dünyayı aydınlatır, karanlığın korkunçluğu yanında aydınlık çok güzeldir.

Tanrı, tamamen zevktir ve her kim tatmazsa anlamaz. Ben o zevkim ve o zevke tamamen
gömülmüşüm. Halkın zevki bu zevkin aksidir. Çünkü iman tamamen zevk ve şevktir(Eflaki I:366).
Mevlana esas olarak sevgi ve aşk üzerinde durur ona göre aşk bir bilgi edinme yöntemidir.
İnsan ancak Tanrı’ya aşkla ulaşabilir. Şimdi onun bu konudaki düşüncelerini görelim:

“Dünyada aşk gibi bir üstad, bir mürşit ve insanı doğru yola ulaştıran bir kimse yoktur(Eflaki I,
408).

En güzel olan Tanrı’nın aşkından başka ne varsa; can çekişmededir, hatta şeker yemek bile
olsa(Mesnevi I:3686). Demek ki, dünyadaki bütün aşklar gelip geçicidir, ancak Tanrı aşkı kalıcıdır.
Allah sevgisi ilimle elde edilir. İlimden nasibi olmayanlar ve akılsızlar bu sevgiden
uzaktır(mesnevi: II/1545,49). Ona göre gerçek sevginin bilim ve akılla ilişkisi vardır. Bunlar yoksa sevgi
de yoktur. Gerçekten de akıl hastaları için akıl da sevgi de yoktur.

Cömert Tanrı, halkın bahtsızlığını görüp, iki yüz tane sevgi çeşmesi akıtmıştır(Mesnevi VI:2282).
Nerede olursan ol, ne halde bulunursan bulun; sevmeye, aşık olmaya çalış. Sevgi mülkün, ülken
oldu mu, boyuna aşık olursun; mezarda da, mahşerde de, cennette de aşık olursun; sonu gelmez ya;
boyuna aşık olursun(Fihi Mafih:146).
Ebubekir’in diğer insanlara üstünlüğü çok ibadet etmesinden değil, Tanrının lütfettiği sevgi
yüzündendir(Fihi Mafih:186).

İnsanlar, kuşkular, işkiller içindedir. Ondan kuşkuyu işkili gidermeye imkan yoktur; meğer ki aşık
olsun. Aşık oldu mu, onda ne kuşku kalır, ne işkil. Bir şeyi sevdin mi ona karşı kör eder, sağır eder o
sevgi seni(Fihi Mafih:86).

Yüce Allah’a en sevgili olan şey, Yüce Allah için birisini sevmektir(Mektuplar:25). Mevlana’ya
göre çıkarı dayalı bir sevginin değeri yoktur, onun için insan, birisini çıkar beklemeden sevmelidir.
Alemin yaratılışından maksat da, dostlarla buluşmaktır; Allah için ve Allah uğruna dost
olanlardan(Mektuplar:93).

Sevgi bir ilişkiden doğar. Bir kimse annesini ekmek ve helva verdiği için sevmez, belki
aralarındaki ilişkiden dolayı sever. Menfaat üzerine kurulan sevgi perişanlık ve pişmanlık doğurabilir.
Oysa gerçek ilişkiden doğan sevgide ne dünyada ne de ahırette pişmanlık yoktur(Eflaki II: 296).
Mevlana’ya göre eğer birisini seviyorsak bunu mutlaka kendisine söylemeliyiz. Bunu şöyle dile
getirir: “Hz. Muhammed mescitte oturuyordu. Birisi mescidin kapısının önünden geçti. Dostlardan birisi
Ey Allah’ın elçisi, şu geçen kişiyi seviyorum ben. Hz. Muhammed kalk ve bu sevgiyi ona bildir,
buyurdu(Mektuplar:55).

Sultan Veled dedi ki: Bir gün babam bana: “Bahattin, düşmanının seni sevmesini istersen, 40
gün onun iyiliğini söyle. O senin dostun olur: çünkü gönülden dile yol olduğu gibi, dilden de gönüle yol
vardır(Eflaki: I:497). Hint felsefesine göre de, insan eğer bir şeyi kuvvetle düşünür ve üzerinde
yoğunlaşırsa, o şey mutlaka olur.

Eğer dostlarınızın kötülüklerini size naklederlerse, sizin onu 70 kere hayırla ve iyi niyetle
yorumlaman gerekir. Onu yazmak ve açıklamaktan aciz kaldığınız vakit, “bunun sırrını o bilir” diye
yorumlayın ve meseleyi kapatınız ki, dünyada dostsuz kalmayasınız. Çünkü ayıpsız dost arayan
dostsuz kalır(Eflaki I:527).

Mevlanaya göre sevgi ve aşk insanlık vasıflarındandır. Hayvanın bu kavramlardan haberi
olmadığı gibi, bu duyguları yaşaması imkansızdır. O bu konudaki düşüncelerinin şöyle ifade etmiştir:
Sen aşık olmadıysan, sevgi nedir, bilmiyorsan;
Yürü git, ot otla; eşeksin sen(Mektuplar:95).
Aşksız yaşama ki, ölü olmayasın;
Aşkla öl ki diri olasın(Mektuplar:36).
Peygamberimizin yolu aşktır;
Aşk oğullarıyız biz, anamız aşktır.
A anamız, a beden elbisemizde gizlenen anamız,
A bizim kafir tabiatımız yüzünden gizlenmiş anamız(Rubailer: 18).

Kime aşk sırlarını öğrettilerse,
Ağzını diktiler, söz söyletmediler(Mektuplar:136).
Sen şehvetine aşk adını takmışsın,
Fakat şehvetten aşka dek uzun bir yol var...(Rubailer:29).
Aşk, büyükler için bal, çocuklar için süttür.
Aşk her gemiyi batıran istiap fazlası son yüktür(Mesnevi VI: 4032).

Aşk olmasaydı, varlık neden olurdu, ekmek nasıl olur da gelir, senin vücuduna
katılırdı?(Mesnevi V:2012).
Zahitlik nedir? Kötü söylemeyi bırakmak.
Aşıklık nedir? kendi varlığından, benliğinden söz etmemektir.(Mecalis-i Seba:60).

Aşk, kimseye niyazı ve ihtiyacı olmayan Hakk’ın vasıflarındandır. Ondan başkasına aşık olmak,
geçici bir hevestir(Mesnevi VI:971).
Nur ve kemal, helal lokmadan doğar.
İlim ve hikmet, aşk ve merhamet helal lokma ile olur(Mesnevi I:1707).

Sonuç olarak Mevlana’ya göre aşk, dünyanın yaratılış sebebidir. Tanrı evreni sevgi yüzünden
yaratmıştır. Nasıl ki, çocuğun bedeni sütsüz yaşayıp gelişemezse, ruhu da sevgisiz var olamaz.
Yetişkinler içinse sevgi, bal gibi çok tatlı bir şeydir. Aşk Tanrı’nın vasıflarındandır. Ondan başkasına
aşık olmak geçici bir hevestir. Tanrı aşkı ise ebedi olarak devam eder.

Gerçek din sevgidir. Anamız babamız birbirine aşık oldu ki biz dünyaya geldik. Oysa gerçek
anamız Tanrı aşkıdır. Çünkü Tanrı peygambere olana sevgisi yüzünden evreni ve insanları
yaratmıştır.

Mevlana’ya göre, gerçek aşk karşılıksız sevgidir, sevdiğin kişinin seni sevip sevmemesi önemli
değildir. Ayrıca Mevlana’ya göre şehvet aşk değildir. Şehvetle aşka ulaşılmak istenirse çok uzun
mesafelerin katedilmesi gerekir.


Doç. Dr. İbrahim Arslanoğlu
G.Ü. Gazi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi



Sizinlink - Site Ekle, Link Ekle, Toplist, Url Ekle

 

Türk Dili ve Edebiyatı Sitesi ve Meşveret Divânı {forum}

edebiyat, divan şiiri dersleri,metin şerhi,makaleler,roman özetleri,yeni edebiyata dair,meşveret bölümleri,deneme ...