Edebiyat Türkiye

Sitemize içerik göndermek için lütfen Tıklayınız.

TÜRK DİLİNİN GÜCÜ-2

“Ey, Arap, Acem ve Türk milletlerine feyiz veren Tanrım! Sen, Arap kavmini dünyanın en fasih konuşan milleti yaptın! Acem fasihlerinin ise sözlerini, İsa nefesi gibi, cana can katan bir güzelliğe ulaştırdın! Ben Türk’üm ve Türkçe söylemek istiyorum! Tanrım, benden iltifatını esirgeme!” diye sesleniyor duasında Fuzuli.

Nihat Sami Banarlı, “Türkçenin Sırları” adlı kitabında Fuzuli’nin bu duasına yer verir ve Fuzuli’nin bu dua ile Türkçeyi Arap ve Farslardan daha güzel ve üstün kullanmak istediğini vurgular. Bu dua üzerinde durmamın en önemli sebebi, Nihat Sami Banarlı’nın bu noktadaki müthiş dikkati ve ardından söylediği harikulade mısralardır. Türk Dilinin en önemli savunucularından biri olan Banarlı kitabında bu duayı verir ve ardından şu açıklamayı yapar : “Esasen, büyük Türk şairlerini Türk çocuklarına tanıtmamız daha Tanzimat döneminden beri yanlış bir tutum içindedir. Güya Avrupai edebiyatı tutundurmak için, eski Türk edebiyatını lekelemek hatası Tanzimat devrinde başlamıştır. Her türlü ciddi bilgi ve tetkik değerlerinden mahrum bu Tanzimat yıkıcılığı, bugün daha başka maksatlarla devam edip gitmektedir. İçinde bulunduğumuz, derin ve milli kültür buhranının kökü, bu eski hatalardadır.”

Görüldüğü gibi Banarlı, günümüz Türkçesinin içine düşmüş olduğu durumu, kitabı yazmış olduğu daha o yıllardan işaret etmektedir. Bu ileri görüşlü bakış açısı, nitekim günümüzde aynı şekilde karşımıza çıkmaktadır. Türk dilinin içine düştüğü durumu, işte bu bakış açısıyla ele aldığımızda aslında günümüzdeki birçok yanlışın temelinin tarihimizde nasıl yer almakta olduğunu görmemiz mümkündür.

Tarihimize dönüp şöyle bir baktığımızda, elbette ki dilimiz adına oldukça güzel gelişmelerin yer aldığını görmek de kaçınılmazdır. Bir, Anadolu Beylikler Dönemini ele aldığımızda, bu dönemle birlikte bir “Türkçeye Dönüş” hareketinin başladığını söylememiz mümkündür. Nitekim böyle de olmuştur. O dönemle birlikte Türkçe eserlerin artış göstermesi ise bu durumun açık bir kanıtıdır. Zaten Osmanlı dönemine de şöyle bir göz attığımızda Türkçenin önce tekkelerde sonra saraylarda bir edebiyat dili olma yolunda hızla ilerlemesi de şüphesiz tarihi devir içerisinde Türkçenin nasıl bir gelişme gösterdiğini görmemiz bakımından dikkat çekici bir durumdur.

Bakın size çok önemli bir noktayı belirtmek istiyorum ki Sultan Abdülaziz, 1894 yılında halk dilinde yaşayan kelimelerin toplatılması emrini vermiştir. Evet, bu tarihi bir gerçekliktir. Nitekim bu tarz faaliyetlerin örneklerini yine aynı dönemlerde görmek mümkündür. İşte bu tarz çalışmalarla yavaş yavaş hız kazanan derleme çalışmaları da büyük bir öneme sahiptir.

1894’ten şöyle 1900’lü yıllara uzandığımızda, Türkçe adına yoğun çalışmaların devam ettiğini görmekteyiz. Banarlı’nın yine adı geçen kitabında, öyle ilginç bir diyaloğa rastladım ki bu diyalog o dönemin Türkçe adına yapılan çalışmalarının, gündelik hayata nasıl yansıdığının çok açık bir kanıtıdır. Yıl 1903…Abdullah Cevdet, Abdülhalim Memduh ve Yahya Kemal arasında bir mısra söyleşmesi olur. Abdullah Cevdet “İsterim ölmek derağuş eyleyüb bir makberi” der. Bu mısranın Abdülhalim Memduh daha Türkçe söylenişinin şu şekilde olacağını ifade eder :” Bir kabri derağuş ederek isterim ölmek”. Yahya Kemal dayanamaz ve “ Bir kabri ben kucaklayarak ölmek isterim” diyerek asıl doğruyu bulmuş olur. İşte bu örnekte de görüldüğü üzere dönemin Türkçe üzerine yönelişi kişiler arasındaki doğal sohbetlere bile yansımış bir durum haline gelmiştir. Aslında bir dil üzerinde yapılacak olan denemeler bu tarz bir içe sindirme durumuyla mümkün olacaktır. Aksi takdirde yüzeysel kalan denemeler boş bir uğraşıdan ibaret kalacaktır. Ziya Gökalp’in de “Türkçülüğün Esasları” adlı kitabına baktığımızda “Tasfiye”cilerin nasıl boş bir uğraşıya giriştiklerini ve başarısız bir sonuç aldıklarını görmemiz mümkündür. İşte bu durum öze sindirememe ve uygulaması mümkün olmayan çeşitli denemelerin bir sonucudur.

Türk dili üzerine tarihi sayfaları şöyle bir kurcaladığımızda birçok şey bulmamız mümkündür. Özellikle Karahanlılar dönemiyle Osmanlı dönemini harmanladığımızda Türk dili adına elle tutulur çalışmaların varlığı bilinmektedir.

Görüldüğü gibi Türk dilinin gücü dendi mi kelimeler bu gücü anlatmakta yetersiz kalmaktadır. Bu durum, ne tarihi kılı kırk yararak anlatılabilir ne de günümüzü inceleyerek. Türk dilinin gücü denince şöyle bir geçmiş gelecek birleşimi yapıp uzun uzadıya düşünmek gerekmektedir.

HAFTANIN SÖZÜ : “Türk dili, beylikten imparatorluğa uzanmış bir milletin dilidir. Bu dil üzerinde köklü değişiklikler yapmaya çalışmak, yüksek bir karakter ve seciyenin varlığını gerektirir.” (R.Bayındır)

RÜŞTÜ BAYINDIR

Diğer Yazılar

Benzer yazılar

4

Rüştü Beye çok teşekkürler dilimize duyarlı insanların varlığı beni çok mutlu etti..saygılarımla….

Önemli bir noktaya değinmiş.Gayet hoş bir yazı.başarılar…

Gayet anlamlı ve akıcı bir yazı.üslubunu çok beğendim tebrikler.

Kutluyorum oldukça güzel bir yazı olmuş.Saygı ve selamlarımla.

Yorumlar

türk porno , adana escort , adana escort bayan , porno izle , mersin escort , escort adana , adult forum , istanbul escort , hatay escort , beylikdüzü escort , bodrum escort , eskisehir escort , porno indir , escort bayan , seks hikaye ,


Hosting Sponsoru

sponsor