Edebiyat Türkiye Kültür ve Sanat Sitesi

anasayfa

Edebiyat Türkiye’ye hoşgeldiniz.Sitemiz beşinci yılına doğru emin adımlarla ilerlerken, bizler kaliteyi daha da artırmak için bu mekanın alt yapısını değiştirme ihtiyacı duyduk. İnanıyoruz ki yeni altyapımızla geçtiğimiz yıllarda yaşadığımız sorunları yeniden yaşamayacak ve buraya gün geçtikçe bir kütüphane işlevi kazandıracağız. Sitemizin bu işlevi kazanmasında elbette siz edebiyat severlerin rolü mühim olacaktır. Elinizdeki dökümanları ‘İçerik Gönder’ bölümünden bize ulaştırmanız halinde ilgili içerik sitemizde yerini alacak ve sair ziyaretçilerimiz de bundan faydalanacaktır.Ayrıca sitemize kendi şiir/denemelerinizi de yollayabilirsiniz.Şiir ve denemeleriniz ‘Erbab-ı Kalem’ bölümünden yayınlanacaktır.

Mende Mecnûn’dan füzûn…

Mende Mecnûn’dan füzûn âşıklık isti’dâdı var
Âşık-i sâdık menem Mecnûn’un ancak adı var

N’ola kan tökmekde mâhir ola çeşmüm merdümü
Nutfe-i kâbildürür gamzen kimi üstâdı var

devamını oku

Divan Şiirinde Yergi Amaçlı Söz Sanatları

Yergi, divan şiirinin üzerinde pek az durulmuş araştırma konularından biri olmasına karşın, eski şairlerimiz, şiir aracılığı ile yergiye oldukça sık başvurmuşlardır. Yergi, hasım görülen kişiye, kıskançlık beslenene, âşığın rakiplerine (ağyara), sevgiliye, ham sofuya (zahide), insanın alınyazısına ya da daha doğrusu feleğe, dünya düzenine, topluma vb. yönelik olmak üzere, şaka, sitem, hafifçe dokundurma, iğneleme, alay ederek küçük düşürme, kınama, taşlama ve kaba sövgü biçimlerinde yapılmış; edebiyatta da latife, mizah, mutayebe, mülatafa, hezl, ta’riz, hecv, zemm, şetm ve kadh gibi az ya da çok yergi anlamı ifade eden kelimelerle karşılanmıştır.

devamını oku

Kısaltarak Dilini Katleden Türk İnsanı

kısaltma dediğimiz konu aslında doğru yapıldığı sürece tüm dillerde olan güzel bir kavramdır. örneğin amerika birleşik devletleri’ni abd diye kısaltmak dile rahatlık sağlar. fakat benim başlıkta da görüldüğü gibi eleştirdiğim konu özellikle son yıllarda gelişen teknoloji sayesinde iletişimin daha geniş kitlelere erişmesi sonucu günlük yaşamda sıkça kullanılan kelimelerin anlamsız bir şekilde kısaltılmasıdır. bu kısaltmalar ilk olarak cep telefonlarının yaygınlaşmasıyla birlikte uzun uzadıya mesajlaşan yurdum insanının fazla cep telefonu faturası gelmemesi veya telefon kontürlüyse kontürünün bitmemesi için kelimeler içinde geçen sesli harfleri kırpmasıyla başlamıştır. daha sonra ise bu ucube bir moda halini almış ve kısa mesajlardan tutunda msn’de, internet chat ortamında kısaca elektronik yazışmanın olduğu her alanda fazlasıyla kullanılmaya başlanmıştır.

devamını oku

Mazmun Üzerine Düşünceler

Edebiyatla hele divan edebiyatıyla ilgilenip uğraşanlar arasında mazmun adını duymamış olan var mıdır? Şüphesiz hayır. Adı çok geçen, sık kullanılan bir edebiyat terimidir mazmun…[1] Divan edebiyatını özellikle divan şiirini tanıtan birçok kaynak, onun kendine özgü bir mazmunlar dünyasının varlığından, mazmunlara dayalı soyut bir dili olduğundan, divan şairinin anlatmak istediğini mazmunlar aracılığıyla anlattığından, hatta divan edebiyatının bir mazmunlar edebiyatı olduğundan söz eder.

Osmanlıca sözlüklerde, mazmunun yanı sıra “mazmûn-ı kelâm, bikr-i mazmûn, mazmûn-ı şi’r, mezâmîn-i tâze, mazmûn-gûy, mazmûn-perdâz vb.” mazmûnla ilgili tamlamalara yer verilir. Divan edebiyatının kendi döneminde ise eski şairleri bize tanıtan şuara tezkirelerinde bu tamlamalara sıkça rastlanır. Ya divan şairinin kendisi? O da yeri geldikçe söz varlığı içerisinde mazmun kelimesine yer verir. Örneğin Fuzûlî , ünlü mektubu Şikâyetnâme ’de, kendisine bağlanan dokuz akçelik maaşın neden ödenmediğini, padişahın gönderdiği fermanın gereğinin niçin yapılmadığını Nişancı Celâlzade Mustafa Çelebi’den şöyle sorar:

devamını oku

Kibir

Gözlerimi kapatıyor ve bir an için yokluğumu düşünüyorum. Evet, biliyorum, yokluk demek bile ürkütücü ve yokluk kolay kolay tasavvur edilebilir bir şey değil ama bir an için yokluğumu düşünüyorum… hiçbir zaman vucud bulmadığımı… asla var olmadığımı. Oluyor mu ne? Evet, evet! Oluyor galiba!… Yokluk düşüncesi ile birlikte bensiz bir dünyanın var olmadığını fark ediyorum yahut dünyanın ben olmadan bir mana ifade etmediğini müşahade ediyorum. Garib hissetmeye başladım…  İnsanın “ben” dediği şey olmadan bu dünyanın bir manası yok o halde? Öyle ya benim olmadığım bir dünya olamaz ki! Ben dediğim şey nefs, ruh, şuur, irade ve sair unsurları ihtiva ediyorsa ve bu unsurlar ben olmadan olamazsa yahut ben dediğim şeyin vucudu için lazım gelen unsurlar bunlar ise ben yoksam dünya da yoktur. Başka şeylerin benim olmadığım zaman ve mekanda –ki zaman ve mekan onlara göre mevcuttur- var olmasının bu hakikati değiştirmemesi lazım değil mi? Kaldı ki yokluğu tasavvur etmek, “başka” olarak isimlendirdiğim şeyin “ben” ile irtibatını kesmek demek değil midir? Yani eğer ben yoksam zaten başkası da olamaz… Galiba doğru yoldayım.

Benim varlığım ile dünya bir mana kazanıyorsa şayet şu halde dünya ile aramda müthiş bir irtibat var! Nasıl bir irtibat acaba? Tohum ile toprak arasındaki gibi bir irtibat olabilir mi? Evet! Muhtemelen öyle bir irtibat var… ama… ama bir dakika…. Toprağın su olmaksızın tohumu çatlatmasının yolu yok. Madem öyle, benim çatlamam için yani dünyayı kurabilmem için bir şey lazım; bendeki cevheri –varsa şayet- açığa çıkartacak bir şey!… Düşün! Düşün!  Düşün!… Tabii ki!… İnanmak! Dünya ile irtibat kurabilmek için önce dünyaya inanmalıyım ve onu kendime inandırmalıyım! Benim dünyaya inanmam kolay çün ki ben biliyorum ki ben olmadan o olamaz ve ben varsam dünya diye bir şey var. Fakat bu durumda da bir mesele var…Ya benden bihaberse dünya? Ya dünya bensiz var olabileceğini düşünüyorsa?! Varlığımdan haberi bile olmayanı nasıl kendime inandırabilirim ki? Böyle bir şey mümkün mü? Hayır, olmadı! Tohum ile toprak arasındaki gibi bir irtibat değil bizimkisi… Daha farklı… Daha fazla… Evet! İrtibatın kurulabilmesi inanmakla oluyor ama tek taraflı bir inanmak bu… Sonu hiçliğe mahkum bir inanç! Tekrar yok olmak… Var olmak nedir haberdarken yok olmak! Hayır! Hayır! Kesinlikle tohum ve toprak gibi değiliz biz… İyi ama bu irtibat nasıl kurulacak? Dünyayı kendime nasıl inandırabilirim?! Düşün… Düşün… Düşün…

Ben ve dünya; dünya ve ben… Dünya ve ben; ben ve… Elbette! Tabii ya! Dünya benden farklı bir şey değil… Eğer ben varsam ve dünya benimle var oluyorsa demek ki dünya benim! Şu halde dünyayı kendime inandırmaya çalışmak boşuna bir gayret oluyor! Öyle ya dünyayı kendime inandırmaya çalışmak, kendimi inkar etmek demek. Şu halde dünya ile irtibat kuramıyor oluşum sadece kendi varlığıma inanmadığımdan. Evet! İrtibat, inanmakla mümkün ama inandığım düzgün değilse irtibat kayboluyor hatta hiç kurulamıyor! İnanmak… Var olduğuna inanmak… Dünyanın var olmadığına, benim var olduğuma inandığım kadar inanmak… Bu nasıl bir irtibat! Yıkıcı, perişan edici, bir hamlede yere serici! Hangi insan buna takat getirebilir… Bir yandan varım de, bir yandan yok… Zıtlar ne zaman bir araya geldi de ben tam arada kaldım Ya Rab?! Tabii ya! Sen! (c.c) Sen (c.c.) bana arada kalmışlığımı ve sıkıştığım yerden nasıl kurtulacağımı gösteriyorsun! Ve Elçilerin… Onlar… Arada kalmayanlar!… Hayır! Haşa! Arada kalanların en mustaribleri… Onların söyledikleri senin buyurdukların ve senin buyurdukların sadece dünyayla yani kendimle olan irtibatımın düzelmesi için! Olamaz! Nasıl daha önce düşünemedim?! Helvadan put yapmak maddeyi azizleştirmek değilmiş meğer! Bizzat kendimi azizleştirmek! Yani dünya ile irtibatın bozukluğu! Yani kendi kendimi inkar! Yani dünyanın bensiz olmayacağını bildiğimden ötürü benim Sen’siz(c.c.) olabileceğimi düşünmem!…  Bir yandan kendimi inkar edip bir yandan kendime inanmak! Hiçliğe inanmak! Aman Ya Rabbi!… Kibir!

Afv et!

Sayfa 1 25« İlkÖnceki»SonrakiSon »