Edebiyat Türkiye Kültür ve Sanat Sitesi

anasayfa

Edebiyat Türkiye’ye hoşgeldiniz.Sitemiz beşinci yılına doğru emin adımlarla ilerlerken, bizler kaliteyi daha da artırmak için bu mekanın alt yapısını değiştirme ihtiyacı duyduk. İnanıyoruz ki yeni altyapımızla geçtiğimiz yıllarda yaşadığımız sorunları yeniden yaşamayacak ve buraya gün geçtikçe bir kütüphane işlevi kazandıracağız. Sitemizin bu işlevi kazanmasında elbette siz edebiyat severlerin rolü mühim olacaktır. Elinizdeki dökümanları ‘İçerik Gönder’ bölümünden bize ulaştırmanız halinde ilgili içerik sitemizde yerini alacak ve sair ziyaretçilerimiz de bundan faydalanacaktır.Ayrıca sitemize kendi şiir/denemelerinizi de yollayabilirsiniz.Şiir ve denemeleriniz ‘Erbab-ı Kalem’ bölümünden yayınlanacaktır.

Fâriğ olmam eylesen yüz bin cefâ sevdim seni

Fâriğ olmam eylesen yüz bin cefâ sevdim seni
Böyle yazmış alnıma kilk-i kazâ sevdim seni
Ben bu sözden dönmezem devr eyledikçe nüh felek
Şâhid olsun aşkıma arz u semâ sevdim seni

devamını oku

Saçların çözsün bulutlar …

Saçların çözsün bulutlar ra’d kılsın nâleler
Kabrim üzre Haşr’e dek yansın göyünsün lâleler

Şâh-ı gül devrânıdır yelsin yöpürsün bâd-ı subh
Gonca vü servin ayağına su döksün jâleler

devamını oku

Tefekkür

Evvela kelime manasına sonra neden bu başlığı seçtiğimize ve ne demek istediğimize, neye hizmet ettiğimize değinmek suretiyle bazılarımızın bilmediği belki de ilgi alanı olmadığından ön yargı ile yaklaştığı konu başlığımızı inceleyelim.
Tefekkür’ün daha Türkçe karşılığı “düşünmek” tir. Fakat mana kapsamında tam karşılayan tanımı düşünülen “şey” in idrakına ve şuuruna varma çabasıdır. Teffekkür yani düşünmek fiili ; düşünülen şeyin idarakına hizmet etmesi gerekir, bunun dışındakiler hüsnü kuruntudan ibarettir yada “paronaya”.

Sosyoloji bilmi için paçalarımı sıvadığım anda elime tutuşturulan ve her defasında dua ve şükranlarımı sunduğum hocam vasıtası ile keşf ettiğim ve “Türk Teffekkürü Tarihi” ni sistem ve sıraya koyan düşünü tarihimize yön veren merhum Prof.Dr Hilmi Ziya Ülken (1901-1974)’in dev eseri Türk Teffekkürü Tarihi hakkında sizlerle birşeyler paylaşmak istedim. Bilindiği gibi Türk dünyası tarih sahnesinde boy gösteren imparatorlarımıza karşın Düşünce tarihimizde dünyayı her manada etkileyecek bir fikir bir düşünü örneği yoktur. Fakat bunun yanında batı felsefesinin sentezleştrilmesi yada çıkan bir fikri akımın fikrin sahibinde bile daha iyi tarifleyip açıklayabilen gelişimini sağlaya bilen isimler mevcuttur. Modern manada felsefe hatta sosyoloji dahil düşünü dünyamızın 19.yüzyıla kadar başı boştur. Bir düşüncenin ekolu bile kurulmuş sayılamaz. Bunun Emevi dininin İslam diye yutturulmasıyla alakalı olduğunun kanısındayım. Felsefeyi “şeytaniyat” olarak nitelemelerin sonucu olarak görüyorum.

Eser aslında 2 cilttir fakat sonradan ilave edilen “Türkiye’de Çağdaş Düşünce Tarihi” bu eserin üçüncüsü olarak adl edilir son cildi bir kıyas tarihidir şiddetle tavsiye ediyorum “satın alın”. İçinde özellikle edebiyatçılarımı ilgilendirecek tahlillerde mevcuttur.(Atabetül hakayık-Kutadgu bilig) Prof.Dr Hilmi Ziya Ülken hakkında felsefi terimleri es geçmeden tanıtım yazamayacağımdan onu tanımayı size birakıyorum “Tefekkürdeki” bu doruk isim ve eseri ile ilgili internetten de ulaşabileceğiniz Din sosyolojisi uzmanı Prof.Dr Ünver Günay Bey’in bahsi geçen kitabın tanıtım ve tahlilini okuyabilirsiniz(pdf formatlı).

Şimdi o eserden kolay ulaşabildiğim(kopyala yapıştır) birkaç pazajı sizlere sunmak istiyorum.

“Mekteplerimizde bir edebiyat tarihi okutulmaktadır. Fakat onunla muvazi olarak giden bir fikir hayatı bu dersin içinde yer almamıştır. Talebe efendi-ler, Bakî’yi okurken İbn Kemal’i veya Namık Kemal’i okurken İshak Hoca veya Salih Zeki’yi bilmiyorlar. Halbuki bugünkü Türk dili ve Türk hassasiyetini tanımak için onun tarihini, tekâmülünü bilmek ne kadar zaruri ise; bugünkü Türk düşünüşünü anlamak için de onun geçirdiği istihaleleri bilmek o kadar zaruridir…”

“Türk tarihinde, garp mütefekkirleriyle kıyas edilebilecek orijinal büyük bir feylesof yoktur. Binaenaleyh yalnızca felsefe veya ilim tarihi yapmak imkânsız olacaktır. Feylesof ismiyle tanınanların nihayet yüksek birer mütercim veya şarih olmalarına mukabil; felsefe haricindeki birçok bahislerde çok daha orijinal ve kıymetli fikir hareketleriyle karşılaşmaktayız. Bu nokta da, bizi sistemli tefekkür cereyanlarına bağlanmayarak -alelumum- tefekkürün tarihini vücuda getirmeye sevk etmiştir.”

Bize önce şöyle dediler “Göklerin ve yerin yaratılışında, gecenin ve gündüzün gidip gelişinde elbette aklıselim sahipleri için ibret verici deliller vardır” (Âl-i İmrân190)
“Gördükleri halde görmezler.Duydukları halde duymaz ve anlamazlar.”(incil markus 13.bölüm)

Misli var mı kaddünün …

Misli var mı kaddünün didüm didi Tûbâ meğer
Yâ yüzün mânendi dir mihr-i cihân-ârâ meğer

Ölmüş iken bir nefesden yini cân virdi bana
Kimse cân-bahş olmaya la’lün gibi Îsâ meğer

devamını oku

Diriliş Akımı mı İkinci Yeni mi?

Yakın zamana kadar Sezai Karakoç’un şiiri yaygın bir yanlışlıkla İkinci Yeni akımı içinde anılır, bu akımın mensupları sayılırken üstadın adı da ustalıkla araya harmanlanıverirdi. Böylece hem Sezai Karakoç’un şiirini kavrama yeterliliğinden mahrum oluş gizlenmiş olur, hem de İkinci Yeni’ye bir itibar kazandırma ve onaylatma oyunu el çabukluğuyla kotarılırdı.

devamını oku

Sayfa 1 25« İlkÖnceki»SonrakiSon »