Edebiyat Türkiye Kültür ve Sanat Sitesi

anasayfa

Edebiyat Türkiye’ye hoşgeldiniz.Sitemiz beşinci yılına doğru emin adımlarla ilerlerken, bizler kaliteyi daha da artırmak için bu mekanın alt yapısını değiştirme ihtiyacı duyduk. İnanıyoruz ki yeni altyapımızla geçtiğimiz yıllarda yaşadığımız sorunları yeniden yaşamayacak ve buraya gün geçtikçe bir kütüphane işlevi kazandıracağız. Sitemizin bu işlevi kazanmasında elbette siz edebiyat severlerin rolü mühim olacaktır. Elinizdeki dökümanları ‘İçerik Gönder’ bölümünden bize ulaştırmanız halinde ilgili içerik sitemizde yerini alacak ve sair ziyaretçilerimiz de bundan faydalanacaktır.Ayrıca sitemize kendi şiir/denemelerinizi de yollayabilirsiniz.Şiir ve denemeleriniz ‘Erbab-ı Kalem’ bölümünden yayınlanacaktır.

Ziya Gökalp ve Çocuk Edebiyatı (1)

Türk, ilim, fikir, edebiyat ve siyaset hayatında derin izler bırakan Ziya Gökalp, yakın tarihimizin en önemli simalarındandır. Büyük Atatürk, “Etimin ve kemiğimin babası Ali Rıza Efendi ise, fikrimin babası da Ziya Gökalp’tır.” demektedir. Sözden de anlaşılacağı üzere Gökalp, fikirleriyle Atatürk ilke ve inkılâplarına; dolayısıyla Cumhuriyet dönemine damgasını vuran insandır. Toplumsal ve ferdî pek çok konuda fikirleri ve önerileri vardır. Söz konusu fikir ve önerilerden yola çıkarak bu çalışmamızda, Gökalp’ın çocuk edebiyatı hakkındaki düşünce ve faaliyetlerine değineceğiz. Ziya Gökalp’ın düşünce sisteminin merkezini millet kavramı oluşturur. Gökalp, aileyi milletin en temel ve çekirdek yapı taşı olarak görür. Sosyolog, düşünür ve edebiyatçı kimliği ile aile kavramına çok önem veren Gökalp, bir fert ve bir baba olarak da aile ocağını fazlasıyla önemser. Malta’dan kızı Seniha’ya yazdığı bir mektupta: “insanı mesut edecek yegâne hayat, aile hayatıdır. Yeryüzünün cenneti aile ocağıdır.” (Tansel, 1989b, s.562) der. Aile ocağını böylesine önemseyen Gökalp, çocuğu ailenin süsü kabul eder. Kendi çocuklarına ve onların şahsında bütün çocuklara derin bir sevgisi vardır. Onun “İnsan ruhunun çocuklarla beraber saf bir hayat yaşamaya ihtiyacı vardır.

devamını oku

Yâ Rab ol düşman bakışlu yara n’itdüm …

Yâ Rab ol düşman bakışlu yara n’itdüm n’eyledüm
Sevdüğümden gayrı ol dil-dâra n’itdüm n’eyledüm

Ben gedâ bir kimsemin yatur itin kaldurmadum
Yar işiğinde olan ağyara n’itdüm n’eyledüm
devamını oku

Divan Şiirinde Yergi Amaçlı Söz Sanatları

Yergi, divan şiirinin üzerinde pek az durulmuş araştırma konularından biri olmasına karşın, eski şairlerimiz, şiir aracılığı ile yergiye oldukça sık başvurmuşlardır. Yergi, hasım görülen kişiye, kıskançlık beslenene, âşığın rakiplerine (ağyara), sevgiliye, ham sofuya (zahide), insanın alınyazısına ya da daha doğrusu feleğe, dünya düzenine, topluma vb. yönelik olmak üzere, şaka, sitem, hafifçe dokundurma, iğneleme, alay ederek küçük düşürme, kınama, taşlama ve kaba sövgü biçimlerinde yapılmış; edebiyatta da latife, mizah, mutayebe, mülatafa, hezl, ta’riz, hecv, zemm, şetm ve kadh gibi az ya da çok yergi anlamı ifade eden kelimelerle karşılanmıştır.

devamını oku

Divan Şairinin Dilindeki Edebiyat Terimleri

Söze bir sözlüğün ön sözünden alıntı yaparak girelim: Mustafa Nihat Özön , Edebiyat ve Tenkid Sözlüğü adlı, zamanımızdan takriben yarım yüzyıl önce yayımlanmış olan eserinin ön sözünde, edebiyat terminolojimizin tarihiyle ilgili şu bilgiye yer verir: “Edebiyat-ı Cedide Batı anlamındaki tenkid üzerinde epey çalışmıştır. Tenkid tarihi çalışanlar, üsluplar üzerine bazı önemli yazılar çevirdikleri gibi tenkid örnekleri denecek şekilde bazı çevirmeler de yaptılar. Fakat bu işin tekniğinden söz edilmiyor, terim diye bir şey düşünülmüyordu. Bu temel kurulmadıkça da tenkid denen şey, temelsiz, köksüz bir söz kalabalığı sınırını aşamıyordu.”[1] Mustafa N. Özön , bu söyledikleriyle bize öncelikle edebiyat çalışmaları açısından terimlerin önemini vurgulamaktadır. Bunun yanı sıra, terimler üzerindeki çalışmaların, edebiyat inceleme, araştırma ve eleştiri çalışmalarıyla birlikte başladığı ve terim konusundaki çalışmaların geçmişinin pek eskilere gitmediği bilgisini verir.Bugün dilimizde kullandığımız edebiyat terimleri, üç ayrı kaynaktan gelmektedir. Söz konusu terimlerin bir kısmı, ıstılahat-ı edebiyye olarak bilinen geçmişten günümüze yaşayabilmiş; -çoğu Arapça-Osmanlıca terimlerdir. Eski dilden gelme terimlerle birlikte, günümüz edebiyat terimleri arasında, Batı dillerinden dilimize geçmiş terimler vardır. Ayrıca, dilimizde çoğu Osmanlıca terimlere karşılık olarak türetilmiş Türkçe terimler bulunmaktadır. Kısacası bugün edebiyat incelemelerinde kullanılan bir hayli terim vardır. Cumhuriyet dönemi terim çalışmalarının, yukarıda değinildiği gibi, çok eskilere gitmeyen bir geçmişinin olmasına karşın, terimlerde belli bir sayısal çoğunluğa ulaşılmış olması, aslında olumlu bir gelişme olarak değerlendirilebilir. Ancak günümüzde, terimlerin kullanımındaki artışla birlikte, başka alanlarda olduğu gibi edebiyat alanında da terimlerle ilgili bazı sorunların yaşandığı görülmektedir.

devamını oku

Hz. İbrahim’in Mucizevi Hayatından Türk Şiirine Yansımalar

Gerek dinî- tasavvufî Türk halk şiirinde, gerekse divan ve modern Türk şiirinde olsun iirin mimarî, estetik ve anlam yapısını teşkil eden kelimeler hiçbir zaman gelişi güzel seçilmez e gereksiz yere kullanılmazlar. Hattâ fikir, ahenk, dil ve duyuş bakımından büyük bir sabır ve tinayla seçilip, şiire alınan bu kelimelere bazı hâllerde öyle mistik temayüller, toplumun
kollektif şuuruna yerleşmiş öyle derin anlamlar yüklenir ki, o kelimeler yüklendikleri bu azmun, mecaz ve telmih görevleriyle değil toplumların, bütün bir insanlığın kabulü yahut eddi haline gelmiş evrensel değerleri, hadiseleri, mesel, inanış ve kıssaları bize az sözle fakat on derece etkili ve sanatkârane bir söyleyişle hatırlatırlar.

Kurân’ı Kerim’de adları geçen bütün peygamberler gibi Hz. İbrahim de dinî- tasavvufî Türk şiirinin konusu olmuş, onun Kurân’da geçen, evrensel ve mucizevî hayatı, ilmî, dinî ve tasavvufî kaynaklarda olduğu gibi şiir aracılığıyla da büyük kitlelere ulaştırılmıştır.
devamını oku

Sayfa 1 25« İlkÖnceki»SonrakiSon »