Edebiyat Türkiye

Sitemize içerik göndermek için lütfen Tıklayınız.

Bereketli Topraklar Üzerinde Romanının İncelenmesi (Konu-Özet-Kişiler-Zaman-Mekan-Anlatıcı-Eser Üzerine Düşünceler)

Bereketli Topraklar Üzerinde Romanının İncelenmesi
Romanın Konusu
Bereketli Topraklar Üzerinde’de Orta Anadolu köylerinden, geçim derdi sebebiyle Çukurova tarlalarına ve fabrikalarına çalışmaya giden insanların ve onların şahsında bu iş kollarında çalışan işçi ve ırgatların öyküleri anlatılmaktadır.
Romanın Özeti
Roman, Orta Anadolu’nun seksen evlik köylerinden Ç.Köyü’nün erkeklerinin yine o yıl da çalışmak için çeşitli bölgelere dağılmalarıyla başlar. Romanın üç ana şahsiyet Köse Hasan, İflahsızın Yusuf ve Pehlivan Ali’dir. Bu üç genç çalışmak için Çukurova yolunu seçerler. Onlar orada hemşerisinin fabrikasında çalışmayı hayal ederler. Öyle ya hemşerisi kendi adamı dururken başkasını mı alacaktır? İstasyonda ve sonrasında trende tanıştıkları Veli ve Yunus ile aralarında ilgi çekici konuşmalar geçer. Veli, çok az görmüş gördüğüyle etrafına caka satmaya çalışan bir kişidir. Yine benzer noktaları olmasına rağmen Yunus’un Veli’den kalır tarafı biri dokuz diğeri üç ay olmak üzere makine eğitimi kursu almıştır. Yol boyunca anlata anlata bitiremedikleri hemşerilerinin kendilerini mektupla çalışmaya davet ettiklerini söylerler. Yavaş yavaş hareketlenir Yunus, kendine kapı açmaya çalışır henüz tanıdığı arkadaşlarının hemşerisinin fabrikasında. Aynı heyecan Veli’de de vardır. Bu üç genç safçadır ve de hiç sorgu sualsiz tamam derler. Arkadaşlarına iş fırsatı sunan bu üç genç Çukurova garına ulaştıklarında aslında bir mektup olmadığını itiraf ederler. Veli ve Yunus çok kısa sürede tanımış oldukları arkadaşlarından bir iş çıkmayacağını anlayınca oradan ayrılırlar.
Üç arkadaş fabrikanın yolunu tutarlar. Burada fabrikanın Arnavut kapıcısı –her zaman bunlar gibi iş için fabrika kapısını aşındıran kişilere aşina olduğundan- bu üç gence değil hemşerileriyle görüşmek fabrikanın kapısından bile almak istemez. Ertesi gün Yusuf ölümü göze alır ve de hemşerisinin otomobilinin önüne kendini atar. Hemşerisi olan fabrika sahibi onlara acır ve iş fırsatı sunar. Fabrikanın çırçır bölümündeki ırgatbaşı bu üç genci işe kabul eder ama bir şartla: haftalıklarından belli bir miktarın kendisine verilmesini ister. Üç genç çaresiz kabul ederler. İflahsızın Yusuf kirli koza bölümünde, Köse Hasan sulu kozada, Pehlivan Ali ise kırma makinesinin başında istihdam olunmuştu.
Üç arkadaş ahırdan bozma bir evde kalmaktadırlar. Bu evin sahibi faizci ve uyanık Köse Topal’dır. Köse Topal ayağındaki aksaklık yüzünden çalışamamaktadır ama ırgatların sırtından geçinir. Köse Topal’ın bir de Hidayet’in oğlu isimli bir hemşerisi vardır. Bu adam işsiz güçsüz –romandaki iadeye göre- parasını hayat kadınlarıyla yiyen bir kişidir. Hidayet’in oğlu faizci Köse Topal’ın paralarına göz koymuştur ve bu adamın varlığı topal’ı çok korkutur. Bir akşam paralarını sayarken Yusuf’a yakalanan Topal, o gece korkudan uyuyamaz ve Hidayet’in oğlu ile Yusuf’un bir olup paralarını ele geçireceği korkusu sarar. Bu arada sulu kozada çalışan Köse Hasan, çalışma koşullarının zorluğuna dayanamayıp sararıp solmuş ve sıtma olmuştur. Hemşerisinin fabrikasındaki ırgatbaşı Köse Hasan’ın işe iki gün gelmeyişinden sonra yerine yeni bir adam almıştır ve artık iyileşse bile işe geri alınmayacağı kesinleşmiştir. Köse Hasan ağrılar içinde kıvranırken Yusuf ile Ali için Hasan’la ilgilenmek bir zorluk olmuştu. Başta birbirlerine sahip çıkmayı bir görev olarak gören insanlar birden para kazancına adeta tapmışlar ve bu heyecan hemşeriliği unutturmuştu.
Irgatbaşı Yusuf ile Ali’nin beşer lirasına el koymuş, bu duruma katlanamayan iki arkadaş soluğu hemşerileri olan fabrika sahibine bildirmeyi göze almışlardı. Burada adamın odacısı onların, hemşerilerinin yanına gidemeyeceğini söylemiş ve bu durumu kendisinin ileteceğini belirtmişti. Fakat odacı, adamlar gider gitmez olanları unutmuştu. Daha sonra odacı ırgatbaşı Mâcir Durmuş ile görüşür. Artık bu parayı kendisiyle kırışması gerektiğini söyler. Odacı ile ırgatbaşı bu konuda anlaşmayı kafaya koymuşlardır. Yusuf ile Ali eve gittiklerinde Laz taşeronun, bir inşaat için adam aradığını öğrenirler bu adam Pehlivan Ali’nin yapılı ve güçlü kuvvetli olmasından dolayı ona dört lira teklif eder çalışması için. Ali ve Yusuf hemşerilerinin yerinde çalıştıklarını söylerler. İki arkadaş birlikte hareket edeceklerini eğer hali hazırdaki işlerini bırakacak olurlarsa yine inşaat işinde birlikte çalışacaklarını kararlaştırırlar. Bu iki arkadaş kararsızdırlar. Haklarını aramak uğruna gittikleri odacının durumu ağaya iletip iletmemelerine göre bu işe gireceklerdir. Hareketleri sonuçsuz çıkar ve onlar hemşerisinin bugüne bugün hemşerileri nasıl diye sorup aramadığını düşünürler. Bu işten sonra kendilerini oldukça değerli görürler. Bu arada arkadaşları Hasan oldukça hastadır öyle ki iyileşmek adına bir gripin ve bir bardak sıcak çay alamaz. Bu durumda devreye arkadaşları girer, Köse Topal’a arkadaşlarını iyileştirmesi için para verirler. Köse Hasan’ın iyileşeceği yoktur ve böğründeki sancı gittikçe artmaktadır. Bu arada işe gittiklerinde gammazladıkları ırgatbaşından ve ardından da odacıda dayak yiyen Yusuf ve Ali işten kovulmuşlar ardından eve gelmişlerdi. İki arkadaş odalarına geldiklerinde Köse Topal’a, Laz taşeronu –beyaz lengerliyi- nasıl bulacaklarını sorarlar. İşten kovulan bu iki arkadaş soluğu Laz taşeronun yanında alırlar ve üç liradan işe alınırlar. Burada ustabaşı kendisinin korunmasını ister. Yusuf ve Ali bunun ne anlama geldiğini çok iyi bilmektedirler. Bu iki arkadaş Köse Topal’ın evine gelirler eşyalarını toplarlar ve arkadaşları Köse Hasan’a veda ederler. Arkadaşları Köse Hasan hastalandığında Yusuf ve Ali tarafından yüz üstü bırakılmadığını onların bir ekmek derdi için çalıştıklarını düşünür. Hasan böylece arkadaşlarının vicdan azabı çekmelerini engellemek ister. Hasan’ın böyle hasta ve yalnız kaldığını gören Topal, onun aylık parayı da veremeyeceğinden emindir. Bu sırada Köse Topal’a yemek yaptıran işçilerin yemekleri başkasına sattığı Hidayet’in oğlu tarafından deşifre edilir. Bu arada en ilginç şey su dökmeye gitmek isteyen Hasan’ı Hidayet’in oğlu götürür. Hidayet’in oğlu ne zaman ihtiyacı olursa o zaman Hasan’a yardım edeceği sözünü verir.
Ali ve Yusuf artık yeni bir yerde bir yapıda çalışmaktadırlar. Ali, Ömer Zorlu isimli bir işçinin yanında çalışır. Ömer Zorlu kumarı bir saplantı haline getirmiş bir kişidir. Ömer Zorlu’nun karısı Fatma oldukça güzel, diri ve alımlıdır. Yapı alanında amele çavuşu Fatma’ya asılmaktadır. Yine aynı yerde şoförün karısı Hayriye vardır. Bu da yine inşaatta çalışanların gözünü alamadığı ama yine de Fatma’dan daha yaşlı ve onu kıskanan bir kadındır. İnşaatta hemen herkes bu iki kadınla birlikte olmak isterler. Fatma, istediği halde kocasından alamadığı parayı Laz taşerondan almaya kararlıydı bunda Hayriye de etkili oldu. Fatma’nı kocası olan Ömer Zorlu tam bir kumar hayranı olduğundan, kumar oynamak için yapamayacağı şey yoktu. Borç almıştı hatta Pehlivan Ali’den. Ali, Fatma için yapılamayacak şeyin olmadığını düşünürdü. Ali, Fatma’ya aşık olmuştu. Artık bir zaman uyku uyuyamıyordu. Bir gece şoför kulübesinden gelen ışığı takip ettiğinde şoförün karısının taşeron ile ilişkiye girdiğini görür ve durumu Yusuf’a anlatır. Yusuf bu konuda temkinlidir ve arkadaşını korumak ister. Ama artık Ali arkadaşı Yusuf’tan da kaçar olmuştur. Artık Yusuf, kendi düşen ağlamaz olarak düşünüyordu. Ali’nin abayı Fatma’ya yakmasının onu nasıl zarara uğratacağını tahmin edebiliyordu. Yusuf artık yatağını Ali’nin yanından kaldırmış Kılıç Usta’nın yanına kurmuştu. Kılıç Usta’dan istifade etmeye çalışmaktadır Yusuf. Kılıç Usta yavaş yavaş işi Yusuf’ öğretmiş ve artık onun bir usta olduğunu söylemiştir. Ali artık hem Ömer’e hem de Fatma’ya para yediriyordu. Ali, Ömer ve Fatma’nın evinde yaşamaktaydı. Fatma’ya sahi olmaya çalışıyorsa da bir türlü olamıyordu. Fatma’nın evde yalnız kaldığı bir gün Ali kadına yanaşmaya kalktı ama o sırada şoförün karısı Hayriye nişana gitmek üzere Fatma’yı çağırır. Ali bunun nişan olmadığını gayet iyi bilir ki zaten Fatma da birkaç lira para koparmak için Laz taşeronla şoför kulübesinde ilişkiye girer. Buradan evine geldiğinde artık Ali’ye engel olamaz ve ilişkiye girerler.
Taşeronla arası açılan Kılıç Usta gider ve yerine Yusuf geçer. Yusuf artık duvar ustası olmuştur. Duvar ustası olan Yusuf’un yanına Hidayet’in oğlu gelir arkadaşları Köse Hasan’ın öldüğünü ve de Köse Topal’ın boğularak öldürüldüğünü haber verir. Hidayet’in oğlu Yusuf’tan önce para vermeyince iş ister fakat ne para ne de iş verilir. Hidayet’in oğlu Topal’ı öldürmekten yargılanmış biridir. Nitekim Topal’ı paraları için öldüren Hidayet’in oğludur.
Ali, Fatma’yı alır kaçırır. Arkasına bile bakmazlar. Yeni bir iş bulurlar. Fatma burada çiftlik işlerine bakar Ali ise ırgatlık eder. Hidayet’in oğlu Bilal bu yeni yerde Ali ile Fatma’nın evli olmadığı yayar. Nitekim doğrudur. Yeni geldikleri yerde Senem Bacı ile birlikte çalışan Fatma’ya Kâtip Bilal vurgundur ve onunla birlikte olmak ister, koz olarak da işinden etmeyle tehdit eder. Fatma kendisini devamlı çiftlikte koyacağının sözünü aldığı Bilal’e kendini teslim eder. Bu arada Pehlivan Ali, aptal Kızı denilen Çingene’yle yakınlaşmaktadır. Aptal Kızını Ali’ye musallat eden bizzat Kâtip Bilal’dır. Ali, Aptal Kızının isteği doğrultusunda ilişkiye girer.
Ali’nin patozda çalışılması istenir. Ali ısrarla Fatma’yı da götürmek ister fakat herkes orada Fatma’nın yapacağı türden işlerin olmadığına inandırmaya çalışırlar, Ali bir türlü kanmaz yine de yapacak bir şeyi yoktur. Fatma’yı çiftlikte bırakıp kendi harmana çalışmaya gider Hidayet’in oğluyla.
Artık Fatmasız bambaşka bir hayat başlar. Ali’nin yeni çalışma alanındaki kişiler şöyledir: Irgatbaşı, Zeynel ve Halo Şardin… Irgatbaşı buradaki iki kişiden Zeynel ve Halo Şardin’den korkmaktadır. Çünkü eskiden Zeynel’le birlikte çalışmıştır. Zeynel’in ne kadar gözü kara biri olduğunu bilir. Pehlivan Ali ve Hidayet’in oğlu içinde hafiften korku ve çatlamış olan yeni çalışma alanları olan patoza giderler. Irgatbaşı bu yeni gelen iki yapılı genci yetiştirerek korktuğu iki kişi Zeynel ve Halo Şardin’in yerine almak istemektedir. Patoza çaışmaya gelen Ali’nin aklı fikri Fatma’sındaydı. Fatma’nın çiftlikte nasıl bir halde olacağını tahmin etse bile bir türlü inanası gelmiyordu. Öyle ya ustabaşı olsun Katip Bilal olsun Fatma’ya bacımdır demişti. İnsan bacım dediği birine neden yan gözle baksın ki. Arkadaşı Hidayet’in oğlu bu konuda Ali’nin uyanık olması gerektiğini söyler. Ali’de bir an olsun aklından çıkmadığı Fatma’sının yanına gitme merakı başlamıştır. Ali’nin çevresinde durum böyleyken Zeynel’in tarafında ise bir zamanlar arasında bir şeylerin geçtiği ustabaşının kızı Selvi’nin geneleve düştüğünü öğrenir. Zeynel onu bu bataktan kurtarmak ister. Zeynel’in işten çıkması kesinleşmiştir bir taraftan da. Her zaman ırgatların yanında olan ustabaşı Zeynel’in ırgat ortamında çok fazla aykırı hareketlerinin olduğunu ve bunun ırgatbaşının kulağına gittiğini, onu işten çıkarmak istediklerini ve bu yüzden ayağını denk almasını söyler. Zeynel, ustadan aldığı bilgilerden sonra soluğu Kemal Cesur’un yanında alır. Onu gammazlayan muhakkak Kemal Cesur’du. Zeynel kendisini gammazlayan bu adamı öldürmeye yeltenir. Zeynel Kemal Cesur’u öldürmez ama suçunu itiraf ettirir ve Kemal Cesur’u kendi safına çekerek ırgatlar arasında gerek yemek olsun, gerek çalışma saatleri olsun bu konudaki aşırılıklara karşı bilgilendirme yapmasını ister. Kemal bunu sözde kabul etse de fiili olarak yapmaz. Kemal Cesur kendini düşünüyordu işinde yaşayacağını rahatsızlık ona pahalıya mal olabilirdi. Çünkü Kemal’in bir evi barkı vardı.
Ali sürekli rüyasında Fatma’yı görür. Hafta bittiğinde herkes parasını almak için Çukurova’ya iner. Bu sefer Fatma’yı burada görmek sevdasına kapılır. Bir taraftan da Zeynel ırgatları karavanayı devirmek ile yemek problemlerin halledileceğini düşünür. Irgatları birleştirmeye çalışır. Kemal Cesur yine saf değiştirmiş bu sefer ırgatları toplamak isteyen Zeynel’e karşı o da insanlara karavanayı devirenin jandarma tarafından çok dövüldüğünü iletmeye çabalar. Zeynel daha en başında Kemal’i öldürmediğine pişman olmuştur artık. Irgatlar haftalıklarını almak umuduyla geldikleri Çukurova’da geceyi bir mezarlıkta geçirir. Burada Ali’nin iki mezar ötesindeki yerde de Fatma uyumaktadır. Fakat sıtma olan Fatma’nın farkına başka adamlar varır ve ona yardım ederler. Ardından Fatma bu tanımadığı adamlardan biriyle birlikte uzaklaşır.
Pehlivan Ali ile Hidayet’in oğlunun haftalıklarını aldıktan sonraki ilk hedefleri geneleve gitmekti. Bu arada Zeynel, Halo Şardin ve aşağı harman ırgatbaşı Cemo, Kemal Cesur tarafından büyük ve küçük ağaya şikayet edilir. Ağa işi çözdü artık Zeynel ve Halo Şardin işten çıkarılacaktı bunlara ek olarak da usta işten çıkarılmalıydı. Zeynel ve Halo Şardin yerine Ali ve Hidayet’in oğlu çalışacaklardır. Ali, Kemal Cesur ve Hidayet’in oğlu Mıstık geneleve giderler. Burada Ali ırgatbaşının geneleve düşmüş kızına aşık olmuştur. Ali artık Fatma’yı düşünmüyordu. Varsa yoksa ustabaşının kızıydı onu alıp köye götürecekti.
Bir diğer tarafta ise Yusuf iyi bir duvar ustası olmuş, taşeron ile şoför yapının çimentosunu çaldıkları için inşaat sahibi Neşet Bey tarafından kovulmuştu. Fatma’nın kocası Ömer ise şoförün karısı alıp kaçmıştı.
Ali yeni başladığı koltukçuluk işinde epey iyiydi fakat iş kazası olmuş Ali patoza ayağını kaptırmıştı. Küçük ağa arabası kirlenir korkusuyla buradan uzaklaşınca Ali kan kaybından ölür. Eş zamanlı olarak işten kovulan Zeynel ve Halo Şardin bir olup harmanı ateşe vermişlerdir.
Köye dönmek üzere olan Yusuf her şeyden habersizdi. Yana yakıla Hasan’ın ölümünü nasıl açıklayacağını düşünürken Mıstık tarafından Ali’nin de öldüğünü duyar ve ertesi gün köye gittiğinde her şeyi anlatır. Fakat ne Ali’nin anasından ne de Hasan’ın karısı ve çocuğundan en ufak bir dövünme ve ağlama sesi çıkar.

Romanın Kişileri
Yapıtlarında isçi, ırgat, kâtip, müteahhit, kabzımal, politikacı, fahişe, suçlu çocuk, mahpus, gardiyan, memur, çiftçi, gurbetçi vb. gibi kalabalık bir kişi kadrosuna yer veren Orhan Kemal, genellikle ezik, sömürülen, yoksul insanları işlemiştir. Yazar, romanlarında hem köylüleri hem de yoksul kentlileri işler.
Bu romanında da yazar toplumun hem şehirli hem de köylü insanlarına yer verir. Romanın birinci dereceden önemli kişileri İflahsızın Yusuf, Köse Hasan ve Pehlivan Ali’dir. Romanın bu başkahramanlarının özellikleri sırasıyla şöyledir:
• Bu kahramanların üçü de köylü insanıdır ve toplumun cahil/ezilen sınıfında yer alırlar.
• Her üç kahraman da ortak amaçta birleşirler: Para kazanmak.
• Kahramanların en belirgin ortak noktaları saf ve her söylenilene inanmalarıdır.
• Romanda, İflahsızın Yusuf, hırsı; Köse Hasan, dirençsizliği; Pehlivan Ali ise gücün timsalidir.
Romanın ikinci derecede önemli olan erkek şahsiyetleri Yusuf ve Ali’nin paralarını alan Irgatbaşı Yusuf, Köse Topal, odacı, Laz Taşeron, Ali’nin sevdiği Fatma’nın birlikte yaşadığı nikâhsız kocası Ömer Zorlu, Hidayet’in oğlu, inşaatın şoförü, Yusuf’a meslek öğreten Kılıç Usta, Zeynel, Halo Şardin ve son olarak da Kemal Cesur’dur. Bunlar romanın genel seyri içinde bir figüran rolü üstlenmişlerdir.
Romanın kadın şahsiyetleri Fatma ve Aptal Kızı’dır. Bunların her ikisinin de Ali’yle bir ilişkisinin olması önemlidir
Romanın Zamanı, Mekânı ve Anlatıcısı
Roman zaman olarak 1950’lili yılları anlatır. Bu dönemde artık makineleşmenin başladığını görüyoruz.
Romanda Ç. Köyünden bahsedilmesi dışında tek mekân Çukurova’dır.
Roman, Tanrısal bir bakış açısıyla anlatılmış ve eser sosyal gerçekçi bir üslupla taçlandırmıştır.
Eser Üzerine Düşünceler
Orhan Kemal’in en iyi eseri sayılan Bereketli Topraklar Üzerinde eleştirmen tarafından haklı olarak övülmüştür. Ne var ki, romanı işleyen yazılara baktığımız zaman, bunların hemen hepsinde başarı nedeni olarak günün toplumsal gerçekliğinin doğru yansıtılmış olmasına ağırlık verildiğini görüyoruz. Çukurova’daki sömürü düzeni, tarımda kapitalizme geçiş, kapalı köy ekonomisin yetersizleşmesi, nedeniyle köyden kente göç ve gurbetçilerin kentteki kötü yaşam koşulları, üzerinde durulan başlıca noktalardır. (Moran 2009:47).
Fethi Naci, eserin değerini şöyle belirtir: “Sabırla derlenmiş gözlemler, toplumsal gerçekliğin insan gerçekliğiyle birlikte uyumlu bir biçimde verilişi, insanların – idealize edilmeden – içinde yaşadıkları şartlarla bağlantılı olarak ele alınışı, ayrıntıların ustalıkla değerlendirilişi, sanırım Bereketli Topraklar Üzerinde’ yi güçlü kılan başlıca öğeler.” (Fethi Naci 2002: 5).
Timuçin Özyürekli ise eser hakkında bir yazısında şunları kaydeder: “Bereketli Topraklar Üzerinde” çarpıcı gerçekliğiyle sarsıcı anlatımıyla, birçok çelişik ilişkiyi boyutlarıyla okuyucunun önüne seren bir roman. Çukurova’daki ırgatlardan yola çıkarak bütün ırgatların yaşamlarından kesitler veren güzel bir roman… /…/Evet bizim bir Orhan Kemal’imiz vardı…” ( Özyürekli 2002:10).
Eleştirmenler Bereketli Topraklar Üzerinde’yi överken, kuruluşunun tutarlı, biçiminin iyi, üslubunun güçlü olması gibi bir iki özelliğe genel olarak değinmekle yetinmişlerdir. Kimi eleştirmenlerse romanı, saptadığı toplumsal gerçeklikten ötürü överken biçim yönünü kusurlu bulmuşlardır.
İrfan Yalçın’a göre “Biçimsel bir yeniliği, Türk romanına katkısı olabilecek estetik bir bütünlüğü yok (…) Konu çok dağınık (…) planı çok dağınık (…) Saptaması güçlü, tekniği güçsüz bir roman.” (Moran 2009 : 48)
Mehmet Ergün de “Biçim yönünden tam bir yetkinlikte olduğu ileri sürülemez” (Moran 2009: 48) diyerek roman hakkındaki olumsuz tavrını açıklamıştır.
Mehmet Nuri Gültekin ise bir yazısında eserle ilgili şunları kaydeder: “Yazarın bütün romanlarında egemen olan ana temalardan bir olarak ‘nitelikli işçilik’ ya da makine bilgisine sahip ‘usta’lığın ayırt edici özellikleriyle de karşılaşırız. Ustalık hem ciddi bir sosyal statüye hem de bir bilince karşılık gelmektedir. Dolayısıyla, bu roman üç köylüden ikisinin niteliksiz yığınlardan farksız bir şekilde, onların ortak kaderini paylaşarak yenilgisini anlatırken, nitelikli iş sahibi olan, usta olan bireylerin, bu süreçte nasıl ayakta kaldıklarının da anlatımına dönüşür.” (Gültekin 2006: 127).
Fikret Uslucan ise bir yazısında bu eserin üslubu ile ilgili olarak şöyle söyler : “Bereketli Topraklar Üzerinde’de roman boyunca, roman kişilerinin bir dilim ekmek için nelere katlandıkları, nasıl alçaldıkları, ne sefaletler yaşadıkları; aç ve hasta insanların yokluk içindeki yaşantıları, kişisel menfaatler için nelerin ayaklar altına alındığı etkileyici bir üslupla anlatılır.” (Uslucan 2006: 117).
Ülkü Eliuz, eserin bakış açısı hakkında şunları belirtir: “Küçük adam’ın kendini tanımlama çabalarının anlatıldığı serinin ilk kitabı olan Bereketli Topraklar Üzerinde romanı da Tanrısal bakış açısı ve anlatıcı ile kaleme alınmıştır. Anlatıcı, olay birimleri, kişiler dünyası, mekân ve zamana ait ayrıntıları izleksel kurguyla bütünleştirir.” (Eliuz 2009: 1149).
Kaynaklar
Orhan Kemal (2010) Bereketli Topraklar Üzerinde, İstanbul: Everest Yayınları.
ELİUZ, Ülkü (2010) “Orhan Kemal Romanlarında Kadının Nesne Olarak Kullanımı”, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, The Journal of International Social Research, Volume: 3 Issue: 13, Woman Studıes (Special Issue): 96-103.
USLUCAN, Fikret (2006) “Orhan Kemal’in Bazı Romanlarında Bir Eleştiri Unsuru Olarak Din”, Turkish Studies International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic, Volume 1/2 Fall 2006: 105-139.
ELİUZ, Ülkü (2009) “Orhan Kemal’in Romanlarında Bakış Açısı ve Anlatıcı”, Turkish Studies International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic, Volume 4/8 Fall 2009: 1134-1165.
ÖZYÜREKLİ, Timuçin (2002) “Bereketli Topraklar Üzerinde: Orhan Kemal”, Cumhuriyet Kitap, (639, Mayıs 2002): 10 ss.
NACİ, Fethi (2002) “Bereketli Topraklar Üzerinde”, Cumhuriyet Kitap, (642, Haziran 2002): 5-6 ss.
MORAN, Berna (2009) Türk Romanına Eleştirel Bakış-2, İstanbul: İletişim Yayınları.

Gönderen İsim/Mail: Uğur Uzunkaya / ugur_uzunkaya@hotmail.com

Benzer yazılar

Yorum yapılmış

orhan kemal önce ekmek baba evi ekmek kavgası dizi olsun çok seviyorum ne olur yeni diziler çıksın zehra romanı dizi olsun halide edip adıvar ateşten gölmlek diiz olsun 2013.damga vuran diziler isityorum

Yorumlar


kayatasarim