İlk Sayfa 1 2 3 4 Sayfaların Hepsini Göster2.
İslâmiyet’i kabul ettikten sonra Türklerin hayatlarının hemen hemen her safhasında önemli değişikler meydana gelmiştir. Türkler, eski kültürün getirdiği bazı inanç ve itikatları büyük oranda bir kenara bırakmışlar, bunların yerlerini İslamî kültürün ürünleri ile doldurmuşlardır. Dolayısıyla toplumların aynası mesabesinde olan edebiyat da bu durumdan oldukça etkilenmiştir. Özellikle tasavvuf anlayışının, Ahmet Yesevî ile başlayan ve Yunus Emre ile devam eden süreçte Türkler arasında hızla yayılması, Türk Edebiyatı’nda İslamî unsurların daha da artmasına vesile olmuştur.
13. ve 14. yüzyıllarda temelleri atılan ve 15. yüzyıldan itibaren ağırlığını hissettiren ve Yüksek Zümre Edebiyatı, Klasik Edebiyat, Eski Türk Edebiyatı vb. isimlerle de anılan Divan Edebiyatı’nda da İslamî unsurlar yoğun olarak kullanılmaktadır.
Divan Edebiyatı şeklen sınırlı bir yapıya sahip ise de muhtevâ yönünden son derece zengin ve çeşitli kaynaklardan beslenir. Bütün dinî ve felsefî eserler, Kur’ân-ı Kerîm, hadis-i şerifler, kıssalar, mucizeler, tarih, esâtir, tabiât, kozmografya, zihniyet, olaylar, dil vb. pek çok alanda bir şairin sahip olduğu her türlü kültür ve birikim, bu edebiyatta vezne dökülür, kafiyeye dönüşür.[1] Divan şairlerinin kullandığı kaynakları Agâh Sırrı Levend on üç başlıkta ele alır.[2] Bu kaynakların en önemlilerinden birisi Kur’ân-ı Kerîm’dir. Kur’ân ayetleri, Divan şairlerinin bol bol istifade ettikleri birer hazine ve ilham kaynağıdır. İnanç sistemlerini eserlerine yansıtmaları onların en tabii sanat anlayışlarıdır. Telmih yoluyla olsun, mealen veya aynen olsun bir şairin ayetlerden iktibas yapması, şiirlerini didaktik bir çehreye de büründürür.[3]
Türk Edebiyatı tarihine bir göz atıldığında Divan Edebiyatı’ndan önce de pek çok Türk şairinin, şiirlerinde Kur’ân ayetlerinden faydalandıkları görülmektedir.
Taâlallah zihî ma’ni sin yarattıng cism ü cânı
Kullık kılsam tüni küni minge sin ok kirek sin[4]
Allah’ım! Ne güzel mana ki, cisim ve canı sen yarattın. Gece gündüz sana kulluk etmek isterim. Bana sen gereksin. Ahmed Yesevî’den aldığımız yukarıdaki şiirde, şair, Kur’ân’da geçen, her şeyin yaratıcısının Allah olduğuna dair ayetlere telmihte bulunmuştur.
Tekke, Divan ve Halk edebiyatlarının hepsine ilham veren öncüsü ve yedi yüz yıldır en büyük şairimiz[5] diye tavsif edilen Yunus Emre’nin de şiirlerinde Kur’ân ayetlerini kullandığını görüyoruz:
Gökyüzünde İsa ile Tur dağında Musa ile
Elindeki asâ ile çağırayım Mevlâ’m seni[6]
beytinde Hz. İsa’nın göğe yükseltilmesi ve Hz. Musa’nın kıssalarının anlatıldığı ayetlere telmih vardır.
Âşık Yunus nider dünyayı sensiz
Sen hak peygambersin şeksiz gümansız
Sana uymayanlar gider imansız
Adı güzel kendi güzel Muhammed[7]
dörtlüğünde ise hem Hz. Muhammed’in hak peygamber olduğuna dair ayete hem de ona tabi olanların kurtulacağını anlatan ayetlere işaret edilmektedir.
Divan Edebiyatı’ndan önce tarih sahnesine çıkmış bu iki üstadın şiirlerinden verdiğimiz örneklerde de görüldüğü gibi Kur’ân ayetleri geçmişte Türk şiirine kaynaklık etmiştir.
Kurdan ayetlerinden faydalanma geleneğini Divan şairleri de devam ettirmişlerdir. Kur’an, hemen tamamen sevgilinin güzelliği, yüzü, bazan da saçı, boyu, hat’ı, gözü kaşı ve beni gibi güzellik unsurlarının temsili maksadıyla ele alınır. Diğer kitaplara nazaran daha çok beyitte geçer ve en çok Mushaf kelimesi altında tesadüf edilir. Umumiyetle güzellik Mushaf’a benzer, mushafta görülen tezyinat, harfler, harekeler, sureler, ayetler bu güzelliğin yukarıda geçen muhtelif unsurları olurlar:[8]
Bî-nikâb olma habîbim görmesin yüzün rakîb
Mushaf açık olıcak derler anı şeytan okur[9]
Divan Edebiyatı’nda (özellikle tasavvufî eğilimi fazla olan) pek çok şairin, şiirlerinde Kur’ân ayetlerinden istifade ettiklerini müşahede etmekteyiz:
Ben kemân-ı vaslı çekmek dilerdüm dilberün
Hecr hükm-endâz imiş tîr-i kazâsın bilmedüm[10]
Beyitte Ahmed Paşa, kaza ve kader ile ilgili ayetlerden istifade ederek: “Ben sevgilinin kavuşma yayını çekmek istiyordum. Oysa ki kaderin emri ayrılıkmış, ben kaza okunun geleceğini bilemedim.” diyor. Burada şairin ayeti kullanması, sevgilisinden ayrı kalmasına ilahî bir sebep bulma arzusundan kaynaklanmaktadır. Şair sevgilisinden ayrı kalmasının sebebi olarak kaderin emrini gösteriyor.
Ey tabîb-i cân u dil bîmâr-ı ‘ışkam çâre kıl
Sûre-i Kevser hakı şekker lebün emdür bana[11]
Zâtî’nin bu beytinde Kevser kelimesi geçmektedir. Kevser, cennette bulunan ve çok lezzetli olduğuna inanılan bir ırmağın adıdır. Aynı zamanda Kevser sûresinde geçen bir kelimedir ve sureye ad olmuştur. Görüldüğü gibi beyitte şairin amacı Kevser sûresinden bahsetmek değil, Kevser Irmağı’nın lezzetini kullanarak sevgilisinin dudağının tatlılığından bahsetmektedir.
Seni melek göreli yazmaz oldu ‘ışka günâh
Velî yazıldı bu yüzden besî sevâp sana[12]
Melek senin güzelliğini göreli aşka günah yazmaz oldu. Fakat güzel yüzünden dolayı sana pek çok sevap yazıldı. Beyitte Kaf suresindeki “İki melek (insanın) sağında ve solunda oturarak yaptıklarını yazarlar.” mealindeki ayete telmih vardır. Fakat burada şairin amacı ayeti zikretmek değildir. Şair, bu ayetten faydalanarak sevgilisinin güzelliğini anlatmak istemektedir.
Bu çalışmamızın konusuna gelince, yazımızda Divan Edebiyatı’nın en büyük şairlerinden birisi olan Fuzûlî’nin Türkçe Divan’ında yer alan gazellerini ayetlerin kullanımı açısından incelemeye çalıştık. Fuzuli’yi şerh ve izah için onun Müslüman olarak hüviyetini tespit zarureti vardır.[13] Görünen o ki, Müslüman bir şair olarak Fuzûlî, gazellerini oluşturan beyitlerde Kur’ân ayetlerinden sık sık istifade etmiştir. Beyitler incelenirken görüleceği gibi, ayetlerin kullanım sıklığı özellikle na’tlerde ve Tasavvufî beyitlerde artmakta, diğer beyitlerde azalmaktadır.
Fuzuli, gazellerinde ayetlerden üç şekilde faydalanmıştır:
1- Ayetlerin aynen alındığı beyitler
2- Ayetlerin meallerinin kullanıldığı beyitler
3- Ayetlere telmihte bulunulan beyitler
İlk Sayfa 1 2 3 4 Sayfaların Hepsini Göster2.
