Edebiyat Türkiye

Sitemize içerik göndermek için lütfen Tıklayınız.

Dîvan Musikisi

Yeni bir musiki çeşidi çıktı sanmayın. Bu musikiyi siz de tanıyorsunuz: Yalnız evlerin değil, taksilerin de pencerelerin­den haykıran, inleyen, oflayan musikiye benim verdiğim ad bu. Radyo ona “klâsik Türk musikisi” yahut “tarihî Türk mu­sikisi” diyor.

Klâsikliğine peki diyelim ama, ona bu adı veren kimse neden bir de “Türk”lük katmış, anlayamıyorum. “Osmanlı” dese daha doğru olurdu gibi geliyor bana. Neden diyeceksi­niz… Önce o musiki şarkî Tere, yani şarkça şeylere, şark ha­valarına önem verir, türkleri, yani Türkçe sesleri ve havala­rı ayırır; bu bir… Sonra gelin radyoda her gün ahenk başlama­dan önce adı geçen fasılları, makamları hatırlayalım: Mahur faslı, Beyâtî Araban, Suzinak, Suzidil, Acem aşiran, Kürdîli hicazkân Rast peşrev, Rast şarkı, Seba zemzeme, Nihavend, Ni­şaburek, Isfahan. Bu musikinin Türklüğünü (!) göstermeye bu kadan yeter sanırım.

Şimdi” divan musikisi” adını neden daha uygun buluyo­rum, onu anlatayım:

Bu musiki ile “divan edebiyatı” aynı toplumun yaratma­sıdır. Divan edebiyatı nasıl Osmanlı sarayına ve Osmanlı ay­dınlarının dar çevresine seslenen bir edebiyat ise, bu musiki de yine o çevrelerde, o çevreler için yaratılmış bir musikidir.

Divan musikisi divan edebiyatının şiirlerini besteler, o görü­şe uygun şiirler yazıp besteler. İkisinin de halka yabancı bir dille konuştuğunu görüyoruz. Halk edebiyatı karşısında divan şiiri neyse, halk havaları, halk musikisi karşısında divan mu­sikisi de odur. İşte size bir örnek:

Esti nesim-i mevbahâr, açıldı güller subh-dem, Açsın bizim de gönlümüz saki medet sun câm-ı Cem; Erdi yine ürd-i behişt, oldu hava anber-sirişt, Âlem behişt ender behişt, her gûşe bir bağ-ı İrem. Bir başkası:

Lâleler saçsın nesîm, gülzâra dönsün cûybâr, Feyz-i nîsan ile pür olsun çemen, gelsin bahar, Gülşeni renc-i hazan etti yeter çün târümâr, Feyz-i nîsan ile pür olsun çemen gelsin, bahar, Gönce açsın güller artık şâdkâm olsun hezâr.

Divan edebiyatı gibi divan musikisi de sadpâre, leb-i han­dan, dil-i nâlân, girye, mest, çeşm-i siyah, saki, meyhane, mey ile doludur. Her ikisi de liriktir; başka bir nevi tanımazlar di­yebiliriz. Ondan dolayı batı musikisinde olduğu gibi nevi’ler değil, fasılalar esastır. Nasıl divan edebiyatında “tragedya, komedya, roman” yoksa, tabiat dağları ve dereleriyle hemen hemen hiç görünmezse, divan musikisinde de “opera, komik opera, operet” gibi şeyler doğmamıştır, bu musiki “arya, sin-fonya, bale musikisi, serenad, sonat, concerto, marş, inter-mezzo, nocturne” gibi neviler tanımaz. Divan edebiyatı nasıl dar bir konu çerçevesi içinde dönüp dolaşırsa, divan musikisi de aynı darlık içinde döner durur. Divan edebiyatı nasıl belli bir toplum içinde gelişmiş, o devrin kapanmasıyla tarihe mal olmuşsa, doğu kültür çevresine bağlı Osmanlı împaratorlu-ğu’nun malı olan divan musikisi de yapacağını yapmış, vereceğini vermiştir; Türkiye Cumhuriyeti’nin batıya yönelen top­lumunun arkada bıraktığı dünya içinde kalmıştır. İster ileri Türk musikisi denilsin, ister başka bir ad verilsin, divan ede­biyatı diriltilemeyeceği gibi, o da canlandırılamaz. Divan ede­biyatının ve divan musikisinin kendi dünyalarındaki ölçülere, değerlere göre başarıları olmuştur, fakat günümüz başka öl­çülere, başka değerlere, başka bir dünya görüşüne dayanıyor. Böyle bir dünyayı diriltmeye çalışmak, eskiye bağlı birkaç yaş­lının, yahut yaşlı gencin kendilerini avutur, o kadar. Bundan sonra Türk musikisi örneklerini ancak batıdan alabilir, ilham kaynağı olarak ancak halk havalarına, halk musikisine, tür-M’lere inebilir, şar/a’lere değil.

Doç. Dr. Suat Yakup Baydur

Benzer yazılar

Yorumlar

porno indir , adana escort , adana escort , porno izle , mersin escort , escort adana , adult forum , istanbul escort ,


Hosting Sponsoru

sponsor

porno indir , adana escort , adana escort , porno izle , mersin escort , escort adana , adult forum , istanbul escort ,