Edebiyat Türkiye

Sitemize içerik göndermek için lütfen Tıklayınız.

Fütürizm(Gelecekçilik)

Geçen yüzyılın sonlarında filizlenip boy atmaya başlayan, ama tohumunu Nerval-Baudelaire-Rimbaud kuşağından alan, XX. yüzyıl Fransız şiirinin belli bir döneminin, dünyanın her bir yanın­da “gelecekçilik” (fütürizm) adıyla bili­nen evresini, şiir dünyasının kendine özgü çizgileri içerisinde çözümlemeye çalışacağım. Bu güç işi yaparken şiirin, hiç kuşkusuz onun koşutunda da resim, yontu gibi öteki tikel sanat dallarının tarihsel ve toplumsal gerçeklerin izdü­şümünde diyalektik bir bağlılık ve belir­leniş içerisinde olduğunu öncelikle be­lirtmeliyim. Çünkü, “gelecekçi” şiiri biçimleyen ve belirleyen nesnel koşulları şiirle ve şiirde aşmak, diyalektiğin öte­sinde bir yerlere varmak doğal ve çağcıl bir olgudur, gereksinimdir. Böylelikle şiir, bilinmeyeni bilinir, görünmeyeni görünür, alışılagelmeyeni alışılır kılar­ken, çağcıl gelişmenin yarattığı toplum­sal değişimleri şiirsel gerçeklikte yan­sıtır. Bu, toplumsal gelişimin izdüşü­münde şiirin temel görevlerinden biri­dir. Bu görev, yaşanılan zamanın bir yan­sısı olup, özgürlüğe ve özgür yaratıya doğru bir, atılımdır. Bu atılım, sanatçı­nın, genelde insanın, etten kemikten ay­rılmayan duyguların, us ötesi sınırların yaratıcı ve varsıl estetik kaynaklarından yararlana yararlana kendinin bilincine ulaşarak kısır ve renksiz sınırlardan kurtulmasına, özgürlüğüne ulaşmasına yardımcı olur. Şiir, olması istenileni olmuş gibi gösteremezse de, temelde hızlı ve yıkılmaz bir değişim sağlayamazsa da çağ­cıl gelişimi ve gereksinimleri saptayıp yaymak, insansal düşünü ve eylemleri çekip çevirmek, kafaları ve gönülleri doyurup sevinçlemek bakımından engin bir estetik güçtür. Bu güç, kesin bir başarıya ulaşamazsa da, alışılagelmiş değerleri yansıtan ve değişimden yana olmayan “klasik” şiirin tam tersine, kişiyi yaratıcı kılan, arada bir düşse de yeniden dimdik ayağa kaldıran, başkaldırta.ı çağcıl ve uygar bir değerdir.

Çağdaş batı şiiri ve onun içerisinde salt bir ayraç olan “gelecekçi” şiir, alışı­lagelmiş anlatım bilimine, iç ben (le moi interieure) dolayında salınıp duran, ko­kusu rengi bilinen içeriğe ve dile karşı bir başkaldırma biçiminde ortaya çıkmış­tır. Bu başkaldırma, batının belirli bir ekonomik üretim biçimine varması ve ulaş­tığı ekonomik düzeye ve düzene düşünsel, sanatsal ve toplumsal alanlarda da ulaş­masının bir sonucudur. Böylece, şiirde ve plastik sanatlarda bulduğumuz estetik gerçek ve gerçekçilik, nesnel ve somut gerçeklerle derinden ilintilidir. Bir başka biçimde söylediklerimi açımlamam gerekirse, bu başkaldırma, batının yüzyıllardır bağlı olduğu tutucu usçuluğa duyulan kızgın bir birikimin dışlaşmasıdır. Her çağ­da olduğu gibi, bu çağda da geçmişe oranla daha etkili bir biçimde kural tanıma­yan düşün ile şiir, usçu düşüncenin ve bilimin yaptığı nesnel aşamayı sür tekniği­ne özgü araçlarla ve kendi dilinde yapmıştır. Kısacası çağın nesnel “çağcıllaşma” çabaları, şiir dünyasında da alışılagelmiş insan duyarlığını ve tutuculuğunu yıkmış, yeni bir duyarlık ve beğeni getirmiştir. Dönüşüm niteliğine varan bu şiirsel de­ğişim, bir dönemin sonunu noktalarken, yeni bir dönemin doğuşunu haber veri­yor, iki dönemin karşıtlığı ve giderek yaygınlaşan değişim istemi -dönüşüm- tarih boyunca rastladığımız öteki önemli rastlantılar gibi öylece oluvermiş değildir. Geçen yüzyılda ortaya çıkan, yüzyılımızın iik birkaç yılına dek ömrünü sürdüren “simgecilik” değersizlikle ve çağdışı olmakla, yaşamın gerçeklerine uzak kalmak­la suçlanmaktadır. XIX. yüzyılın sonunda Verlaine de Mallerme peş peşe ölmüş­lerdir. Rastlantı burada bitmiyor. Zürich’te dadaizmin ilgi uyandırmaya başlaması üzerine,1 Pierre Albert-Birot ile Pierre Reverdy’nin Sic ve Nord-Sud dergilerini Paris’te yayın ve düşün yaşamına sürerler. Maureas ile Maurras ve Louis Bertrand taban tabana aykırı kişiler olmalarına karşın, yazınsal beğeni ve “izm”!er tartışı­lınca aralarında karşılaştırmalar yapılır. Bu da bir rastlantı değildir. Geçmişe bağ­lanarak gözlerini geleceğe kapayan Maurras ile La Chanson des Hommes adlı yapı­tında umudunu bilgece geleceğe bağlayan ilerici Maurice Magre arasında da karşı­laştırmalar yapılır. Bu da bir rastlantı değilHir. Aynı yıllarda Paris’te Saint-Geor-ges de Bouhelier ve Maurice le Blond’un öncülüğünde toplumsaldan kopuk sim­gecilere kızgın eleştiriler yağdıran “doğacılar” (naturistler) insanın kurtuluşu­nun ve dünyanın güzelliğinin bilimde ve endüstride olduğunu öne sürerlerken ge­leceği egemen bir güç olarak düşlüyorlardı. Stuart Merrill gibi (Les Petits Poemes d’automne) lirik ve içe dönük bir ozan, geniş halk yığınlarına açılmayı bir görev bi­lerek Une voi* dans la foule adlı “toplumcu” yapıtını yayımlıyordu.

Belçika’da yazın dünyası çok daha ilginç görünümler içinde: Katıksız “simge­ci” Verhaeren, Emile Vandervelde’nin etkisiyle “toplumcu” şiire yönelir ve Brux-elles’de Halkevinde bir sanat bölümü açar. V/7/es tentaculaires ve Villages illusoi-res’da düş dünyasından sıyrılarak geleceğin kentlerine ve insanlarına açılır. Les Visoges de la vie ve la Multiple Splendeur gibi son yapıtlarında tümüyle çağcıla dö­ner. Belçikalı sanatçılar, Stella, l’Art jeune ve le coq rouge adlı önemli dergilerde Jammes gibi Fransız doğalcılarıyla çağdaş bilim ve endüstriyi kucaklarlar. Verha­eren, geleceğin egemenliğinde kişisel duyarlıkların değil, onunla birlikte çoğulun ve evrenin de duyarlığını duyurmak isteyen “eşevreci” (simultaneist) görüşü yay­gınlaştırmak dileğindedir.

Bu eşevreci ve güdümlü dünya ve sanat görüşü, Fransa’dan Almanya’ya, Rus­ya’dan İtalya’ya ve Yeni Dünya’ya dek ulus sınır tanımaksızın yayılan, yayıldıkça değer tartışmalarını arttıran, sonuçta “uluslararası bir dünya” kavramını açan ye­ni bir değer olarak algılanır. Öyle ki, değişik ülkelerde aynı yıllarda yazın ve plas­tik sanat dallarında pek çok değer ve biçim değişimi kendini gösterir. Bu açıdan 1913 yılı özellikle bir anlam taşır. Bu da bir rastlantı değildir. Çağcıl gelişmeler, yeniyi yaratarak yarını daha güzel ve daha iyi kurma özlemi, güdümleyici bir “di­namik” olarak da başkaldırma-yeniden yaratma – eylemi iç içedir. Yeni ve değişik bir anlayışla Husserl, Ideen zur ciner reinen Phanomenologie und phânomendogiscben Philosophie’yi, Freud, Totem und Tabu’yu yayımlarken yontucu Archipenko “la femme au chat” adlı yontusunu Berlin’de sergiler. Kandinsky, 1913’lerin insanını yadırgatan “Rouge et Bleu”yü, Chirico, “Voyage anxieux”yü, Duchamp, “Nu des-cendant un escalier”yi, Boccioni’de, “Dynamisme d’un corps humain”i tamamlar. Müzik dünyasında Schönberg, Webern, Berg, mimaride, Guimard, Gaudi, VVright çağcıl örnekler verirler. Yazın dünyasında Apollinaire, Cendrars, Jacob, Mann, Kafka, Proust, Roussel değişik biçim ve içerikle karşımıza çıkarlar. Birinci Dünya Savaşı sonrasında evrensel bir yenilik olarak düşün ve estetik dün­yasına kişilik kazandıracak olan yukarıda özetle sıraladığım kimi adlar ve düşün bi­çimlerinin 1914 öncesi sonuçlarını şöyle tanımlayabiliriz: 176O’lı Avrupa’nın “dü­şünür” niteliği, 1914 öncesinde uluslararası “bilimsel” ve “artistik” bir niteliğe dönüşmüştür. New York’ta Armory Shovv’da bine yakın tablonun sergilenişi (1913), Picasso ve Braque’ın Paris ve Prague’la olan ilişkileri, Gleizes ve Le Fauconnier’nin Moskova sergileri, Marinetti’nin Milano – Bruxelles, Londra, Paris, Moskova gezi­leri insanı şaşırtan ama çığ gibi büyüyen ve giderek etkileyici olan yeni yazın ve sanat beğenisini  uluslararası bir düzeyde egemenleştiren salt birkaç örnektir.

Gelecekçiliğin çözümlemelerine geçmeden, aralarında gelecekçiliğin kuram­cısı ve uygulayıcısı Martinetti’nin de olduğu yazın adamları ve sanatçıların ortak amaçlarının “sonat/n çağcıl olması gereği” olduğunu belirtmeliyim. Martinetti’ye göre sanatçı, uygarlığın ve göreneklerin gelişimini izlemelidir. Bu ilksel koşuldan iki sonuç çıkarabilirim: Sanatçı, kendi içinde sonra da toplum içerisinde güdümlü-dür. Bu durumda sanatçı sürekli bir devingenlik içerisindedir. Bu, sanatçının du-ral değerler ve tutucu dünya görüşü karşısında yer alması anlamındadır.

Figaro gazetesinde 1909 yılında “gelecekçi” bildirgeyi yayımlayan Marinetti, sanatçının ilerici dünya görüşünü resimden çok siyasa ve şiir alanlarında sınırlıyor­du. Ona göre “özgürce seçilen sözcükler”, “düzensiz imgelem”, “kuralsız anlatım” “otomatik yazı” sanat ve siyasada özgürlük yollarını açan anahtar öğelerdir. Mari-netti’nin bu temel görüşleri, yenilik ve özgürlük özlemiyle yanıp tutuşan, plastik sanatlarda ve pek çok ülkede sanatçıyı kalıplaşmış biçimlerden koparan, onun öte­sine ileten, yaratıcı gücünü törpüleyen bir bulunç, bir yaşama biçimi niteliğinde yansır. Marinetti, bildirgesinde geçmiş ve gelenekten uzaklaşmanın zorunluluğunu belirtirken XX. yüzyılın birer belirteçleri olan “enerji”, “nüfus artışı”, “makine” ve “hız”dan doğan estetik ve yeni değerlerin önemini vurgular. Ona göre: “Ku­lakları delercesine gürültüyle çalışan bir makinenin sesi, savaştan ya da bir yengi­den çok daha güzel”dir. Üstelik makine, insan gücünün bir simgesidir, ondan öte sağlıklı gelişimin bir örneğidir.

Marinetti’nin çağcıl dünya görüşüne duyarsız ve ilgisiz kalamayan Apollinaire, 1913 yılında “l’Antitradition futuriste” başlıklı bildirgesiyle şiirde “özgür sözcük” kullanımını bir koşul olarak öne sürerken, usçu ve geleneksel “sözdizimine” (syn-ta>e) ve kalıplaşmış değerlere karşı olduğunu duyurur. 1912 yılından beri şiir üze­rindeki düşüncelerini “gelecekçi” bir anlayışla olgunlaştıran Apollinaire, Alcaols kitabını yayımladığı sıralarda Les peintres cubistes ve Meditations esthetiaues adlı yapıtlarını yayımlayarak şiirle resmin ikiz kardeş gibi birlikte gelişip boyatmala­rının gereğini savunur. 1910 yılından beri sanat eleştirmenliği de yapan Apollina­ire, şiirin, ses ve görüntü oyunlarıyla geniş halk yığınlarının bilinç, bilinçdışı iliş­kilerinde usun denetiminden uzak özgür sözcüklerin bir oyunu olması gereğini salık verir. Ona göre şiir, usun ve sözdiziminin klasik kurallarının olmadığı, içsel ile dışsalın özgürce dışlaştığı bir yaratıdır. 1912 yılında çıkarmaya başladığı Les Soirees de Paris adlı öncü sanat ve yazın dergisi, Apollinaire’in gelecekçi şiir ank-yışını yayar. Apollinaire’in şiirinde, sokağın “fantastik” olaylarına ve gürültüleri­ne sonuna dek açık pencereler, tramvay gürültüsü, sütçü arabasının sesi eşevreci öğelerdir. Bu öğeler çoğu zaman şaşırtıcı bir niteliktedir. Top atışları Calligrammes’ larda fantastik bir gökyüzüne dönüşür. İmgeler iç içedir. Otomatik yazı biçiminde dişlaşan imgeler sinema-resim-şiir, fotoğraf sanatlarını birleştirir. Duyular, anı­lar, yargılar, sözler, uzamda ve zamanda zamandizinselin dışında bir söz sanatı ol­duğu ölçüde bir ses sanatı olarak da sergilenir. Bu şiir ve özgürlük adına yeni bir biçim  ve yaratıdır.

Valery Larbaud (Les Poesies de A.O. Barnabooth), Henry Jean-Marie Levet (Out-wards, la Plata) ve Francis Carco’nun (La Boheme et mon cceur) “gelecekçi” şiirleri de bireysel bilincin derinliklerine inerken, yolculuk, kalabalık, Avrupa’yı tanıma istemi gibi izlekleri yeni bir evren ve yeni bir yaşama düzeni karşısında bocalayan, kimi zaman bundan gurur duyan insanın dramını oluşturur.

Robert Delaunay ve Chsgall gibi eşevreci ressamlar Aristotoles’den bu yana yaşlanan ve geçerliği tartışılan “taklit” (mimesis) kavramı yerine sanatın bir yaratı (creation) olduğunu öne sürerek Marinetti ve Apollinaire’e katılırlar. Bu, “mime-sis” ve “poises” ayrımıdır. Yaratı bir “dilyetisi”dir (langage). Arthur Cravan, ya-ratının bir “dürtü” (provocation) olduğunu öne sürerek gelecekçiliğe yeni bir kan verir. Gelecekçiliğin içeriğini oluşturan eşevreci anlayış, Blaise Cendrars’ın (1887-1961) 1913’de yayımladığı, bir Pâques bayramında yabancı bir kentte yaşa-yan yalnız bir insanla yoksul insanların dramlarının betimlendiği Les Pâques o New York adlı şiir kitabından sonra, 1914 yılında yayımladığı ve ilk eşevreci kitap ola­rak kabul edilen La Prose du Transsiberien et de la petite Jebanne de Fronce’da görülür. Cendrars’ın 1919’da yayımladığı 19 poemes 6lastiques adlı şiirleri de ilk ikisi gibi plastik bir anlatım içerir. Bir nesneye dönüşen şiirleri, mekanik çağın havasına uymakta ve “demir ağlar, kanallar, fabrikalar, yüksek gerilimli elektrik ağları, köprüler, limanlar, tüneller, garlar, çağdaş görünümü egemenliği altına alan ve onu ulu geometrisiyle yükümlendiren bütün bu düz, bu eğri çizgilerle, hızlılığa tıpatıp uyan bakır, nikel, alüminyum, yakınsak yollar, tek bir sıçrama göstermeden kayıp giden yanay, ipliğimsi cam, su verilmiş çelik, göz kamaştırıcı aydınlatma türleriyle, bütün bu devingen ışıklar ve kasırgamsı biçimlerle”2 ozanı giderek büyüyen nesneler ve çelik fabrikalarının dumanlarına itmektedir. Cend-rars’nın nesne-şiirleri mekanik çağın ve giderek makineleşen geleceğin birer sim­gesidir.

Marinetti, sanatçının sokaklardaki kalabalığın içinde olması gereğini çağcıl sanatın bir önkoşulu olarak öne sürer. Gerçekten de B. Cendrars da, ya trenler­de ya gemilerde hep vardır. Gelecekçi akımın eşevreci ve mekanik özelliklerini yansıtan “Aujourd’hui”den uzun da olsa alıntılar veriyorum: “Çok renkli kent ü-zerinde deli dolu afişler, sokağı tırmanan sürü sürü tramvay… Havada troleybüs-lerin erden çığlığı, madde, kızılderili oymakbaşının kısrağı gibi dikilmiştir. En küçük işarete bakar. Parmağın basıncı. Su buharı devim kolunu işletir. Bakır tel kurbağa ayağını sıçratır. Her şeyin duygunluğu artar. Çalışma gücü artar. Bir ku­maş parçası müziğe dönmüştür ve bir yürek temizliği şiiridir bu konserve kutusu. Her şey açı, görünüş, oran değiştiriyor… Yeryüzünün beş bölgesinin ürünleri bir araya geliyor tek bir tabakta, tek bir giyside… Ne varsa yapıntı ve çok gerçek… (…) Fabrikaların cinsel azgınlığı. Dönen tekerlek. Uçan kanat. Bir tel boyunca ka­yıp giden ses… Kafatasının kalıbına döküyorum evreni. Beynin oyuluyor. (…) Ana­karayı tarla gibi sürüyor korkunç bir düdük sesi… (…) Bütün yolcu gemileri vara­cakları yere doğru ilerliyor dört bir yandan… (…) Maden soğuk alıyor3 (…)”

Nerval, Baudelaire, Rimbaud kuşağından edinilen şiirsel deneylerle B. Cend­rars, Apollinaire, Jacob gibi “gelecekçi” ozanlar bilinç, bilinçdışı ve çağdaş  mekanik dünya ilişkilerinde dili özgürce kullanmanın sağladığı yetiden yararlanıyorlar. Çünkü anlatı yetisi bir duyma ve yaratma eyleminin dinamiğidir. Kendisinin ol­duğu kad?r “gelecekçi” akımın da dil anlayışını tanımlayan yukarıdaki alıntıdan şu sonuç çıkarılabilir: Yeni şiir, Rimbaud’nun “l’Alchimie du verbe”de görüntüledi­ği, Apollinaire’in “Fusees” adlı şiirde belirlediği nesnelerin görsel çarplcılığından yararlanarak okunması ve görülmesi gereken çağcıl çağrışımlarla doludur. Daha­sı “gelecekçi” şiir, nesneleri bütün görünüşleriyle, her an değişen açı, görünüş ve oranlarıyla bir otomobil, tren hızıyla görmek, bunun için her türlü “klasik” söz-dizimi kurallarından sıyrılarak sözcük varsıllığının görsel ve işitsel çarpıcılığından yararlanarak, betimlenmesi ya da tanımlanması istenileni bütün boyutlarıyla ser­gilemek ister.

Benzer yazılar

Yorumlar

porno indir , adana escort , adana escort , porno izle , mersin escort , escort adana , adult forum , istanbul escort ,


Hosting Sponsoru

sponsor

porno indir , adana escort , adana escort , porno izle , mersin escort , escort adana , adult forum , istanbul escort ,