Edebiyat Türkiye

Sitemize içerik göndermek için lütfen Tıklayınız.

Parnasizm

“Sanat İçin Sanat” ve Parnas Şiir Akımı

Gerçeğin estetik yönden yansıtılması tek yönlü olmadığı gibi sanatın, sanat­çının işlevi de tarihsel süreç içinde tek bir tanımla verilememiştir. Sanat çağlar boyunca çeşitli gereksinmeleri karşıla­mak zorunda kalmış, toplumun değiş­mesine koşut olarak sanatçının yönelim­leri değişmiş, iyinin, doğrunun, yarar­lının yanında “güzel”, sanatın işlevini oluşturmuştur.

Sanat ve “güzellik” sorununun eski çağlardan başlamak üzere sistemli bir bi­çimde tartışma konusu olduğunu biliyo­ruz. Örneğin, ilk kez Sokrat, “güzel” ko­nusundaki düşüncelerini “yararcılık ve hazcılık” yönünden ele almıştır. Sokrat’a göre “güzel”, yararlı olduğu zaman ge­çerli olan şeydir, “iyi yararlılıktır.” Aristo’ya göre ise “güzel”, her şeyden önce hoşa gitmedir. Aristo özellikle sa­natçıdaki yaratma gücüne önem verir. Sanatı aktöreyle birlikte düşünmüş ol­masına karşın onu, “sanat için sanat” gö­rüşünü daha o zamanlardan sezmiş bir düşünür olarak değerlendirebiliriz.”1

Sanatçının yaratma gücü mü yoksa toplumsal   işlevi mi,  hangisinin öncelik taşıması hangisinin sanat olgusunun tek işlevi olması gerektiği öylesine tartış­malara yol açmıştır ki, konunun yine gündeme getirilmesi okuru bezdirir de. Ar­tık klasik sözlü ve yazılı kavgalar biçimine giren, dergilerin kitapların sayfalarını taşıran böyle bir tartışmayı yineleme niyetinde değiliz. Amacımız tarihsel ve ya­zınsal bir olgu olarak “sanat için sanat” görüşünü ve sanatın bu işlevini kendi şiir anlayışına temel olarak alan, Fransa’da 1860 yıllarından sonra ortaya çıkan parnas şiir  akımından,  yandaşlarından   söz  etmek.

Parnas ozanları önceki dönemin “klasik ve coşumcu” ozanları gibi uzun sü­reli bir okul oluşturmamışlar, zaman zaman genişleyen, zaman zaman daralan gruplarıyla XIX. yüzyıl Fransız yazınında “coşumculuğun” ardından ve ona tepki olarak geliştirdikleri sanat ürünleriyle “şiirsel doğalcılığı” başlattıkları gibi, XIX. yüzyılın son yarısının önemli yazın okullarından doğalcılık akımına öncülük etmiş­lerdir.

Parnas grubunun yaygınlaştırdığı “sanat için sanat” görüşünün tarihsel ve yazınsal öyküsüne geçmeden önce, kısaca bu akımı şöyle özetleyebiliriz: “sanat için sanat” görüşü ile şiirlerini yazan ozanlar, sanat yapıtını bireycilikten, coşkusallıktan uzak tutan şiirlerini üreterek yapıtlarını biçimsel yetkinliğe, salt güzele ulaşacak biçimde düzenlemiş ve işlemişlerdir. Bu görüşün bireycilikten, coşkusallıktan uzak tutulması, biçimciliğin başlıca amaç olması yanında, daha başka kimi öğeleri de parnas şiirinin özellikleri arasında gözlemleyebileceğimiz gibi, bireyci­liğin de ne ölçüde parnas şiirinden soyutlanabildiği parnas akımına yöneltilebile­cek  eleştirilerimizden   biri   olacak.

Parnas şiirinin, “biçimciliği amaçlayan şiir” tanımıyla kendisinden önce gelen soyyapıtçılığa; “bireycilikten soyutlanmış şiir” tanımıyla da aşırı duyarlılığın, bi­reyciliğin şiiri olan coşumcu şiire bir tepki olarak ortaya çıkan bir şiir olduğu gö­rüşünü   hemen   ileri  sürebiliriz.

Yukarda sıraladığımız temel düşüncelere dayandırılan parnas şiirinin yazgısı “klasik” dönemin şiirinin yazgısı ile eşdeğerdedir. İlk kez coşumcu ozanların en yetkini Victor Hugo’nun Orientales’da, daha sonraları Theophile Gautier’nin I’Art’da, Theodore de Banville’in Petit traite de versification française’de topladık­ları şiir kuramları, klasik yazının kuramcısı Boileau’yu ve onun Art Poetique’ini düşünce ve girişim olarak anımsatırsa da, parnas şiirinin, klasik şiirin ana amacı aktöreselliğe tamamen ters düştüğü unutmamamız gereken bir olgudur.

Fransız yazınının önemli evresini oluşturan coşumcu şiirin temel özellikleri “aşırı bireycilik ve duygusallık, doğayı bir bütün ve özdeşleşme içinde yalnızca Ben’in tasarımında tutma”, parnas ozanlarınca en çok eleştirilen özellikler olmuş, bunların  estetik  beğeniyi  azalttığı,  dili   kısırlaştırdığı  özellikle  vurgulanmıştır.

1830 yıllarını, Theophile Gautier’nin coşumcu ozanlara savaşım bayrağını açtığı tarih olarak anımsıyoruz. Gautier, “coşkunun sanatla bağdaşamayacağını, sanatsal esinin gözü yaşlı olamayacağını” yazın dünyasına duyurarak önce Mademoselle de Moupin’in önsözünde, daha sonraları I’Artiste dergisinde yeni şiirin yenilikçi  görüşünü  yayar.

XIX. yüzyıl ortalarında şiirin işlevinin değişmesine neden olan olguları da göz ardı etmememiz gerekiyor. Coşumculuk duyarlılığı, bireyciliği, doğa sev­gisini yaymıştı, ama, bu dönemde artık gelişmeye başlayan toplumcu görüş, birey­ciliğin karşısına toplumcu anlayışı çıkarmıştı. Nitekim kimi ünlü coşumcu ozan­ların bu evreden sonra “toplumculuğu” sanatlarının işlevi yaptıklarına tanık olu­yoruz. Artık Lamartine’in, Vigny’nin, Hugo’nun, Georges Sand’n yapıtları top­lumculukla   güdümlenecektir.

“Sanat için sanat” görüşünü benimseyen Theophile Gautier ve onun ardın­dan gelen Theodore de Banville, Leconte de Lisle ve arkadaşları bir yandan “birey­cilik”, öte yandan “toplumculukla savaşmak zorunda kalmışlardır. Bu iki tutu­mun şiirden dışlaştırdığı, büyük ölçüde savsakladığı, kayıtsız kaldığı dil, biçim, estetik gibi sorunların bu ozanlarca niçin gündeme getirildiği şimdi daha da iyi anlaşılmaktadır.

Mademoiselle de Maupin ve Albertius’da Theophile Gautier’nin yaymaya ça­lıştığı ve kuramsallaştırmak istediği estetik görüşün amacı, sanatı yararlı olma kay­gısından, bireycilikten -şiirin bu etkenler altında düzyazıya dönüşerek kuruyup kalmasından- kurtarma ve şiiri özgürlüğe kavuşturmaktır. Şiirde güzele varma, bu düşüncenin hemen ardından gelecektir. Yazar, Mademoiselle de Maupin’ın ön­sözünde “sanatın yararlıktan bütünüyle soyutlanması” gerektiğini savunarak, “yararlı olan şeyin tam tersine çirkin” olduğunu belirtir.2

Theophile Gautier’deki bir başka yadsıma: Sanatın, şiirin, duygular, düşler, coşkular dünyasına sığınmışlığıdır. Oysa bütün bunlar sanat dışı şeylerdir. Şiir bireyin, öznelin dünyasında yaratılmamalıdır. Kişi ölümlüdür, sanat yapıtı kalıcı olmalıdır. Gautier şiirin kalıcılığını görsel sanatlardan alınmış kimi öğelerle sağla­mayı düşünür. Bunlar, çizgi, kütle, ışık, gölge ve renklerdir. Artık onun şiiri bu öğelerin aracılığıyla oluşmada, bir taş kabartma, Dir değerli taş, bir yontu gibi işlenmektedir. Ozanın da söylediği gibi: “kalem fırça, mürekkep boya, sözlük ise bir ressam paleti” işlevini görecektir3. Önadlar şiirin rengidir, dizeler arasına öy­lesine uyumlu serpiştirilmişlerdir ki doğanın, gökkuşağının bütün renkleri ora­dan yansır okura. Gautier’nin “Symphonie en blanc majeur” adlı şiiri, aklığın, duruluğun şiiridir; akın, açıklı, koyulu titreşimidir. Gautier’nin, şiiri bir resim tablosu olarak düşlemesinde, 1838’de Louvre Müzesinde ilk kez sergilenen İspanyol ressamlarının tablolarının büyük etkisi olsa gerek. Gautier, şiirde bu görsel özel­lik yanında, çağrışımlar uyandırabilme gücünün de olmasını dileyerek, şiirine ses­lilik ve kalıcılık özelliği belirgin, uyumu zengin sözcüklerden uyaklar seçmiş, güç metrik ölçüler denemiştir. Riberia ve Zurbaran gibi İspanyol ressamlarının tablo­larından esinlenerek yazdığı “Riberia” adlı şiiri, Dante’nin Tanrısal Komedyasında denediği “terza rima” diye anılan koşuk biçiminde yazılmış güçlü bir şiiridir. Şiirin uyak yapısı aba/bcb/cdc olarak düzenlenmiştir.  I’Art” adlı Emaux et Camees’nin sonuna eklenmiş şiirde; zengin uyak, güç bir dizem yanında hece sayısının azlığı da dikkatimizi çeker.

“Oui, l’oeuvre sort plus belle

D’une   forme   au   travail

Rebelle

Vers, marbre,   onyx,   email”

Yukardaki örnekle de doğrulanacağı gibi, şiir uğraşı, diliince ince işleme uğraşı, mermeri, oniksi, mineyi işleme uğraşı ile eşdeğerde tutulmş, sanatçının görevi “sculpte, lime, çisele” üçlüsü ile açıklanan, yontmak törpülemek, işlemek olarak özetlenmiştir. Gautier’ye göre güçlüğü yenmenin utkusu, bu aşamalardan geçip güzele ulaşmaktır.

Ozanın doğayı seyretmesi de Gautier ile birlikte değişir. Örneğin İspanya’daki  Sierra Nevada dağları için yazılmış “La Sierra” şiirinde de gördüğümüz gibi, yüce, görkemli dağlar, yalçın tepeler, salt güzellikleri, ücelikleri açısından ozanı büyüler. Artık ozanın  doğayla bütünleşme, özdeşleşme kaygısı, isteği yoktur.

“Yüksek tepelerin yoktur insana verebileceği bir şey

Ne   de   bir   yarar

Tek şeyleri  vardır,  o da güzel”4

Theophile Gautier ve onun gibi “sanat için sanat”savını benimseyenlerin görüşlerini, bireycilikten uzak tutumlarını temelendiren positivisme-olguculuktan da parnas şiir akımını hazırlayan ir etmen olarak söz etmememiz  gerekir.

Fransa’da devrimin başlattığı düzeltim hareketlerini sürdüren Auguste Comte, toplumu yeniden düzenlemeye girişmiş bunun için önceki dönemin öznel kavramları yerine nesnel kavramların konulması gereğine inanarak “tek insan karamının bilim çağı ile birlikte sona erdiğini” düşüncesine temel almıştır. olguculukla birlikte coşumcu şiirin toplumsal amaca yönelmesi bu dönemde özellikle  yoğunlaşmış, L’Artiste, Globe gibi dergiler sanatın topluma yararlı olması gerektiğini yaygınlaştırmışlardır. Bilimin, bilimsel gözlemin biçimlendirdiği sanatın sanatçının doğaya, olgulara bakış biçimi bilim adamının deneylerini çağrıştıracak nesnelliği   de   içermeye   başlamıştır  artık.

Olguculuğun konumuz açısından önemi, bu olgunun “estetik alanda sanat yapıtından katıksız zevk alma şeklinde yani sanat için sanat olarak ortaya çıkmasıdır”5. Her şeye egemen olmaya başlayan bilim ile bireşiminden, şiir, düşünsele doğru kaymaya başlamıştır. Şiirin esin kaynagı artık doğa yerine yontular, kabartmalar arkeolojik bulguların gün ışığına çıkarttığı eski madalyalar ve paralardır. Eski uygarlık, Hıristiyanlık öncesi dinler, bilime tapınç olguculuğun geliştirdiği izlekler olduğu kadar, yeni şiir akımının da ilgilendiği, esinlendiği izleklerdir. Ar­tık şiir bir arkeoloji, coğrafya, sanat tarihi kitabı gibi okunmakta, şiir yontulara, sütun başlıklarına özgü yücelik, devinimsizlik, matematiksel bir orantı, seslerde uyum (eurythmie) gibi ölçütlere uygun olarak yazılmaktadır. Theophile Gautier* nin “İmperia” alt başlığı ile yazdığı “Etüde des Mains” adlı şiirinde bir oymacının kalıba döktüğü solgun bir elin, uzun sivri parmakları, bu parmakları süsleyen ağır, parıltılı bir yüzüğün uzun bir betimlemesi vardır. Betimlemelerden edinilen izle­nim, kalıba dökülmüş elin durumuna uygun devinimsizlik, sessizlik ve taşlaşmışlıktır. Theodore de Banville’in “Les Cariatiaes”, “Les Stalectîtes” şiirleri de coş-kusallıktan uzak, sessizliği çağrıştıran eski Yunan büstlerinin görümsel yüceliğin­de ortaçağ şiir türlerinden Ballad ve Rondel biçiminde yazılmış şiirlerdir. Banvil­le’in şiir evreninde yalnızca bilimsellik, düşünsellik kaygısı yoktur. O, Özellikle zaman zaman da aşırılığa kaçan duyarlılıkla şiirden zengin uyak ve seslerin yankı­lanmasını ister. Petit traite de versification française de şiiri salt uyak dünyasına in­dirgemiş görünür  Banville.

“Nedir  bu  kafiyeden  çektiğimiz

Hangi sağır çocuk ya deli zenci

Sarmış   başımıza   bu   meymenetsiz,

Bu kof sesler çıkaran  kalp inciyi?6

Verlaine Şiir Sanatı’nin bu dörtlüğünde Banville’e karşı çıkmaktadır aslında. Yalnız Verlaine değil, yüzyılın öteki ozanları da zaman zaman Banville’in katılığı­na karşı çıkmışlardır ama, yine de: “sanat için sanat” istencesini Gautier ile bir­likte yayarak parnas şiir okulunun kurulmasına büyük katkısı olan Banville’in yeni okula   katılmaları   çağrısına   kayıtsız   kalmamışlardır.

Gautier’nin 1850-1860 yılları arasında yayımladığı şiir kitapları, Emaux et Camees ve Les Odes Funambulesques, “sanat için sanat” görüşünün son ürünleri olarak yerlerini parnas okulu şiirlerine bırakırlar. Çünkü bu tarihten sonra da­ğınık gruplar oluşturan, aynı ülküyü paylaşan ozanlar bir araya gelip parnas oku­lunu kurmuşlardır. Okulun kurucuları, Catulle Mendes ve Leconte de Lisle’dir. Leconte de Lisle, o güne değin çok çeşitli dergilerde, sanatta biçimselliğin egemen kılınmasını savunan, La Revue fantaisiste ve La Revue du Progres gibi iki ayrı dergide şiirlerini yayımlayan ozanları L’Art dergisinde toplar. Daha sonra dergi ad değiş­tirerek XVII. yüzyılda “cilt” anlamına gelen, eski Yunan esin tanrılarının dağına da verilmiş Parnas adı “recueil des vers nouveaux” olarak tanınır. Derginin adın­dan da anlaşılacağı gibi “Güzel”in, gücün, aşkın en güzel en yüce anlatımını” bul­duğu eski Yunan, artık her şeyiyle şiire girmiştir. Poemes Antiques’de Leconte de Lisle, Yunan uygarlığını şiirsel bir biçimde XIX. yüzyıl insanının gözleri önüne sererken, dizeler bu uygarlığın destan ve söylencelerine göndermelerle donan­mıştır. Alkmene, Herakles, İphikles,   Hypatie dizelerde geçen Yunan adlarından yalnızca birkaçı… Bu adlar yanında giysilerin, silahların, cenaze ve kutlama tören­lerinin masalsılığını çağrıştıran ayrıntılı betimlemeleri “Niobe” adlı şiire serpiş­tirilmiş tarihsel bilgiler olarak algılıyoruz. Poemes Barbares’lara gelince, bu şiir kitabında da çok zengin belgesel, tarihsel bir içerik, okuru Eski Mısır’a, İran’a, Hindistan’a, ortaçağ İspanya’sına, Kuzey ülkelerine imgelemsel bir yolculuğa çağırır.

Louis Menard, Leconte de Lisle’in şiirini “hayvan bilimleri galerisi” olarak nitelemişti. Gerçekten de ozanın şiirlerini okurken yabanıl Afrika’nın bütün yır­tıcı hayvanları, aslan, kaplan, panter, jaguar yada terkedilmiş bir köyün azgın kö­peklerini, kedilerini görür gibi oluruz. Ozan, sözcüklerini, metrik ölçüyü, ses yinemelerini, uyakları öylesine ustalıkla kullanmıştır ki, kükremeler, ulumalar, miyavlamalar senfonisi olarak şiir, kulaklarda yankılanır.

Leconte de Lisle, şiirlerinin büyük bir bölümünü Parnasse Contemporain’de yayımlamıştı. Bu derginin parnas akımının gelişmesinde katkısı büyüktür. Yeni şiir görüşü bu dergide kuramsallaştırılmış, o güne değin adı pek duyulmamış ozanlar bu dergi aracılığıyla sanat dünyasında tanınır olmuştur. Bir Baudelaire, bir François Coppee, bir Sully Prudhomme, bir Jose-Maria de Heredia, bir Verlaine, bir Mallarme geleceğin ünlü, bu derginin genç ozanlarıdır. Hepsinin katkısıyla bilimsel düşünsel temele oturtulan şiir, katıksız bir şiir, bir “arı şiir” olma yolun­da Fransız şiirine yepyeni biçimsel kalıplar sunmuş, sanat dünyasına yepyeni bir estetik coşku, yepyeni estetik bir canlılık getirmiştir.

Parnas’ın ikinci Parnasse Contemporain dergisiyle yaşadığı parlak dönem, 1876* da yayım yaşamına son veren bu derginin yazgısıyla eşzamanlı olarak son bulur. Grup, sert eleştirilere uğramış, ozanların çoğu şiirin görsel dünyasından kopup, sezgi, müzik dünyasına sığınmaya başlamışlardır. Varîaine, Rimbaud, Mallarme bir iki arı şiir denemesinden sonra simgeci akımı yetkinieştiren ozanlar olarak parnas’ın da ünlü, ama “vefasız” dostları olarak bu tarihsel süreç içinde anılırlar.

Benzer yazılar

Yorumlar

türk porno , adana escort , adana escort bayan , porno izle , mersin escort , escort adana , adult forum , istanbul escort , hatay escort , beylikdüzü escort , bodrum escort , eskisehir escort , porno indir , escort bayan , seks hikaye ,


Hosting Sponsoru

sponsor