Edebiyat Türkiye

Sitemize içerik göndermek için lütfen Tıklayınız.

Diriliş Akımı mı İkinci Yeni mi?

Yakın zamana kadar Sezai Karakoç’un şiiri yaygın bir yanlışlıkla İkinci Yeni akımı içinde anılır, bu akımın mensupları sayılırken üstadın adı da ustalıkla araya harmanlanıverirdi. Böylece hem Sezai Karakoç’un şiirini kavrama yeterliliğinden mahrum oluş gizlenmiş olur, hem de İkinci Yeni’ye bir itibar kazandırma ve onaylatma oyunu el çabukluğuyla kotarılırdı.

Yayımlanmış veya yayımlanmamış yüksek lisans ve hatta doktora tezlerinden bazılarında da  böyle bir körlük yanılgısı yaşanıyor ki kanaatimce yalnızca bu yanlışlık, söz konusu tezin reddedilme sebebi olabilecek büyüklüktedir.
İkinci Yeni’ye mensup olarak meşhur olmuş şairlerin şiiriyle Sezai Karakoç şiiri arasındaki benzerlikler eş zamanlılık, dil ve kimi biçim unsurlarından ibarettir. Yalnızca bu unsurlara bakılarak elbette bir akım beraberliğinden söz edilemez. Zira ne İkinci Yeni şiiri bu unsurlardan ibarettir, ne de Sezai Karakoç’un şiiri. Bir ileti olarak şiir, onu doğuran ve var eden inanç ve düşünce dünyasından, hayat görüşünden bağımsız olarak ele alınamaz. Bu basit gerçek hatırda tutularak bakıldığında sözü edilen akımla Karakoç’un şiirinin düpedüz ‘ayrı dünyaların’ şiirleri olduğu görülecektir.
İki bininci miladi yılı Türk ve İslam dünyasının en büyük şairi ve mütefekkiri olarak kapatan; çağdaşı olmaktan, yaşadığı ülkede yaşamaktan, konuştuğu dili konuşmaktan saadet duyduğumuz üstat Sezai Karakoç, sanat, düşünce ve eylem alanlarını da kapsayan “Diriliş” akımının kurucusu ve mensubudur. Bu akıma kimi eleştirmenlerce “Yeni İslamcı Akım” ya da “İslami Edebiyat”  denilmişse de doğru adlandırmanın “Diriliş akımı” şeklinde olması gerektiği kanaatini paylaşıyoruz. Sayın Sezai Karakoç’un da tercihi bu yöndedir.

Diriliş akımı, duyuş ve düşünüşün de kendisiyle şekillendiği İslam’ı ve İslam Medeniyeti’ni hem malzeme hem de ilham kaynağı olarak kullanan; buna sanatçının kendi devrini, devrin dil ve malzemesinin yorumlanması ile bizzat sanatçının kendi biricikliğinin keşfinden doğan hasılayı da ekleyerek kullanan bir akım olarak tanımlanabilir. Bu manada Diriliş akımı yeni bir akım değil; kendi devirleri için Şeyh Galip’in de, Fuzuli’nin de Hz. Mevlana’nın da birer ihya edici öncüler oldukları göz önünde bulundurulunca adı geçen akımın da günümüzde ihya edilerek yeniden kurulduğunu, bu yüzden Sezai Karakoç’un aynı zamanda Diriliş akımının mensubu da olduğunu söyleyebiliriz.

İkinci Yeni olarak tanınan şiirin genel olarak ‘meselesiz, formalist ve öz düşmanı’, ‘tanrıyı, aşkı ve ölümü anlamayan’, medeniyetimize ait herhangi bir renk, koku ve ses taşıma kaygısından mahrum bir anlayışın ürünü olduğuna dair örneklemeleri gereksiz gördüğüm gibi
Sezai Karakoç’un ve onun şiirinin inanç, duygu ve düşünce bakımından yukarıda adı geçen şairlerin de içinde yer aldığı büyük gelenekle olan ruh ve gönül akrabalığına örnekler vererek açıklama yapmayı da gerekli görmüyorum.
Ancak pek fark edilmediğini düşündüğüm bir başka bağlantıdan; üstat Karakoç’un, büyük edebiyat geleneğimiz içindeki edebi türlerle ve onların formunu yenilemek suretiyle kurduğu gerçekten ‘yeni’ bağdan kısaca söz etmek istiyorum.

Edebiyatımızda adına “hamse” geleneği diyebileceğimiz bir gelenek var. Bir şairin rüştünü ispat etmesi için, büyüklerden sayılması için hamsesi olup olmadığına bakılıyor. “Beşlik”, “beşleme” diyebileceğimiz hamse, bir şairin yazması gereken en az beş temel kitaba işaret ediyor. Bunların birincisi elbette usulüne göre tertip edilmiş (Türk şairleri için) Türkçe divandan oluşuyor. İkinci kitabı Farsça divan oluşturuyor. İyi bir Türk şairi, paylaştığımız edebiyat geleneğinin büyük dillerinden biri olan Farsça’yı da ana dili gibi bilme ve onunla bir divan teşkil edecek kadar şiir yazma sınavından geçiyordu böylece. Üçüncü kitap Arapça’dan bir çeviri olmakla birlikte genellikle manzum kırk hadis tercümesiyle oluşturulan kitaptır. Her iyi şair, Arapça’yı da bilmek, Kur’an’a ve hadislere vakıf olmak, binlerce hadis içinden kırk tanesini seçerken de seçimine yol gösteren anlayışlarını ve önceliklerini sergilemek ve ayrıca bunlardan şiire ulaşmak sınavından da geçecektir. Hamsenin dördüncü kitabı, bilinen bir hikayenin yeniden anlatılmasından ibaret olmakla birlikte en zor ‘sınav’lardan biridir. Hüsrev-ü Şirin, Leyla vü Mecnun, İskendername, Yusuf ile Züleyha gibi mesneviler, en çok yazılmış olanlardan bazılarıdır. Burada şair üslup, yaklaşım, yenileyicilik gibi ciddi sınavlardan geçiyor. Bilinen ve başkaları tarafından defalarca yazılmış bir hikayenin yeniden yazımında dikkat edilmesi gereken asıl husus, sanatçının ne söylediği değil; -ki o malumumuz- o hikaye dolayımıyla neleri nasıl söylediğidir. Şaire ve hamsesine sıra dışılık kazandırabilecek beşinci kitap ise, tematik unsurları da kişi ve olayları da sanatçının kişisel kurgusunun ürünü olan ve ‘orijinal mesnevi’ diyebileceğimiz; bir kitaptır. En eskilerden Ferdüddin Attar’ın Mantıku’t- Tayr’ı ile yakın dönemden Şeyh Galip’in Hüsn-ü Aşk’ının bu son guruba giren kitaplardan olduğu biliniyor.
Bunlardan başka aynı türde yahut farklı kitaplarla “hamsesini” genişleterek altıya, yediye hatta dokuza çıkaranlara da tezkirelerde ve ansiklopedilerde rastlıyoruz. Gerçi  örneğin altı kitabı olan için hamsesi değil “sittesi vardır” deniliyor, ancak ‘hamse’ geleneğe adını veren kelime olmayı sürdürüyor.

Sezai Karakoç’un hamse geleneğiyle; geleneğin biçimsel gibi durmakla birlikte  taşıyıcı olduğu tartışmasız olan bu yüzüyle de akrabalık kurma; böylece onu çeşitli biçimlerde yenileyerek diriltip sürdürme çabasında olduğunu düşünüyorum. Üstadın şiir kitaplarından hangilerinin hamse geleneğindeki hangi türlere karşılık geldiğinin ve bunlarda ne gibi yeniliklerin yapıldığının incelenmesi ayrı yazıların konusudur ve eminim ileride bu konu üzerinde önemle durulacaktır. Acizane ben de kolay yerinden başlayarak bir iki cümle söylemek istiyorum: Bilinen bir hikayenin yeniden ve yenilenerek yazılması suretiyle, ne söyleneceği az çok malumumuz; ve fakat nasıl söylediği sınavı demek olan hamsenin dördüncü kitabı, üstadın, -adı üstünde- Leyla ile Mecnun adlı eseridir. Miladi yirminci yüzyılın ikinci yarısında, modern Türk şiirinin kazanım ve birikimleri de kullanılarak ve serbest vezinle yeniden yorumlanarak yazılan Leyla ile Mecnun hikayesi, böylece antik bir malzemeye dönüşme tehlikesinden bir kere daha kurtulmuş, yeni bir eser olarak günümüz edebiyatına kazandırılmıştır. Tek başına bu eser, geleneğin değişerek devam etmesi anlayışının yetkin bir örneğidir.

Hamse geleneğindeki orijinal mesneviye karşılık gelen eserinin ise “Hızırla Kırk Saat” olduğunu düşünüyorum. Hikaye oldukça geriye itilmiş, kurguda şiir mantığı içinde sıçramalı bir teknik kullanılmış, buna bağlı olarak zamanda da kronoloji gözetilmemiştir. Söz konusu unsurlar yalnızca şiire bir fon ve yeni şiirler söylemeye bir vesile olarak kullanılmıştır. Yine de Hızır’ın çağlar içinde çeşitli insan toplumlarını ve şehirleri gezip tanık olduklarını, karıştığı olayları ve bunlardan yansımaları takip edebildiğimiz için yeni bir mesnevi ile karşı karşıya olduğumuzu rahatça söyleyebiliriz. Genel olarak mazmunları ihya ederek edebiyatımıza kazandırma bilinçli çabası içinde gördüğümüz Karakoç’u, (gül, bengisu, Leyla…) burada da Hızır mazmunu ile karşımıza çıkarken görüyoruz. Hızır mazmunu ihya edilmekle birlikte edebiyatımıza bu seviyede ilk kez bu eserle girmiştir.

Yabancı dil bilgisinin şiirle sınanması diyebileceğimiz hamsenin iki ve üçüncü türdeki kitaplarına ise “İslam’ın Şiir Anıtlarından” ve “Batı Şiirlerinden” adlı eserleri akraba görüyorum. Burada dil olarak Farsça’nın yerini Fransızca’nın almış olması, Diriliş anlayışının devrin dil, malzeme ve imkanlarını yoklayıp yorumlayarak içselleştirme yönündeki yaklaşımının bir örneği olduğu gibi, yine sanatçının çağını anlaması gerektiği cümlesinden olarak, çok yönlü temaslar kurduğumuz Batı medeniyetinin zamanımızda aktif durumda bulunmasının zorlayıcı bir sonucudur da.
Üstat Sezai Karakoç’un hamse geleneği ile ilişkisinin boyutları, kısaca anlatmaya çalıştığımın çok ötesindedir. Zira Tahanın Kitabı, Gül Muştusu, Ayinler ve Çeşmeler’in de orijinal mesnevi türüne giren eserler olduğu kanaatindeyim. Mesnevi geleneğindeki bu yenilenişin mukayeseli incelenmesi, O’nun İkinci Yeni’ci olduğu komik sanısından kurtulabilen akademisyenleri bekliyor.

Yazar: Şaban Abak

Benzer yazılar

Yorum yapılmış

[…] Ayhan, Muzaffer İlhan Erdost’un adını verdiği bu akımın en önemli temsilcilerinden biridir. Sene 1968 olduğunda “Ortodoksluklar” adlı şiir kitabını yayımlayan Ayhan, […]

Yorumlar

türk porno , adana escort , adana escort bayan , porno izle , mersin escort , escort adana , adult forum , istanbul escort , hatay escort , beylikdüzü escort , bodrum escort , eskisehir escort , porno indir , escort bayan , seks hikaye ,


Hosting Sponsoru

sponsor