Edebiyat Türkiye

Sitemize içerik göndermek için lütfen Tıklayınız.

Lisan ve Edebiyatımız

Akvâm u ümemin mevcudiyet-i siyâsiye ve mâneviyeleri başlıcalisanlarının derece-i intizâm ve mükemmeliyetine tâbidir. Bir lisanın hüsn ve letafet ve mükemmeliyeti iki türlü olur. Biri tabiî ve hulkî,diğeri kesbi ve sun′î.Birincisi Allah vergisidir. İkincisi bir lisanı söyleyenlerin cehdve ikdâmlarına ve zevk-i selîmlerine  mütevakkıftır. Birincisi lisan,ikincisi edebiyattır.      İbtidâ, birinci ciheti nazar-ı itibâre alarakumûmdan hususa nakl-i kelâm ile lisanımızın Avrupa ve Asyalisanları arasında ve ale’l-husus ümem-i mütemeddine elsinesinenisbeten ne hal ve mevkide bulunduğunu düşünelim.

Bu makalenin başındaki kaziyeye riâyetle kable’l muhâkeme hükmümüzü verip hemân lisanımızın medh ü sitâyişine girişmek istemem. Maksadım bir medhiye okumak değil, tenkidli ve isbatlı bir makale yazmaktır.Kendini pek hor ve hakir görmek veya kendi hakkında pek âli bir fikirde bulunmak efrâd hakkında  ne kadar çirkin ve muzır ise birbirine tamamiyle zıd olan bu iki haslet, akvâm u ümem hakkında dao kadar ve belki de ondan ziyade çirkin ve muzırdır.

Çünkü insankendi nefsi hakkında mahviyet gösterirse bir dereceye kadar ma′zurgörülebilirse de  milyonlarca efradla müşterek bulunduğu kavmiyet vecinsiyeti hakkında mahviyet gösterirse başkalarının hukukuna tecavüz etmiş olur. Kendini hakir ve zelil gösteren veya öyle bilen adam dâimahakir ve zelil kalır. İnsanı derecât-ı âliyeye sevk eden zillet ve hakaret korkusudur. Zillet ve hakareti kabul ederse artık korkacak bir   şeyi kalmayıp her denâeti irtikâb edebilir.Bilakis kendi hakkında pek âli bir fikir beslemek dahî kusur ve nakâyıs-ı mevcûdeyi görüp     ıslah etmeğe mâni olduğundan bu da bilâhare o neticeyi müntebih olur. Binâen′aleyh herkes cinsiyet ve kavmiyetine âid husâsâta ne nazar-ı hakaretle ve ne de kibir veisti′zâmla bakmayıp dâima muazzez ve mukaddes nazar ile bakmaklaberaber kusur ve nakâyısı görmeyecek derecede büht ve hayretedalmayarak tabi′il-vuku′ olan az çok kusur ve nakâyısı   ıslah veikmâline çalışmak iktizâ eder. Bu kaziyeyi düstûrü’l-amel ittihâz  ederek lisan ve edebiyatımız hakkında mülahazatımıza girişelim:Türkler esasen cesur ve cengaver bir kavim olup  eskiden  bu sıfatla şöhret bulmuş oldukları gibi lisanları dahî ahlak ve tabiatlarınamuvâfık olarak hâl-i ibtidâisinde huşûnetden pek de âri değil idi. Mahâza elsine-i Turaniyenin en mükemmeli addolunup Eski Türkçe demek olan ‘Uygur’ lisanı kable’l İslâm dahî  yazılır, okunur,  ve herifadeye elverişli bir lisan idi. Türkler din-i İslâm’ı kabul ve ale’l-husus memâlik-i  İslâmiyeye dühûl ile  ibtidâ birtakım imâretler  ve ba′de büyük büyük devletler teşkil ederek dindaşları olan Araplar ve İranlılarla  karışmağa başladıktan sonra  eski Uygur hat ve edebiyatını zaten mezheb-i kadimeleriyle beraber terk ve ferâmuş etmiş olduklarından iştirâk-ı mezheb sâikasıyla ve bulundukları mahallerin tesiriyle Arabî ve Fârisi edebiyatına tâbi ve onlara hâdim olup kendi lisanlarını ihmâl etmiş ve bazıları büsbütün unutup bazıları da Arabîve Fârisi kemâlat ve tabiratla karışık söylemeğe başlamışlardı.

Benzer yazılar

Yorumlar


Hosting Sponsoru

sponsor