Edebiyat Türkiye

Sitemize içerik göndermek için lütfen Tıklayınız.

yitik zaman…

günlerden hangi  gündü bilmiyorum, günleri takip etmeyeli hayli zaman oldu çünkü. Ne de olsa onlar birbirini takip eden ,hepsi birbirine benzeyen zaman dilimleriydi sadece.bir benzerlikleri vardı, hepsi de bir çarkın dişlileri gibiydi,çark mütemadiyen dönüyor ve beni  kaçınılmaz sona doğru sürüklüyorlardı.farklılıkları ise isimlerinden ibaretti, bir bebek gibi sessiz bir kabullenişti bu isimlerin hikayesi .

bir  genç vardı, hayalleri olan ve gözü ufukta olan bir genç. Şimdi gençti biliyordu ki yarın gençliği geçip gidecek ve alışacaktı hayata geç kalmalara.sebepleri düşünmeden sonuçlarını düşünürdü bazen. Öyle ya sebep-sonuç nihayetinde tek bir maksat dairesinde hareket ederdi. Sebep sonucu hazırlarken,sonuçta sebebi getiren bir sebep değil miydi? Yaşadığı bir kavram kargaşası mıydı yoksa birtakım boş vermişliklerin getirmiş olduğu bir kendindelik miydi ? satırların acımasızlığı kimi insanı sürüklerken  diyardan diyara kiminin bir limana demir atmasına neden olurdu. O demir atanlardandı, attığı demir ise limanın en sert kayasına takılmış, akıp geçen zamana inat durakalmıştı o dalga dalga üzerine gelen maviliğin üzerinde… düşündü genç adam, durmuştu işte nihayetinde,sanki hayat senaryosunun bu bilmem kaçıncı perdesindeki rolünden sıyrılmış gibi azade hissediyordu kendini. Bir titreme sardı bedenini, neden sonra farkına vardı,gün batımının. Geceyi severdi, hatta bazen ayın üzerinde olmayı ve yıldızlara olta atmayı düşlerdi. Ay 14 üne dönmüştü, gökyüzü apaydınlıktı ve gözleri önünde bir yıldız tarlası belirdi birden,oltasını altı ve fırlattı tarlanın en kuytu ve en içinde kalmış yıldıza. Bir dalgalanma… birden yıldızları sayma arzusu belirdi içimde, öyle ya ben bu tarlanın sahibiydim artık, işte o yakaladığım yıldız da onların hükümdarı olmalıydı,artık o yoktu,yerine ben geçmeliydim. Akıp geçen zamana inat takılı kalmalıydım gökyüzünde ve bir ağustos gecesinde dillenmeliydi yürekler ve kalemler anlatmalıydı zamana galebe çalışımı… bir ses çalınmalıydı sonralarda kulağıma,biraz aşıkane biraz da rindane… aşkı anlatmalıydı bana ve sükutu… haddeden geçen nezakete bakmalıydı gözlerim ve sevgiliye dizilen onca meth ü senaları işitmeliydim, yaşlı bir gramafonun yanında efsuni nağmelerin avına çıkan çözleri çakmak çakmak  bir civanmerd gibi…

Mustafa Kaya

söylenmemiş na’melerden

Benzer yazılar

Yorumlar

türk porno , adana escort , adana escort bayan , porno izle , mersin escort , escort adana , adult forum , istanbul escort , hatay escort , beylikdüzü escort , bodrum escort , eskisehir escort , porno indir , escort bayan , seks hikaye ,


Hosting Sponsoru

sponsor