Edebiyat Türkiye

Sitemize içerik göndermek için lütfen Tıklayınız.

İSTANBULA MEKTUP ” bir babanın duygu esitileri…” A.KOÇER

26 Nisan 2011
Sevgili Kızıma..
“ babasının süsü “
Unutma ki bazı şeylerin telafisi asla mümkün olmaz..
“ Kaybedilen gençliğin,
Hoyratça elden kaçırılan sağlığın,
Duygu ve hisler üzerine kurulan,
Vahyin ve sünnetin uzağında
bina edilen evliliğin t e l a f i s i o l m a z..”
Dikkat et!
Sen de dahil olmak üzere , bütün gençler;
yüreklerinde aldıkları kararlara anne-babalarını ortak etmek istemezler..
En doğrusunu bildiklerini ve en güzelini yaşadıklarını zannederler..
Oysa O anne ve babalar çocukları için ; karanlık gecede çölün ortasında Çoban yıldızı gibidir..
Nedense bunu gençlerin çok azı fark eder, sarp ve engebeli olan keçi yollarında, ikindi serinliğinde yol alırlar ..
Sana ne kadar değer verdiğimizi sen de bilirsin..
Sakın beni; kendi başına; duygu ve hislerin yoğunluğunda almış olduğun kararlarını onaylamak zorunda bırakma!..
Ayrıca, asla onaylamadığım alışkanlıkları ….. … meşrulaştırma gayreti içinde olma!. Asla!. Çünkü sen bir kutlu yolun yolcusu ve modelisin.. Asrın Zeynebi ve Fatıması …

Bu tür kaygıların beni nasıl meşgul ettiğini anlatamam…
Sana güveniyorum.. hem de çok.. Belki annen çok daha fazla sana karşı güven taşıyor..
Yüzlerce genç kız, duygu ve hislerinin tutsaklığı içersinde anne ve babalarını çiğneyerek, kabul görmeyen birebir görüşmeleri vahyin aydınlığını terk ederek yapmaktalar …
Sen bunların uzağında olmalısın..
Sana güvensizlikten değil, nefsin ve şeytanın tuzaklarından emin olmadığımdan..
Kim emin olabilir ki?.
Seni meleklerin kanatları altına bırakıyorum.. Dualarımız bütün gençlere ve genç kızlara…
Dalından düşen her bir yaprak gibi her genç kızın hayatını nefse ve şeytana adaması ; şehevi arzuların rüzgarına kapılması incitir yüreğimi..
Seccadesinde secdelerle yol alan mü’minler sessiz gecelerde ağlamalı hem de çok.. Asımın nesli’nin ne hallere düştüğünü görerek göz yaşı ile dua etmeli her m ü’ m i n… Yüreğim inciniyor.. içim yanıyor.. inan bana!
Rabbim beni seninle ve kardeşinle imtihan etmesin!..
İnşallah!
…………
………
Sevgili kızım!
Yüreğimizin harman yerindesin.. İstanbul’dan memleketine dönüyorsun..
Seni her İstanbul’a uğurlayışımda; İstanbul’a vardığında valizini otobüsün bagajından ben alırım…
Kaldığın eski yurda; ilk yolculuklarından birinde Aksaray’dan kaldığın yurda kadar valizini belki de bilmeden yolun uzaklığını, ben taşımıştım…
İlk seneyi, İstanbul’daki ilk ayları anlatmak zor.. Kaygılarım, endişelerim ; duaların bahar esintisiyle bir bir zamanla yok olmuş, yerini Rabbimin huzur veren eminliğine bırakıvermişti. Seni hep Rabbimin emanetine , meleklerin koruyucu kanatlarına bıraktım! Baba olmak zor!. Böylesi kaygıları zaman zaman her baba hisseder..
Kolay değil İstanbul’da öğrenci olmak, kız başına koca İstanbul’da kalıvermek..
Kolay değil , Bayezıt’ta O görkemli Üniversitenin kapısından girebilmek!. Ben bunları senin durumundan on kat alt seviyelerde ve orta öğrenim boyutunda yaşadım.. Zaman zaman nemli ıslak gözlerle dalgın ve çaresiz çok yürüdüm. Ne dayım vardı, boğazın öbür tarafında ne de Amcam, denize bakan bürosuyla Beşiktaş’ta.. Ne de ailemin bana gönderdiği harçlık.. gelmediğinde elime geçen üç beş kuruş burs..
Çok isterdim İstanbul Üniversitesinin İlahiyat fakültesinde okuyup Şehzadebaşı’ndaki bir öğrenci yurdunun medrese kalıntılı hücre odalarında ders çalışmayı.. Hayalimdi benim..
Hatırladığım tek şey; bana yol gösteren çok az kişi vardı. İstanbul’da çok kötü günler de geçiriyordum. Kitapları sevmeyi orada öğrendim.
Kol saatimi satarak kitap almayı da.. Fatih camisinde sabah namazı kılarak Gönenli Mehmet Hoca Efendi’nin elini öpüp harçlık almayı da orada gördüm.
Gurbeti yaşamayı ve uzaklarda dua etmeyi de orada öğrendim. İsmail AğaCamiini ve İskender Paşa’daki nur yüzlü ak sakallı Allah dostunu orada tanıyıp sevdim!. Tekkesinin kubbe altından geçtim Gümüşhanevi’nin.. Ama tutunamadım! Tutunmayı düşünmeden, eteğine yapışmadan yıllar sonra kapısında kıtmir olmayı düşünecek kadar sevdim ve yakınında konaklamadan geçtiğim için çok pişman oldum. .
Hele Hoca Efendi R.Aleyh) elimi uzatsam yakınımda, başucumda idi.. Tanımadan kaybettiğimi çok yıllar sonra anladım..
Eyüp sırtlarına bırakıldığı günden beri… Ne zaman yürüsem Eyüp sırtlarına , tatlı bir ürperti kuşatıverir yüreğimi ..
Bağlıları benim duygularımı taşıyor mu dersin!

Esiyor mu gedavet onların da evlerinde bizim fakirhanede estiği gibi..
Zaman olur Süleymaniye’de gezinir yüreklerimiz…

Necip Fazıllar. İsmet Özeller Nice önemli isim ve yazarlar o gün babanın gündeminde yüklü idi..
Konferanslar.. Tasavvuf iklimi.. Daha neler..
Ve rüzgar beni 1980 sonrası çok önemli yerlere gelen isimlerin yakınına düşürüyor belki de kader çizgisinin sırlarla kaplı ağını örüyordu.
Senin, zaman zaman nefsine karşı duruşun ve Rabbine yönelişin bana o günleri hatırlatıyor..
İstanbul, çok güzel şehir kızım…
Kalmak isteyip de kalamadığım, kalmaya güç yetiremediğim bir şehir..
Boğaz köprüsü’ne adım attığım her vakit , garip bir t a ş r a l ı gibi hissetmişimdir. İstanbul beni içine hiç almadı.. Çünkü ben bu koca şehirde ne zaman kendimi görsem misafiri oldum İstanbul’un…
Ve yıllar sonra anladım rüzgarın beni nerelerden geçirip nerelere taşıdığını.. Kaybettiğim koca bir adres defterinin neden kaybolduğunu..

Bu tatil , bir gece ve bir gündüz kadar kısa geçti sanırım. Seni bilmem.. Sanki yaz yağmuru gibiydi.. Toprağı fazla ıslatmadı.. Ama toprak nemli..
Farkında mısınız, yavaş yavaş uzaklaşıyorsunuz yuvadan.
Uzaklar her gün biraz daha ırak olur yüreklere… Anne- babalar uzaklaşan can parçalarını arkalarından uğurlar nemli gözlerle.. Ve dualarla..
Uzaklar ırak olmanın gölgesinde kızım.. Bu yolculuklar ayrı kalmanın ve uzak olmanın …
Paylaşmadan, paylaşılmadan…. Gülmeden, gülüşmeden… kopuyorsunuz yuvanızdan bir bir.. Kilitleyip yüreklerinize alıp götürüyorsunuz bütün sırlarınızı…
Paylaşmadan .. paylaşılmadan; anne deyip ağlamadan akıyorsun uzak nehirlere kızım …uzak nehirlere ve uzak denizlere..
Bir kelebek kadar narin.. bir yaprak kadar sessiz… tıpkı arkadaşının evine akşam sonrası hoyratça iner gibi… bahar rüzgarı kadar sessiz.. bir yaprak kadar hafif ve titrek..
Uçup gidiyorsun …
Ve bir kelebek kadar narin!..
Sen annenden ve babandan taşıdıklarınla yeryüzündesin..
Onurun, duygularını ketum mahzenine hapsediyor çoğu zaman.. Dağınıklığın ve zamansız bocalamaların on yedi yaşında .. hala hoyratça..
Duraksamadan evin dışında gezinmen..
Lütfen haber vermelerle arkadaşlarınla günü birlik takılman; kaptanı olmayan bir geminin rüzgara kapılmasını andırıyor.. Onaylamak zor!.. Derken ..
Başıboş dağınık günlerin, oturma mücadelesi veren onurlu kişiliğinle yarışıyor desem olur mu!?
Görebilecek miyiz dersin? başını alıp çıkıp gittiğin günlerin tükendiğini; evine ve ailene gerçekten tutunup geri döndüğünü..
Ama bir gün, sular durulduğunda geri dönüp baktığını
göreceğime inanıyorum.
Evinin ; elinin tersiyle zaman zaman kenara itiverdiğin yuvanın tutamadığı şeylerin bir gün seni tutuverdiğini görmek geç değil..
Paylaşamadık zamanın arta kalan artıklarını bile seninle..
Ve şimdi kuşe_i uzletimde yorgun hissediyorum kendimi..
Okul… Lise… Üniversite v.s… bakalım daha neler..
Ne arkadaşlarınla birlikte olmanın hoyrat ortaklığı ve buluşma köprüleri ne de arkada kalan keşkeler yumağı..
Babanın ve bütün babaların bu manevi yükü dağlar kadar ağır olsa gerek…
Sevgili kızım,
Babalar hisseder..
Sakın beni kendi başına; duygu ve hislerin yoğunluğunda almış olduğun kararlarını onaylamak zorunda bırakma!.

Çünkü senin hayatın; doğduğun evin ve hayatın bir paçası.. Bu her genç için öyle..
Bu gün haramlar, çağdaş gümüş kaselerle ve çiçek demetleriyle sunulur.. Şeytanı güldürmemelisiniz kendinize!..
Bu bazen bir bakıştır..
Bazen de birlikte yürüyüştür…
Ve Allah ve Resül’üne baş kaldırıştır.
Her babanın yüreğinde beklenen Asım’ın Nesli’dir
Dualarımla.. yolun açık olsun!
Ay parçası!..
Allah’a emanet olasın..
baban.

 

Benzer yazılar

Yorumlar


Hosting Sponsoru

sponsor