Edebiyat Türkiye

Sitemize içerik göndermek için lütfen Tıklayınız.

karanlık

gecelerimin gündüzlere kavuştuğu vakitlerde kapatıyorum gözlerimi aydınlığa. istiyorum karanlığım hiç gitmesin. nedendir bilmem ama severim ben geceleri oldum olası, gece desem ve sussam orada ben sussam ve sustuklarım anlatsa beni. ben sussam ve sustuklarım gecenin kağıttan sessizliğine isyankâr olsa. geçmiş zamanların geceleriyle şimdilerin geceleri arasında ve gelecek zamanın geceleri arasında öyle farklar var ki… karanlık gitgide artıyor ve yarınlara çektiğim perdeler sımsıkıya sarılıyor duvalara. sahi perdeler olmasaydı ne yapardık ki biz? onlar ki bizi korur aydınlıktan, bizi bize emanet eder ve bizi bizle başbaşa bırakır çoğu zaman ve bir duvar gibidir dış dünyayla aranızda. pencerelerin onca bayağılığına inat nakış nakış korur sizi aydınlıklardan. duvardaki saatin tıkırtısından anlarsınız zamanın geçtiğini ve beklersiniz o veremli o nereden geldiğini kaynağını tam da bilmediğiniz ulvi ışığın gitmesini…

karanlık yalnızların dostudur çoğu zaman ve sığınılacak limanıdır her daim. kar kış demeden, fırtınalara kulak asmadan açar bağrını size. sizin yokluğunuzun karanlık için bir şey ifade etmediğini söylememe gerek yok sanırsam. ama onun yokluğunun sizin içn yakıcılığı oldukça büyüktür. nasıl sevmeyesiniz ki onu ? vakit tamam olduğunda yani kanal değiştirdiğinizde siz kimsecikler gelemeyecek yanınıza, o mel’un ışık da sızamayacak pencerenizin en ücra noktasındaki o iğne miktarınca delikten. o sımsıkı saracak bedeninizi oysa.işte o zaman anlayacaksınız karanlığın asıl vefekâr olduğunu.  kim bilir belki bir noktanın son vermişliğiyle bakıyorsunuzdur hayata ;  sizden sonra gelen harflerin sizle alakası yoktur,sizin cümleniz bitmiş ve ötesi bir nokta koyulmuştur adınızın yanına. diğer cümlenin küçük harfle başlamasını yani biraz size yakın olmasını arzulayacaksınız belki, ama gel gör ki arada bir uçurum misali ‘ . ‘ vardır ve artık cümlendeki harflere sığınmak zorundasındır…sonra karanlığa ihanet etmemeniz gerektiğini düşünürsünüz bir dem…

harfler ne anlatır bize? acaba anlatmak istediklerini mi anlıyoruz yoksa anlamak istediklerimizi mi? işte sermayeniz belli, size ait olan tek şey var o da ‘karanlık’ ötesi 8 harf işte, karanlık ve bir nokta. kimileri üç noktayı arzular; belki, der içinden, belki yarım kalmış cümlelerime bir gün, bir gün bir devam eden olur ve kimbilir belki harflerimden yeni yeni kelimeler türetip üzerimdeki karanlığı alır diye ümid edersiniz, sonra ‘yoook’ dersiniz, karanlığınızdan memnunsunuzdur, çünkü kimselerin bilmediğini, kimselere diyemediklerinizi ona demektesinizdir ve bazan ‘sabır taşı olsa çatlardı ya hu,ses ver hele’ ithamlarıyla maruz bırakmaktasınızdır onu. ama çatlayan sabır taşına inat, sükutu seçmektedir karanlık. bundan bile bir vazife çıkarırsınız kendinizce, bak lisan-ı hâl ile konuşuyor işte dersiniz. evet evet,lisan-ı hâl.  derken vakit gelmiştir, perdelerinizi çekme vakti gelmiştir, çünkü gün ağarmaya yüz tutmakta ve sevgili yavaş yavaş kaybolmaktadır, yapmanız gereken şey ise oldukça basit… kapatın gözlerinizi ve karanlığa yelken açın…

mustafa kaya

söylenmemiş na’melerden…

Benzer yazılar

Yorumlar


Hosting Sponsoru

sponsor