Edebiyat Türkiye

Sitemize içerik göndermek için lütfen Tıklayınız.

GİBİ OLMAK

Hep bir şey gibi olduğumuz şu hayatta en güzel gibilik “TÜRK’ÇE” olmak olsa gerek! Hayatın savurganlığında, ilişkilerin zayıflığı arasında, güvenin, inancın eksilerde dolaştığı şu günlerde, masumiyetimizin alındığı, sevgisizleştiğimiz, algılayamadığımız pisliğin dolduğu şu dünyada belki de en çok muhtaç olduğumuz şey “TÜRK’ÇE” olmak…

TÜRK’ÇE doğmalıyız… Daha anne karnındayken dedikodunun, sigara kokularının, kavganın, gürültünün içinde değil de ilâhi nefeslerin, hoş muhabbetlerin, ezan seslerinin, içinde bulmalıyız kendimizi ve öyle doğmalıyız ki ilk süt helâlinden olmalı, kulağımızdan yüreğimize kadar işlemeli o ulvî ses… Anamız bizi TÜRK’ÇE yetiştirmeli, saygıyı, sevgiyi, itaati biz onun koynundayken öğrenmeliyiz… Aynı zamanda da koparılmaya çalışılırken dikeni batırmayı da o öğretmeli bizlere.

TÜRK’ÇE büyümeliyiz… Dürüstlüğü, ahlâkı ve şefkati babadan öğrenmeli, kuşandığımız bu zırhla gözü kara olmalıyız… Yaşarken “yolda duran taşı al ve bir kenara koy evladım” inceliği işlemeli ruhumuza… Yaratılanı sev Yaratan’ dan ötürü diye Yûnus fısıldamalı yüreklerimize. Cesareti, inancı, gücü yirmi bir yaşında İstanbul’ u fetheden Fatih’ten almalıyız. İncitmemeyi, kırmamayı bize Hasan ile Hüseyin’ in abdest alan amcayla olan muhabbeti öğretilmeli ve Habil ile Kabil’ in hikâyesi bize doğruyu, yanlışı göstermeli ve biz inadına TÜRK’ÇE büyümeliyiz… Yardımseverliği, almadan vermeyi, nifak sokmamayı büyürken öğrenmeliyiz. İnsan kazanmayı “ bir kişinin dirilmesi bin kişinin ölmesinden iyidir” diyen Peygamberimiz (s.a.v.)’ den öğrenmeliyiz.

TÜRK’ÇE düşünmeliyiz… Mütefekkir bir ecdada sahip olmanın gururunu yaşarken, layık olmanın yollarını aramalıyız. Üreten, hazırcı olmayan ve etrafına şuurlu bakan gençler olmalıyız… Kaba saba, basiretsiz olmak yerine; zarif, ince ve nazenin olmayı tercih etmeliyiz. Her şuurlu bakış bir okuma olayıyken, gözlerimizi açmalı ve artık görünenin arkasındakini görmeye çabalamalıyız. TÜRK’ÇE düşünüp, günübirlik heveslerden arındırmalıyız kendimizi…
TÜRK’ÇE giyinmeliyiz… Yürürken saklaması gereken bir sırrı taşıyormuş gibi ar ile yürümeliyiz…
“Edeptir kişinin daim libası
Edepsiz insan üryana benzer” beytine mazhar olmalı, edep giysisini kuşanmalıyız. Örtünün şekilden ziyade özde birleşmesine olanak sağlamalıyız. Elimizden, dilimizden, belimizden emin olmalı, tesettürü kadın ve erkek olarak en mazbut şekilde taşımalıyız… “İnsan liyakatiyle takdir, kıyafetiyle kabul olunur” sözü çınlamalı kulaklarımızda ve biz bu zihniyetle TÜRK’ÇE giyinmeliyiz.

TÜRK’ÇE sevmeliyiz… Adı Vedûd olanın hürmetine sevmeliyiz. Onun sevgisiyle dolan Muhammed (s.a.v.) hatırına sevmeliyiz. Bir bebek başı okşayabilmeli, bir ağaca bakarken tefekküre dalabilmeli, insanın yüreğine çıkabilmeli ve tekrar tekrar sevmeliyiz sevgiye layık olan her şeyi… “Bir köpek leşinin kokuşmuşluğunda güzelliği gören Mevlana’ nın: Ne güzel dişleri var” duygusuyla dolu olan bir ilâhi aşkımız olmalı… Mevlana’ dan, Yûnus’ tan Mecnun’ dan, Hz. Ayşe’ den öğrenmeliyiz aşkı… Onlar öğretmeli aşkı, sadakati, bağlılığı bizlere… Ve Ebu Cehilleri okudukça sevgisizliğin acı şerbetini içmenin talihsizliğini görmeli ve şükretmeliyiz TÜRK’ÇE sevdiğimiz için. Fuzuli gibi aşk denen belaya meftun olmayı dilemeli, âlemdeki her şeyi aşka bağlayıp, aşk derdinden bir an bile şikâyet etmemeliyiz. Gönlüne koydum sanıp da gönül koyanlardan olmamayı öğrenmeliyiz… Üç günlük aşkları, yıka-çık gönülleri hiçe saymalı, gerçek aşka yol almalıyız…
TÜRK’ÇE konuşmalıyız… Atalarımızın, “Biliyorsan konuş âlim sansınlar, bilmiyorsan sus adam sansınlar” sözü kulağımıza küpe olmalı… Nerede, ne zaman ve nasıl konuşacağımızı bilmeli, edebimizi yitirmemeliyiz. Türk dilinin anıtlarını diken Yusuf Has Hâcib ve Orta Asya’nın bir Türk seyyahı olan Kaşgarlı Mahmut’ un evlatları olduğumuzu göstermeliyiz… Aklın süsü olan söz, sözün süsü olan dil Balasagun’lu Hâcib’e göre bir kandilken, biz bu kandili söndürmeliyiz… Söyleyen bizken, söyletene hayran bırakarak TÜRK’ÇE konuşmalıyız.

TÜRK’ÇE yaşamalıyız… Yaşantımız Türk kokmalı. Basitliklerden, çıkar ilişkilerinden, körü körüne bağlanmaktan öte düşünen, istişare eden gençler olmalı ve “Nasıl yaşarsan öyle ölürsün.” ayetine olumlu anlamda vâkıf olmalıyız… Yaşarken her an açığını yakalamak isteyen ellere karşı;
“Sûretin sîretine şahittir

Başka şahit aramak zâhiddir” beytinden güç almalıyız. Serdengeçti’ nin özlediği âlemi tasvir edenken çektiği ızdırabı, bizim yüreğimizi inletmeli ve canhıraş o âlemi yaşatmak için yaşamalıyız… Ve yine TÜRK gibi yaşamalıyız. Kürşad’ı, Oğuz Kaan’ı, Bilge Kaan’ı, Sultan Alparslan’ı, Edebali’yi, Fatih’i, Yavuz’u, Atatürk’ü, Başbuğ Türkeş’i, Arvasi’yi, Âkif’i, Yûnus’u ve nice kahramanları unutmadan, unutturmadan yaşamalıyız. Ve TÜRK gibi yaşarken beyhude çabalarla değil icraata geçerek bunu göstermeliyiz… Ziya Paşa’nın, “Âyinesi iştir kişinin lafa bakılmaz
Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde” beytindeki idrake varmalıyız.

Gibi doğmak, gibi büyümek, gibi düşünmek, gibi giymek, gibi sevmek, gibi konuşmak, gibi yaşamaktan daha ziyade gibinin ötesine uzanabilenler olabilmek duasıyla…

MAKBULE ÜNAL

Gönderen İsim/Mail: makbule ünal mkbl_un****@hotmail.com

Benzer yazılar

Yorumlar

türk porno , adana escort , adana escort bayan , porno izle , mersin escort , escort adana , adult forum , istanbul escort , hatay escort , beylikdüzü escort , bodrum escort , eskisehir escort , porno indir , escort bayan , seks hikaye ,


Hosting Sponsoru

sponsor