Edebiyat Türkiye

Sitemize içerik göndermek için lütfen Tıklayınız.

LÂMELİF GÜLÜ

I.
Aliyona
Fetret devrini mi yaşıyorum yeniden
Korkulu bakışlar, hiçliğini sunarken dudaklarıma
Ben hangi cesedi gömüyorum yüz yılık cananıma
Ey güzellik ülkesinin padışahı!
Ey temenni vuslatının yaranı!
Hangi mühür sahibini arıyorum dürr-i kelamında
Hangi esamiler okunuyor kutsal kitabında

Kanla sulanan gül, gamlı bakışının esiri çoktur
Kesret de vahdet de sensin Aliyona
Naif bakışın kimleri katmadı ki sayrılığına
Kimleri kametine elif diye kandırmadın ki
Yokluğum da varlığım da sensin
Hikmetim de cehaletim de sensin
Şiirim de, şairim de sen
Lâm da sensin, elif de sen
Lâmelif gülü söyle nasıl dayanırım hicranına

Âsitâne
Seni görmek, seni sevmenin ilk adımıdır, ilk eşik
Payitaht makamında söylediğim ilk ezgi
Kulağımda yankılanan ilk nağme annem ve sen
Toprağına sürülen ilk zafer sevinci
Yaşlı gözlerindeki ilk çizgi, ilk kırmızı nümayan
zamansız ölümlerden geriye kalan
Kimler söyler seni, kimler yazar miladıma

Ben yoksunum senden, ben mahzunum sensiz
Eskidenmiş uğrunda ölen sevgililer
Şimdi başka dillerde yankılanır nidası aşkların
Bense başka tümceleri koynuma alıp saklarım
Başka, hep başka alınlarda yaşarır secdem
Kollarımın eski mecali yok, saramaz artık seni
Yeniden beklesem de gelmeyecek o yokluk günleri
Ne sen eski sensin, ne de ben eski ben
Kayıtsız yaşanılan kum saati günlerdi
Dokunulası yüzün yeni iklimlerde kirlendi

II.
Bizantiya
Kafi bir kelime, kefa bir cümle velayet edemez sana
Şairler de doymadı aşkına, şehitler de
Ben acizim senden, daha çok sana mübtela
Mehmet, Fatih, Fazıl, bir Kemal ile zikretmiş adını
Ne söylesin şimdi dil-i nadanım sana
Sen başla öyleyse sevgililerini anlatmaya
Sen sun peymanelerde zehirli meylerini
Bizantiya, Lâmelif gülüm, yoksun ve yorgun azizem
Anlatamam şimdi hayalimdeki seni , güncemdeki visali
Yalancı güllere göster gerçek misali

Yüz yıl oldu, yüz nağme, yüz Leyla, yüz Mecnun
Unuttun mu Keyhüsrevi, Muaviye ve Beyazidi
Çok zaman bekledim, sonra bir yağmurla indi lalin
Kılıçlarda gösterdi kendini muhteşem hilalin
Belli ki sevdadır bunun adı, belli ki Eyyüb Ensarin
Yangın gecesi gökyüzü, Münadiler Bizantiya
İsmin okundu dillerde, nidaların can verdi orduya
Dönerken yolundan bir zamanlar mektuplar
Herakliyusa verildi işte dosdoğru yanıtlar
Senin mülkünde içildi şehadetler ve şaraplar
Sende galip geldi cümle belalı aşıklar

Konstantina
Bir Rum kızı, bir Acem dilberi nahvet
Başımdan aklım gitti, gel de şimdi sabret
Kavuşmamız mümkünsüzdür bilirim
Ben yolcuyum çünkü, sen nedense hep hancı
Kulağımda yankılanır durur Konstantina, Konstantina
Bu da benden sana okunan, son hüzzam şarkı
Lâmelif gülü, ince sızı

Sensiz sürecek ömrüm büsbütün anlamsız
Nilüfer açar, gül solarım amansız
Unutulmaz bir sevgili daha bırakacaksın ardında heyhat
Suya hasret sularda yakacaksın bütün mezarları
Hançer bakışlı lâmelif gülü
Yaşayacak sende bin bir diriliş, bin bir ölü
Konstantina saray cariyesi, İmparatoriçe Thedora
Nice sırlar küllenmiş kalbindir Ayasofya

III.
Vizendovina
Zannetme ki her şey göründüğü gibidir
Her ağlayan gözyaşı dökmez oysa
Vizendovina, evrenin istiridyesinde inci
Bütün şehirlerin etrafında döndüğü gezegen
Minareleri ağlayan ülkemin asi ve sufi çocuğu
Öpülesi alnında galata, içimde med cezir
Kız Kulesinden süzülürken boğaza şöyle bir
Resmin çizilir kutlu sayfalara
Ve nazenin bir güldür sende lâmelif
Kuşlar uçar göklerinden aheste, akşam ve seherde
Gül yağar yağmur yerine deste deste
Vizendovina, uygarlığım, garbım hem şarkım
Biz ki ölümsüzlüğe eriştik sende

Uzayıp gider böyle, bu kıssayı aşk
Bu nağmelere de kulak ver vizendovina
Kelimeleri tükettim senin için işte bak
Söylemiştin ya, dudaklarım aşk derdine çaredir
İsmim dilde merhem, gönüllde yaredir
Niçin girdin gönlüme ey lâmelif gülü
Suların tuzlu, bakışın hâredir

Şehr-i Âzâm
Ey hiçten var olan, her şey
Ey Katre katre tefekkür, damla damla hayal
Henüz sermedim tarihi ayaklarının altına
Kavgaları, yangınları, çarmıha germedim
Semalarında yankılanırken ezan ve çan
Kardeşlerin Beyrut, Bağdat, Kudüs ve Şam
Ve sen zindanda açan lâmelif gülü Şehr-i Âzâm
Sevinci de, hüznü de nalan
Gözyaşı yağmurum, Yakubum hem Züleyham

IV.
İstanbul
İstanbul, masallar diyarının efsunlu sarayı
Tanrının nurdan yarattığı melek kanadı
Beyoğlu , Üsküdar , Anadoluhisarı, Kafdağı
Gül tütsülü boğaziçinin, gamzeli güzeli
Buselik makamında söylediğim ilk ezgi
Dudağımdaki lâm ve elifin küllenen ateşi
Ayinlerimi sunduğum eflatun kanatlı simurg
Mumdan şileplerin mahzenindeki yıllanmış şarap
Göz kadehimle her an seni yudumladım
Çünkü ebedi sevgilimsin, ab-ı hayatım

Köle diye mi sattılar ruhumu sana belada
Artık uğramayacak mı şehrayinler toprağıma
Bir şairin kaleminde kifayetsiz kaldı artık adın
Ölümsüz bir cennettir, minyatür bakışların
Muamma bir şarkıda kayboldum doğrudur
Esrik sevgilim, Lâmelif gülüm
Bu sana söylenen son mısramdır, son fasıl
İstanbul’um İstanbul
TAYFUR BULU

Gönderen İsim/Mail: tayfur bulut / tayfurbulutt@gmail.com

Benzer yazılar

Yorumlar


Hosting Sponsoru

sponsor