Okunası yazılar..


Kullanıcı Adı: Sürekli Bağlı Kal
Şifre:


Divanda Arama Yapın
Sayfa: [1] 2 3 ... 6   Aşağı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et Okunmadi Say Bu Konuyu Gönder Yazdir
Gönderen Konu: Okunası yazılar..  (Okunma Sayısı 2376 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
sokak lambası


İleti Sayısı: 401

Çevrimdışı Çevrimdışı


« : 05 Kasım 2008, 01:00:48 »

Aç gözlerini ve sadece okumayı dene. Usanmadan, sıkılmadan, yılmadan sadece oku.

Alemi oku. Hayatı oku. Al kitabı eline, gerekirse hiç bırakma. Sarıl kitaba sadece oku..

Okudukça anlayacaksın sana en luzumlu şeyin okumak olduğunu.

Sonra…Sonra düşün. Sadece düşünmeyi dene.


Düşünebildiğin kadar düşün… Hayatı düşün… Düşündükçe düşün. Hatta düş bahçelerinde bir gezintiye çık.

Belki düşlerin gerçek olur?… Kainat kitabını düşün. Ve hatta alemin sayfalarında bir gezintiye çık.

Kainat, beyninden kat kat büyük ama beynin onu kapsayacak kadar geniş bir kabiliyete mazhar. Neler okumuştun? Okuduklarını düşün.

Düşündükleri ise görmeye çalış ve hisset.

Sonra düşündükleini yaz… Bakalım sayfalar, mürekkepler düşüncelerini içine alacak kadar yeterli olacak mı?

Bil ki bundan mürekkep de, kağıt da hoşnut olacaktır. ‘ Korkmadan yaz. yazmaktan korkma…’

Ve paylaş… Sadece paylaşmayı dene…

Yazdıklarını paylaş insanlarla. Olur ya birinin aklına kalbine manevi bir yol açmaya vesile olursun.

Olur ya, birinin ruhuna bir huzur damlası sepersin. Belki bir kapı açarsın huzur iklimine doğru. Ne dersin olamaz mı?

Belki bu sayede yıkılmayan duvarları yıkarsın! Taş kalplileri yumuşatırsın. Söylesene bundan büyük bir mutluluk duymazmısın?

Duyarsın elbette, duyarsın…

Bir de sadece gülümsemeyi dene. Denemekten korkma. Küçük bir tebessüm kondur sevdiklerinin kalbine.

Sakın esirgeme onlardan sevgi dolu bir gülümsemeyi…

Ve son… En son mütevazi ol. En güzel bir sona erişmek için mütevazi ol. Oku… Yaz… Paylaş… Şükret… Zikret… Sade yaşa hayatı…

Sadece hayırlı yaşamayı iste dualarında. İstemekten korkma! ..

Sonsuz merhamet sahibine sığın. Bil ki, O'na sığınan, inanan, dayanan her iki cihanın en mesut ve bahtiyarıdır.

Sadece O'na sığın. Sadece O'ndan iste. Her işin başında O'nun ismini an. Ve bil ki, her yolun sonu O'na çıkar. Sadece O'na................

(Alıntı)
Bu İletiyi Yöneticiye Bildir/Şikayet Et   Kayıtlı

Beni birazdan ateşe atacaklar. Ve ben, İbrahim değilim..
sokak lambası


İleti Sayısı: 401

Çevrimdışı Çevrimdışı


« Yanıtla #1 : 12 Kasım 2008, 00:31:23 »

BENİM YAŞLARIM..

İnsan 5 yaşına gelmeden anlıyor; açlığın öldürdüğünü, soğuğun dondurduğunu, ateşin yaktığını...

Sevgisizliğin insanın canını acıttığını...

Duyguları, nesneleri, kişileri, çevresini tanıyor.
Her şey ona çok büyük görünüyor:

Ev, masa, anne, baba...

10'una gelmeden oyunla, sayılarla, harflerle tanışıyor. Azgın bir iştahla öğreniyor. Kız ya da erkek olduğunu fark ediyor. Dünyanın evde, okulda kendisine anlatılandan da büyük olduğunun ayırdına varıyor.

***

15'inde, tam da en çok kendini sevdireceği çağda, sivilcelenen yüzünden, değişen bedeninden utanırken aşkı keşfediyor.
Dış dünya kadar iç dünyanın da büyük salonları ve kendisinin bile bilmediği odaları olduğunu, açıldıkça o odalardan devasa bahçelere çıkıldığını hissediyor, büyüleniyor. Şarkıların içinde sevdalar gezdirdiğini, şiirin her türden hasreti dindirdiğini anlıyor. Aşk acısını öğreniyor. Yine de seviyor; ille seviyor, inadına seviyor.

20'sinde putlarını yıkıyor, başkaldırıyor, kanatlanıyor.

Her şey ona küçük görünüyor:

Ev, masa, anne, baba...

"Dünya küçükmüş; büyük olan benim" efelenmeleri başlıyor.

Lakin dünya bunu bilmiyor.

O yüzden 20'ler çoğu zaman hayal kırıklıklarıyla geliyor.

***

25'inde ayaklar biraz yere değiyor.

Okul bitiyor, iş telaşı başlıyor.

Sınıfta öğrenilenlerin akı, sokaktaki gerçeklerin karasına çarpıp grileşiyor.

Yolu hızlı gelenler çabuk yorularak, sevdiğini bulanlarsa kalbinden vurularak evleniyor genelde...

5 yıl önce uzak bir ülke olan "istikbal", daha yakına geliyor.

"Bir denizde yangın çıkarma" hayali erteleniyor.

"Dünya zor"laşıyor.

***

30'unda muhasebeye başlıyor insan:

"Dünya hâlâ beni tanımadı, üstelik galiba ben de dünyayı tam tanımıyorum" dönemi...

Mevcut bilgilerin sorgu yeri...

Kuşkunun beyliği...

Tehlikeli yaşlar: "Bunun nesine hayran oldum ki ben" pişmanlıkları, "Hakkımı yediler" sızlanmaları, sırta saplanan hançerler, çelmeler, dost kazıkları, ağır ağır olgunlaştırıyor insanı...

***

35, yolun yarısı...

Hiç okul asmadan, evden kaçmadan, bir terasta sevdiğiyle öpüşüp bir çadırda uyanmadan 20'sine gelenler için gecikmiş telafi çağları...

Daha önce hiç yüz verilmemiş ana-babaların sözüne yeniden kulak kabartılan yaşlar...

Olgunluğun karasuları...

40'ında eski kotlar dar gelmeye, saçlara ak düşmeye, aile büyükleri yaşlanıp ölmeye başladığında bocalıyor insan...

Panik, kadınları kuaföre sürüklüyor, erkekleri araba galerilerine; ve ikisini birden yeni sevda hayallerine...

Yiten gençliğe, boyalı saçlarla, içe çekilen karınlarla, kırmızı arabalarla çare aranıyor.

***

45'inde "istikbal" denilen o uzak ülkenin toprağına ayak basıyor insan...

Hem ölüm yarınmış gibi, hem hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamasını öğreniyor.

Eski dostlar, hatıralar kıymete biniyor.

Didişmenin yerini sükûnet, böbürlenmenin yerini nedamet, kinin yerini merhamet alıyor. "Keşke"ler "iyi ki"lerle, hırslar hazlarla yer değiştiriyor.

Bu dünyayı silkelemekten, daha iyi bir dünya için kavga vermekten vazgeçmeseniz de, öbür dünya umuduna da kulak kabartıyorsunuz, ara sıra...

***
Genellenemez tabii; bunlar benim yaşlarım.

Sonrasını bilmiyorum henüz; öğrendikçe yazarım.

Can DÜNDAR
Bu İletiyi Yöneticiye Bildir/Şikayet Et   Kayıtlı

Beni birazdan ateşe atacaklar. Ve ben, İbrahim değilim..
sokak lambası


İleti Sayısı: 401

Çevrimdışı Çevrimdışı


« Yanıtla #2 : 24 Kasım 2008, 22:39:44 »

Dünyevilik telaşelerle geçen gündüzün ardından gelen durgunluk.Sonsuz olan Kâinatın bulunduğumuz küçücük bir kısmına veda eden güneşin arkasında ki karanlık.Ay'ın ve yıldızların göründüğü mekân. Şehirden elini eteğini çeken gündelik gürültünün yerine sessizliğin çöktüğü an...

Kimine göre koyu bir karanlık,ürkütücü bir sessizlik.Kimine göre sadece uyumak.

Gece...Gündüzün muhasebesini yapma yeridir kendimizi alıp karşımıza.Ve sorabilmektir Hz. Ömer yüreğince cesaret gösterip 'Bugün ALLAH için ne yaptın' diye.Alınan her nefesin verilmesi gereken şükrünün ne kadarını verebildik o koskoca günde.Her anın ALLAH yolunda ve O'nun rızası doğrultusunda olması gerekirken,ne kadarını O'nun yolunda ve rızası doğrultusunda yaşayabildim diye sorgulayabilme yeridir.

Gece...Bir terazidir dünümüzü ve bugünümüzü tartacağımız.'İki günü eşit olan ziyandadır' sözüne muhatab olup,ALLAH katında ki zararımızı ve ziyanımızı hesaplayabilmektir.Dünümüzün zararını bugün kapatabildik mi,yoksa eşit mi dün ve bugün ya da bugünümüzün zararı dünden daha mı fazla diye düşünme zamanıdır.

Gece...Karanlığı aşıp Aşk'ın içine düşebilmektir.Aşk'ın sahibinin aşkıyla bir gül renginde yanarak aydınlatabilmektir karanlığı.Sıcak bir gözyaşıyla kalbi yakabilmek, yakarabilmektir ve tevbe edebilmek bütün zarar ve ziyanlardan.İçten bir duanın haykırışlarıyla ve hıçkırıklarla bastırabilmektir sessiziliği.Bütün teslimiyetle secdeye kapanıp gidebilmektir dünyadan.Rahmet ırmaklarında yıkanıp,Aşk'ın pınarına ulaşabilmek ve hissedebilmektir kalple.Dünyanın geçici güzelliklerinin üstünden geçip sonsuz güzelliklere varabilmektir.

Gece...Yeniden doğabilmenin başlangıcıdır güneş gibi her güne.Ve Aşk'ın aşkıyla bil gül renginde yanmanın ışığıyla,gündüzün dünyevilik işlerinin üzerini aydınlatıp yalanlığını ve geçiciliğini görebilmek için yaşayabilmektir gece.

Ey Güneşin ardında ki karanlığı getiren...Öyle bir yaşat ki gecelerimizi,kalbimizin,ruhumuzun üstüne güneş gibi doğsun geceler.

Ey gökyüzünde ki yıldızların öncesinde ki gündüzleri getiren.Öyle bir yaşat ki gündüzlerimizi,gecene vardığımızda katında ki zararımız,ziyanımız çok olmasın,rızanı kazanabilmek adına yaşadığımız dünümüz ve bugünümüz birbirine eşit olmasın.

Ey gecelerin Sahib'i...O karanlık perdeyi aşıp, gecelerin tefekkürlerine,mübarekliğine ve güzelliklerine ulaştır bizleri...

Ey gecelerin ve gündüzlerin Sahib'i...Gecelerimiz gündüzlerimizin ışığı,gündüzlerimiz ise gecelerde ki karanlığa düşen aklığımız olsun, Sen'in katında...


Gecenizde Aşk'ın Sahibi'nin aşkıyla bir gül renginde yanarak
gündüzünüzü aydınlatabilmeniz duasıyla...


Nuri Osman Karan
Bu İletiyi Yöneticiye Bildir/Şikayet Et   Kayıtlı

Beni birazdan ateşe atacaklar. Ve ben, İbrahim değilim..
sokak lambası


İleti Sayısı: 401

Çevrimdışı Çevrimdışı


« Yanıtla #3 : 29 Kasım 2008, 01:00:11 »

Birgün bir çocuğa sormuştum, ''denizler neden tuzludur'' diye. Babası uzun bir sefere çıkmıştı. Çocuk hemencecik cevap verdi:
'' Denizler tuzludur çünkü denizciler durmadan ağlarlar!''
Neden denizciler böyle ağlarlar ki!
Çünkü, dedi: yolculukları hiç bitmez.. onun için mendilleri hep direklere asıp kuruturlar!
Yine sordum: ya niçin insanlar üzgün olunca ağlar? Çünkü, dedi:
'' Daha duru görebilelim diye gözlerin camını ara sıra yıkamak gerek!''

--- Gülümseme
Bu İletiyi Yöneticiye Bildir/Şikayet Et   Kayıtlı

Beni birazdan ateşe atacaklar. Ve ben, İbrahim değilim..
sokak lambası


İleti Sayısı: 401

Çevrimdışı Çevrimdışı


« Yanıtla #4 : 03 Aralık 2008, 20:39:43 »

‘İyi’ demek adettendir ya !

‘İyiyim’ dedim…
Değilim.

Anlatılması zor bir duygu içimde ki.
Her harf
Her kelime
Ve her cümle, olduğundan ya çok basit ya da daha karmaşık bir hale getiriyor dilime getiremediklerimi.

Birgün konuşmayı unutmak, sadece susmak istiyorum.
Birgün susmayı unutmak, olur olmaz konuşmak istiyorum.
‘Kime, neye konuşursan konuş’ diyorum…
Yeter ki susma!

Hiçbir söz yetmiyor, beni 'bana' anlatmama…
Dinleyemiyorum kendimi, acımadan içim…

Dokunsalar ağlayacağım bir ömür boyu…
Ve değseler hüznüme, döküleceğim parça parça…

Bir anlık değil, boğulduğum bilinmezlik.
Acısı çıkıyor sustuklarımın.
Oysa ben iyiyim görünürde!

Anlamını içime çeke çeke mutluluğa erişemiyorum...
Ya hep ben fazla geldim ya da hep bir şeyler eksik kaldı…
Şimdi iyi olan ne varsa, üzerine çizgi çekemediğim kırgınlıklar sarıyor dört yanını.
Ve ben,
İyi olmanın eşiğinde, korkulara kapılıyorum anlamadığım bir biçimde…
Sebebim yok.
Belki de çok…

Biliyorum;
Ben bile kendimi anlayamıyorken anlaşılmayı beklemek, hayalden de öte .

Ben kendimi,
Görmüyorum
Duymuyorum
Ve bilmiyorum…

Dokunsalar ağlayacağım bir ömür boyu…
Ve değseler hüznüme, döküleceğim parça parça…

Alıntı

 Sustum  Ağlayan
Bu İletiyi Yöneticiye Bildir/Şikayet Et   Kayıtlı

Beni birazdan ateşe atacaklar. Ve ben, İbrahim değilim..
sokak lambası


İleti Sayısı: 401

Çevrimdışı Çevrimdışı


« Yanıtla #5 : 07 Aralık 2008, 23:22:53 »

Sanki şehre bir şeffaf bıçak inmiş gibi olur bayram sabahları. Keser o bıçak telaşları. Koparır insanın ayaklarına dolaşan koşuşturma halatlarını. Keser kendinden kaçış yollarını. Aynalar kor kendi yüzünden kaçanların önüne. Yansımalar düşürür kendi izinden korkanların gözüne. İnsanların yeryüzünden yükselterek oluşturmaya çalıştıkları her türlü kutlamanın aksine, caf cafsız, gürültüsüz, patırtısız bir kutsallık iner şehrin üzerine. Vahiy kaynaklı bu bayram, gökten indirilen bu kutsiyet, Kâbe gibi duru ve sessiz, sade ve gösterişsizdir ama insanların kalbini tâ derinden yakalar. Varlığın nabzı o kalplere göre atmaya başlar. Duvarların rengi değişir, sokakların çıktığı meydanlar dönüşür, insan çehrelerine ayrı ve ulvi bir renk gelir.

Şehrin dokusu yeniden inşa edilmiş gibidir. Çocuklar bile farkındadır, yeni ve sahici bayramın. Aşağıdan yukarıya doğru itelenen değil, yukarılardan aşağıya doğru serin bir yağmur gibi yağan o kutsallığın. İnsanlar arasındaki ayrıcalıkların yıkılışı başlar. Eşyaya can gelir, toprak neşeyle yoğrulmuş gibidir, cansızlar tebessüme gelmiştir. Gözlerimizde ararız bayramı ve buluruz. Yüzlerimizde hasretini çekeriz o insanî kutsiyetin ve hemen her yüzde bayramla buluşuruz. Öyle bir bayramdır ki bu, inanmayanlar, sırtını dönenler bile, tarif edemedikleri, kaynağını bilemedikleri bir yumuşaklık bulurlar gönüllerinde o gün. Yağmur gibi kimseyi kimseden ayırmadan iner. Yağmur gibi kimseye ardını dönmez, içi dışı bir, önü ardı bir serinlik olur her cana (ve dahi cansıza...).

Her bayram sabahı omuzlarımdan adını koyamadığım bir yükün kalktığını hissederim. Sanki uçurtamadığım bütün uçurtmalar o sabah uçar gibidir. Sanki isabet ettiremediğim bütün misketlerim o sabah hedefini bulur gibidir. Sanki özlemini çektiğim oyuncaklar o sabah yastığımın altına konulur gibidir. Yaşım ne kadar olursa olsun, hep çocuk oldum bayram sabahları.. Artık elimden tutacak bir babam yok; ama elinden tutulan bir babayım. Artık yastığımın altına yeni urbalar koyulmasını beklemiyorum ama yastığının altına urba koyduklarımın sevinçleriyle seviniyorum. Yine çocuklardan alıyorum sevincimi. Yine çocukça sevinçler üzerinden kuruyorum mutluluklarımı. Ve bir kez daha anlıyorum ki, günlerin de kalbi var... Günlerin kalbi de ancak Allah'ın zikriyle tatmin oluyor. Ramazan Bayramı, ebedî iftar sevinçlerinde buluşturur bizi kendimizle.. Fıtratımıza dönüşü koyar yastığımızın altına. Oruçlunun yemesini kestiği, içmesini ertelediği her köşede, her demde, Allah'ı hatırlamasının ertesinde sevinir/sevilir Ramazan Bayramı günleri. Kurban ise, bizim adımıza varlığın merkezine akan hacıların Arafat'ta, O'nunla tanışmasının ertesinde sevindirir günleri... Velhasıl, Allah'sız bayram olmaz. Velhasıl ne gelirse gökten gelir bize. Yeryüzünden yükselttiğimiz havai fişekler, sokaklara taşırdığımız karnavallar, meydanlara zoraki soktuğumuz festivaller utanır bayram sabahlarından... Utanır. Ahireti olmayanın dünyada bayramı olmaz. Bayramı o bayram bilmeyenin ahirette sevinçleri olmaz.
Dr.Senai Demirci
Bu İletiyi Yöneticiye Bildir/Şikayet Et   Kayıtlı

Beni birazdan ateşe atacaklar. Ve ben, İbrahim değilim..
_MeFtUn_


İleti Sayısı: 1018

Çevrimdışı Çevrimdışı

Güzeli güzel yapan Edeptir...


« Yanıtla #6 : 08 Aralık 2008, 02:33:36 »

selamün aleyküm sokak lambası paylaşımın için çok teşekkürler emeğine sağlık.
Bu İletiyi Yöneticiye Bildir/Şikayet Et   Kayıtlı

Ya Evvel, dilimi kalbimin önüne koy ki, kalbimden geçmeyenleri dilime değdirmeyeyim.
Ya Ahir, kalbimi dilimin ardında tut ki, dilime gelenleri kalbimden kaçırmayayım.
Ya Zahir, göründüğüm hali öyle eyle ki olduğumdan fazla görünmeyeyim.
Ya Batın, olduğum hali öyle eyle ki göründüğümden az olmayayım...
sokak lambası


İleti Sayısı: 401

Çevrimdışı Çevrimdışı


« Yanıtla #7 : 18 Aralık 2008, 12:30:04 »



"İnsanların çoğu kaybetmekten korktuğu için, sevmekten korkuyor.

Sevilmekten korkuyor, kendisini sevilmeye layık görmediği için.

Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için.

Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için.

Duygularını ifade etmekten korkuyor, reddedilmekten korktuğu için.

Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğinin kıymetini bilmediği için.

Unutulmaktan korkuyor, dünyaya bir şey vermediği için.

Ve ölmekten korkuyor, aslında yaşamayı bilmediği için."

W. Shakespeare
Bu İletiyi Yöneticiye Bildir/Şikayet Et   Kayıtlı

Beni birazdan ateşe atacaklar. Ve ben, İbrahim değilim..
sokak lambası


İleti Sayısı: 401

Çevrimdışı Çevrimdışı


« Yanıtla #8 : 18 Aralık 2008, 12:32:02 »

Aleyküm selam.
Elimizden geldiğince, faydalı olabiliyorsa ne mutlu..
Bu İletiyi Yöneticiye Bildir/Şikayet Et   Kayıtlı

Beni birazdan ateşe atacaklar. Ve ben, İbrahim değilim..
sokak lambası


İleti Sayısı: 401

Çevrimdışı Çevrimdışı


« Yanıtla #9 : 22 Aralık 2008, 00:59:34 »

Bir denizaltı hikayesi:Ebediyete Kadar...
Heybeliada'daki Deniz Okulu'ndan mezun olan Ismail Türe, kendi gibi
Gelibolulu olan bir genç kizakaptirir gönlünü. Iki sevgili parmaklarina
nisan yüzügü taksalar da, birbirlerini çok seyrek görmektedirler. Ismail
Türe denizaltida muhabere subayi olarak görevlidir çünkü. Üstegmenin aklina
harika bir fikir gelir; nisanlisina isikli mors alfabesini ögretecek,
Çanakkale'den geçis yapacaklari geceyi planli oldugu için önceden bildirecek
ve böylelikle haberleseceklerdir.

Bogazi yüzeyden geçmekte olan denizaltinn kulesindeki denizciler sigara
içmekte, sohbet etmektedirler. Aralarindan birinin heyecanli oldugu her
halinden belli olmaktadir. Gelibolu kiyilarina geldiklerinde, karanlik
içindeki evlerden birinden bir el fenerinin yanip söndügü görülür: "Seni
seviyorum..."
Arkadaslari gülümseyerek Ismail Türe'ye bakarken, genç asik
elindeki fenerle sevgilisine karsilik vermektedir...

Bu olaydan sonra iki sevgilinin aski düsmez olur denizalticilarin
dillerinden. Herkes, haberlesmek için kurulan isik yolunu konusur.
Arkadaslari "Evlen artik su kizla da, buradan her geçisimizde selamlasmayi
birak artik" diye takilirlar Ismail Türe'ye. Denizaltinin üstünün ve altinin
bir oldugu yagmurlu günlerde bile, Çanakkale Bogazin'dan geçilirken,
elindeki fenerle ask nöbeti tutan yakisikli denizci gözünü bir an olsun
ayirmaz Gelibolu kiyilarindan.

Yine bir gün, yirmi yedi yasindaki Üstegmen, Çanakkale'den geçecekleri gün
ve saati, denizaltinin ugradigi bir limandan haber verir nisanlisina. Ege
Denizi'nden Bogaz'a giris yapacaklarini, en öndeki denizaltinin kulesinde
olacagini bildirir. Genç kizin gözüne her zaman oldugu gibi, o gece de uyku
girmez. Büyük bir sabirla pencerenin önünde  oturmakta ve gözünü hiç
kirpmadan denize bakmaktadir. Fenerine yeni pil almis olsa da, arada bir
yanip yanmadigini kontrol eder yine de...

Birden, dev bir kararti belirir suyun üstünde. Güneyden gelen bir denizalti,
penceresinin görüs sahasina girmistir. Genç kiz pencereyi açar ve gecenin
karanligina uzattigi elleriyle feneri yakip söndürür.
"Seni seviyorum..."

Kulede bulunan denizaltinin komutani Bahri Kunt isareti görünce gülümser:
"Hay Allah, bu kiz denizaltilari sasirdi. Nisanlisinin denizaltisi bizim
önümüzdeydi..." Bir anlik tereddütten sonra Birinci Inönü denizaltisinin
komutani Bahri Kunt, yanit gönderilmezse genç kizin telaslanacagini
düsünerek, karsilik verilmesini emreder. Yanindakilerin "Ne diyelim
komutanim?" diye sormasi üzerine de sunlari söyler:
"Ebediyete kadar..."

O gece Üstegmen Ismail Türe'nin görev yaptigi Dumlupinar, Çanakkale
Bogazi'na giris yapan ilk denizalti olmustur. Ama, Gelibolu kiyilarina
gelmeden Nara Burnu açiklarinda Isveç bandirali "Naboland" adli gemi
tarafindan çignenmekten kaçamamis ve yarali bir balina gibi aci dolu sesler
çikararak, Çanakkale'nin karanlik sularinda kaybolmustur. Her sey birkaç
dakika içinde gerçeklestiginden, arkadan gelmekte olan Birinci Inönü
denizaltisi Dumlupinar'a çarpan geminin yanindan habersizce geçerek,
Gelibolu'ya ulasan ilk denizalti olur.

Genç kiz, nisanlisindan haber almanin huzuru içinde basini yastiga
koydugunda, genç denizci çoktan dalmistir "ebediyete kadar" sürecek olan
uykusuna!...



Sunay Akin

 
Bu İletiyi Yöneticiye Bildir/Şikayet Et   Kayıtlı

Beni birazdan ateşe atacaklar. Ve ben, İbrahim değilim..
Sayfa: [1] 2 3 ... 6   Yukarı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et Okunmadi Say Bu Konuyu Gönder Yazdir
 
Gitmek istediğiniz yer:  


 
Powered by SMF 1.1.11 | SMF © 2006-2009, Simple Machines LLC
MySQL Kullanıyor PHP Kullanıyor XHTML 1.0 Uyumlu! CSS Uyumlu!