Halk Bilimi


Kullanıcı Adı: Sürekli Bağlı Kal
Şifre:


Divanda Arama Yapın
Sayfa: [1] 2 3   Aşağı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et Okunmadi Say Bu Konuyu Gönder Yazdir
Gönderen Konu: Halk Bilimi  (Okunma Sayısı 1636 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
NuN


İleti Sayısı: 535

Çevrimdışı Çevrimdışı

taught me to be strong ..


Site
« : 13 Kasım 2009, 22:06:23 »

Selamun Aleyküm

Merhaba;

Klâsik Edebiyatımız ve Yeni Edebiyat konularının tartışılabilmesi için mevcut başlıkların yanısıra bir Halk Bilimi başlığı açılması mümkünat dahilinde midir efendim ? Gülümseme Zirâ Klâsik Edebiyat'ımız içre yerleştiremeyeceğimiz Dedemiz Korkut ve dahî Yunusumuz Emre örneklerince atalarımızın verimlerini incelemek, tartışmak için belki bir yeni başlık ihtiyacı giderir. Bu fikir Yunus Emre ecdadımız için aklıma geçtiğimiz aylarda takılmış, dillendirememiştim - veyahut klavyelendirememek Gülümseme - bir ödev konum olan Eskatoloji-Dünyanın Sonu Mitleri için danışma ihtiyacım, bunları klavyelendirtdi. Söz de açılmışken bana Eskatoloji ile bilgi verebilecek ve sorularımı cevaplandırabilecek olan sakin-i divânımız var ise şöyle belirtebilirim; armagedon, 4 atlı kavramı, dünyanın sonunda kurulacağı düşünülen krallık ile ilgili bilgi aramaktayım. Elimde bir tez çalışması da mevcut; fakat farklı kaynaklar ve bilgiler çalışmayı zengin kılacaktır.

hayırlı akşamlar efem

zeyl: aşık edebiyatı, destanlar gibi halkbilimi araştırma konuları bu başlıkta mevcuttur; lâkin kültür taraması yapan bir bilim dalı için farklı bir başlık istencim mevcut Gülümseme

teşekkürler
Bu İletiyi Yöneticiye Bildir/Şikayet Et   Kayıtlı

1taş at, 1 "çocuk" yetiştir, ... , 1 hayâl kur, ... , hakikâtı söyle, ... , 1 dogmaya meydan oku !! ...
PeJMüRDE


İleti Sayısı: 669

Çevrimdışı Çevrimdışı


« Yanıtla #1 : 17 Kasım 2009, 16:54:59 »

Güzel bir hareket olmuş.Hani çgh diyenler diye sorsalar elllerimi şişirene kadar alkışlarım.Bu başlığa gölge düşüreceğim inşaallah.(Anladın sen onu Gülümseme )

Not:Çgh demek bilmeyenler için;Çok güzel hareketler ?

Sanıyorum eskitamolojide eklersin buraya.Doğru telaffuz etmişimdir inşaallah.Etmediysemde çaktırma cano.
Bu İletiyi Yöneticiye Bildir/Şikayet Et   Kayıtlı

Katip !!! Arzuhalim yaz yare !!
NuN


İleti Sayısı: 535

Çevrimdışı Çevrimdışı

taught me to be strong ..


Site
« Yanıtla #2 : 18 Kasım 2009, 01:18:57 »

Bu başlığa gölge düşüreceğim inşaallah.(Anladın sen onu Gülümseme )

bu beyaz (gri Kahkaha) sahifeler de "düş"lerden "düş"ecek gölgelere şayan efem, siyahı en iyi beyaz mı gösterir ne..(anladım ben onu Gülümseme )

Etmediysemde çaktırma cano.
tamam çaktırmıyorum cano Gülümseme
"de" ayrı yazılır buna dayanamıycam çaktırmam lazım Kahkaha
Bu İletiyi Yöneticiye Bildir/Şikayet Et   Kayıtlı

1taş at, 1 "çocuk" yetiştir, ... , 1 hayâl kur, ... , hakikâtı söyle, ... , 1 dogmaya meydan oku !! ...
PeJMüRDE


İleti Sayısı: 669

Çevrimdışı Çevrimdışı


« Yanıtla #3 : 21 Kasım 2009, 13:14:00 »

Bağlaçlar beni bağlamaz Gülümseme
Bu İletiyi Yöneticiye Bildir/Şikayet Et   Kayıtlı

Katip !!! Arzuhalim yaz yare !!
PeJMüRDE


İleti Sayısı: 669

Çevrimdışı Çevrimdışı


« Yanıtla #4 : 21 Kasım 2009, 13:14:55 »

ÖNSÖZ

  Üzerinde çalışmak istediğim konunun adı ‘Gölge’ idi.Ancak bunu hocama ilettiğimde bana haklı olarak bir tepki gösterdi.Çünkü Halk Bilimi’nin içerdiği tüm alt başlıklar altında gölgeyi aramak çok zahmetli ve bir o kadarda uzun bir iş olacaktı.Hocamın bana verdiği tepkinin nedeni bu zahmetli işi biraz daha hafifletmek ve araştırma yapılacak alanın sınırlarını daha belirgin bir hale getirtmek istemesiydi.Bizde bundan hareketle konumuzun araştırma sahasının sınırlarını daraltma yoluna gittik.Ve hocamızla vardığımız ortak nokta şu oldu:’’Abdülbaki Gölpınarlı’nın Yunus Emre divanında gölge teması.’’
  .İnanırmısınız araştırmaya başladıktan sonra iyiki bir sınırlama yapmışız dedim.Çünkü daha elime divanı alır almaz üzerimde müthiş bir vebal duygusu oluştu.Bu vebalin nedeni bize verilen işi hakkıyla tamama erdirme endişesiydi.Peki neydi bu gölge ve biz bu konuyu niçin bu kadar çok istiyorduk?Açıkcası bu konunun bu derece geniş kapsamlı olacağını ve sadece doğu-islam medeniyeti ile sınırlı kalmayacağını zannetmiyordum.Geniş kapsamlı çünkü gölge ve gölgeyi çağrıştıran beyitler aynı zamanda vahdet-i vücud anlayışınıda çağrıştırıyordu.Malumunuzki Yunus Emre’nin,üzerinde en fazla durduğu konulardan biride vahdet-i vücud meselesidir.Bu mesele üzerinde o kadar çok şiir söylemişki bunları tek tek elden geçirip bir sınıflandırma yapmak bizim epey zamanımızı aldı.Anlamlar,imgeler,ima edilenler o kadar birbirine yakınki işte bu noktada bir sınıflandırma yapmak bizi çok zor durumlara,ikilemlere düşürdü.Ama yinede elle tutulur gözle görülür bir çalışma meydana getirmeye çalıştık ve tamam dediğimiz beyitleri çalışmamıza dahil ettik.Şimdi neden ‘gölge’ sorusunun cevabına gelelim.Doğu-islam medeniyetindeki inanca göre bu dünya ve dahi içindeki herşey bir gölgeden ibarettir.Yani tek bir hakiki varlık vardır herşey onun bir gölgesidir,yansımasıdır.Bilindiği üzere Allah,alemi bilinmeyi istediği ve sevdiği için yaratmış ve gizli hazine olan kendisini alemin içinde halk ettiği insanlara sunmuştur.Amma bunu yaparken yani gizli hazine olan kendisini tanıtırken araya perdeler çekmiştir.Ancak belli bir mertebeye ulaşmış olanlar bu perdenin altındaki hakikati,sanatın arkasındaki sanatçıyı,sebebin arkasındaki müsebbibi ve nakşın arkasındaki nakkaşı görebilir.Bir gölge oyunu olan Hacivat ve karagöz oyunun arkasında yatan metafor işte bu bahsettiğimiz hakikattir.Her ne kadar güldürü ve eğlence amaçlı düzenlenmiş bir seyirlik olsada arka planda insanı düşünmeye yönlendiren ipuçları vardır,tabi anlayana ve anlamak isteyene.Perdede oynayanlar kendi iradelerinin kuvvetiyle hareket edemezler.Onları hareket ettiren ve konuşturan bir dest-i kudret vardır.İşte alem perdesinde konuşan,hareket eden insanda cüzzi iradesiyle külli irade sahibinin kontrolü altındadır.Oysa bu seyirlik oyunu izleyenler cephesinden meseleye baktığınızda arkadaki dest-i kudreti görmek pek güçtür.Eğer gafil değilseniz arkadaki kuvveti bilirsiniz.Müsebbibi değilde sebebi,nakkaşı değilde nakşı hakikat sanan gafillerin halini Hz.Mevlana çok güzel bir misalle dile getiriyor:

   Anki o pençe nebined der-rakam
            Fi’l pindared zi-cünbüş ez-kalem
            Murg ber-bala revan u sayeeş
            Mideved ber-hak Perran murgveş

Yani:Kalemi tutan eli görmeyen kişi yazılan yazıyı kaleme ait sanır.Kuş yükseklerde uçmakta,cahilin gözü ise o kuşun yerde koşan gölgesinde.
  Bu görüş daha çok tasavvuf erbabınca desteklenmiş ve kabul görmüş olan bir görüştür.Ancak ehl-i şeriata göre alemi yaratan Allah’tır ve O,yarattıkları içinde hiçbirşeye benzemez.Böylede bir ihtilaf söz konusudur.Bu konuda benim fikrim şudur:Evet tabiî ki Allah’ın yarattğı herşey tıpatıp Allah’tır diyemeyiz.Yoksa yaratılan herşey kendinde bir uluhiyet bulur ve sapıklığa düşer.Şu misal neticesinde belki bu konuya azda olsa bir açıklık getirmiş olabiliriz.Gökdeki ay eğer güneş olmazsa çevresine ışık veremez.Ay ışığını güneşten alır ancak biz kamere kamer deriz güneşede güneş deriz.Ne bir kamer tam manasıyla güneştir ne de koskoca güneş bir kamerin seviyesindedir.Meseleye birde bu gözle bakmakta fayda var.
  Doğu-islam medeniyetinde gölgenin çağrıştırdığı mana böyleyken peki batı medeniyetinde gölgenin manası neydi?Bu sorunun cevabını batı medeniyetinin menbaı olan greko-latin felsefi düşüncesinin içinde aramakta fayda olacağını düşündük ve bu konu üzerine yazılmış bazı yazıları gözden geçirdik.Elde ettiğimiz ilk veri Platon’un Glaukon’a yaptığı mağara örneklemesiydi.Bu örneklemenin sonucunda elde edilen asıl kanı şudur:’’Özdeksel ve nesnel dünyanın gerçek olmadığı.’’Bu bize yabancı gelmeyen bir sonuç.Bizdede öyle değil midir özdeksel ve nesenel dünyanın vasfı?Biz kimiz peki?Biz doğu-islam medeniyetiyiz onlar ise batı medeniyeti.Fark sadece ana başlıklarımızda.Platon’a göre hakikat, mağaraya yansıyan gölgelerin sahibleridir,yoksa siz hakikatı gölgeler mi sandınız?Şimdi vereceğimiz bilgiyse ondan çok daha ilginç.Platon’un bu görüşüne ilk karşı çıkan kişi Protagoras olmuştur.Protagoras’a göre gerçeklik görünür olandır ve bunun altında bir gerçeklik yoktur.İşte size bir ihtilaf daha.Bizdeki tasavvuf erbabı ve ehl-i şeriat arasındaki ihtilafa ne kadarda benziyor değil mi?İhtilafa düşmek her ne kadar olumsuz gözüksede,hakikata giden yolda ihtilaf, doğrunun ortaya çıkmasında önemli bir adımdır.
 
  Gördüğünüz gibi gölge ve onun bize çağrıştırdığı mana hem doğu-islam medeniyeti hemde batı medeniyetinin üzerinde düşündüğü konulardır.Demek ki gölge,her devirde ve her çağda herhangi bir coğrafyada insanların ortak soru paydası,ortak fikir yürütme alanıdır.İnsanlık tarihi boyunca en fazla sorgulanmış olan  üç başlığın adını şimdi burada zikredeğiz:Allah,evren ve insan.İşte bu üçlü üzerinde neden ve nasıl gibi sorular sorularak hakikatı  aramaya çalışan insanlar,farklı coğrafyalarda ve farklı zamanlarda olsalar bile benzer şeyler söylemişler hatta benzer ihtilaflara düşmüşlerdir.Şu üçlünün ve gölge oyunun üçlüsünün manidarlığına bakıpta hayrete düşmemek elde değildir.Allah,evren ve insana mukabilen;oyunu oynatan,kişileri konuşturan ve hareket ettiren dest-i kudret,oyunun oynatıldğı perde ve son olarakta oynatılan kukla misali cansız varlıklar.Varın eşleştirmeyi siz yapın.Temsilden temessüle giden yolda emin olun ki hiçte zorlanmayacaksınız.
 
  Hala neden gölge diye soran var mı acaba?


Bu İletiyi Yöneticiye Bildir/Şikayet Et   Kayıtlı

Katip !!! Arzuhalim yaz yare !!
NuN


İleti Sayısı: 535

Çevrimdışı Çevrimdışı

taught me to be strong ..


Site
« Yanıtla #5 : 22 Kasım 2009, 23:37:48 »

Bağlaçlar beni bağlamaz Gülümseme
bah sen Gülümseme
bağlaç dediğimiz yapılar, sözcükleri, sözcük gruplarını veya cümleleri biçim veya anlam yönüyle birbirine bağlayan edatlardır. siz hangi gruptansınız da bağlamıyo bakım Gülümseme
klâsik bir nur izlediniz Dil çıkaran

gölge düşürmüşsünüz, biz de evvel düşürdüğümüzü bir de buraya düşürmek kaydıyla Nazan Hoca'dan bir kuble sunup araştırmanızı inceleyelim akabinde hocam Gülümseme

/Ezcümle, Eflatun'un mağarasında bir gölge.
 Bütün inançlara bitişik olarak bütün anlamları yitirince.
 Müstamele dönüşür kullanılan bütün sözcükler neticede.
 Nokta vesselâm./
<nun masalları sf.106>
Bu İletiyi Yöneticiye Bildir/Şikayet Et   Kayıtlı

1taş at, 1 "çocuk" yetiştir, ... , 1 hayâl kur, ... , hakikâtı söyle, ... , 1 dogmaya meydan oku !! ...
NuN


İleti Sayısı: 535

Çevrimdışı Çevrimdışı

taught me to be strong ..


Site
« Yanıtla #6 : 23 Kasım 2009, 02:08:56 »

hocam, aşada gözümüze takılan reklamca;
hati rast gele Göz kırpan
akla zarar velev dikkate şayan, fikre sebeb benzerlikler bunlar oyun-yaşam ve doğu-batı bağlamında.
beyitlerle desteklenmiş bir yazı da beklenenler arasında olmakla beraber, selametle Gülümseme
Bu İletiyi Yöneticiye Bildir/Şikayet Et   Kayıtlı

1taş at, 1 "çocuk" yetiştir, ... , 1 hayâl kur, ... , hakikâtı söyle, ... , 1 dogmaya meydan oku !! ...
NuN


İleti Sayısı: 535

Çevrimdışı Çevrimdışı

taught me to be strong ..


Site
« Yanıtla #7 : 02 Aralık 2009, 04:42:05 »

*Mesir Macunu


Yavuz Sultan Selim’in karısı ve Kanunî Sultan Süleyman’ın annesi Ayşe Hafsa Sultan, 1522 yılında Manisa’da Sultan Camii adıyla büyük bir cami yaptırır. Caminin çevresini de okul, imaret, hamam, akıl hastanesi gibi hayır eserleriyle donatır. O zaman timarhane denilen akıl hastanesinin başına, devrin tanınmış bilgin ve doktorlarından Şeyh Merkez Efendi’yi getirir. Asıl adı Muslihiddin Musa olan Merkez Efendi, aynı zamanda gönül sahibi, erenlerden olgun bir kişidir. Hastanedeki delileri, müzikle, şiirle tedaviye çalışır, hastanesinde bir saz ekibi kurdurur. Bir gün, Ayşe Hafsa Sultan ağır bir hastalığa yakalanır. Hiçbir hekim derdine çare bulamaz. Devrin bilginlerinden Sümbül Efendi’ye baş vururlar. Sümbül Efendi:

- Manisa’da hekim Muslihiddin Musa bilir ancak… Ona danışın, der.

Gelirler Manisa’ya. Doğruca timarhaneye giderler. Bir de ne görsünler… Hekim Muslihiddin Musa avlusuna toplamış delileri, koca taş dibekte, baharat döğdürür. Selam verip beklerler. Merkez Efendi, döğülen baharatı alır, balla, şekerle kaynatarak macun yapar. Hastane kapısında bekleşen hastalara teker teker dağıtır. Artanını da İstanbul’dan gelen konuklara verir:

- Alınız, bu macunları, tiz saraya götürünüz, Valide Sultan’a yedirirseniz bir şeyciği kalmaz.

Gerçekten de Ayşe Hafsa Sultan, macunları yedikten sonra, şifa bulur. Derdinden kurtulur, Merkez Efendi’yi de İstanbul’a çağırır.

O gün bugündür, bu şifalı macunlara “Mesir Macunu” denir. İçerisinde, karanfilden, zencefilden, karabiberden, tarçından tutun da sinamekiye kadar 41 çeşit baharatın bulunduğu bu macunlar ince kâğıtlara sarılarak halka dağıtılır. İstek çok olunca, bunun yılın belirli bir ayında Sultan Camii minarelerinden atılması gelenek halini alır. Her yıl Manisa’da, nisan ayının son haftasında yapılan Mesir şenliklerinde bu geleneğe uyularak, macunlar hazırlatılır ve minarelerden atılır. Binlerce insanın kapıştığı bu macunların her derde deva olduğu inancı, bugün de halk arasında yaygındır.


*Kaynak: http://www.efsanemit.com

sizlerin de yörelerinize dair geçmişten bugüne taşınabilmiş değerleri paylaşmanızla bu sayfa arşiv niteliği kazanabilir, halkı halka hatırlatmak adına güzel bir çalışma olur.
Bu İletiyi Yöneticiye Bildir/Şikayet Et   Kayıtlı

1taş at, 1 "çocuk" yetiştir, ... , 1 hayâl kur, ... , hakikâtı söyle, ... , 1 dogmaya meydan oku !! ...
NuN


İleti Sayısı: 535

Çevrimdışı Çevrimdışı

taught me to be strong ..


Site
« Yanıtla #8 : 03 Aralık 2009, 19:39:59 »

MİTOLOJİ ÜZERİNE

     Yaşamın ilk döneminden beri söylenceler (mitler), insanoğlunun anlama ve bilme eylemlerinin ürünleridir.(1)
     Şefik Can Hoca’nın deyişi ile mit (miyth), “söz” ya da “konuşma”, “masal, hikâye”
anlamlarına gelen Yunanca “miythos” sözcüğünün karşılığı olup, geçmişte yaşamış insan topluluklarını inandıkları tanrıların, doğaüstü varlıkların, olayların ve bunlar etrafında gerçekleştirilen anlatıların yüne olağanüstü unsurlarla şekillendirilip ortaya çıkarıldığı olağandışı hikâyelerdir. Biz, mitoloji dediğimizde de farklı milletlerin ya da millet haline gelememiş arkaik toplulukların tarih boyunca geliştirdikleri mitleri, mitlerin geçirdiği safhaları, mitlerin yapılarını inceleyen ve mitleri yorumlayan bir bilim dalını, yani “mit bilimi”ni anlıyoruz. (2)
    Malinowski ise, mitin “bir sembol değil, nesnelerin doğrudan ifadesidir. Bilimsel ilgiyi
doyurmaya yönelik bir açıklama değil, uzak geçmişteki bir gerçeğin anlatı biçiminde yeniden yaşatılmasıdır (3) şeklinde tanımlamıştır.
    Hokle ise “mitler, geniş anlamda, toplumun ve dünyanın menşei ve mokadderatıyla ilgili
oluşturanı belli olmayan anlatımlardır. Fonksiyonel açıdan ise; kendisine bağlanan toplumun gençlerine dünyanın nasıl ve niçin yaratıldığını, insanların bu şart içinde varoluşlarını anlatmak, kendilerini kuşatan tabiatı derinliğine tanımaları için zorunlu bilgiler vermek amacına yöneliktirler.” der (4)
    J.Gaarder’in tanımı ise şöyledir; “mitler, yaşamı açıklamaya yönelik tanrısal anlatılardır.”(5)

     Bahaddin Ögel ise Türk Mitolojisi adlı kitabının girişinde: “Tarihte adı geçmeyen, artık unutulmuş büyük kahramanlara ait efsaneler mitolojinin konusunu girer. Efsanelerin kendilerine mythe ya da mythus denir. Mitoloji ise, bu efsaneleri inceleyen bilim koludur.” Saptamasını yapmıştır. (6)
     Bilge Seyidoğlu’nun mit tanımı da şu şekildedir: “gerçek hikâye ve bunun da ötesinde sahip olunan çok değerli şeyler kutsal olan, değerli ve manalı olandır.” Mitoloji için ise “tarih öncesi dönemlerde toplumların inançlarını, tarihlerini, kültürlerini içine alan bir bilimdir” demektedir. (7)
      Ali Abbas Çınara’a göre: “Mitin maddesi sosyal olabilirliktir. Toplumun ona duyduğu
güven zaman içerisinde büyük ebedî eserlerin çıkmasına yol açabilmektedir. Ayrıca destan veya efsanelerde verilen sembolik değerler, onların kalıcılığı ve inanılır olabilirliğini her zaman artıran unsurlar olmuştur. Mit inanca bağlı ve değişebilir bir kavramdır. Bir dönem insanın sıkı sıkıya bağlı olduğu innaçlar ve bu inançların kuralları bir süre sonra mite dönüşebilir. Mitin yapısı içinde yeni inanç sistemine ait unsurlar da giderek çeşitlenir, zenginleşir.

     Mit, sadece düşüncenin ifade ediliş biçimi olarak nitelendirilmemelidir. Sosyal bilimler alanında, araştırma ve çözümlemenim bilimsel ispatının yapılamadığı zamanlarda mitolojinin sunduğu evrenden yararlanılabilmektedir. Mit, sosyokültürel inancın, insanın ruh, duygu ve düşünce dünyasının çeşitli sembollerin de  kullanılarak ifade edilişidir.(Karizmatik
     Mitler, tanrıların tanrılarla, insanların tanrılarla, tanrıların insanlarla olan ilişkilerini ve insanların kâinatı, dünyayı anlama ve açıklama çabalarının yalın anlatımla ifadesini veren anlatı türüdür. Tanrılarla ilişkiler söz konusu olduğundan kutsal adledilirler. Mitler, insanoğlunun anlam veremediği ve bundan dolayı korktuğu olayları tanrılara bağlama çabaları neticesinde doğmuştur; bundan dolayı yalın bir anlatımları vardır. Amaçlarının bilinmeyeni açıklamak olması sanatlılığın yerini algılanışın berraklığı cihetiyle yalınlığa bıraktırır. Olağanüstülük unsuru bulunmaktadır, bu husus da tanrılar ve anlam verilemeyen hadiselerin anlatıldığından doğaldır.

    Dünya mitolojileri arasında olağanüstü motif benzerliklerine rastlarız. Bu benzerlik mevcud bir yayılım ve de insan ruhunun ortak eğilimleri ile izah edilebilir. Birbirleri ile alâkasız kavimler arasında benzer mitler bulunabilir.

    Fuzulî Bayat, mit ve dinin başlangıçta birbirleriyle çok içli dışlı olduğunu; ama zamanla ayrıldıklarını söyler. Mitolojik şuur yerini dinî şuura, felsefî düşünce de yerini ilmî tefekküre bırakmıştır.(9)
    Mircea Eliade de mitlerin yapısı ve işlevinden söz ederken dinsel yönlerine özellikle vurgu yapar. Söz konusu fikir ekseninde denilebilir ki;

1.   Mit, doğaüstü varlıkların eylemlerinin öyküsünü oluşturur
2.   Bu öykü kesinlikle gerçek –çünkü gerçeklerle ilgilidir- ve kutsal –çünkü doğaüstü varlık tarafından yaratılmıştır – kabul edilir
3.   Mit her zaman bir yaratılışla ilgilidir; bir şeyin yaşama nasıl geçtiğini ya da bir davranışın, bir kurumun, bir çalışma biçiminin nasıl yaratılmış olduğunu anlatır
4.   İnsan miti bilmekle nesnelerin kökenini bilir; bu nedenle de nesnelere egemen olmayı ve onları istediği gibi yönlendirip kullanmayı başarabilir.
5.   Şu ya da bu biçimde, insan, miti yeniden anımsatan ve yeniden gerçekleşme aşamasına getirilen olayların kutsal, coşku verici gücünün etkisine girmek anlamında yaşar. Demek ki mitleri yaşamak, gerçek anlamda dinsel bir yaşantırıy kapsar. Dinseldir; çünkü sıradan yaşamdan farklılık gösterir.

     Kısacası mütler dünyanın, insanın ve yaşamın doğaüstü bir kökeni ve öyküsü buşunduğunu, bu öykünün de anlamlı, değerli ve örnek gösterilecek nitelikte olduğunu ortaya koyar. (10)

    Genel kategoride mit türleri: Kozmogonik Mitler, İlk İnsanın Yaratılması Mitleri, Türeyiş Mitleri, Takvim Mitleridir.
     Özel kategoride ise mitler Teogoni Mitleri, Köken Mitleri, Eskatoloji Mitleri, Totem Mitleri ve Kahramanlık Mitleri (11) olarak incelenir.


Dipnotlar

1.   Azra Erhat, Mitoloji Sözlüğü, İstanbul, Remzi Kitapevi Yay. S.5
2.   Can Şefik, Kalâsik Yunan Mitolojisi, İstanbul, İnkîlap Yay. S.1
3.    B. Malinowski, Büyü, Bilim ve Din (Çev. Saadettin Özkal) İstanbul, Kabalcı Yay. 1990. s.88
4.   Sadık Kılıç, Mitoloji, Kitab-ı Mukaddes ve Kur’an-ı Kerim, Nil Yay., 1993, s.29
5.   Jostein Gaarder, Sofi’nin Dünyası (Çev. Gülay Kutsal) Pan Yay., 1996, s.30
6.   Bahaddin Ögel, Türk Mitolojisi 1, TTK, Ankara, 1993, s.5
7.   Bilge Seyidoğlu, Mitoloji Üzerine Araştırmalar, Metinler ve Tahliller, 1990, Atatürk Üni. FEF yay. S.96
8.   A.A.Çınar, Türk Mitolojisinde Yerin Yaratılışı 1. Tğrk Halk Kültürü Araştırma Sonuçları Sempozyumu Bildirileri 2, Kültür Bakanlığı, Ankara, 1996, s1.
9.   Fuzuli Bayat, Mitolojiye Giriş s.79
10.   Mircea Eliade,Mitlerin Özellikleri (Çev. Sema Rifat), İstanbul, Simavî Yay. S.23-24
11.   Samuel Henry Hooke, Ortadoğu Mitolojisi (Çev. Alaeddin Şenel) Ankara, İmge Kitabevi, 2002, sf.14-19


Eskatologya Mitleri ile devam edeceğiz inşaallah
Bu İletiyi Yöneticiye Bildir/Şikayet Et   Kayıtlı

1taş at, 1 "çocuk" yetiştir, ... , 1 hayâl kur, ... , hakikâtı söyle, ... , 1 dogmaya meydan oku !! ...
NuN


İleti Sayısı: 535

Çevrimdışı Çevrimdışı

taught me to be strong ..


Site
« Yanıtla #9 : 21 Aralık 2009, 08:48:24 »

Eskatologya Mitleri

Eskatoloji (Yunanca έσχατος yani "son" sözcüğünden) teoloji (din bilim) ve felsefenin bir bölümüdür. İnsanlığın nihai kaderi veya dünya tarihinin sonuçlandıran olaylar, daha kaba bir tabirle dünyanın sonu ile ilgilenir.
Birçok din, öğreti veya kültte dünyanın sonu gelecekte olacak bir olay olarak kutsal metin, mit veya folklorda belirtilir. Daha geniş bir açıdan, eskatoloji Mesih, Mesih Çağı, ahiret ve ruh gibi konuları da kapsayabilir. Farklı inanışların eskatolojik inançları ve düşünceleri farklı olsa da belli benzerlikler var olabilir.   (12)   

Eskatologya mitleri, insanların dünyanın oluşumu kadar sonunun da nasıllığı üzerine düşünen insanların varlığınca her toplumun mitsel geçmişinde yerini bulmuş mitlerdir. Coğrafya, kültür, din, dil, ırk değişse de mitosların ortak olabileceği gerçeğinin kanıtlanmasında birer delil teşkil edebilecek olan eskatologya mitleri, Orta Asya’dan Avustralya’ya, Avrupa’dan Afrika’ya dünyadaki muhtelif bölgelerde bir aynılık içinde şaşırtıcı biçimde oluşagelmişlerdir. Ortak nokta, korkunç bir son beklenişidir. İnsanın kendine sunulan temiz yerküreyi çeşitli savaşları nükleer denemeler, haritadan toprak ve ırk silme faaliyetleri, açgözlülük sebebiyle sermaye elde etmek amacıyla Pazar haline getirilen topraklar ve bu toprakların fabrikasal atıklarla kirletilmesi, toprakla yetinilmeyip su ve havanın da kirletilmesi… ve daha bir çok sebeple insanlar Allah'ın gazabını üzerlerine çektiklerini düşünürler. Kendi kıyametini hazırlayan insanın kirlettiği dünyaya onu sıfırlanmaya hazırlayacak ve temizlik getirecek bir lider geleceği inancı yaygındır. Bir kısım insan bu lider ile beraber olacak ve büyük felaketler ( tufan, depremler, göğün çökmesi, yerin ters yüz olması…) ile karşılaşmayacakken bir kısım insan ise doğal ve doğaüstü felaketler ile yok olacaktır.

Tufan mitleri, en bilindik eskatologya mitleridir. Elbette farklı “son”   mitleri de mevcuttur. Bunlar; doğal afetler, salgın hastalıklar, Altın Çağ, Mesih gibi klâsik mitler olabilirliklerinin yanı sıra modern kıyamet teorileri olarak adlandırabileceğimiz uzaylı saldırıları, 2012 fenomeni, ırkçılık, küresel ısınma, küresel ekonomik kriz, iç savaşlar ve soğuk savaşlar da çağdaş eskatologya mitlerini teşkil edebilir.

Tek tanrırı dinler için “son” beklentisinin daha sistemli olduğunu görüyoruz. Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslâmiyet bir “son”dan bahseder ve verilen alâmetler benzerlikler gösterir. Kutsal metinlerin dışında, sözlü gelenekte de tek tanrılı dinlerin verimleri zengindir; özellikle Hıristiyanlık inancı “altın çağ”ı kuvvetli bir  bağlılık ile beklemektedir.

Eskatologya mitlerinde, yukarıda da belirttiğimizce kirletilen dünyanın temize çıkmasına dair temenni bulunur. Mircea Eliade bu durumu, “Gerçek anlamda yeni bit şeyin başlayabilmesi için eski çevrimin kalıntı ve yıkıntılarının tümüyle yok olması gerekir. Bir başka deyişle, mutlak bir başlangıç elde etmek istenirse, bir dünyanın sonunun kesin olması gerekir.” “ Yeni yaratılış, bu dünya kesin olarak ortadan kaldırılmadıkça gerçekleşemez. Burada artık, yozlaşmış olan şeyin yeniden canlandırılması değil; ama yeniden tümüyle yaratılabilmesi amacıyla eski dünyanın yok edilmesi söz konusudur” (13) Mesihçi eskatologya mitlerinde verilen bu düşünce tufan mitlerinde, mevcut yozlaşmış dünyanın yok olması şeklinden, yozlaşmadan arındırılıp temizlenmiş bir dünya üzerinde yeni bir hayata başlayış şekline evrilir.

Görüleceği üzere bir kötülük ve arınma istenci mevcuttur. Yeni bir milâdî yıla yaklaştığımız şu günlerde diyebiliriz ki; arınma miti yeni yıl kutlamalarında da mevcuttur. Eski olanın kirletilmişliği ile istenmeyişi ve gelecek olan temize umutla bakılması farklı kültür ve inançlarda farklı isimlerle temel fikir olarak görülmektedir.

Eskatologya mitlerinin kökenine bakacak olursak, bu konuda Samuel Henry Hooke’nin Zerdüştlük’ü temel aldığını görürüz. İÖ. 6. yy’da İran’da yaşamış Pers peygamberi Zaroasterce kurulan Zerdüştlük, bu dünyayı Ahura Mazda (iyilik tanrısı) ve Ahrimanın (kötülük tanrısı) çevrelerinde toplanmış iyilik ve kötülük güçlerinin sürekli savaşına mekân olarak görür. İnsana biçilen görev ise iyi tarafta yerini almaktır. Savaş, Mahşer’de Ahura Mazda’nın göndereceği erimiş metal selinin dünyayı kötülük güçlerinden tamamen arındıracağı güne de sürecektir ve bu inanış Hıristiyan-Yahudi Eskatologyaları’nın   temelini teşkil eder. Yehova da “son”da kötülük güçlerine karşı muvaffak olacaktır. (14)

Başlığımızın sonunda ekleyebiliriz ki Kozmogoni 8yaratılış) mitleri ile Eskatoloji (son) mitleri birbirinden ayrılamayacak bir bütünün iki parçasıdır. Her “son” bir “gelecek” hayâlinin, “gelecek” hayâli ise geçmiş güzel bir “başlangıç” özleminin yansımasıdır. Bahsi geçtiğince yeni yıl mitleri (Nevroz) bu kapsam içindedir.

 Ayrıca denebilir ki kaostan kozmosa evrilim tekrar kaosa dönüşümle neticelenecektir.

Mitleri sınıflandırma açısından bakacak olursak, konuların içerilişi açısından kozmogoninin yanı sıra Yaratıcı'nın yaratıcı ve müdahâle edici gücünü anlatagelen teogoni mitleri ile de bağdaştırabileceğimiz eskatologya mitleri, bize mitosların kesin ayrımlarla birbirinden bağımsız sınıflandırılamayacağını da göstermektedir.

dipnotlar

12.    http://tr.wikipedia.org/wiki/Eskatoloji
13.   Mircea Eliade,Mitlerin Özellikleri (Çev. Sema Rifat), İstanbul, Simavî Yay. S.52
14.   Samuel Henry Hooke, Ortadoğu Mitolojisi (Çev. Alaeddin Şenel) Ankara, İmge Kitabevi, 2002, sf.19-20




Eskatoloji ve Mitoloji İlişkisi ile devam edeceğiz inşaallah
Bu İletiyi Yöneticiye Bildir/Şikayet Et   Kayıtlı

1taş at, 1 "çocuk" yetiştir, ... , 1 hayâl kur, ... , hakikâtı söyle, ... , 1 dogmaya meydan oku !! ...
Sayfa: [1] 2 3   Yukarı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et Okunmadi Say Bu Konuyu Gönder Yazdir

 
Gitmek istediğiniz yer:  


 
Powered by SMF 1.1.11 | SMF © 2006-2009, Simple Machines LLC
MySQL Kullanıyor PHP Kullanıyor XHTML 1.0 Uyumlu! CSS Uyumlu!