bu cümledeki "hakikat değildir" yargısı "yalan /gerçeğe aykırı" manasından fizan kadar Münezzehtir.
haşa! cümleni zikrettiğin manada ele almadım zaten. "sahiden buyurduğun gibi mi?" derken muradım şu idi: ben senin gibi düşünmüyorum. kuran-ı kerimin her bir ayeti bizatihi hakikatin kendisidir. daha doğrusu birer parça değil bütünü işaret eden levhalardır. tek bir ayet doğru ellerde "hakikate yol verir". hatta -edebe mugayr olmasın amma- bendeniz hadis-i şerifler için dahi aynı şeyi düşünür. bence burada asıl mesele, insanın bir had ile mahdud olması yani sevk-i ilahi icabı cihazatının nakıslığı. bizim -belki- temel hatamız mahdud olan ile namütenahiyi idrake çabalıyoruz lakin idrak dahi mahduttur. senin "
Kuranın tek bir ayeti Allah'ı ve Dinini (hakikati) Anlatmaya yetse idi tek ayet kafi gelirdi hakikatin insan zihnine ve fıtratına sinmesi için 23 (belki daha uzun belki kısa) sene 6236 ayetin TAMAM olması beklenmiştir" cümlene bu cihetten iştirak edemiyorum. dediğim gibi bence mesele ayetin yetmemesinden ziyade insanın kifayetsizliği. bu hususta tasavvuf erbabının bir teşbihi meseleyi belki daha sarih ifade eder (biliyorum kızıyorsunuz bana

)
"bir ırmaktan elindeki tas kadar su alabilirsin; daha fazlasını değil."
insanın hakikati idrak etmesi de bu misale benzer.
ferahsanın ısrarla Allah'ın varlığı ve birliği üzerinden kesrete dalmasını -kesret derken itikadi olanı çoklaştırmaktan bahsetmiyorum. aman yanlış anlaşılmaya. hakikat noktasında kesafet arz eden suallerin ve verilen misallerin çokluğunu ifade ediyorum- dahi bu misalle izah edebiliriz. sırf bu sebebten bir sual ettim ve tekrar ediyorum:
su dolu bardağın içindeki kaşığın kırık olarak "görülmesi" hakikat olarak isimlendirilebilir mi? suale evet dersek şayet, hayır demek evet demek ile bir tenakuz arz eder mi?
sualin ikinci kısmı muhtemelen ferahsanın ısrarla üzerinde durduğu kısım: "tenakuz"