Divan artık "Tapatalk" uygulama desteği sunuyor.Cep telefonlarınıza bu uygulamayı yükleyerek divanda rahatça gezebilirsiniz.

Gönderen Konu: Fuzulinin Edebi Şahsiyeti  (Okunma sayısı 20784 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı bengisu

  • İleti: 43
    • http://
Fuzulinin Edebi Şahsiyeti
« : 14/03/06, 15:57 »
Türkçe, Arapça ve Farsça' nın geçerli olduğu bir coğrafyada yaşayan Fuzûlî, bu üç dil ile şiir yazacak kadar dili vukûfu ve şuûru olan bir şairdir. Gençlik yıllarında yazdığı aşk şiirlerinde, muhtemelen Türkçe' yi kullanan Fuzûlî, daha sonraları Farsça çoğunlukta olmak üzere Arapça ile de şiirler söyleyerek, yaşadığı edebî atmosferin bir aynası olmuştur.

Türkçe Divan'ının önsözünde şiir anlayışını ifade eden Fuzûlî, şiir gibi bir sanat şubesinin ilimsiz olmayacağının şuûruna vararak, İlimsiz şiir, esası yok duvar gibi olur ve esassız duvar gâyette bî-îtîbar olur diyerek aklî ve naklî ilimlerden olan hadis, tefsir, kelam, fıkıh gibi İslâmi ilimleri; mantık, hendese, astronomi ve tıp gibi aklî ilimleri öğrenmiştir.

Sanat ile ilmi bir arada kaynaştıran Fuzûlî, üç dili de bilmesine rağmen, Türkçe şiirlerinde, kolay anlaşılabilen ve devrinin ortalama insan zümrelerinin konuştuğu bir dil kullanmış; pek ağırlıklı Arapça ve Farsça unsurlar kullanmamıştır.

Fuzûlî'nin başta Ali Şir Nevaî ve Habibi gibi Türkçe yazan şairleri iyi bildiği, eserlerinden anlaşılmaktadır. O, Habibi'nin "dedim dedi" gazeline nazire yazmıştır. Hasan Çelebi 1586 yılında yazdığı tezkiresinde, Fuzûlî için "Nevâyî tarzında karîb bir üslûb-ı bedî ve semt-i garibi vardır" ifadesiyle, O'nun Ali Şir Nevaî şiiriyle olan münasebetine dikkat çeker.

Kânunî Sultan Süleyman'ın seferine katılan Hayâli ve Yahya Beyler ile de görüşen Fuzûlî'nin, Anadolu şiirinden etkilenmiş olması mümkündür; Necati Bey'in "gayrı" redifli şiirine yazdığı üç nazire de, bunun bir işaretidir.

Fuzûlî, Türkçe yazan şairlerden başka, Farsça yazan, Hâfız; Nizâmî ve Câmi gibi şairlerden de etkilenmiştir.

Fuzûlî' nin yaşadığı coğrafya, gerek İslâmiyet öncesi devirlerde ve İslâmiyet'in hakim olduğu devirlerde, devamlı, büyük kargaşanın yaşandığı ve bunun sonucu olarak, her karış toprağına kan ve hüzün sinmiş bir coğrafyadır. En büyük acı, Kerbelâ vak'asında Hz. Hüseyin'in şehit edilmesidir ki, İslâm tarihinin en trajik olayıdır. Bu ızdırap dolu iklimin çocuğu olan Fuzûlî'nin şiirlerinde ilk dikkat çeken tematik özellik, ızdıraba dayalı, lirik bir aşktır. Klasik Türk şiirinin kavuşma yerine ayrılık tema'sını idealize etmesi de, Fuzûlî'nin ızdırap anlayışıyla çıkmış ve böylece "muzdarip şair Fuzûlî" doğmuştur. Şiirlerindeki lirizmin temelinde evrensel bir beşeri özellik olan ızdırap yatan Fuzûlî, şiirlerinin fonuna tasavvufu yerleştirerek aşk ve mistisizm gibi iki erişilmezlik anlayışını birleştirmiştir. Fuzûlî'nin şiirlerindeki aşkın tasavvufi mi, beşeri mi olduğu tartışmaları, O'nun şiir anlayışının sınırlandırılması demektir.

Fuzûlî, gerçek insandaki evrensel duyguları, içinde bulunduğu toplum ile, en kısa yoldan paylaşmak üzere, tasavvufi sembolleri kullanmış; bu yolla ezeli ve ebedi olan aşkı anlatmıştır. O'nun şiirlerinde tasavvuf, Ahmet Yesevî, Seyyid Nesîmî, Niyazî-i Mısrî ve İbrahim Hakkı' nın şiirlerinde olduğu gibi esas amaç olmamıştır. Fuzûlî tasavvufi terimleri, beşeri özellikleriyle şiirleştirerek öğreticilik (didaktisizm) ten uzak durmuş, lirizme yaslanarak hissettiricilik peşinde koşmuştur.

Bu yüzden Fuzûlî'nin şiirlerinde bulunan tasavvufi ve beşeri hisler, O'nun aşkı ulvîleştirdiğinin göstergesidir.

Fuzûlî, yoğun bir lirizmle ifade ettiği şiirlerinde, aşkı uğruna her şeyini fedâ edebileceği bir insanî değer olarak görür ve bunu şöyle dile getirir.

Cânı cânân dilemiş vermemek olmaz ey dil
(Ey gönül! Sevgili canını istemiş; vermemek olmaz!)

Fuzûlî, gene Leyla ile Mecnun'undaki bir başka beytinde, aşkı kemalinin, sevgili için can vermek olduğunu; bunu yapamayanların eksikliklerini itiraf etmeleri gerektiğini şöyle söyler:

Cânını cânâna vermektir kemâli âşıkın
Vermeyen cân i' tirâf etmek gerek noksânın.

Fuzûlî, insanın en yüce hakkı olan yaşama hakkının karşısına sevgiliyi koyarak büyük bir gerilimi ortaya koyar. Esas özelliği ızdırap olan bu gerilim candan vazgeçmek, onu sevgili için feda etme anlayışı, Fuzûlî'nin şiirini âdetâ bir "can pazarı" na döndürmüştür. Bunun sonucu olarak Fuzûlî, sanki ölümü idealize etmiştir. İşte, bu "ölümü idealize ediş" in, Allah'ın cemaline mazhar olmanın beşerî planda ilk ve en acı merhalesi olası yüzünden, kimi araştırmacıların, Fuzûlî'nin şiirlerindeki aşkın ilahî aşk olduğunu ileri sürmelerine yol açmıştır. Kullandığı dilin atasözleri ve deyimler başta olmak üzere bütün inceliklerini şiirine aktaran Fuzûlî, evrensel duygular olan aşk ve ızdırabı da derinden derine yaşayan bir edebî şahsiyet olarak en zor ifade edilebilecek duyguları bile kolayca ifade ederek, özellikle manzum eserlerinde sehl-i mümteni örnekleri vermiştir. Gerek bir insan olarak ve gerekse bir şair olarak yaşadığı ve hissettiği her şeyi, son derece samimi bir şekilde ifade eden Fuzûlî, şiir tekniğinde de başarılıdır.Aruz kusurlarının ses özelliğinden bile istifade ederek, özellikle bir buçuk hece okutan medleri, birer çığlık haline dönüştürmüştür. Türkçe, duygu ve teknik uyumun sağlanmış olması yüzünden, Fuzûlî' nin şiirleriyle, şiir dili olma özelliği kazanmıştır.

Fuzûlî, Türk şiirinde, en fazla etkisi olan şairlerden biridir. Fuzûlî devrinde veya daha sonra yaşayıp da, ona nazire yazmayan şair azdır. Taşlıcalı Yahya Bey Fuzûlî'nin en çok okunan şiirlerinden biri olan Su Kasidesi" ne, Nâilî, "sakın" redifli gazeline, Nedim "Perişanındadır, yanındadır" gazeline nazireler yazmış, Bakî, meşhur "usanmaz mı - yanmaz mı", gazelini tahmiş etmiştir. Hasan Ali Yücel'in Fuzûlî divanına nazire olarak tertip ettiği divanı onun bire bir taklidi niteliğindedir. Fuzûlî'nin tesiri günümüzde de tesir etmekte olup, Şahin Uçar, "Şeydâ Divânı" adını verdiği eserinde, tamamen Fuzûlîyane bir söyleyişi tercih etmiştir.

Fuzûlî'nin edebi kişiliğinin bir başka yönü de mensur eserlerinde görülmektedir. Türkçe yazdığı ve Hz. Hüseyin'in Kerbela'da şehadetini anlattığı Hadîkatü's - Sü'edâ ( Saadete Ermişlerin Bahçesi )'- sında Fuzûlî, şiirlerine nazaran Arapça ve Farsça unsurlara daha çok yer vermişse de, pek uzun olmayan cümleleriyle, konuyu üsluba feda etmemiştir. Manzum - mensur karışık olan bu eserde, Fuzûlî, duygu yoğunluğunun arttığı yerlerde veya hikmet ifade etme ihtiyacı duyduğu kısımlarda kıt'alar ve beyitlerle anlatımına renklilik katmıştır. Klasik nesrin özelliği olan seciyi, bütün eseri boyunca kullanan Fuzûlî, Hz. Hüseyin'in şehadetini anlattığı kısımda, secilerden de istifade ederek, trajediyi şiirleştirmiştir.

Fuzûlî, zaman zaman bazı devlet yöneticilerine yazdığı mektuplarda da, dile olan hakimiyetini göstermiş ve böylece, Türk nesir dilinin gelişmesine de katkıda bulunmuştur. Bilhassa, Nişancı Celal-zade Mustafa Bey'e yazdığı ve "Şikâyet-nâme" adıyla bilinen mektubunda Fuzûlî, hem bir dil, hem bir hiciv ustası olduğunu göstermiştir.

Fuzûlî' nin edebî şahsiyeti hakkında, sonuç olarak şu söylenebilir: O, dili ustaca kullanarak, Türkçe ile kusursuz denebilecek şiirler söylemiştir. Fuzûlî' nin şiirlerinde aşk ve ızdırap iç içedir ve şiirlerin fonunda tasavvuf en belirgin özellikleriyle yer alır. Şiirlerinde samimi olması dolayısiyle, lirizmi yakalamış ve buna paralel bir üslup kullanarak, şiir sanatında kalıcılığı yakalamıştır. O, Farsça bir beytinde de ifade ettiği gibi, ülkelerin askerlerle değil, dil kılıcıyla fetheden bir şairdir.

Başlıca Eserleri
Türkçe Divanı (A.Gölpınarlı tarafından, 1948)
Leylâ ve Mecnun (Mesnevi, N.Halil Onan tarafından, 1956)
Hadikatü's-Suada (Saadete Ermişlerin Bahçesi - S.Güngör tarafından, 1955)
Beng ü Bade (Bilimsel baskı K.Edip Kürkçüoğlu tarafından, 1970)
Şikâyetnâme (Mektuplar)

Çevrimdışı UluğBey

  • "reis"
  • İleti: 2,369
Fuzulinin Edebi Şahsiyeti
« Yanıtla #1 : 14/03/06, 16:09 »
Kılasik edebiyatımızın zirve şahsiyeti olan Fuzûlî hakkında vermiş olduğunuz  bilgiler için teşekkürler.

Şöyle arkama dönüp bakınca şair demenin ve şiirin ne demek olduğunu görüyorum Fuzûlî de....

divitDEDE

  • Ziyaretçi
Fuzulinin Edebi Şahsiyeti
« Yanıtla #2 : 19/07/06, 17:34 »
Psikoloji Hattatı Fuzûlî nin nakşettiği ince hatta  bakın...

FUZULİ: 1)Faidesiz,boşuna,gereksiz
               2)Faziletli.

"İsteyen  bizi beğensin faziletli desin,isteyen beğenmesin faidesiz desin."

*Çok yönlülük
*Mütevazılık
*Üstün zekalılık
*Edebiyatçılık
*Mutasavvıflık

Ve daha niceleri gibi engin sıfatların toplandığı bir ŞAHSİYET...

Fuzûlî ' mi ? Fuzuli mi?


Divan-ı Divit

Çevrimdışı Dil-şâd

  • İleti: 2,068
  • Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
Fuzulî, gerçekten fuzuli mi?
« Yanıtla #3 : 10/06/07, 15:58 »

Politikacıların aklı genellikle gözlerindedir; somut bir nesne olarak görmedikleri için kültürü önemsemezler. Başarının ideolojilerde, siyasi düsturlarda yattığına inanırlar. Devlet adamları ise kültürün ne olduğunu, bir toplum için hayatî değer ifade ettiğini bilirler. Zaten biraz dikkatli bakabilen dünyalıkların kültürün ürünü olduğunu görür. Rivayet edilir ki Lozan Antlaşması sırasında Venizelos, Lord Gürzon’dan Edirne’yi ister, o da “Verelim; ama Selimiye’yi ne yapacağız?” diye sorar. Yıkma barbarlığını kendilerine yakıştıramaz. Türk milletinin ruhunu Selimiye ile aksettiren Edirne’yi Yunanistan’a verse, İngiliz adaletine artık kimse inanmaz. “İngiltere mi, Shakspeare mi daha önemli?” diye sorana Churchill hiç düşünmeden şu cevabı verir: “Elbette Shakspeare. İngiltere belki yeni bir Shakspeare çıkaramaz; fakat Shakspeare İngiltere’yi ve İngiliz milletini yeniden inşa eder.”

Shakspeare’in kitaplarını okuyanlar, onun Fuzuli’den alıntılar yaptığını bilirler. Bunun bir anlamı da, Fuzuli’nin ünlü Shakspeare’in dağarcığında payı olmasıdır. İngiltere’yi yönetenler, Shakspeare’i yere göğe sığıdaramazlar; ama bizi yönetenlerin nezdinde Fuzuli’nin hiçbir önemi yoktur; çünkü onları devlet adamı, bizi politikacılar yönetiyor. Basında yer alan, “Saddam, Fuzuli’nin mezarını buldozerle kazıdı” haberi doğruysa, Ortadoğu’nun bugünkü sefaletini bundan daha çarpıcı ne anlatabilir? Varlık içinde yokluğu yaşamak, ancak kültürsüzlükle mümkündür.
Ülkemizde kitap okunmadığını herkes söylüyor, ne yazık ki bunun sebebini kimse analiz etmiyor. Ölüm günü gelir geçer; ne devlet, ne de özel televizyonlarda Peyami Safa’dan kimse söz etmez; gazete ve dergilerde de hatırlanmaz. Ama eserleri okunuyor; belki “Dokuzuncu Hariciye Koğuşu” dünyada en çok satan birkaç romandan biridir. Necip Fazıl’ın “Çile’si, Mehmet Akif’in “Safahat”ı her yıl çok ciddi miktarlarda satmıyor mu? “El bebek, gül bebek” yazarların kitapları ilk çıktıklarında vitrinleri süslüyorlar. Birkaç ay sonra da silinip, gidiyorlar. Renksiz, derinliksiz, üslupsuz, metafiziksiz roman ve hikayeleri propagandayla satın alanlar, on–on beş sayfa okuduktan sonra fırlatıp atıyorlar.

Kültür hayatımızı düzenleyenlerin, sanatın unsurlarından haberleri olduğunu kim söyleyebilir! Sanat her şeyden önce ruhi bir olaydır. Kıskançlık, diğergamlık, kindarlık gibi insanî özelliklerin dışındaki sanatın unsurlarının kökleri eskilerdedir. Çağdaşlıkla övünenler Shakespeare’e baksınlar; yazdıklarının pek çoğu “Antonius ile Kleopatra”, “Julius Caesar”, “Kral Lear” gibi tarihe ait değil mi? Metafiziği çağ dışı kabul edenler, gözlerini Victor Hugo’ya çevirsinler; elden ele dolaşan “Sefiller”ini bir papazın faziletiyle övmemiş mi? Dünyanın en büyük kültür ve sanat insanları sayılan Goethe’den, Dostoyevski’den, Tolstoy’dan tarihi ve metafiziği çıkarırsak, ne kalır?

Yönetenlerimiz herhalde okullarda nelerin okutulduğundan haberdar değildirler. Çağdaşlık adına zaten müfredat biçilmiş. Fuzuli, Baki, Nedim, Şeyh Galib’den birer örnek okutuluyor, hepsine de en fazla birer sahife ayrılıyor. Kaldıracakları taş çatlasa dört sahifedir. Ne kaldıracakları dört sahife ile, ne de onların yerine oturtacakları yandaşlarıyla bir yere varamazlar. Bize ruhumuzu duyuracak, kişiliğimizi süfli ihtiraslardan arındırıp, seviyeli arzularla dokuyacak reformlarla eğitim hayatımız düzenlenmedikçe diğer iddialar boş laftır. “Hamza ağabey de iş yaptı” desinlerden başka bir şey değildir.
“Fuzuli” mahlasını Mehmed bin Süleyman alırken, “İki anlamı var; biri fazıl, diğeri lüzumsuz. Hangisine layık görürlerse, beni ona göre anarlar.” demiş. O koca sanatkar fazıl mı, lüzumsuz mu olduğunu yazdıklarıyla değil, zamanla değerlendirileceğini herhalde hiç düşünmemiştir.


Mehmed NİYAZİ
"Kelimeye çevrilemeyen mânânın düğümünde kalp açık, akıl kapalı..."

Çevrimdışı sükut-u hayal

  • İleti: 98
Ynt: Fuzulinin Edebi Şahsiyeti
« Yanıtla #4 : 22/09/07, 09:21 »
Divan edebiyatı deyince aklıma ilk gelen şairdir Fuzuli Divan şiirini en güzel yazan ve yorumlayan şair olması hasebiyle gönüllerde taht kurmuştur.Paylaşımınız için Allah razı olsun Selametle...

Çevrimdışı !NK!SAR-!_3K83R

  • İleti: 50
Ynt: Fuzulinin Edebi Şahsiyeti
« Yanıtla #5 : 12/10/07, 13:18 »


Shakspeare’in kitaplarını okuyanlar, onun Fuzuli’den alıntılar yaptığını bilirler. Bunun bir anlamı da, Fuzuli’nin ünlü Shakspeare’in dağarcığında payı olmasıdır. İngiltere’yi yönetenler, Shakspeare’i yere göğe sığıdaramazlar; ama bizi yönetenlerin nezdinde Fuzuli’nin hiçbir önemi yoktur; çünkü onları devlet adamı, bizi politikacılar yönetiyor. Basında yer alan, “Saddam, Fuzuli’nin mezarını buldozerle kazıdı” haberi doğruysa, Ortadoğu’nun bugünkü sefaletini bundan daha çarpıcı ne anlatabilir? Varlık içinde yokluğu yaşamak, ancak kültürsüzlükle mümkündür.
Ülkemizde kitap okunmadığını herkes söylüyor, ne yazık ki bunun sebebini kimse analiz etmiyor. Ölüm günü gelir geçer; ne devlet, ne de özel televizyonlarda Peyami Safa’dan kimse söz etmez; gazete ve dergilerde de hatırlanmaz. Ama eserleri okunuyor; belki “Dokuzuncu Hariciye Koğuşu” dünyada en çok satan birkaç romandan biridir. Necip Fazıl’ın “Çile’si, Mehmet Akif’in “Safahat”ı her yıl çok ciddi miktarlarda satmıyor mu? “El bebek, gül bebek” yazarların kitapları ilk çıktıklarında vitrinleri süslüyorlar. Birkaç ay sonra da silinip, gidiyorlar. Renksiz, derinliksiz, üslupsuz, metafiziksiz roman ve hikayeleri propagandayla satın alanlar, on–on beş sayfa okuduktan sonra fırlatıp atıyorlar.

Mehmed NİYAZİ

Sizin olsun gün,saat…
Sizin olsun su,sizin olsun ekmek..
Yetişti günlerin,gecelerin
Mevsimlerin nazını çekmek.
….
Unuttum kimlere dost olduğumu,
Şaşırdım kimlere tapacağımı;
Yaşamak bir vazife olmasaydı
Ben bilirdim yapacağımı!

Çevrimdışı UluğBey

  • "reis"
  • İleti: 2,369
Ynt: Fuzulinin Edebi Şahsiyeti
« Yanıtla #6 : 12/10/07, 13:25 »
!NK!SAR-!_3K83R   kardeşim keşke birkaç cümle de kendi yorumunu eklesen, orayı okumuştuk zaten :)

Çevrimdışı !NK!SAR-!_3K83R

  • İleti: 50
Ynt: Fuzulinin Edebi Şahsiyeti
« Yanıtla #7 : 12/10/07, 21:10 »
Tekrar yapmak zekayı kuvvetlendirir.
Hem alıntı yapılan düşüncelerin bana ait olmadığını kim söyledi?
Şiir şairin olmadığı gibi Fikir de düşünürün değildir.
Tek fark o benden önce bulup getirmiştir kainatın boşluğundan o düşünceyi.
Siz telaş etmeyin benim gökyüzümün yıldızları yeter bana ...
Sizinkiler gökyüzünü yıldızlardan ibaret zannedenlere kalsın...
Serter sen alınma ama bu söze ;)
Sizin olsun gün,saat…
Sizin olsun su,sizin olsun ekmek..
Yetişti günlerin,gecelerin
Mevsimlerin nazını çekmek.
….
Unuttum kimlere dost olduğumu,
Şaşırdım kimlere tapacağımı;
Yaşamak bir vazife olmasaydı
Ben bilirdim yapacağımı!

Çevrimdışı UluğBey

  • "reis"
  • İleti: 2,369
Ynt: Fuzulinin Edebi Şahsiyeti
« Yanıtla #8 : 12/10/07, 21:22 »
Tekrar yapmak zekayı kuvvetlendirir.
Hem alıntı yapılan düşüncelerin bana ait olmadığını kim söyledi?
Şiir şairin olmadığı gibi Fikir de düşünürün değildir.
Tek fark o benden önce bulup getirmiştir kainatın boşluğundan o düşünceyi.
Siz telaş etmeyin benim gökyüzümün yıldızları yeter bana ...
Sizinkiler gökyüzünü yıldızlardan ibaret zannedenlere kalsın...
Serter sen alınma ama bu söze ;)

Muhterem, alıntıladığın kısmın senin düşüncelerin olduğu âşikar, buna itirazım yok.Şahsi görüşümdür ki insanlar kendi cümleleriyle kendi görüşlerini ifade etmeli.Altını çiziyorum şahsi görüşümdür bu, yani şöyle de yapılabilir, kendi düşüncelerinizin olduğu kısımı kendi dağarcığınızda damıtarak biraz daha yorumlayarak ifade etmeniz ve belki araya fazladan birkaç cümle daha sıkıştırmanız okuyucuların konuya biraz daha derinlemesine inmesini ve farklı açılardan düşünebilmesini sağlayabilir.Bu sadece bir yoldur tabii ki, kullanımı kişiye aittir. ;)

Çevrimdışı derinsu

  • İleti: 774
Ynt: Fuzulinin Edebi Şahsiyeti
« Yanıtla #9 : 14/10/07, 19:48 »
Fuzulî'yi Tanımak
Fuzuli, şiirin kaynağını Allah’ın yaratıcılık sanatında gören ve iyi bir şairin, İlahî bir yardıma erişmeden kusursuz şiir söyleyemeyeceğine inanan adamdır. Bu bir aşktır ki sözün değerini yükseltmekle vuslata erişilebilir. Ona göre söz, candır, ruhtur. İnsan bir sözü güzel söylemeyecekse neden söylemelidir ki?!.. Madem ki kağıt kutsaldır, o halde onun üzerine yazılacak söz de kutsal sayılmalı, yazmaya değecek her söz güzelleştirilmelidir. İlahî sözler (ayetler) ve peygamberin öğüt veren güzel sözleri (hadis) dışında en güzel sözler sevgiye ve aşka dair olanlardır. Aşk ki varlığın özü, yaratılışın gayesidir, ister İlahî olsun, ister mecazî, ister platonik olsun, ister beşeri, onu anlatan sözler şiirin tam merkezinde dururlar. Şiiri bilimle birleştirdikten sonra sanatın en zirve noktasına varılabilir ve orada şair, anlar ki gerçek şiir, aşk heyecanlarını olgun ve bilge bir ruhun ürperişleri halinde anlattığı ölçüde şiirdir.

Puşkin, Dante, Şekspir... Pek çok isim sayabiliriz. Hepsi tarihî millî ve edebî birer misyona sahip idiler ve Allah onları milletlerine birer hediye olsun diye yaratmıştır. Türk milleti için Fuzulî işte o hediyyedir. Bugün Türkiye dışındaki bütün Türk yurtlarında, Taşkent’ten Kazan’a, Kırım’dan Macaristan hudutlarına, Bağdat’tan Kahire’ye, Tebriz’den Buhara’ya, şüphesiz Fuzulî adı en belirleyici sanat, felsefe ve estetik kaynağa açılan kapılarda okunuyor. Bütün bu yurtlarda istisnasız her nesil ona yeniden dönüyor ve bu manevî serveti anlamak, onda yeni zenginlikler keşfetmek için yeniden okuyor, seviyor, taklit ediyor. Bunun temelinde, has bahçede yetişmiş bilgenin, üstad Fuzulî’nin, idealleriyle örtüşen bir kültür birliğinin sabit ve ayrıcalıklı rolü ile Türkçe dehası yatar.

İskender Pala
Osman! Geçmişini iyi bil ki, geleceğe sağlam basasın.

Nereden geldiğini unutma ki, nereye gideceğini unutmayasın

ŞEYH EDEBALİ

Çevrimdışı derinsu

  • İleti: 774
Ynt: Fuzulinin Edebi Şahsiyeti
« Yanıtla #10 : 21/10/07, 19:34 »
  1 ya rab belayı aşk ile kıl aşina beni
                                                    bir dem bela-yı aşktan etme cüda beni

                                                  2 az eyleme inayetini ehli derdden
                                                    yani ki çok belalara kıl mübtela beni

                                                  3 oldukça ben götürme beladan iradetim
                                                    ben isterim belayı çü ister bela beni

                                                  4 gittikçe hüsnün eyle ziyade nigarımın
                                                    geldikçe derdine beter et muptela beni

                                                  5 öyle zaif kıl tenimi firkatinde kim
                                                    vaslına mümkün ola yeürmek saba beni

                                                  6 nahvet kılıp nasib fuzuli gibi bana
                                                    ya rab mukayyed eyleme mutlak bana beni

                                                    bir dem bela-yı aşktan etme cüda beni

                                                  2 az eyleme inayetini ehli derdden
                                                    yani ki çok belalara kıl mübtela beni

                                                  3 oldukça ben götürme beladan iradetim
                                                    ben isterim belayı çü ister bela beni

                                                  4 gittikçe hüsnün eyle ziyade nigarımın
                                                    geldikçe derdine beter et muptela beni

                                                  5 öyle zaif kıl tenimi firkatinde kim
                                                    vaslına mümkün ola yeürmek saba beni

                                                  6 nahvet kılıp nasib fuzuli gibi bana
                                                    ya rab mukayyed eyleme mutlak bana beni
Osman! Geçmişini iyi bil ki, geleceğe sağlam basasın.

Nereden geldiğini unutma ki, nereye gideceğini unutmayasın

ŞEYH EDEBALİ

Çevrimdışı Edipâsım

  • İleti: 4
Ynt: Fuzulinin Edebi Şahsiyeti
« Yanıtla #11 : 31/12/07, 21:39 »
   Onun ne kadar çilekeş olduğunu gösteren bir beyiti :


bu gamlar kim benim vardır bâirin başına koysan
çıkar kafir cehennemden güler ehl-i azap oynar


(benim öyle gamlarım var ki, bu gamları bir devenin sırtına koysan kafirler cehennemden çıkar; azap ehli de gülüp oynamaya başlar. )


ilk bakışta birbiriyle ilgisiz gibi görünen mısralar arasındaki ilişkiyi bir Kuran ayeti açıklamaktadır. Araf Suresinin 40. ayeti şöyledir: âyetlerimizi yalanlayanlar ve onlara karşı kibirlenenler var ya, onlar için gök kapıları açılmaz ve deve iğne deliğinden geçinceye kadar cennete giremeyeceklerdir. Kuran-ı Kerim burada iman etmeyenlerin cennete asla giremeyeceğini anlatmak için bir imkansızlığı vurgulamıştır. kocaman deve ve iğne deliği... Fuzûlî ise çektiği acıları mübalağa sanatıyla anlatırken bu âyete telmihte bulunmakta ve "benim çektiğim sıkıntıları bir deveye yükleseler, deve bu sıkıntılar altında öyle ezilir, öyle zayıflar ki iğne deliğinden geçecek hale gelir. işte o zaman da kafirler cehennemden çıkar, ehl-i azap da sevinçten oynamaya başlar" demektedir. İktibas sanatına güzel bir örnek.
ne diyeleim! Fuzûlî yazmış yine..


    Saygılarımla, selam ederim....