Tüm divan dostlarına huzur dolu bir Ramazanlar...

Gönderen Konu: Cengiz Aytmatov- Dişi Kurdun Rüyaları ( Kendi Tahlilim)  (Okunma sayısı 7355 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Muhammed Doruk

  • dost-ı edebiyat
  • **
  • İleti: 55
  • Bir,Mısraı berceste yeter!
Dünyaca ünlü Kırgız Yazar Cengiz Aytmatov'un Dişi Kurdun Rüyaları romanını okuduktan sonra bir hafta gibi bir süre zarfında tahlili üzerinde çalıştım. Çalışırken internetteki kaynaklardan da yararlandım. (Yeni Türk Edebiyatı final sınavı için verilen tahlil kitabımız)

İzinsiz kopyalanmasına izin vermiyorum. Yalnız kaynak gösteren herkes kullanabilir.




DİŞİ KURDUN RÜYALARI- CENGİZ AYTMATOV

Hazırlayan: Muhammed Doruk


MUHTEVA AÇISINDAN İNCELEME
 Konu Nedir?


Romanın konusu, kötülük ile iyiliğin mücadelesini, tabiatı yok eden, insan hayatını hiçe sayan, büyük insanlığa karşı bir başkadırı, kaderin ve ilahi adaletin sorgulanması. 
   
Konu Özgün mü?

Romanın konusu özgün değildir.  Dünyada birçok yazar aynı konuyu farklı şekillerde ifade etmeye çalışmıştır.  İnsanlar arasındaki anlaşmazlıklar, insanın özgür yaşama istediği, ilahi adalet, uyuşturucu belası, bozulan dünya bu tür konular yazarlarca çoğu kez ele alınmıştır… Gogol, Ölü Canlarında, Stienback Gazap Üzümleri’nde, Hemaiwyn Silahlara Veda romanında bu tür konulara değinmiştir.
 
Konu Önceden İşlenmiş mi?

  Özellikle bizim edebiyatımızda –bilhassa-Tanzimat döneminde bu tür konulara sıklıkla değinilmiştir.   

Neden İşleme Gereği Duymuş?


   Yazar, içinde bulunduğu ortamın vermiş olduğu psikoloji ile böyle bir roman yazmak gereksinimi duymuştur.  Değişen dünya karşısında çevrenin insanlar tarafından kirletilmesi, adaletsizliğin hüküm sürmesi, ahlakı değerlerin yok olması gibi kavramlar yazarın böyle bir konu etrafında bu eseri yazmasına zemin hazırlamıştır. Yazar, gerçekçi bir tutumla konuyu ele almıştır. Sembolik değerler romanda açıkça ifade edilmez.

TEMLER

Romanın başlıca temleri: Aşk, kader, din, merhamet, özgürlük, kaçakçılık, alın yazısı, anne sevgisi, açgözlülük, ölüm acısı, doğru yolu gösterme, iyi niyet, kötülük, tabiatın tahribi(daha çok konu olarak ele alınmıştır),yalakalık, dostluk din, rejim gibi…

  Romanda, aşk temine yer yer değinilir. Taşçaynar’ın Akbar’a olan aşkı... Akbar’ın  Taşçaynar’a olan aşkı… Beraber yaşamaları, Taşçaynar’ın Akbar’ı koruması… Romanın diğer kahramanı Abdias, badana işini yaparken gelip kendisinden Orhan’ı soran kıza âşık olur… Ayrıca kendisini iyileştiren İsmailova’nın arkadaşı İnga ile arasında duygusal bir ilişki başlar…

  Kader, normalde romanda konu görevindedir. Fakat Hz. İsa ve Abdias’ın içinde bulundukları durum aynı noktada birleştiği için kader burada bir bakıma temdir. Abdias sürekli kader kavramını sorgular. Çözüm bulmaya çalışır, kendisini Hz. İsa ile aynı çizgide görür bu bağlamda.

Romanın diğer önemli bir temi de iyi kötü kavramıdır. Bazarbay, Grişan gibi tipler kötülüğü temsil eder. Yazar, kötülere cezalarını romanın sonunda verir.

  Kaçakçılık temi romanda geniş yer tutar…  Abdias’ın kaçakçılar hakkında bilgi toplamaya çalışması, onları doğru yola sevk etmek istemesi ve daha birçok olay ve olaycık etrafında şekillenen unsurlar romanın ana temlerini meydana getirir.



FİKİR DÜNYASI


Sosyal bir konuya değinmiştir. Kırgızistan ve Rusya’yı bölge olarak seçmiştir amma, romanın ana hatlarını oluşturan fikir dünyası tüm insanlığa mal edilmiştir. Bununla beraber romanın fikir dünyası oldukça zengindir.

Romanda tabiatın düzenini bozan, yani fizikî dünyayı çirkinleştiren insanlar kurtları kurban etmişler, manevî dünyayı bozanlar da Abdias'ı kurban etmişlerdir.



BİÇİM AÇISINDAN İNCELEME



Olay örgüsü: Yaşam alanları insanlar tarafından işgal edilen iki kurdun başından geçen birçok kötü olayın yanı sıra dinî meselelere ait, kilise tarafından kabul görmeyen aykırı fikirleri sebebiyle atılan ve kader anlayışını sürekli olarak sorgulayan Abdias Kallistratov ve kendi halinde, başarılı bir kolhozcu olan, dürüst ve sözünü sakınmadan söyleyebilen Boston Urkunçiev’in başından geçen olayları anlatılmakta…


Kısa özetleme:


Üç bölüm halindeki roman dört ana hikâyeden oluşmaktadır. Birinci hikâye kurtların, ikinci hikâye papaz okulundan ayrılan Abdias'ın, üçüncü hikâye Hz. İsa'nın, dördüncü hikâye ise çoban Boston’un hikâyesidir.
Roman önce dişi kurt Akbar'ın gözüyle anlatılmaya başlanır. Daha sonra da olaylar Abdias'ın gözüyle ve geriye dönüşlerle ele alınır. Romanın son bölümünde ise olaylar hem Akbar'ın hem de Boston'un gözüyle verilir.
Birinci bölüm; olayların geçeceği mekânın tasviri ve roman boyunca ana kahraman olarak kalacak dişi kurt Akbar ile eşi Taşçaynar'ın tasviriyle başlıyor. Roman, Isık-Göl (Sıcak Göl) etrafında yaşayan bu iki kurdun hayat hikâyelerini özetleyen ve Abdias'ın buralara nasıl geldiği hakkında bilgi veren satırlarla başlıyor.
Isık-Göl etrafında normal bir hayat devam ederken büyük bir helikopter her yerin sessizliğini metalik gürültüsüyle bozar. Sayga sürüsünün yerini tespit için gelen bir helikopterle olağanüstü bir hareketlilik başlamıştır. Yerinden oynayan kayalar, ağaçları ezerek bir kurt kovuğuna kadar gelir. Hamile olan dişi kurt korkular içinde kaçar. Bundan sonra insanlar tarafından düzeni bozulan kurtların hep kaçması gerekecektir. Gelecekten habersiz olan dişi kurt Akbar on-onbeş gün sonra üç yavru dünyaya getirir. Akbar, onları iyi bir avcı olarak yetiştirmek istemektedir. Yavrukurtların gözüyse oyunda oynaştadır. Bu sebeple ebeveynlerinin dinlenmeye çekildikleri bir anda yakınlarında gördükleri bir insan ile Abdias ile oynaşmaya başlarlar.
İnsanla bu ilk karşılaşma, kurtların yer değiştirmesine sebep olur. Fakat kurtların sayga avına gelen insanların pençesinden kurtulmaları mümkün değildir. Yavrularını av için götürdükleri yerde insanların gelmesi üzerine birdenbire av durumuna düşen kurtlar, saygalarla birlikte kaçmaya başlarlar. Kurtlar, bu dalgadan kurtulmak için büyük çaba sarf ederler. Fakat makineli tüfeklerle gelen insanlar saygalarla birlikte kurtların yavrularını da öldürürler. Gruptan sadece Akbar ve Taşçaynar sağ olarak kalabilirler. Aşırı derecede yorgun bir halde bulunan kurtlar o bölgeden hızla uzaklaşmaya çalışırlar.
Romanın bu bölümünden sonra olaylar Abdias'ın gözüyle anlatılmaya başlanır.
Abdias, sayga avı için gelen altı kişiden biridir, hayvanların doldurulduğu kamyonun içinde saygaların arasında elleri bağlı olarak yatmaktadır ve geçmişte yaşadığı olayları düşünmektedir.
Abdias, aykırı düşüncelerinden dolayı papaz okulundan atılan birisidir. Geçimini sağlamak için bir gazetede çalışmaktadır. Asil bir dava peşinde olan Abdias, hayvan avına karışmadan önce, Orta-Asya'ya beyaz zehir kaçakçılarıyla ilgili bir röportaj yapmak üzere bir kez daha gelmiştir. Abdias'ın bu işe girişmesinin temel sebebi ise bu 'suç paktı'nı dağıtmaktır. Bunu nasıl yapacağını ise bilememektedir.
Kaçakçılarla bizzat konuşmak için Orta-Asya'ya gelen Abdias, bu amacına ulaşamaz. Bir histeri anında uyuşturucu kaçakçılığının yanlış bir şey olduğunu yanındaki çocuk yaştaki gençlere açıklar. Onlar ise Abdias'ın söylediklerini aynen patronları Grişan'a iletirler.
İkinci bölümde; Abdias ile konuşan Grişan, adamlarını uyuşturucu kaçakçılığından vaz geçirmesi ve dini onlara anlatması için ona fırsat verir ve bu olaya hiç bir müdahele yapmayacağını da sözlerine ilave eder. Grişan'ın bu sözleri üzerine harekete geçen Abdias, başarısız olur ve kaçak olarak bindikleri trenden arkadaşları tarafından fena halde dövülerek aşağıya atılır.
Trenden düşen Abdias baygın bir haldedir. Kendisine geldikten sonra bu durumunu 1950 yıl önce çarmıha gerilen Hz. İsa'nın haline benzetir ve hatırlamaya başlar.
Abdias, Hz. İsa'nın Golgotha Tepesi'ne çarmıha gerilmek için götürüleceği yerde beklerken Roma valisi Pontius Pilatus ile arasında geçen konuşmaları hatırlamıştır. Tamamıyla dinî nitelikte olan bu konuşmada vali, Hz. İsa'nın görüşlerini değiştirmesini istemektedir. Konuşmanın sonunda peygamberlik iddiasından vazgeçmeyen Hz. İsa'yı vali Golgotha Tepesi'ne çarmıha gerilmek üzere gönderir.
Abdias ise, onu bu durumdan kurtarmak için ne yapabileceğini düşünmektedir. Ancak onun acı çekmekten başka yapabileceği bir şey yoktur.
Tekrar günümüze dönen Abdias, sürüne sürüne yola çıkar. Yoldan geçen Kazak bir aile tarafından alınarak kamyon ile Calpak-Saz'a getirilir. İstasyona gelen Abdias'ın durumundan bir polis şefi şüphelenir ve onu karakola götürür. Karakolda Grişan dışındaki uyuşturucu kaçakçılarının tutuklanmış olduğunu gören Abdias, polislere kendisinin de onlarla birlikte olduğunu söylese de onları inandıramaz ve serbest bırakılır. Gittikçe durumu kötüleşen Abdias'ın hâlini gören yaşlı bir kadın ona yardım getirir. Yardım için gelen hemşire ile birlikte Abdias doktora gider. Burada Kazak doktor Aliye İsmailova tarafından tedavi edilir. Ayrıca İsmailova'nın arkadaşı İnga ile arasında duygusal bir ilişki başlar. İyileştikten sonra Moskova'ya dönen Abdias ile İnga mektuplaşırlar. Moskova'da röportajını yayınlatamayan Abdias, para kazanmak için gece muhasebeciliğine başlar ve İnga'dan evlenmek üzere haber bekler. İnga'dan aldığı bir mektup üzerine de kitaplarını satarak yol masrafını temin eder ve tekrar Calpak-Saz'a gelir.
Calpak-Saz'a gelen Abdias, İnga'nın eski kocasından olma çocuklarıyla ilgili bir problemi halletmek için anahtarı bir tanıdığına bırakarak gittiğini görür. Bunun üzerine Abdias, anahtarı almak yerine biraz para kazanmak için yeni tanıştığı Bos Kandalov ile birlikte sayga avına katılır. Fakat Abdias, saygaların katledilmelerine dayanamayarak bu katliamı durdurmaya çalışır. Adamlar, işlerine engel olmak isteyen Abdias'ı susturmak için bağlayarak kamyonun içine, saygaların yanına atarlar. Bu andan itibaren romanda tekrar aktüel zamana dönülür.
Avcılar tarafından dövüldükten sonra yargılanan Abdias, bir saksavul ağacına tıpkı Hz. İsa gibi bağlanır. Önce yakmak isterler, fakat ağaçlar yaş olduğu için yakamazlar ve onu o halde bırakırlar. Bu arada Abdias, bir çığlık halinde dişi kurttan yardım ister. Abdias tam ölmek üzereyken onu duymuş gibi dişi kurt ve eşi gelir. Abdias kurtları görür ve muradına ermiş bir şekilde ölür.
Kurtlar ise o yörede bir yıl daha kalırlar. Bulundukları yerin düzeninin insanlar tarafından bozulması üzerine Akbar ve Taşçaynar Isık-Göl civarına gelirler. Akbar burada dört yavru daha dünyaya getirir. Bu, onların soylarını devam ettirebilmeleri için son şanslarıdır.
Üçüncü bölümde ise; olaylar Bazarbay Noygutov'un bir jeolog ekibinin kılavuzluğunu kabul etmesiyle başlıyor. Jeologları yüklü bir para karşılığında Acı-Taş Boğazı'na götüren Bazarbay, sarhoş bir halde eve dönerken yolda dört kurt yavrusu bulur ve onları yuvalarından alarak yüklü bir fiyata satma umuduyla yola düşer. Bunlar Akbar ile Taşçaynar'ın yavrularıdır. Ava giden kurtlar, döndüklerinde yuvada yavrularını bulamayınca ümitsizlik içinde Bazarbay'ın peşine düşerler. Kurtlar tam Bazarbay'ı yakalayacakken Bazarbay, o yörede iyi bir çoban olarak bilinen Boston'un evine sığınır. Bu sırada Boston evde yoktur. Bir müddet Boston'un evinde dinlenen Bazarbay kendi evine dönmek üzere oradan ayrılır. Kurtlar ise bunu fark etmemiştir. Onun için Boston'un evinin etrafında dolaşmaya devam ederler. Eve dönen Boston kötü olayların çıkmasını önlemek için ertesi gün Bazarbay'dan kurt yavrularını almak için gitse de yavruları ondan alamaz.
Bu arada ise kurtlar, yavrularını kaybetmenin verdiği umutsuzlukla Boston'un evinin etrafında uluyarak dolaşmakta ve hiç adetleri olmadığı halde insanlara ve ehil hayvanlara saldırmaktadırlar. Garip bir işkence halini alan bu duruma bir son vermek için Boston kurtlara tuzak kurar ve Taşçaynar'ı öldürür. Tuzaktan kurtulmayı başaran Akbar ise, eşini ve yavrularını kaybetmenin hüznüyle ne yapacağını bilemez. Akbar, bir gün evin önünde oynayan Boston ile Gülümhan'ın iki yaşındaki çocuğu Kence'yi kaçırır. Kence'nin kaçırıldığını gören Boston, Akbar'ı vurmak isterken onunla birlikte Kence'yi de öldürür. Daha sonra da bütün bu olanların sorumlusu olan Bazarbay'ı öldürür. Kendisi de dönüşte gölde intihar eder.

ŞAHIS KADROSU:


Peder Dimitri: Dinî kurumlar ve papaz okulları arasında koordinatörlük yapan kişi. “Koordinatör peder” lakaplı, orta yaşlı çok ihtiyatlı saygıya değer biri.

Akbar (Ekber) : Romanın ana kahramından biri. Dişi kurt. İlk adı: Akdalı. Sonra çobanlar ona en büyük en ulu lakabı olan Ekber’i verdi. Bağımsızlığa düşkün, sık sık geçmişini hatırlayan birisi.

Taşçaynar (Taş Çiğner ) :  Erkek kurt. Dişleri çok kuvvetli olduğu için, bölgedeki çobanlar, ona bu lakabı vermiştir.

Hızlı:  Yavrukurt. Çok hızlı olduğu için annesi ona bu lakabı veriyor.

Kocabaş: Babası gibi güçlü olduğu için ona bu lakabı veriyorlar.

Gözde: Annesine benzediği için ona bu lakabı veriyor. Dişi yavrukurt.

Kepa: Av organizasyonuna katılanlardan 6.sı. Evli ve şoförlük yapıyor.

Abdias Kallistratov: Romanın başkahramanından biri. Papazlık okulunda okumuş, devrimci düşünceleri nedeniyle papazlar tarafından okuldan atılmış. Bir diyakosun oğludur. Babası ölünce oturduğu evden ayrılması isteniyor. Başkaldırıyı temsil ediyor. Ve kader anlayışını sürekli olarak sorgulayan biri…

Kandalov: Lakabı, Bass’tır. Avdakilerin patronu ve bu lakapla hitap edilmesini istiyor.

Mişaş: Ava katılanlardan biri. Gurupta ona cunta lakabıyla hitap ediyorlar. 

Gulkin:  Hamlet lakaplı tip.

Uzukboy: Ona “yerli” diye hitap ediyorlar… Her şeyi kabul eden ve itiraz etmeyen bir karakteri var.

Viktor Nikiforoviç:  Abdias’ın yakın arkadaşlarından biri. Tarih öğretmenliği yapıyor. Abdias’a yol gösteriyor.

Mors: Asıl adı İgor. Gizli ad kullanıyor. Kaçakçılardan biri. Abdias’ın aradığı kişi.

 Lenka: Ailevî durumu iyi olmayan biri.  Yetim. Yurttan kovulmuş, kimse kabul etmemiş. 16 yaşında ot ticaretine katılıyor.

Ütü: Abdias’a Mors ve Sri Lanka’yı gösteren, garda çalışan biri. Cana yakın biri.

Petruha: Uyuşturucu kaçakçılığı yapan gençlerden biri 20 yaşında.

Grişan: Uyuşturucu çetesinin başı… Lenka, Petruha ve diğerlerini başı… Parayı seven, Abdias’ın fikirlerine karşı koyan tip.

Kolia ve Mahaç: Grişan’ın yardımcıları…

Bazarbay Noygutov: Boston’a karşı kin besleyen ve onu kendisine rakip olarak gören çoban. Açgözlü, parayı seven… Dişi kurdun yavrularını çalan adam. Kötülüğü temsil ediyor. Boston tarafından öldürülür.

Gülümhan: İlk eşi Ernazar’dır.  Boston ile evlidir. Bir de Kence adında oğlu vardır.

Gök Tursun: Bazarbay Noygutov’un karısı.

Kence: Boston’un oğlu. Akbar tarafından kaçırılıyor.

Boston Urkunçiev: Başarılı bir kolhozcu olan, dürüst ve sözünü sakınmadan söyleyebilen biridir. Romanın üçüncü önemli kişisidir. 

Hz. İsa: Romanı ana karakterlerinden biridir. İnsanları doğru yola davet ediyor. Papazlar tarafından çarmıha gerilmesine karar veriliyor. Abdias, Hz. İsa’nın kaderi ile kendi kaderini aynı çizgide görüyor.

Pontius Pilatus: Roma valisidir. Hz. İsa’yı fikirlerinden vazgeçirmeye çalışan adam. 

Aliye İsmailova: Abdias’ı iyileştiren kazak doktor.

İnga: Abdias’ın mektuplaştığı kadın. Abdias’ın duygusal ilgi duyduğu kadın.


Bakış Açısı:

Roman önce kurtların, sonra Abdias'ın, daha sonra da Boston'un gözünden okuyucuya aktarılır.
Yazar her şeyi bilen yazar-anlatıcı ve kahraman-anlatıcı bakış açılarının ikisini birden romanında karışık olarak kullanmıştır. Romanın kurtlar ile ilgili bölümlerinde özellikle yazar-anlatıcı devreye girer.



ANLATIM TARZI:

Roman, serüven romanıdır. Birbiri ardına gelişen olaylar, aksiyonla iç içe bir kaplam oluşturmaktadır. Kurtların ava çıkması, helikopterle sayga avına çıkan insanlarla karşılaşmaları, Abdias’ın uyuşturucu şebekesinin peşine düşüp bilgi edinmek istemesi, yavrusu çalınan Akbar ve Taşçaynar’ın Bazarbay’ı kovalaması… Bunları hepsi macera tarzına girmektedir.


  AKSİYON İRDELEMESİ

Romanda yer yer aksiyon kendini hissetirir.. Hemen hemen bütün romanlarda olduğu gibi burada da yazarımız okuyucunun nabzını tutmayı çok iyi başarmıştır… Büyük bir titizlik içinde işlenen olay ağı, yer geldiğinde aksiyonla iç içe girerek okuyucuda heyecan uyandırıyor… Akbar’ın Abdias’a saldırması, kurtların Sayga avında uygulamış oldukları taktik, Bazarbay’ın kaçarken içinde bulunduğu durum, trenden düşürülmeye çalışılan Abdias’ın durumu… vs..
"Dünya malı ne kadar toplansa tükenir; söz yazılırsa kalır acunu dolaşır!." (Yusuf Has Hâcib)