Dilşâd
"reis'ul divan"
İleti Sayısı: 1737
Çevrimdışı
Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
|
 |
« : 04 Mart 2008, 18:21:30 » |
|
Göz Mazmunu
Divan edebiyatında göz; seven ve sevilen yönünden her türlü karmaşık duyguyu ifşa eden bir motiftir. Âşık sevgilisini görmekle derin bir zevke dalar ve engin duygulara kapılır. Sevgilinin gözleri onun gözlerine ilişirse bu daha da anlamlı olur. Çünkü gerçek sevginin ancak gözle, yani bakışla anlatılabileceğine inanılır. Sevgisini gözleriyle sunan âşık, sevgilinin kendine karşı duygularını da onun gözlerinden okumaya çalışır. Bu amaçla sevgilinin göz mimiklerini özenle değerlendirir. Aslında sevgiliden, sevgisini anlatması beklenmez; içtenlikle bakması tercih edilir. Âşık daima sevgilinin gözlerini arar ve onunla tatmin olur. Bundan dolayı sevgilinin bakışları neşe ve hüzün kaynağı kabul edilir. Göz, divan edebiyatında genel olarak güzellik unsurudur ve frekansı en yüksek unsurlardan biridir.
Biçim olarak tanımlamak gerekirse; klasik şiirin favori göz rengi siyah ve elâdır.Nergis ve badem biçimli göz,arap alfabesindeki sad harifini andırmaktadır.Sevgilinin gönlüne bir ok gibi girip onu yaralayan göz yeri geldiğinde şehlâ bazen de mahmur olmuştur.Sevgiliyi görmezden geldiği için zalim,kâtil,cellâd;büyülü bakışlar yüzünden cadı,sâhir,büyücü,dinsiz; sarhoş edici olduğundan mest,mest-i harab,mahmurluğu nedeniyle bîmardır,hastadır.Kozmik alemdeki karşılığı Müşteri yani Jüpiter gezegenidir.Ceylanın iri ve koyu siyah gözlü olması ahû gözlü teşbihine neden olmuştur,ceylan avlanan bir hayvan olduğu için sevgilinin yüzü Kabeye benzetildiği zaman göz ahusu orayla ilişkilendirilir,çünkü Kâbede avlanmak yasaktır.
Yavuz Sultan Selimin Şirler pençe-i kahrımda olurken lerzân,beni bir gözleri ahûya zebûn etti felek(Aslanlar kahır dolu pençelerimde titrerken,kader beni bir ahu gözlüye karşı güçsüz kıldı) dizelerinde olduğu gibi sevgiliye duyulan aşkın hissedildiği dizelerin yanısıra,Yahya Beye ait Cihânı göz göre kılmazdı kendüye muhtâc ,müfid ü muhtasar olmasa çeşm-i âlem-bin(Alemi gören gözü kısa ve ifade edici olmasa,dünyayı göz göre göre kendine muhtaç kılmazdı[?]) dizelerde de tasavvufî anlayıştan ileri gelen kozmik ifadeleri de görmek mümkündür.
Alıntıdır.
|
Korkutmağa düşme bî-mahaldir Vuslat dediğim benim eceldir
|
|
|
Dilşâd
"reis'ul divan"
İleti Sayısı: 1737
Çevrimdışı
Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
|
 |
« Yanıtla #1 : 04 Mart 2008, 18:25:48 » |
|
Gözle ilgili bazı terkipler:
Çeşm-i Mest:Farsça mahmur göz;Tasavvufi terim olarak karşılığı Hakk’ın salikin kusurlarını hem salikden hem de halktan gizlemesi,Hakk’ın af ve mağrifet sahibi olması.
Çeşm-i Nergis : Farsça nergiz gözlü anlamında bir tamlama; terim anlamı salikin iyi hallerinin örtülü tutulmasıdır ,bazen salik veli olduğunu bilir ancak halk bilmez,bazen de halk bilir kendisi bilmez.
Çeşm-i Sihr-Engiz: Farsça sihirli göz demektir,tasavvufi terim olarak ‘’ilahi cezbe’’yi işaret eder.
Çeşm-i Şehlâ : Farsça şaşı göz demektir, bu terim salikin yüksek makamda olduğunun hem kendisi hem de hem de halk tarafından bilinmesini karşılar.
Çeşm-i Terek : Farsça yırtık göz; salikin sahip olduğu hal,kemal ve makamın hem kendisinden hem de halktan gizlenmesi.
Çeşm-i Bülbül : Bülbül gözü manasındaki bu kelime aynı zamanda Üçüncü Selim devrinde yaşamış bir mevlevî şeyhi olan Mehmed Dede adlı bir seramik sanatçısının sultana hediye ettiği eserinin adıdır.
Ayne-l-yakin : Göz kelimesinin eşanlamlılarından olan ‘’ayn’’ sözü ile yapılan bu terkip arapça isim tamlamasıdır.Göz ile görülür derecede müşahede ederek bilmek anlamına gelir.Tasavvuf terminolojisinde müşahede ve keşif ile elde edilen bu bilgi türü;bilginin ikinci ve en olgun şeklidir.Alt kademesinde ilme’l-yakin,üst kademesinde ise hakka’l-yakin türü bilgi vardır.
Ayn-ı Hayât : Ar. Hayat pınarı,ab-ı hayât.
|
Korkutmağa düşme bî-mahaldir Vuslat dediğim benim eceldir
|
|
|
evla
İleti Sayısı: 3239
Çevrimdışı
VeBa
|
 |
« Yanıtla #2 : 06 Mart 2008, 21:39:52 » |
|
Hocam bu yazının devamı gelecek değil mi?lütfen gelsin yani diğerleri de anlatılırsa ne güzel olur!
|
Biz ha isek sizde ha'sınız Siz hu iseniz bizde hu'yuz. Ha'dan gelen hu'ya gider...
|
|
|
Dilşâd
"reis'ul divan"
İleti Sayısı: 1737
Çevrimdışı
Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
|
 |
« Yanıtla #3 : 10 Mart 2008, 01:32:08 » |
|
Hocam bu yazının devamı gelecek değil mi?lütfen gelsin yani diğerleri de anlatılırsa ne güzel olur!
Göz ile ilgili yazılması gerekenleri bitirdikten sonra kısmetse diğer mazmunlara da geçeriz. Yeter ki sizler isteyin...
|
Korkutmağa düşme bî-mahaldir Vuslat dediğim benim eceldir
|
|
|
Dilşâd
"reis'ul divan"
İleti Sayısı: 1737
Çevrimdışı
Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
|
 |
« Yanıtla #4 : 10 Mart 2008, 01:38:34 » |
|
Göz ve Nergis
Nergis daima sevgilinin gözleri ile birlikte anılır ve ona benzetilir. İnce bir sap üzerinde boynu eğri olarak durur. Taç yaprakları daima açıktır ve bu yüzden onda bir uykusuzluk hâli var gibidir. Uykusuz ve mest olduğu için bazı sabahlar gözlerini zor açmaktadır ve bu konuda şebnem ile rüzgar ona yardım ederler. Bu özellikleri düşünülerek mahmurluk, uykusuzluk, mest olma gibi hâller nergisin sembolü haline gelmiştir. Bu çiçeğe mest ve mahmur gibi sıfatların verilmesinin nedeni ise, yapısında uyuşturucu bir madde taşımasıdır. Fakat, şark eserlerinde bu uyuşturucu hassasından hiçbir şekilde bahsedilmemiştir. Nergisin uykusuzluk hâlini Nedim:
"Aceb ne bezmde şeb-zinde-dâr-i sohbet idin Henüz nerkis-i mestinde bûy-i hâb kokar"
"Acaba mecliste sohbet edip uyumadın, mahmur gözün de hâlâ uyku kokusu var." diyerek anlatır ve sevgilinin gözlerindeki mahmurluğu uykulu oluşuna bağlar.
Nergise mest ve mahmur sıfatlarının verilmesi hususunda Sûdî'nin düşüncesi şöyledir:
"Çiçeğin ortasındaki yeşil kısım uzaktan siyaha benzetilir, işte şairlerimiz bu yuvarlaklıktan, siyahımsı görünmesinden dolayı çiçeği göze, yapraklarını da kirpiğe benzetmişlerdir." Sûdî Efendi " Hâfız Şerhi"nde nergis ile ilgili olarak: "koyu ela gözlü dilberin çeşmi ki, ona şehlâ ve ahberî derler" mütalaasında bulunmuştur. Burada ahber nergis çiçeği ve elâ göz anlamına, şehlâ ise koyun gözlü ve tatlı şaşı anlamına gelmektedir
Nergisle yapılan bazı tamlamalar vardır ki, bunlardan ilki "nergis-i fettan" diğeri ise "nergis-i şehlâ" dır. Nergis-i fettan âşığın gönlünü allak bullak eder. Âşık bu gözü gördüğü zaman kendinden geçer ve ne yaptığını bilemez.Hekimler bu derde çare bulamayacaklarını bildiklerinden hastayı muayene etmeye gerek duymazlar.
"El çeküp kat'-i nazar kılmış ilâcumdan tabîb Bildi gûya kim harâb-ı nerkis-i fettânunam" ( Fuzûlî)
"Hekim benden ümidini kesip beni tedaviden el çekmiş, sanki senin fitneler koparan nergis gözün yüzünden harâb olduğumu bilmiş." Şair hastadır, mest ü harâbdır. Hastalığın sebebi nergistir. Bu yüzden de doktorlar bir çare bulamazlar.
Nergis-i şehlâ ise, güzel ve baygın göz anlamındadır. Bahçede hep baharın geleceği tarafa bakar ve zamanı geldiğinde sarı sarı açılır:
"Hatâ o nerkis-i şehlâdadır sözümde değil Eğerçi her sühânım bî-bedel beğendiremem" (Şeyh Galip)
Şeyh Galip yukarıdaki beyitinde sözlerini beğendirememesindeki hatâyı, sözlerine değil; sevgilinin güzel ve baygın bakan şehlâ gözlerine bağlar.
Bazı beyitlerde nergis uykulu ve mest halinin yanında efsanedeki hikâyesiyle de yer alır.
"Çü devr-i lâledür ihlâs ile kadeh dutalım Niteki nerkis mest olur mest-i bî-riyâ olalım( Şeyhî)
"Lâle mevsiminde samimiyetle içki içelim. Nitekim nergis kendinden geçmiştir, biz de riyasız olalım." Burada nergisin hem mest olduğu hem de sever gibi görünüp sevmediği, samimi olmadığı, riyakâr olduğu ifade edilerek efsanedeki olaya telmih yapılır.
Çoğu zaman beyitlerde sevgilinin mahmur gözlerinin kederinden âşık hasta düşer. Bu da nergisin sebep olduğu başka bir olaydır:
"Bîmar tenün nerkis-i mestün eleminden Hûnin ciğerün lâ'l-i dür efsânun içindür" (Fuzûlî)
"Tenim, sarhoş nergisin gözünün eleminden hastadır, ciğerim inci saçan dudağın yüzünden kanla doludur, muzdariptir."
Edebiyatımızda bazen göz ile nergis mukâyese edilir. Çoğunda göz üstün gelir, nergis sevgilinin gözlerine özenmektedir. Buna muvaffak olamayınca hasedinden hastalanır. Bir yandan da sevgiliye âşıktır. Böylece "alîl ü sakîm" (hasta ve sakat) birine benzetilir.
Âşık da sevgilinin gözlerine olan tutkunluğu sebebiyle nergis gibidir. Onun gibi hasta ve sakat, boynu eğri, gözleri uykusuzluktan ve ağlamaktan kızarmıştır:
"Nergis asâya düştüğü dâim degül aceb Sevdâ-yı çeşminün seherinden sakîmdür." (Ahmet Paşa)
"Nergis, deyneğe düştüğü zaman değil de gözlerinin sevdasının seherinden mi hastadır acaba?"
|
Korkutmağa düşme bî-mahaldir Vuslat dediğim benim eceldir
|
|
|
Dilşâd
"reis'ul divan"
İleti Sayısı: 1737
Çevrimdışı
Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
|
 |
« Yanıtla #5 : 13 Mart 2008, 22:09:45 » |
|
Sevgilinin güzellik unsurları içerisinde en başta gelenlerden biridir göz.Sevgilinin gözü zalimdir, kan dökücüdür. Göz, divan şiirine çeşm, dide, ayn, başar olarak adlandırılmaktadır. Şuh, şehla, mahmur, hışımlı, hilekar onun başta gelen özelliklerindendir.
“Gören düşinda bir gice mestane gözlerin Nergis gibi humar ile bir yılda uyanır” (Necati)
Mestane (baygın ,sarhoş) gözlerini bir gece düşünde gören, Nergis gibi mahmurluk ile bir yılda (yılda bir kez) uyanır.(Necati)
Necati yukarıdaki şiirinde sevgilinin gözlerini nergise benzetmiştir. Nergis divan edebiyatında mahmurluk, uyuşturuculuk özelliği itibariyle ele alınır ve çeşitli benzetmelerde kullanılır. Yukarıdaki şiirde de sevgilinin gözlerinde ki mahmurluk ile nergis arasındaki ilişki kurulmuştur. Bu nedenle nergis gösterge ve nesnesi açısından simge değerindedir. İnsan tutumu açısından yasa değerindedir.
Divan edebiyatında göz;bademe, kömüre, cellata, düşmana ,.......v.s. benzetilmektedir. Halk edebiyatında ise ahu, ceren gözlü sevgiliden bahsedilmektedir. Aynı zamanda sevgilinin gözleri güzellik itibarıyla şahine benzetilmektedir.
Hublığuna yoktur bahane Gözlerin benzer şahana (Köroğlu)
Köroğlu’nun bu dizelerinde şahin gözlerin sevgilisinin güzelliğine güzellik kattığını söylemektedir. Bu beyitte göz şahine benzetilmiştir. Şahin ve gözün ortak yanı vuruculuk, yaralayıcılıktır. Şahin gösterge ve nesnesi açısından simge, insan tutumu açısından yasa değerindedir.
|
Korkutmağa düşme bî-mahaldir Vuslat dediğim benim eceldir
|
|
|
Dilşâd
"reis'ul divan"
İleti Sayısı: 1737
Çevrimdışı
Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
|
 |
« Yanıtla #6 : 30 Mart 2008, 00:34:30 » |
|
Saç ve onun etrafında oluşan mazmunlar
Saç sevgilinin güzellik unsurları içerisinde en zengin olanlarındandır. Divan şiirinde zülf, mü, kakül, perçem, gissu, turra adlarıyla anılmaktadır. Saç; rengi, şekli ve kokusu yönüyle dikkat çekmektedir.
Saç divan şiirinde şekil olarak uzun ve bukle bukledir. Bu buklelerin her biri aşığın gönlünü bağladığı için kara bir zincire benzetilmektedir.
Klasik şiirimizde sevgilinin yüzü ya da gördanı üzerine dökülen saçların da hazineyi bekleyen yılana, ejderhaya benzetilmesi, şekli ile kemende benzetilmesi, kokusu ile de anbere ve miske benzetilmesi sık sık baş vurulan mazmunlardır.
Dile her muyu bir ejder görünür ol zülfün Nice bin ejderi bir yerde tahayyül ne belâ(Nefî)
Saçının her teli aşığın gönlüne biir ejder gibi görünür ve bin ejderi aynı yerde(yürekte)tahayyül etmek (hayal etmek, canlandırmak) aşık için ne büyük bir belâdır.
******
Düşelden bend-i zulfüne oşuhun Cihan dil-berlerinden dil berüdür (Hayrati)
Gönül, o şuhun zülfünün bendine (zincirine) düşeli beri. Cihan dil-berlerinin (dünya güzelliklerinin) tümünden uzaktır.(elini eteğini çekmiştir.) Hayrati yukarıdaki şiirde zülf zincirine bağlanmış gönlünün halini dile getirmektedir. Yani seyarlağın saçlarını zincire benzetmektedir. Benzetme şiirin sebebi ise siyah olması ve aşığın gönlünü bağlama görevi göstermesidir.
****** Sakın isteme sevdayı gam aşkta her an Kim istedi sevdayı gamlı aşk ziyandır Her ebrulu güzel elinde bir hançeri honriz Her zülfü siyah yanında bir zehirli yılandır (Fuzuli)
Sevgilinin zülüflerinin her bir teli siyah ve zehirli yılanlara teşbih edilir.
****** Bir üstada olsam çırak Bir olurdu yakın ırak Kemiğimi yapsa tarak Yar zülfünün tellerine (Seyrani)
Bir âşık var. Sevgilinin hasretiyle aşk şehidi olmak üzere. Ve içinden şöyle geçiriyor: "Keşke ben öldükten sonra kemiğimden bir tarak yapsalar da onu sevgiliye sunsalar. Böylece hasretiyle can verdiğim zülfün tellerine dokunabilir, kokusunu alabilirim."
****** Kâkülün kavs-i anber Benzer giysûların ejder Devşir zülüflerin dilber dökülüp gerdane geçti(Figanî)
|
Korkutmağa düşme bî-mahaldir Vuslat dediğim benim eceldir
|
|
|
Dilşâd
"reis'ul divan"
İleti Sayısı: 1737
Çevrimdışı
Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
|
 |
« Yanıtla #7 : 07 Nisan 2008, 17:15:52 » |
|
Saç Mazmunu
Divan şiirinde sevgilinin saçları dağınık olması nedeniyle şiirlere konu olmuştur. Aşıklar gönüllerinin perişanlığı ve dağınıklıklarıyla sevgilinin saçlarının dağınıklığı arasında ilişki kurmuşlardır.
Gice zülfün görüben düşte perişan oldum Dostlar hayrola din bize bu rüya neiki. (Ahmet Paşa)
Gece düşümde zülfüne görüp (tıpkı zülfün gibi) perişan oldum. Dostlar bize “Hayır ola” (hayırdır inşallah )deyiniz. Acaba bu rüya nedir ki neye delalet ederki. Ahmet Paşa yukarıdaki beyitinde, sevgilinin saçlarının dağınık olmasıyla, aşığın gönlünün perişan olması arasında bir bağıntı kurmuştur. Yani saç simgeleştirilmiştir. İnsan tutumu açısından ise yasa değerindedir.
Divan şiirinde saç; rengi ve şekli itibarıyla yılana benzetilmiştir. Top top olmuş siyah zülfün mar gibi(Seyrani)
Seyrani bu beyitinde sevgilinin top top olmuş siyah zülfünü yılana benzetmiştir. Saç rengi itibarıyla, uzun ve incedir. Çöreklenmiş haliyle saç yılan (mar) arasında bir ilişki sözkonusudur. Yani mar hem renk hem de şekil olarak yılanı çağrıştırdığı için gösterge ve nesnesi açısından simge, insan tutumu açısından yasa değerindedir.
Saç kokusu itibarıyla misk, müşk, amber kokuludur. Koku itibarıyla halk ve divan şairlerinin en çok hoşlandıkları teşbih saç-sümbül teşbihidir.
Saçı sünbül, yüzü gül, dili bülbül Ayda bir olsun bari yüzüne gül. (Kuloğlu)
Kuloğlu bu beyitinde saçın sünbül gibi bukle bukle ve hoş kokulu olduğunu belirtiyor. Sünbül, şekil ve koku olarak saçı çağrıştırdığı için gösterge ve nesnesi açısından simge, insan tutumu açısından ise yasa değerindedir.
|
Korkutmağa düşme bî-mahaldir Vuslat dediğim benim eceldir
|
|
|
Dilşâd
"reis'ul divan"
İleti Sayısı: 1737
Çevrimdışı
Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
|
 |
« Yanıtla #8 : 23 Mayıs 2008, 00:07:41 » |
|
Saçın Uzunluğu:
İp, (Urgan, Tınâb, Resen, Rismân, Rişte): Divân şiirinde sevgilinin saçı ve canı iplik gibi düşünülür. Saçın ipe teşbîhi “asmak, asılmak; çekmek, çekilmek vs.” gibi iple alâkalı tâbirler tarîkıyladır.Böylece âşıkın zülfü arzu etmekten vazgeçmeyeceği, zülfe bağlı olduğu ifâde edilir.
Baş koşup zülfüne gönlüm tolanur genc-i ruhun Boynı bir gün ol asılasınun urgana geçer
Âşığın gönlü, sevgilinin ilgisizliğinden deliye döner, bu deliyi sevgilinin urgan saçları bağlar ve gönül ipe benzeyen saçlara dolanır.
Kemend: Kemend ile cellâd kemendi ve av kemendi zikredilmektedir.Sevgilinin saç, zülüf veya kâkülü kemend olarak düşünülür. Bu mânâda zülfün, âşıkın gönlünü ve cânını avladığı ifade olunur.
Cân-ü-dil bend-i belâdan nice baş kurtara kim Tolaşur zülfün kemendi âkıl-ü-şeyda dimez
Yılân(ılan), (Su’bân, Mâr, Ef’i, Ejder, Ejderha): Dîvân şiirinde sevgilinin saçı, uzunluğu, siyahlığı, özellikle de kıvrımlı oluşu bakımından yılana benzetilir.Âşığa göre sevgilinin zülfünü açıp yüzünü rakibe göstermesi, yılanın şeytana cennet kapısını açması gibidir.
Baş götürürken iki omuzında mâr-ı zülf Dahhâk gibi lebleri nice aceb güler
Beyitte sevgilinin iki omzundaki saçı yılana gülen dudaklar Dahhâk’a benzetilir. Buradaki Dahhâk, zulmüyle tanınmış efsânevi bir İran hükümdarıdır.
Çektikçe kara saçlar kulac kulac sünerler Ol iki ejderhâlar bir gün bana sunarlar
İki omuz üzerine uzanan saçlar, iki başlı ejderhâya benzetilir. Kara saç ile kara yılan arasında da bağlantı söz konusudur.
|
Korkutmağa düşme bî-mahaldir Vuslat dediğim benim eceldir
|
|
|
Dilşâd
"reis'ul divan"
İleti Sayısı: 1737
Çevrimdışı
Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
|
 |
« Yanıtla #9 : 08 Temmuz 2008, 00:47:00 » |
|
Dağınık veya Bakımsız Saç: Perîşân, (Şikeste-hâl, Bî-karâr, Âşufte, Der-hem, Gürah gürûh):
Zülfü perîşân eden, umûmiyetle, sabâ yelidir.Perîşân saç yüzde, yerde veya sevgilinin koynunda olur. Zülfün perîşânlığı halinde, âşık veya gönlü de zülfe tutkunluğu veya zülüfte karar kılışı cihetiyle perîşân olur.
Haddünde görüp ben güni kara âşık Âlemde perîşânlık bildim neden olmışdur
Meger serv-i bülendünden yire düşmişdür anunçün Kararmış cümle endâmı şîkeste hâldür zülfün
Sevgilinin saçı, yüksek serviye benzeyen boyundan yere düştüğü için “cümle endâmı kararmış” olarak tasavvur edilir.
Dolaşık, (Pür-ham, Girih-gîr, Çîn, Ham, Girih girih, Pîç-âpîç, Şiken, Pür-çîn, Tâb-dâr, Gülâle, Halka halka):
Sevgilinin saçı büklüm büklüm olması yönüyle de ele alınır.Sevgilinin saçı, yanağı üzerinde büklümler oluşturur ve âşığın gönlü bu büklümlerin tellerine dolaşır.
Ruhlarun devinde Rum üstine leşkerler çeküb Zülf-i pürçînün zırhlar geydi şâmiler gibi
Sevgilinin yanak üzerindeki kıvrım kıvrım saçı, Rûm üstüne akın eden Şâm askerlerinin giydiği zırha benzetilir.
Saçunla eglenürüz ey büt-i cefâ-pîşe Ki halka halkadürür çün kilîdi endîşe Sevgilinin halka halka saçı, âşığın eğlencesidir.O halkalar aynı zamanda sevgilinin güzellik kitabı(yüzü) üzerindeki süstür ve bu süs âşığın aklını başından alır.
İkide bir dil-i dîvânemi çeker çevirür Benün olalı ser-i zülf-i tâb-dâr ile bir
Aşık gönlüne söz geçiremez, çünkü gönül sevgilinin büklümlü saçlarına dolanmıştır.
Çok başlu, (Ziyâde-ser), (Câdû, Tılsım, Fitne, Fitne-i Âhır zemân) Zülfün çok başlılığı, ucundaki kıvrımlardan veya örgülerden kinayedir.Çok başlı tâbiri hîlekâr, dolandırıcı, yalancı, fitnekâr mânâlarını hâvi olmakla âşık gönlünü ondan sakınmak ister veya zülf gönlü kandırıp kendine çeker.
Kati çok başludürür zülfine dolaşma gönül Sana bir bend geçer olma o tarrâra yakın
Çok başlı zülf,aşığın gönlünü bağlayan bir yan kesici (tarrâr)dır.
Yüzin görünce toğdı riyu magribden Bu zülf-i fitne-i âhır zemânı gözlerler
Zülf fitnedir. Yüz magribden doğan güneş olunca , zülf de fitne-i âhır zemân olur.
|
Korkutmağa düşme bî-mahaldir Vuslat dediğim benim eceldir
|
|
|
|