Birkaç tane latîfesini aktarayım:
Malum, Abdullah Cevdet'le çok takışmış Süleyman Nazif. Bir gün gencin biri Abdullah Cevdet hakkında “Alçak” deyince müdahale eder:
- Hayır, ona alçak diyemezsin!
- Aman efendim, siz geçen hafta neler söylemiştiniz neler!
- Alçağın da bir irtifatı vardır, bu herif çukurdur, çukur!
Abdülhak Şinasi Hisar, kirden ve mikroptan felaket korkarmış. Öyle ki dostlarının elini dahi eldivenle sıkarmış.
Bir gün bir yemekte garsondan çatal ve kaşığı bir kez daha yıkamasını ister. Süleyman Nazif dayanamaz: “Oğlum, beyefendinin suyunu da yıka getir.”

Bir gün, “Eyvah, beni hemen hastaneye kaldırın, kuduz aşısı yapılsın.” diye bağırır. Çevresindekilerde bir telaş, bir telaş;
“Ne oldu üstat?”
“Ne olacak; dilimi ısırdım!”
Süleyman Nazif' e bir gün, Abdullah Cevdet'in nasıl bir adam olduğu sorulmuş. Nazif bu soruya " Çok samimi adamdır, siretini suretinde taşır." diye cevap vermiş. (Abdullah Cevdet'in, çiçek bozuğu bir suratı varmış..)
Abdullah Cevdet, bir ara Shakespeare'nin bütün eserlerini Türkçe'ye çevirmeye başlamış. Bir iki çevirisini yayımlamış. Fakat çeviriler hiç başarılı değilmiş.
Cevdet, bu tercüme işine devam ettiği bir sırada bir gün Süleyman Nazif'e demiş ki:
- Süleyman, biliyor musun, şu Shakespeare'i çevirme işini bitirmeden öleceğim diye korkuyorum.
Süleyman Nazif böyle bir fırsatı kaçırı mı?
- Abdullah Cevdet, ben de tam aksine Shakespeare'i çevirme işini ölmeden önce bitireceksin diye korkuyorum. Herkes Shakespeare'in eserlerini ölümsüz diye bilir, sen onları Türkçe'ye çevirmekle ölümlü olduklarını ispatladın!
Kibarlığıyla tanınan Abdülhak Şinasi Hisar bir gün kardeşine “sen” deyince, Süleyman Nazif:
“Doğrusu çok şaşırdım beyefendi” der, “Ben sizin 'Sen Nehri’ne' bile 'Siz Nehri' dediğinizi sanırdım."
Birinci Dünya Davaşı'nın bitiminde Mondros Mütarekesi yapılmış, şartları gereği İngilizler ve Fransızlar İstanbul’u işgal etmişlerdi. S. Nazif bir gün Beyoğlu’nda, iki katır tarafından çekilen bir İngiliz nakliye arabasına vagon gibi birkaç araba daha takıldığını ve hepsini bu iki katırın çektiğini görmüş. Bir vatandaş hayret edip sormuş:
- Bu kadar yükü iki katır nasıl çekiyor?
Süleyman Nazif hemen cevap vermiş:
- Bunda şaşacak ne var? Koskoca Osmanlı'yı da üç katır sürüklemedi mi?!
İnternet Alıntısı