süleyman nazif


Kullanıcı Adı: Sürekli Bağlı Kal
Şifre:


Divanda Arama Yapın
Sayfa: [1]   Aşağı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et Okunmadi Say Bu Konuyu Gönder Yazdir
Gönderen Konu: süleyman nazif  (Okunma Sayısı 1683 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
hsulker


İleti Sayısı: 83

Çevrimdışı Çevrimdışı

çok ince bir devetüyü fırçasıyla çizilenler...


« : 18 Kasım 2009, 16:32:21 »

uzun zamandır adı unutulmuş büyük nesirci süleyman nazif'i hatırlayalık dedik. hazreti en iyi anlatan kısa bir paragrafı siz sevgili dostlarla paylaşmak yerinde olacaktır.

türk nesrine haysiyet ve asalet kazandırmak için ruhunun bütün melekelerini seferber eden o gümrah kalemden zamanımızın cavalacoz zekalarına kalan tek miras üç beş nükteden ibaret. nazif'i anlatmak.. kime ve niçin? ağabeyinin mezar taşına  nazifane bir tuğra ile damgalayan Faik Ali,

"şimşek mürekkep olmalıdır, yıldırım kalem
 tahrir için kitabe-i  seng-i mezarını"

diye inlemişti. o yanardağ 5 ocak 1927'de intifa'larına son vermiş. o çoşkun umman elli dört yıldır ölü bir deniz. 5 ocak 1927'den beri türk nesri em büyük, en uğultulu sesini kaybetmiş bulunuyor. türk nesrinin üç büyük eknumu, türkçe'nin türkçe olmaktan çıktığı bedbaht bir dünyadan tam zamanında ayrıldılar. cenap 1934'te, haşim 1933'te fani hayatlarını noktaladılar. hurdahaş olan orketrayı tek çalgıcı temsil ediyor: necip fazıl kısakürek.

nazif için bir türbe inşa etmek.. dilini kaybeden bir neslin böyle bir mazhariyete hakkı yok. o büyük ölüye ağlamak bile bize yasak bir imtiyaz. haşim'i hatırlıyorum. 1928'lerde şöyle yazıyordu: " süleyman nazif'in mrzarı hala yapılmamış... bu büyük türk edibinin mezarını bundan sonra da yapmasak pekala olur. bu gibi aç ölenlerin çürümüş kemiklerine mermerden bir kçşk yapmaya kalkışmaktan ne çıkar? sadaka ile dikeceğimiz iki taş, o tunç lisanın, kendi sahibine yaptığı tannan mezardan daha güzel ve daha sağlam mı olacak?"

cemil meriç, süleyman nazif, jurnal 2, s.268
Bu İletiyi Yöneticiye Bildir/Şikayet Et   Kayıtlı

tenkitsiz tefekkür olmaz!tek adım atamazsın tenkitsiz.(c.m)
RahgüzaR


İleti Sayısı: 132

Çevrimdışı Çevrimdışı


« Yanıtla #1 : 01 Şubat 2010, 01:17:58 »

Evet, unutulmuş bir isim üstad Nazif. Maalesef bu usta benim de ilgimi bu sene çekti. Ahmet Haşim'in "Bize Göre" sini okurken duydum ismini. Haşim biraz övmüş. Şimdi de "Bu Ülke" yi okuyorum, Cemil Meriç. O da övgüyle  bahsediyor. İnşallah bir kitabını bulabilirsem okuyacağım. Tabi, bizim kitapçılarımızda bulunursa, yoksa yine sahaf sahaf dolaşmak zorunda kalacağım.
Bu İletiyi Yöneticiye Bildir/Şikayet Et   Kayıtlı
konsonant


İleti Sayısı: 1

Çevrimdışı Çevrimdışı


« Yanıtla #2 : 03 Şubat 2010, 00:26:29 »

Servet-i Fünun sanatçılarından olan;vatanını milletini seven, Fransızların İstanbul'u işgal ettiği gün Fransız komutanı tarafından kurşuna dizilmesi emrinin verilmesine sebep olan 'Kara Bir Gün' adlı makaleyi yayınlamaktan çekinmeyen,savunduğu değerler uğruna İngilizler tarafından sürgüne gönderilen,vefat ettiğinde ise mezarını dahi yaptırabilecek en ufak bir servete sahip bulunmayan kendini milletine adamış değerli bir şahsiyet...
Bu İletiyi Yöneticiye Bildir/Şikayet Et   Kayıtlı
medet


İleti Sayısı: 31

Çevrimdışı Çevrimdışı


Site
« Yanıtla #3 : 15 Mayıs 2010, 19:55:47 »

süleyman nazif'in espiri anlayışının çok yüksek olduğu cihetle ona nisbet edilen bir nükteyi anmak isterim burda....
 Birinci Dünya Savaşı yılları... İstanbul İngiliz işgali altında... Büyük vatansever Süleyman Nazif, ünlü “Kara Gün” adlı makalesini neşreder. İngilizler apar-topar merhumu Malta Adası’na sürerler.Orada birçok vatanperverin yanında Enver Paşa’nın yine paşa olan babası da vardır. Bir gün dolaşırlarken Süleyman Nazif, Enver Paşa’nın babasına “Paşa, Paşa!”diye seslenir ve sonra aralarında şu konuşma geçer:
“Buyur, Süleyman!”
“Yahu, Paşa! Sen burada bir İngiliz hatunla evlensene!”
Enver Paşa’nın babası oldukça şaşkınlık ve hayret içinde sorar:
“Buda nereden çıktı, Süleyman?”
Süleyman Nazif, sözlerini şöyle tamamlar:
“Hani” der, “vaktiyle bir Türk hanımla evlendiniz, ‘Enver’ diye bir oğlunuz oldu ve koskoca Osmanlı İmparatorluğunu batırdı . Belki derim, evleneceğin İngiliz hanımdan da bir oğlunuz olurda , O’da İngiliz imparatorluğunu batırır ve hem biz, hem Dünya bir beladan kurtulmuş olur!”............mekanı cennet olsun
Bu İletiyi Yöneticiye Bildir/Şikayet Et   Kayıtlı
RahgüzaR


İleti Sayısı: 132

Çevrimdışı Çevrimdışı


« Yanıtla #4 : 23 Haziran 2010, 20:41:14 »

Birkaç tane latîfesini aktarayım:

Malum, Abdullah Cevdet'le çok takışmış Süleyman Nazif. Bir gün gencin biri Abdullah Cevdet hakkında “Alçak” deyince müdahale eder:
- Hayır, ona alçak diyemezsin!
- Aman efendim, siz geçen hafta neler söylemiştiniz neler!
- Alçağın da bir irtifatı vardır, bu herif çukurdur, çukur!


Abdülhak Şinasi Hisar, kirden ve mikroptan felaket korkarmış. Öyle ki dostlarının elini dahi eldivenle sıkarmış.  
Bir gün bir yemekte garsondan çatal ve kaşığı bir kez daha yıkamasını ister. Süleyman Nazif dayanamaz: “Oğlum, beyefendinin suyunu da yıka getir.”   Gülümseme


Bir gün, “Eyvah, beni hemen hastaneye kaldırın, kuduz aşısı yapılsın.” diye bağırır. Çevresindekilerde bir telaş, bir telaş;
“Ne oldu üstat?”
“Ne olacak; dilimi ısırdım!”


Süleyman Nazif' e bir gün, Abdullah Cevdet'in nasıl bir adam olduğu sorulmuş. Nazif bu soruya " Çok samimi adamdır, siretini suretinde taşır." diye cevap vermiş. (Abdullah Cevdet'in, çiçek bozuğu bir suratı varmış..)


Abdullah Cevdet, bir ara Shakespeare'nin bütün eserlerini Türkçe'ye çevirmeye başlamış. Bir iki çevirisini yayımlamış. Fakat çeviriler hiç başarılı değilmiş.
Cevdet, bu tercüme işine devam ettiği bir sırada bir gün Süleyman Nazif'e demiş ki:
- Süleyman, biliyor musun, şu Shakespeare'i çevirme işini bitirmeden öleceğim diye korkuyorum.
Süleyman Nazif böyle bir fırsatı kaçırı mı?
- Abdullah Cevdet, ben de tam aksine Shakespeare'i çevirme işini ölmeden önce bitireceksin diye korkuyorum. Herkes Shakespeare'in eserlerini ölümsüz diye bilir, sen onları Türkçe'ye çevirmekle ölümlü olduklarını ispatladın!


Kibarlığıyla tanınan Abdülhak Şinasi Hisar bir gün kardeşine “sen” deyince, Süleyman Nazif:
“Doğrusu çok şaşırdım beyefendi” der, “Ben sizin 'Sen Nehri’ne' bile 'Siz Nehri' dediğinizi sanırdım."



Birinci Dünya Davaşı'nın bitiminde Mondros Mütarekesi yapılmış, şartları gereği İngilizler ve Fransızlar İstanbul’u işgal etmişlerdi. S. Nazif bir gün Beyoğlu’nda, iki katır tarafından çekilen bir İngiliz nakliye arabasına vagon gibi birkaç araba daha takıldığını ve hepsini bu iki katırın çektiğini görmüş. Bir vatandaş hayret edip sormuş:
- Bu kadar yükü iki katır nasıl çekiyor?
Süleyman Nazif hemen cevap vermiş:
- Bunda şaşacak ne var? Koskoca Osmanlı'yı da üç katır sürüklemedi mi?!

İnternet Alıntısı
Bu İletiyi Yöneticiye Bildir/Şikayet Et   Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et Okunmadi Say Bu Konuyu Gönder Yazdir
 
Gitmek istediğiniz yer:  


 
Powered by SMF 1.1.11 | SMF © 2006-2009, Simple Machines LLC
MySQL Kullanıyor PHP Kullanıyor XHTML 1.0 Uyumlu! CSS Uyumlu!