+  Edebiyat Türkiye Meşveret Divanı
|-+  Felsefe ve Tasavvuf
| |-+  Tasavvuf
| | |-+  "Emr-i bi'l-maruf, nehy-i ani'l-münker" vazifesi,
Sayfa: [1]   Aşağı git
Bu Konuyu Gönder Yazdır
Gönderen Konu: "Emr-i bi'l-maruf, nehy-i ani'l-münker" vazifesi,  (Okunma Sayısı 270 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
derinsu



İleti Sayısı: 772

Çevrimdışı Çevrimdışı


« : 01 Ocak 2009, 18:32:25 »

Aranan:  tebliğdir

  Mâide(*) Sûresinin 92 . Ayetinde 
Öyleyse Allah’a itaat edin, peygambere itaat edin ve Allah’a karşı gelmekten sakının. Şayet yüz çevirirseniz bilmiş olun ki elçimize düşen sadece apaçık tebliğdir. 

 
  Mâide(*) Sûresinin 99 . Ayetinde 
Peygamberin üzerine düşen ancak tebliğdir. Allah sizin açıkladığınızı da, gizlediğinizi de bilir. 

 
  Nahl Sûresinin 35 . Ayetinde 
Allah’a ortak koşanlar dediler ki: “Allah dileseydi ne biz, ne de atalarımız O’ndan başka hiçbir şeye tapmazdık, O’nun emri olmadan hiçbir şeyi de haram kılmazdık.” Kendilerinden öncekiler de böyle yapmıştı. Peygamberlere düşen sadece apaçık bir tebliğdir. 

 
  Nûr(*) Sûresinin 54 . Ayetinde 
“Allah’a itaat edin, peygambere itaat edin” de. Eğer yüz çevirirseniz bilin ki ona yüklenen sorumluluğu ancak ona ait; size yüklenen görevin sorumluluğu da yalnızca size aittir. Eğer ona itaat ederseniz doğru yola erersiniz. Peygambere düşen ancak apaçık bir tebliğdir. 

 
  Yâsîn Sûresinin 17 . Ayetinde 
“Bize düşen ancak apaçık bir tebliğdir.” 

 
  Şûrâ Sûresinin 48 . Ayetinde 
Eğer yüz çevirirlerse (bilesin ki), biz seni onlara bekçi göndermedik. Sana düşen, sadece tebliğdir. Gerçekten biz insana katımızdan bir rahmet tattırdığımızda ona sevinir; ama elleriyle yaptıkları işler yüzünden onlara bir kötülük dokunursa o zaman da insan pek nankördür. 

 
  Teğâbun(*) Sûresinin 12 . Ayetinde 
Allah’a itaat edin, peygambere de itaat edin. Eğer yüz çevirirseniz, bilin ki elçimize düşen sadece apaçık bir tebliğdir. 

Bu İletiyi Yöneticiye Bildir/Şikayet Et   Kayıtlı

Osman! Geçmişini iyi bil ki, geleceğe sağlam basasın.

Nereden geldiğini unutma ki, nereye gideceğini unutmayasın

ŞEYH EDEBALİ
derinsu



İleti Sayısı: 772

Çevrimdışı Çevrimdışı


« Yanıtla #1 : 01 Ocak 2009, 23:49:20 »

Alıntıdır
  
18.05.2006 
"Emr-i bi'l ma'ruf, nehy-i ani'l-münker" vazifesine, tarihte helâk olan kavimler ve onların helâk oluş sebepleri açısından bakılabilir. Böyle bir bakış ve değerlendirmede ilk defa şu hususu görürüz: İnanan toplumların garantisi olan iki ana umde vardır. Bunların olmaması, iki sınıf toplumun helâkını ve değişmeyen akıbetlerini belirler. İster meseleyi müspet yönüyle ele alalım, ister ona menfî yönüyle yaklaşalım aynı neticeye varılır; bir toplum içinde "emr-i bi'l-maruf, nehy-i ani'l-münker" bilfiil yapılıyorsa, Allah (c.c) o cemaat ve cemiyeti helâk etmez. Ve yine, bir cemaatin içinde az dahi olsa, bu kudsî vazifeyi yerine getiren varsa ve bunlar mağlup olma durumunda da değillerse yine Allah (c.c) o topluluğu helâk etmez. Bu, meselenin müspet yönden ele alınıp değerlendirilmesi sayılabilir. Tabiî meseleyi, menfî yönden ele alıp kritik etmek de mümkündür.
Evet eğer bir toplum içinde emr-i bi'l-maruf yapan yoksa, Allah (c.c) o topluluğu helâk eder. Ve yine bir topluluğun içinde bu kudsî vazifeyi yapan bir hayli kahraman olmasına rağmen, karşılarındaki insanların azgınlık ve taşkınlıkları onları mağlup edecek kerteye gelmiş ve onlar da mağlubiyetlerini ilan etmişlerse, yine Allah (c.c) o topluluğu helâk eder. Yeri gelince, meselenin bu yönünü âyetlerin aydınlatıcı tayfları altında izah etmeye çalışacağız. Şunu daha baştan kesinlikle ifade etmeliyim ki; bir milletin toptan helâkına mani olacak en geçerli paratöner, inanan kesimin kurdukları irşâd yuvalarıyla, bu kudsî vazifeyi yerine getirmeleridir. Evet bir millet, böyle bir girdaptan ancak bu türlü ciddi gayretlerle kurtulabilir.. ve birkaç misal: 

a) Hz. Nuh

Hz. Nuh (a.s), bütün bir ömür boyu hakkı tebliğ etmiş, ancak kavmi her defasında ona inkârla mukabelede bulunmuş ve ona eziyet etmişlerdi. O gün ona inanan çok az insan vardı. İş öyle bir noktaya gelmişti ki, Hz. Nuh (a.s) Cenâb-ı Hakk'a ellerini açıp mağlup düştüğünü itiraf etmek ve Rabbinden kâfirlere karşı yardım dilemek zorunda kalmıştı. Böyle bir nebinin duâsı elbette ki reddedilemezdi ve edilmemişti de. Kur'ân bize bu hâdiseyi oldukça tafsîlatlı bir biçimde anlatır:

 

كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ فَكَذَّبُوا عَبْدَنَا وَقَالُوا مَجْنُونٌ وَازْدُجِرَ & فَدَعَا رَبَّهُ أَنِّي مَغْلُوبٌ فَانْتَصِرْ & فَفَتَحْنَا أَبْوَابَ السَّمَاءِ بِمَاءٍ مُنْهَمِرٍ & وَفَجَّرْنَا الأرْضَ عُيُونًا فَالْتَقَى الْمَاءُ عَلَى أَمْرٍ قَدْ قُدِرَ & وَحَمَلْنَاهُ عَلَى ذَاتِ أَلْوَاحٍ وَدُسُرٍ & تَجْرِي بِأَعْيُنِنَا جَزَاءً لِمَنْ كَانَ كُفِرَ & وَلَقَدْ تَرَكْنَاهَا آيَةً فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ & فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِي وَنُذُرِ

 

"Bu putperestlerden önce Nuh kavmi de kulumuzu yalanlayarak, ‘delidir' demişlerdi ve onun yolu kesilmişti. O da, ‘Ben mağlup düştüm bana yardım et' diye Rabbine yalvarmıştı. Biz de bunun üzerine gök kapılarını, boşanan sularla açtık. Yeryüzünde kaynaklar fışkırttık; derken her iki su takdir edilen bir ölçüye göre buluştu. Onu tahtadan yapılmış, mıhla çakılmış bir gemiye bindirdik. Kavmi tarafından inkâr edilmiş olan Nuh'a mükâfat olarak verdiğimiz gemi, bizim gözetimimizde yüzüyordu. Andolsun ki biz, o gemiyi bir ibret olarak bıraktık. Hâlâ Öğüt alan yok mu? Benim azabım ve uyarmam nasılmış?"(Kamer sûresi, 54/9-16)

Evet, Hz. Nuh (a.s) nübüvvetle serfiraz kılınmış bir peygamberdi. Ve başında peygamberlik tâcı vardı. O başkasının değil; Allah'ın memuruydu ve insanları, Allah'a kul olmaya davet ediyordu. Halbuki kavmi ona, "mecnun" diyordu. Aslında onların bu ifadeleri, peygamberdeki îmanın kemaline delâlet ederdi. Çünkü o toplumda içtimâî hayatın dengeleri alt-üst olmuş ve bütün değer ölçüleri tersine dönmüştü. Böyle olunca da bir peygamber elbette ki onların ölçülerine göre dengeli görülemezdi.. ona "mecnun" diyeceklerdi ve dediler de. Zira bu şanı yüce nebi, onların bozduğu cemiyeti baştan sona yeniden imara çalışıyordu. Ve böyle bir insan, elbette diğerleri arasında bu yaftayla damgalanacaktı. Ondandır ki, Allah Resûlü (s.a.s) bir hadîslerinde, bir mü'mine mecnun denmesini onun îmanının kemali olarak ifade etmişlerdir.[1] Bunun üzerine Hz. Nuh (a.s) kavminin isyanı karşısında ellerini açtı ve Rabbine duâ etti: "Rabbim, ben mağlubum, bana yardım et!" dedi. Allah (c.c) da onun, o azgın kavmini suya batırdı. Üstten ve alttan gelen sularla hepsini boğup helâk etti. Belki bu Atlantis medeniyetiydi, belki de bir başka medeniyet.. bu azgın insanlar ister Atlantik Denizi'ne batırılmış olsunlar, ister bir başka denize.. fark etmez. Hâdise şu idi; başlarında bir peygamber olmasına, o peygamber her an emr-i bi'l-maruf yapmasına rağmen bir medeniyet batırılıyordu. Çünkü o peygamber mağlup düştüğünü ilan etmişti.

Âyet, onların ve Hz. Nuh (a.s)'un durumunu anlattıktan; yani kavminin sular içinde boğulup, Hz. Nuh (a.s) ve yanındakilerin bir vapurla korunmalarını dile getirdikten sonra soruyor: "Yok mu ibret alan?"

Evet, söz buraya gelmiş iken biz de ilavemizi yapalım ve "Yok mu Sart harabelerinden ibret alacak? Yok mu, Bergama kalıntılarından ibret alacak ve ağlayacak? Yok mu Truva'dan ders alacak? Evet bunlardan ibret alacak yok mu?" diyelim. Yeryüzünde yüzlerce harabe.. hepsi ayrı bir mücrim kavmin akıbetine emâre ve hepsi birer âyet gibi gözler önünde.. yok mu ibret alacak, yok mu?..

 
Bu İletiyi Yöneticiye Bildir/Şikayet Et   Kayıtlı

Osman! Geçmişini iyi bil ki, geleceğe sağlam basasın.

Nereden geldiğini unutma ki, nereye gideceğini unutmayasın

ŞEYH EDEBALİ
Dil-şâd

"reis'ul divan"


İleti Sayısı: 2016

Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.

Çevrimdışı Çevrimdışı


« Yanıtla #2 : 02 Ocak 2009, 14:35:43 »

Huzeyfe (ra)'ın İnsanları "İyilikleri Emredip Kötülükten Sakındırmaya"Teşvik Etmesi     

Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayâtû's Sahâbe     

Ebu'r-Rakkâd şöyle anlâtıyor: Gençliğimde bir gün efendimle birlikte Hz. Huzeyfe'nin yanına gittik. O şöyle diyordu: "Bugün meclislerde bazı kimseler tarafından birçok defalar tekrarlanan birtakım sözler duyuyorum ki Hz. Peygamber zamanında bu sözlerin sahipleri münafık kabul edilirdi. Allah'a yemin ederim ki siz ya iyiliği emredip kötülükten sakındırmak suretiyle insanları hayra teşvik ederseniz ya da Allah Teâlâ hepinizi bir azap ile yok eder. Sizin başınıza içinizdeki kötü kimse(er geçtiklerinde iyilerinizin bedduaları da kabul edilmeyecektir"(1).

Huzeyfe (r.a.) şöyle buyurmuştur: "Allah bizden olmayanlara lânet etsin. Allah'a yemin ederim ki siz iyiliği emredip kötülükten sakındırmadığınız takdirde aranızda savaşacaksınız. Sonuçta kötüleriniz hayırlılarınıza ve iyilerinize galip gelecektir. Daha sonra bu kötü kişiler, iyiliği emredip kötülükten menedecek bir tek kimse kalmayıncaya dek iyilerinizi öldüreceklerdir. Sonra siz Allah'a yalvaracaksınız fakat O size olan buğzundan dolayı dualarınızı kabul etmeyecektir"(2).

Huzeyfe (r.a.) şöyle buyurmuştur: "Öyle bir gün gelecektir ki halkın gözünde en hayırlı ve iyi kimseler, iyiliği emredip kötülükten sakındırmayan (emr-i bi'l-ma'ruf ve nehy-i ani'l-münker yapmayan) kişiler olacaktır"(3).

[1] Ebu Nuaym, Hilye I/279; Kenz II/140 (Bir benzerini İbn Ebi Şeybe'den).
[2] Ebu Nuaym, Hilye I/279 (Ebu'r-Rakkâd'dan).
[3] Ebu Nuaym, Hilye I/280 (Ebu'r-Rakkâd'dan); Kenz II/140 (İbn Ebî Şeybe benzer şekilde Ebu'r-Rakkâd'dan. Ayrıca İbn Ebi'd Dünya, Kitâbu'l-Emr-i bi'l Ma'ruf ve Nehy-i an'l-Münker'de Ebu Said el-Hudri'den).
 
Bu İletiyi Yöneticiye Bildir/Şikayet Et   Kayıtlı

Korkutmağa düşme bî-mahaldir
Vuslat dediğim benim eceldir
derinsu



İleti Sayısı: 772

Çevrimdışı Çevrimdışı


« Yanıtla #3 : 03 Ocak 2009, 20:55:06 »

SORU : Efendimiz (SAV) 'min gayri müslimlere gönderdiği Tebliğ Davetli mektublar ile Bediüzzaman Hazretlerinin ve Fethullah Gülen Hocaefendinin Papa'ya yazdıkları mektublar arasındaki yaklaşım farkını neye bağlamalıyız ?
EL-Cevab :
Efendimiz (SAV) 'min , gayri müslimlere yazdığı Mektublar , İslamın yeni nazil olduğu bir dönem olması itibari ile doğrudan Tebliğ içerikli mesajlardan oluştuğu doğrudur ! İslam tanınmamaktadır ve bilinmemektedir , dolaysıyla İslam'ın Resulu (SAV) doğrudan tebliğ yöntemi ile İslamı temsil etmekte ve tanıtmaktadır !

Asrımızda ise , başta Fethullah Gülen Hocaefendi ve Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin , yazmış oldukları Mektublara baktığımızda , İslamı aynı Efendimiz (SAV) 'min yaptığı üzere doğrudan Tebliğ etmek yerine , öncelikle Yanlış tanıtılan İslamın , müntesiblerini dilenmeye mahkum eden , barbar ve terörist bir Din olarak algılanan İslam'ın , doğru tanıtılmasına yönelik mesajlar içeren mektublar yazdıklarına şahit olmaktayız !

Mesela , Üstad Bediüzzaman Hazretleri , 1950 yılında , Zülfikar adlı Risaleyi Vatikan'a Roma'daki Papa'ya (Papa XII. Pius ) gönderdiğinde , yazmış olduğu mektubunda kısaca: "Biz Allah'a inananlar küfre karşı beraberiz.." diyerek (1) , Tevhid esaslı Allah inancına vurgu yapan bir mesaj göndermekle yani ; Ali İmran Suresi 64.cü Ayet-i Kerimedeki :" Ey kitap ehli! Sizinle bizim aramızda ortak olan bir söze geliniz." yaklaşımına uygun bir tarzda, mutlak Küfre karşı Allah'a inanların (hernekadar onlar vasıflarında yanılmış olsalar bile) birlikte hareket  etmelerini beyan etmiş ve ilk defa Diyalog zeminini Ferdi planda başlatan kişi olmuştur .(2)

Benzer bir ifadeyi Fethullah Gülen Hocaefendidede görmek mümkün:

"İslam yanlış anlaşılan bir din olmuştur ve bunda en çok suçlanacak olan Müslümanlardır. Uygun bir yerdeki vakitli bir gayret bu yanlış anlamanın büyük oranda azalmasına katkı sağlayabilir. Müslüman dünyası, İslam'ın asırlarla ölçülen yanlış algılanmasını silip atacak bir diyalog imkanını bağrına basacaktır......Bizler bir araya gelmek suretiyle sözde medeniyetler çatışmasının gerçekleşmesini görmek isteyen yolunu şaşırmış ve şüpheci kimselere karşı dalgakıranlar gibi, isterseniz bariyerler gibi deyin, karşı durabiliriz." (3) diyerek , yine Bediüzzaman Hazretlerinin çizgisinde bir Mektub göndermeyi uygun görmüştür !
Şayet , her iki Hak Dostuda , Efendimiz (SAV) min yaptığı üzere , doğrudan tebliğ içeren bir mesaj göndermiş olsalardı , Muhatablarınca yanlış bilinen/algılanan bir Dine davet edilme şeklinde algılanma riskine binaen ,  öncelikle Diyalog ekseninde , Doğru İslamın Temsil edilerek dolaylı yoldan Tebliğ yöntemini benimsediklerine şahit olmaktayız !

Efendimiz (SAV) ile Günümüz Dünyasındaki Davet içerikli mektubların Niyet noktasında aynı , lakin içerik noktasında farklı olmasının en başlıca nedeni bu olsa gerek ! Madem Ameller Niyetlere göredir , ve Niyetleri sorgulamak sadece Allah'a mahsustur , o zaman bize düşen inşallah bu eksende Din-i Mübin-i İslama Hizmet etmek olmalıdır !

genç adamdan alıntı...
Bu İletiyi Yöneticiye Bildir/Şikayet Et   Kayıtlı

Osman! Geçmişini iyi bil ki, geleceğe sağlam basasın.

Nereden geldiğini unutma ki, nereye gideceğini unutmayasın

ŞEYH EDEBALİ
Sayfa: [1]   Yukarı git
Bu Konuyu Gönder Yazdır
Gitmek istediğiniz yer:  


Benzer Konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
"duvar ustalarına" dairdir... Yeni
Güncel
mehmet baki 1 155 Son Mesaj 24 Ocak 2010, 22:39:27
Gönderen: erkam kul
"Kadın Ruhu " Yeni
Serbest Kürsü
Gülsema 0 9 Son Mesaj 08 Eylül 2010, 22:25:49
Gönderen: Gülsema