NuN
İleti Sayısı: 535
Çevrimdışı
taught me to be strong ..
|
 |
« Yanıtla #20 : 12 Ekim 2009, 13:59:13 » |
|
Ey Yahudi! Değişmeyeceksin! Nihayet Mescid-i Aksa’yı da yaktın ey yahudi Asırlardır insanlığın ruhunu yaktığın gibi ey yahudi Aya çıkarak göğe çıktığını sandın ey yahudi Göğe çıktığına inanır inanmaz Büyük Peygamberin göğe çıktığı yeri yaktın ey yahudi Mescid-i Aksa’yı yaktın ey yahudi Daha doğrusu yaktığını sandın ey yahudi Senin yaktığın gökteki Mescid-i Aksanın ancak gölgesidir ey yahudi Senin yaktığın Mescid-i Aksanın ruhu değil, Taş, toprak ve ağaçtan işaretidir ey yahudi Ölüler gibi donmuş bizlere de Belki Mescid-in ateşinden bir köz düşer de Buzlarımız çözülür ey yahudi Sen vaktiyle peygamberlere ihanet ettiğin gibi Şimdi de Onların en büyüğünün miraca çıkış noktasına Göğe yükseliş noktasına ihanet ettin Sen asıl kendi kurtuluşuna ihanet ettin Mescid-i Aksanın ruhu yakılmaz Yakılan ancak taş ve topraktır Sen asıl kendini yaktın ey yahudi
Sen ancak kendi ruhunu ateşe attın Cehennemleştirdin kendini ey yahudi
Kudüs’ü aldıktan sonra Gazzede yapmadığın işkence kalmadıktan sonra Demek Mescid-i Aksayı da yaktın ey yahudi Utanmazlığını en son uca çıkardın Allah’tan çekinmediğini, İnançsızlığını Kara yürekliliğini, Zulüm aşkını Bir kere daha ilan ettin
Hakettiğin cezayı en şiddetli bir şekilde çekeceksin ey yahudi Sen kutsal Kudüs’ün ruhuna ihanet ettin Peygamberlerin dediği bir kere daha olacaktır. Sana haber verilen cezalar bir kere daha gelecektir başına Sen Süleyman Peygamberin ruhunu incittin ey yahudi Davut Peygamberin ruhunu sarstın ey yahudi Zebura ihanet ettin ey yahudi Tevrat’ın ve Zebur’un Musa’nın Davut’un Süleyman’ın Ve bütün kitapların ve bütün peygamberlerin Gelmesini bekledikleri Geleceğini haber verdikleri Ve bütün kitapların ve bütün Peygamberlerin Evrene, insana, yere, göre ışık saçan Büyük Peygamberin ayak bastığı yere İmam olup bütün peygamberlere Namaz kıldırdığı yere İhanet ettin, aklınca hakaret ettin ey yahudi Hakettiğin cezayı en şiddetli bir şekilde çekeceksin ey yahudi Büyük Peygamberin haber verdiği gibi Sen cezanı çekerken En vahşi taşların arkasına saklansan bile Taşlar olduğun yeri haber verecek Çünkü sen taşı bile yakacak kadar kinlisin ey yahudi Sana hiç bir zarar vermemiş bir ümmet için Sıkıştığın her sefer seni kurtaran Seni koruyan Acımasından ötürü senin kendisine sığınmanı kabul eden Kerim, cömert, mert bir ümmet için İnsanlığın son ümidi bir ümmet için En büyük kini duymaktasın O fakir de olsa uludur O mazlumdur Sen onun ululuğunu ve mazlumluğunu, hakikat taşıyıcılığını kıskanıyorsun ey yahudi Bir gün gelecek azgınlığın sona erecektir Kutsal Kudüs kurtulacak Mescid-i Aksayı bu ümmet Yeniden yapabilecek bir kudrete erecektir O gün Allah’ın azabı senin için şiddetli olacaktır Biz istesek bile seni ondan kurtaramayacağız ey yahudi Bize bu yapılanı yapan sen değilsin Biz kendi cezamızı çekiyoruz Sen de bir gün kendi cezanı çekeceksin ey yahudi Sana yeryüzü lanet edecektir Sana gökyüzü lanet edecektir ey yahudi En kısa zamanda tövbe yolunu tutmazsan ey yahudi
Diriliş Dergisi, 1969
|
1taş at, 1 "çocuk" yetiştir, ... , 1 hayâl kur, ... , hakikâtı söyle, ... , 1 dogmaya meydan oku !! ...
|
|
|
fasl-ı hazan
İleti Sayısı: 7
Çevrimdışı
|
 |
« Yanıtla #21 : 31 Ekim 2009, 13:15:12 » |
|
Sezai KARAKOÇ olur da konu, Mona Roza'sız olur mu? Bir çok rivayet var Mona Roza şiirinin yazılışına dair, Muazzez AKKAYA'ya dair.. En doğrusunu üstad bilir elbet! Buyrun size Türk Edebiyatının en mahrem akrostişi:
'Mona Roza...'
Mona Roza, siyah güller, ak güller Geyvenin gülleri ve beyaz yatak Kanadı kırık kuş merhamet ister Ah, senin yüzünden kana batacak Mona Roza siyah güller, ak güller
Ulur aya karşı kirli çakallar Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa Mona Roza, bugün bende bir hal var Yağmur iğri iğri düşer toprağa Ulur aya karşı kirli çakallar
Açma pencereni perdeleri çek Mona Roza seni görmemeliyim Bir bakışın ölmem için yetecek Anla Mona Roza, ben bir deliyim Açma pencereni perdeleri çek...
Zeytin ağaçları söğüt gölgesi Bende çıkar güneş aydınlığa Bir nişan yüzüğü, bir kapı sesi Seni hatırlatıyor her zaman bana Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi
Zambaklar en ıssız yerlerde açar Ve vardır her vahşi çiçekte gurur Bir mumun ardında bekleyen rüzgar Işıksız ruhumu sallar da durur Zambaklar en ıssız yerlerde açar
Ellerin ellerin ve parmakların Bir nar çiçeğini eziyor gibi Ellerinden belli oluyor bir kadın Denizin dibinde geziyor gibi Ellerin ellerin ve parmakların
Zaman ne de çabuk geçiyor Mona Saat onikidir söndü lambalar Uyu da turnalar girsin rüyana Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar Zaman ne de çabuk geçiyor Mona
Akşamları gelir incir kuşları Konar bahçenin incirlerine Kiminin rengi ak, kimisi sarı Ah! beni vursalar bir kuş yerine Akşamları gelir incir kuşları
Ki ben Mona Roza bulurum seni İncir kuşlarının bakışlarında Hayatla doldurur bu boş yelkeni O masum bakışlar su kenarında Ki ben Mona Roza bulurum seni
Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza Henüz dinlemedin benden türküler Benim aşkım sığmaz öyle her saza En güzel şarkıyı bir kurşun söyler Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza
Artık inan bana muhacir kızı Dinle ve kabul et itirafımı Bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı Alev alev sardı her tarafımı Artık inan bana muhacir kızı
Yağmurlardan sonra büyürmüş başak Meyvalar sabırla olgunlaşırmış Bir gün gözlerimin ta içine bak Anlarsın ölüler niçin yaşarmış Yağmurlardan sonra büyürmüş başak
Altın bilezikler o kokulu ten Cevap versin bu kanlı kuş tüyüne Bir tüy ki can verir bir gülümsesen Bir tüy ki kapalı gece ve güne Altın bilezikler o kokulu ten
Mona Roza siyah güller, ak güller Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak Kanadı kırık kuş merhamet ister Ah! senin yüzünden kana batacak! Mona Roza siyah güller, ak güller.
|
''..Burada gündüzler çekip durduğumuz bir mercan tesbih, Geceler içinde uyuduğumuz birer siyah buluttu..'' SİTARE
|
|
|
dedeefendi
İleti Sayısı: 355
Çevrimdışı
|
 |
« Yanıtla #22 : 31 Ekim 2009, 13:39:36 » |
|
Efsanesi bol bir şiir.Şiirler ilgili söylenen çok şey duydum.Mesela Muazzez Akkaya intihar etmiş.Doğru mu bu? Aslında herkes eteğindeki bu şiirle ilgili efsaneyi buraya dökerse güzel bir şey yapmış oluruz...
|
Kûs-ı rihlet çaldı mevt ammâ henüz cân bî-haber
|
|
|
fasl-ı hazan
İleti Sayısı: 7
Çevrimdışı
|
 |
« Yanıtla #23 : 31 Ekim 2009, 16:07:14 » |
|
Ben de bu şiirle ilgili rivayetleri duyunca merak edip arastırmıştım..Hayır Muazzez Hanım intihar etmemiş.Aslında elime Ahmet Hakan'ın bir yazısı geçmişti konuyla ilgili.İşte o yazıdan bir parça; mevzuyu biraz aydınlatır diye düşünüyorum:
''Şiirin her kıtasının başındaki harfleri yan yana getirdiğinizde "Muazzez Akkayam" çıkar. Karakoç, 1950'de Mülkiye'de öğrenciyken yazmıştır bu şiiri. Ancak 2002 yılına kadar hiç yayınlamamıştır. Buna karşın tam 50 yıl kuşaktan kuşağa aktarılmıştır bu etkileyici şiir. 60'larda daktiloyla, 70'lerde teksirle, 80'lerde fotokopiyle çoğaltılmıştır. Bu efsane şiir, bir aşk acısının yürek burkan sesidir. Şöyle başlar: "Mona Roza siyah güller ak güller / Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak / Kanadı kırık kuş merhamet ister / Ah senin yüzünden kana batacak / Mona roza siyah güller ak güller."
Ketumluğu, vakarı, onuruna düşkünlüğü, içe kapanıklığı, aşırı kırılganlığı ve küskün bir çiçek oluşuyla tanınan Sezai Karakoç'un, tam 50 yıl Muazzez Akkaya hakkında tek bir kelime etmesi tabii ki beklenemezdi. Herhangi bir babayiğidin de Muazzez Akkaya konusunu Sezai Karakoç'a sormaya cüret etmesi de düşünülemezdi. Bundan dolayı Muazzez Akkaya, Türk edebiyatının bir büyük gizi olarak kaldı. Giz devam ettikçe de, efsane üretmeye meyilli tipler girdi devreye. Neler neler anlatılmadı ki... En meşhur hikáye şudur: Güya Sezai Karakoç, Mülkiye'de okuyan Muazzez Akkaya'ya aşkını itiraf etmiş ama karşılık bulamamış, bunun üzerine "Mona Roza" şiirini yazmış, şiiri okuyan Muazzez Akkaya intihar etmiş. Bu rivayet, "Sezai Karakoç da bu nedenle hiç evlenmemeyi tercih etmiş" diye bitiyor. Dikkat! Dikkat! Edebiyatımızın büyük sırrı çözüldü. Nasıl mı? Anlatayım: Bundan bir süre önce bir yazımda Sezai Karakoç'un "Mona Roza" şiirine ve Muazzez Akkaya'ya şöyle bir değinmiştim. O yazının yayınlanmasının ardından New York'tan bir e-posta aldım. Şunlar yazılıydı e-postada... "Selam Ahmet Bey... Ben New York'ta doktorluk yapıyorum. Muazzez Akkaya'nın kızıyım. Yazınız ailecek çok hoşumuza gitti. Annemin adını yazınızda geçirdiğiniz için çok teşekkürler. Ayşe." Okuyunca "Vay be" diye haykırdım. Muazzez Akkaya'nın izini bulmuştum. Hemen bir yanıt yazdım: "Lütfen anneniz hakkında biraz daha bilgi verebilir misiniz?" Yanıt şöyleydi:
"Annem Mülkiye'de okumuş. Öğrenciliğinde çok güzel bir kadınmış. Grace Kelly tipinde. Pingpong şampiyonu olmuş okulda. Bugün anneme Sezai Karakoç'un aşkını ve şiirini sordum. Annemin bu aşktan ve şiirden haberi olmamış. Ama şunu anımsıyor: Paltosunun cebinde şairi meçhul aşk şiirleri bulurmuş! Babamla evlenirken babama bu şiirlerden söz etmiş, babam da şiir yazmaya kalkışmış annem için ama tabii ki çocukça şiirler olmuş bunlar. Annem Hazine avukatlığından emekli oldu. Maliye Bakanlığı'nda çalışırken babamla tanışıp aşk evliliği yapmışlar. 48 sene harika bir evlilikleri oldu. Maalesef geçen hafta babamı kaybettik."
Muazzez Hanım'ın Mülkiye'de okurken "pingpong şampiyonu" olduğunu öğrenince... Hemen aklıma Sezai Karakoç'un "Ping-Pong Masası" adlı başka bir şiiri geldi. Şiiri bulup okudum... Şu dizelere dikkat kesildim:
"Ha Sezai ha ping-pong masası / Ha ping-pong masası ha boş tüfek / Bir el işareti eyvallah ve tak tak / Gözlerin ne kadar güzel ne kadar iyi / Ne kadar güzel ne kadar sıcak / Tak tak tak tak tak." Gözümün önüne şöyle bir görüntü geldi: Ezik ama onurlu Ergani çocuğu Sezai, uzak bir köşeden Muazzez'in pingpong oynamasını izlemektedir. Muazzez topa şımarık bir edayla vurdukça "Ha Sezai ha ping-pong masası" diye içlenmektedir. Ne dokunaklı değil mi?
Hadi girin internete ve bu çok eski devirlere aitmiş gibi gözüken dokunaklı aşka nüfuz etmek için "Mona Roza" şiirini bulup okuyun. 50 yıllık büyük gizin aydınlanmasının hatırına... Bir parça kederlenip aşka olan imanınızı tazeleyin. Okuyun ve içinizi ısıtın:
"Yağmurlardan sonra büyürmüş başak / Meyveler sabırla olgunlaşırmış / Bir gün gözlerimin ta içine bak / Anlarsın ölüler niçin yaşarmış / Yağmurlardan sonra büyürmüş başak."
hikayesi ne olursa olsun edebiyatımızın en kıymetlilerinden Mona Roza.. herkesten bir şeyler taşır Mona Roza; belki de bundandır,şiir hakkındaki bunca muhtelif yorumlar.. her okuyuş farklı bir anlam, her duyuş ayrı bir zevk...
|
''..Burada gündüzler çekip durduğumuz bir mercan tesbih, Geceler içinde uyuduğumuz birer siyah buluttu..'' SİTARE
|
|
|
dedeefendi
İleti Sayısı: 355
Çevrimdışı
|
 |
« Yanıtla #24 : 31 Ekim 2009, 16:58:03 » |
|
Teşekkür ederim.Pinpon şampiyonu der demez benim de aklıma hemen o şiir geldi, vay be dedim,ama yazının devamında aynı şeyleri söylemiş yazar.Hakikaten çok güzel. Okuduklarımızın içinde neler gizliymiş meğer.Şairin kelimelere ne manalar yüklediğini anlamak için çok araştırmak gerekiyor.Bilmediğimiz o kadar çok şey var ki...
Sezâî Karakoç belki de onu görmek için bütün pinpon maçlarına gitmişti...Gel de ağlama...
|
Kûs-ı rihlet çaldı mevt ammâ henüz cân bî-haber
|
|
|
fasl-ı hazan
İleti Sayısı: 7
Çevrimdışı
|
 |
« Yanıtla #25 : 31 Ekim 2009, 18:55:37 » |
|
Rica ederim.Her metnin,şiirin bir hikayesi var; bizim bildiklerimiz şairin yüreğindeki ve aklındakilerin tortuları..bilmek istesek de bilemeyeceğiz aslında.Sadece kendi anlamlarımızı yükleyeceğiz! (Rivayetlere göre) gitmiştir belki her turnuvaya.hazin bir son gercekten!
|
''..Burada gündüzler çekip durduğumuz bir mercan tesbih, Geceler içinde uyuduğumuz birer siyah buluttu..'' SİTARE
|
|
|
dedeefendi
İleti Sayısı: 355
Çevrimdışı
|
 |
« Yanıtla #26 : 31 Ekim 2009, 19:20:42 » |
|
Yıllar önce bir gün bir sınıfa girerken dersine girmediğim bir öğrenci, belki güler yüzümden cesaret bularak :"Hocam,keşke sizin yerinizde ben olsaydım." dedi.Anlamadım,dedim.Başını eğdi,gitti...Anladığım o ki gönlünün hırsızı o sınıftaydı.Kalbinde platonik vaziyetler hakim olmuştu.Öyle zannediyorum ki Sezai Karakoç da: "Keşke o raket ben olsaydım."demiştir. Belki de masada yuvarlanan top değil,Sezâi Karakoç'un kalbiydi...
|
Kûs-ı rihlet çaldı mevt ammâ henüz cân bî-haber
|
|
|
fasl-ı hazan
İleti Sayısı: 7
Çevrimdışı
|
 |
« Yanıtla #27 : 31 Ekim 2009, 22:51:40 » |
|
İlginç bir teşbih olmuş.Bir öğretmen aday adayı! olarak sisteme rağmen atanabilirsek bir gün; böyle anılarımın olmasını isterim ben de. Ve ilk öğretmek, sevdirmek istediğim kişiler arasında yer alır muhtemelen Sezai Karakoç!
|
''..Burada gündüzler çekip durduğumuz bir mercan tesbih, Geceler içinde uyuduğumuz birer siyah buluttu..'' SİTARE
|
|
|
|