Edebiyat Türkiye

Sitemize içerik göndermek için lütfen Tıklayınız.

Mevleviliğe ‘derûnî’ bakış

“İrşâd-ı fukara ile memur olduğumda gördüm ki şekil ve sûretimizde olan fukaranın çoğu Mevlânâ Hazretleri’nin yoluna muhalif gitmiş ve Mevlevî Tarikati onu zannetmiş. O hazretin yüce sözlerini kendine delil getirmiş.

Kimi karnını doyurmak için kıyafetini değiştirmiş, sülûktan habersiz kalmış. Bazısı ilim ve marifet cihetinden meyvesiz ağaç gibi olup şeriat ve tarikati bilmemiş. Bazıları ilim ve marifet tahsil kılıp şeriat ve tarikat âdâbına bir vechile vâkıf olsa da nefis ve şeytan elinden, tevhid-i ef’ali ve evliyanın vahdetten bahseden sözlerini yanlış anlama yüzünden sapmış. Akideleri pâk olan bir kısmı da ilim, ibadet ve riyazetle mütehakkık olup enbiya ve evliyanın buyurduğunu tevil etmeden kabul etmişler. Ama onların da bazısı sülûk mertebeleri ile tarikat ve hakikatin inceliklerinden mahrum kalmış. Mesnevi-i Şerif’in zâhirine ve bir miktar derûnuna kavuşabilmişler.”

Minhâcü’l-Fukarâ isimli eserinin başından özetleyerek aldığımız bu ifadeler, Ankaralı İsmail Dede’ye ait. ‘Şârih-i Mesnevî’ lakabıyla tanınan ve Galata Mevlevihanesi şeyhliğinde bulunan İsmail Dede, 1631 yılında dâr-ı dünyaya veda etti. Dede, hırka ve sikke sahibi Fukara-i Mevleviyye’nin ekserisinin zahirde kaldığını ve Minhâc-ı Şerîf’i bu sebeple kaleme aldığını söylüyor. Hazret-i Şârih’in fanî vücudu dergâhın postundan türbeye nakledileli neredeyse altı yüz yıl oldu. Bu arada dergâhlar seddolundu, mürşidler, mürebbiler -görünürde de olsa- taclarını, hırkalarını sandığa kaldırdı. Hayatını ‘Sahibü’l-Hayat’ın idrakiyle huzur içinde geçiren hücrenişin canlar, modern çağın dağdağasına karıştı. Ankaralı Dede’nin zahir libasından ibaret kalmasından yakındığı kıyafetler, günlük hayattan eteğini topladı. Mevlânâ’nın eserleri hâlâ en çok okunan kitaplardan olsa da, kimi edebî değerinden bahsediyor, kimi ‘felsefî’ ve ‘mistik’ açıdan izah ediyor. Mukabele-i Şerife’nin ‘kareografik yorumları’ bile yapılıyor.

‘Yol odur ki önüne atlı çıka’

Bunca karmaşa içinde Mevlânâ Hünkâr’ın sırrına erenler, Hakk’ı hakikati âşikâr görenler, ‘Herkes için can gözüne destur yoktur’ perdesini kaldırıp ‘Ten candan can da tenden örtülü değildir’ müjdesine ulaşanlar yok mu? İtikadımız o ki kervan yürüdüğüne, devran döndüğüne göre, Galip Dede merhumun tabiriyle ‘merdüm-i dîde-i ekvân / kâinâtın gözbebeği’ olan ‘âdem’ler içimizde hâlâ mevcut. Onların Hakk’ın kubbeleri altında gizli olduğunu hadis-i kudsînin irşadıyla bilsek de, Mevlevilik bahsinde yazılanları çizilenleri gördükçe insan bu sözlerin, bu merasimlerin altında nelerin yattığını merak ediyor. Her hareketin inceden inceye tespit edildiği, zarafetin zirveye ulaştığı Mevlevî âdabının bir şeylere delâlet etmesi gerektiğini düşünüyor. İsimlerini anmakla dahi huzur bulduğumuz ‘güzeştegân’ın, mânevî bir seyri sülûktan geçtiğini hissediyor. Zira Mevlevilik bir yol ve “Yol odur ki önüne bir atlı çıka, atlı odur ki padişah ola, padişah odur ki seni şehre götüre.” demişler.

Son günlerde bu konuda bilgi edinmek isteyenlere yol gösterecek iki kıymetli kitap yayımlandı. İnsan Yayınları’nın Mevlânâ Kitaplığı serisinden çıkan, Osman Nuri Küçük’ün imzasını taşıyan Mevlânâ’ya Göre Manevî Gelişim / Benliğin Dönüşümü ve Miracı, insan-ı kâmil olma yolculuğunu bizzat Hazret-i Hünkâr’ın ifadeleri ile anlatıyor. Dr. Sâfi Arpaguş’un kaleme aldığı Mevlevîlikte Manevî Eğitim ise “Mevlevî çilesinin mâhiyetini ve genel tasavvufî anlayışla örtüşen-ayrışan yönlerini incelemek ve tasavvufun merkezine oturan insân-ı kâmil anlayışına yönelik katkısını ortaya koymak” maksadıyla hazırlanmış. Daha önce Minhâcü’l-Fukarâ’yı da yeni yazıyla istifadeye arz eden Vefa Yayınları’nın bastığı kitap, “Bir manevî eğitim kurumu: Mevlevîhâne ve Matbah-ı Şerîf”, “Çilenin Mahiyet ve Âdâbı”, “Mevlevîhânede Manevî Hayat” şeklinde üç bölümden oluşuyor. Kitabın sonuna Ankaralı İsmail Dede’nin Risâle-i Usûl-i Tarikat ve Biât’ı, Hüseyin Azmî Dede’nin Nühbetü’l-Âdâb’ı, Mustafa Vahyî’nin Dürretü’l-Azîziyye’si ile Şeyh Gâlib, Esrar Dede ve Sâkıb Dede’nin hizmet, çile, Mevlevîhâne ve matbah ile alâkalı manzumeleri eklenmiş. Bu elyazması eserlerin tıpkıbasımları ihmal edilmemiş. Kitap içinde Aşçı Dede’nin hatıralarından da bol bol alıntı yapılmış. Bu eserlerden Nühbetü’l-Âdâb, ilk kez tespit edilip yayımlanıyor.

Kitabı okurken Mevlevîlikte seyr’ü sülûkün gerçekleştiği bin bir günlük çilenin, mutfakta yemek pişirmek ve belirli hizmetleri yapmaktan ibaret kalmadığını, asıl maksadın bu yola yeni girmiş bir insanda bulunabilecek bütün çiğliklerin pişirilip, nefsânî noksanların giderilmesi, ruhun olgunlaşması olduğunu görüyorsunuz. Hüseyin Azmî Dede, matbahta hizmetin esma-i ilâhiyye adediyle bin bir güne hasrolunmasının, ilâhî isimlerin esrar ve havassına ulaşmak için olduğunu söylüyor. Sonraki zamanlarda bu maksada ulaşmaya mani hallerin çıktığından, çilenin yalnızca âdet olarak icrasının kaldığından yakınıyor. Tâhirü’l-Mevlevî de bunu “Çile-i Mevleviyye’den maksad bin bir gün hizmet ederek hücreye çıkıp oturmak değil, belki hidemât-ı şâkka ile mahv-ı vücûd eylemek olduğu mâlûm.” cümlesiyle ifade ediyor. Tâhirü’l-Mevlevî, Ahmed Remzi Dede’ye yazdığı mektubunda bu husustaki şahsî tecrübesini ise “Birâder, çile âlemi hakikaten başka bir âlem. Fakir, evvelce de Mevlevî muhibbi idim. Ekser-i evkât dergâhta yatar kalkardım. Fakat bu neş’eyi bulamazdım. Sen de Mevlevîsin, şeyhzâdesin, amma sözüme darılma, çilekeş olmadığından bu neş’eyi bilmezsin.” diyerek hülasa ediyor.

Mevlevî usûl ve erkânının en ince ayrıntısına kadar tespit edildiği kitap, bu yolun sünnet-i seniyyeye ne derece riayetkâr olduğunun da ispatı. Tarikata girmek isteyen taliplerin eğer ihtiyaçları varsa ilim tahsil etmeleri istenirmiş ki, Azmi Dede bunu en güzel örneğinin Konya Dergâhı önündeki Sultan Veled Medresesi olduğunu söylüyor. Dinin emirlerinin harfiyen yerine getirilmesinin yanı sıra talim edilen evrad ve ezkârı ihmal etmemek de şart. Mevlevî tarikatında talim edilen zikir, Minhâc-ı Fukara’da ism-i âzam olduğuna işaret edilen Lafza-i Celâl’den ibaret. Dergâhlarda sabah namazından sonra icra olunan murakabe ise Cenâb-ı Fahr-i Âlem’in (sas) sabah namazını kıldıktan sonra ashabına yönelmesinden alınma.

Her an her yerde hakkında bir şeyler gördüğümüz Mevlevîliğe farklı bir nazarla bakmak için Mevlevîlikte Ma’nevî Eğitim isimli kitabı okumakta, hatta el altında bulundurmakta fayda var.

AHMET DOĞRU

Benzer yazılar

Yorumlar


Hosting Sponsoru

sponsor