Edebiyat Türkiye

Sitemize içerik göndermek için lütfen Tıklayınız.

Direniş(Mehmet BAKİ)

“Bir şeyin tasarruf hakkına sahib olmak ile aynı şeyin mülkiyet hakkına sahib olmak birbirinden farklı manaya gelir ve bir şeyin ırzına ekseriyatle o şeyi tasarruf edenler geçer!”

Geçtiğimiz bir kaç içinde gerçekleştirilen IMF toplantıları sebebi ile yaşanan hadiseleri doğru tevil edebilmek için bu hükmü nazar-ı itibara almakta fayda var.  Eylemleri gerçekleştirenler “Zulme karşı omuz omuza!” fehvasının arkasına sınığınıp başka bir zulme sebebiyet veriyor olabilirler mi? Yahut şöyle soralım: Acaba direniş eylemleri sahiden bir direniş mi?

Direniş… Pes etmemek, kabul etmemek, karşı koyma cehdi, varlık sebebini müdafaa… Nasıl tarif ederseniz edin direnişin menbaı bir hakkın gasbına, mansabı da aynı hakkın yerine koyulmasına istinad eder. Bu sebebten direniş insana mahsus bir hususiyettir. Hayvanat yahut nebatat direnemez zira çevresiyle bütünlük arz eden bir şekilde yaratılmıştır; yani mahlukatın direnemez olması direnmelerine lüzum olmadığı içindir. İnsan ise sevk-i ilahi icabı dünyadan istifade edebilmesi için lazım gelen cihazat ile mücehhez kılınmıştır. Tasarruf, bu istifadenin fiiliyata dökülmesinden başka bir şey değildir. Tasarruf da biricik ölçü haddi aşmamak… yani lazım olanı lazım olduğu kadar sarf etmek… israf etmemek! Tam da bu noktada israfı, bir şeyin boş yere kullanılması olarak anlamamak lazım. İsraf, bir şeyin tasarruf hakkına tecavüzdür. Aynı şeyin mülkiyet hakkına tecavüzün adı ise: Gasbdır. İnsan ile dünya arasındaki irtibatın yıkıcı olması ise tasarruf ve mülkiyet hakkının yerli yerince anlaşılamamasındandır.

IMF toplantıları sebebi ile sokaklarda çıkan kavganın temelinde –kavganın her iki tarafı içinde- tasarruf hakkının, mülkiyet hakkı zannedilmesi bulunmaktadır. Bu sebebledir ki bir taraf dünyaya nizamat verme hakkını kendinde görürken, diğer taraf da  –tersinden- aynı hakkı kendinde görmektedir. İster ayakkabı fırlatan genci, ister ayakkabı fırlatılanı nazara alın; fark etmez. İki tip arasındaki yegane fark, dünya ile kurdukları yıkıcı irtibatın derecesidir. Her iki tarafta dünyayı değiştirmek cehdini kendinde gördüğü için yani müdahale yerine müdahil olmayı tercih ettiği için birbirlerinden pek de farkları yoktur. Olmadığı içindir ki mülk hakkını gasb etmek için kavga etmek kaçınılmaz olmakta. İki taraf içinde kavga mülkiyet kavgasıdır.

Eylemcilerin direnişi tasarruf haklarının elinden alınmasından değil “Mülkiyet hakkının sahibi kim olacak?” sualinden sudur etmekte. Hayır! Sol ve kapitalist düşüncenin nazara verdiği mülkiyet mefhumundan bahsetmiyorum. “Dünyanın efendisi kim olacak?!” sualinden bahsediyorum! Dünyanın efendisi olmak. Bütün kavga bunun için! Biri zalim, biri mazlum olmuş ne fark eder? Gaye dünyaya müdahil olmaksa her ikisi de aynı şey değil midir?

İnsan dünyaya müdahale etmek için geldi; müdahil olmak için değil… Allah (c.c.) müdahale etmez zira doğrudan müdahildir. Mülk Allah’ındır (c.c) ve mülkünde tasarruf sahibi O’dur (c.c.)! İnsan ise kendisine izin verilen kadarına müdahale hakkına sahibtir. Yaşanan kavganın tarafları, birbirlerinin her ettiklerine müdahale ediyorlar çün ki müdahil olmak varlık sebebleri. Eğer sermaye tarafından bir zulum var ise –ki vardır- zulme direnen farkında olmadan zalim tarafından zaten denetim altında tutulmakta. Zira sadece mazlum direnmiyor, aynı zamanda zalim de “tahtından düşmemek” için direniyor! Mazlum için tahtı ele geçirmek zulmun sona ermesi manasına yani kendince tasarruf hakkının iadesi manasına gelirken, zalim için denetimin yok olması yani kendince mülkiyet hakkının kaybı manasına gelir. Sırf bu sebebten mevcut yapı tahtın zayıf noktalarını tesbit edebilmek için direnişi, direnişçilerin farkına varmadan destekliyor. Gah ürünleri ile, gah kelimeleri ile, gah zevkleri ile…. Eğer direnişçi agah değilse zalim tarafından kendisine -bazen sarih, bazen zımni- verilen destekleri zalimi tahtından düşürmek için kullanacağı bir araç olarak kabul etmekte bir beis görmüyor ve farkında olmadan tuzağa düştüğü yani direniş hakkı sadece görüntüde kaldığı için irfan sahiblerinin nazarında sahiden mazlum vaziyetine düşüyor. Direnişçinin mazlum olması, mevcut yapının yapıp ettiklerine müdahale etmek arzusundan dolayı sokaklarda başına gelenlerden değil. Denetim altında olduğunu fark etmediğinden!

Sermayeye “Defol!” demek ile denetimden kurtulabileceğini zanneden direnişçi asıl “defol”u sermayenin hayatına dahil ettiği unsurlara söyleyemediği, söylemeye cesareti olmadığı için “eylemin” kolayına kaçmakta. Öyle ya; üzerinde mülkiyet hakkımız olan şeyleri kendimizden uzaklaştırmak, üzerinde tasarruf hakkımız olanı kovmaktan daha zordur! Sermayenin sigarasını terk etmek, sermayaye defol demekten çok daha zordur! Bu şekli ile direnişçi kafesin içindeki ete saldıran postu değerli bir tilkiden başka bir şey değildir.

Sermaye elindeki bütün cihazat ile hayatımıza müdahil! Beğenirsiniz yahut beğenmezsiniz; direnirsiniz yahut direnmezsiniz… Her hal u karda sermayenin hayatımıza müdahil olduğu gerçeği değişmez! Bu gerçeği bir parça sezen ve sokaklara inen direnişçi için direniş, bir nevi toplu tatminden başka bir şey değildir. Müdahil olma arzusunun tatmini… Sermayenin elinden aldığı mülkiyet hakkını kullanmak için, dilediği gibi tasarrufda bulunma arzusu. Kendine ait bir hayatı olmadığı daha doğrusu sermayenin verdikleri tatmin etmediği ve sermaye verdikleri ile tatminsizliği körüklediği için başka hayatlara müdahale ederek tatmin olmak arzusu… Çok zaman itiraz ettiği, sermayenin verdikleri yani sermayenin kendisi değil aksine, kendisinin bir şey verememesi. Öyle ya madem sermaye ve onun tesirlerine karşı çıkılıyor; önce evinde bulaşıklarını sermayenin deterjanı ile yıkayan anneye direnilmesi lazım değil mi? Ama hayır! Böyle bir şey mümkün değil zira esnafın mülkiyet hakkına tecavüz annenin mülkiyet hakkına tecavüzden çok daha kolaydır! Direniş bu cihetten kolaydır. Kolaydır çün ki çaresiz kalanın yapacağı tek şey: Saldırmak! Sokaklara taşan bir eylem olması ise kendi kifayetsizliğinin farkında olmasından. Birden çok kişi bir araya gelince kuvvet doğacağı zannı direnişçilerin en büyük hatası! Ne yani aile efradım ile film izlerken kadın ve erkeğin öpüşme sahnesinde televizyonu kapatmak bir direniş değil mi? Sokaklara inen direnişçilerden bu mahremiyeti anlamasını zaten beklemiyorum! Dünyalarımız farklı yani direnişimiz…

Allah Resul’unun (s.a.v.) “Bir elime ay’ı, diğer elime güneşi koysalar davamdan vazgeçmem!” buyurmasındaki nükte direnişin ne ve nasıl olduğunu izaha fazlasiyle kafidir.

Diğer Yazılar

Benzer yazılar

Yorum yapılmış

Yerinde ve zamanında bir yazydı teşekkürler

Yorumlar

porno indir , adana escort , adana escort , porno izle , mersin escort , escort adana , adult forum , istanbul escort ,


Hosting Sponsoru

sponsor

porno indir , adana escort , adana escort , porno izle , mersin escort , escort adana , adult forum , istanbul escort ,