Edebiyat Türkiye

Sitemize içerik göndermek için lütfen Tıklayınız.

Korku (Serter SAFA)

İnsan korktuğu “şey”den nefret eder ve onu görmezden gelir. Korktuğumuz objenin türü, boyutu ve varlık tanımı önemli değildir tek kabul gerçeklik korktuğumuz gerçeğidir. Türk sağlıkçıları buna “emosyonel” bir tepki diyorlar bu kavram İngilizceki emotion(al) dan yani Türkçe karşılığı “duygu” olan kelimeden türetilmiş “imouşinal” diye okunan sözcüktür. Burası Türkçecilerin işi. Biz doğrudan “korku”nun, bünyedeki etkilerinin topluma yansıyışına değineceğiz. Yalnız konumuzu sosyal fobiden ayırıyoruz. O, kişinin hata yapıp kınanacağından korktuğu için topluma karışamamsı sorunudur. Adına şimdilik “Komplocu Toplum” diyebileciğim “herkes düşman biz “iyi”iz  zihniyetindeki bir modelden bahsediyorum. (Coumte ‘un Sosyoloji terimine verdiği ilk isim Sosyal Fizik’ti)

Tarih sahnesindeki etkisi kadar desiseler (entrika) ile de nam yapmış Türk İmparatorlukları ve devletleri gövdenin sabitliğini korumak için birtakım desiseler üretmiş ya da üretilen desiseler ile mücadele etmiştir. Tarihi safhada meydana gelen entrikal olayların nasıl ve ne şekilde ilerlediği aşağı yukarı aynıdır. Elbette devletin üst basamağındaki diplomatik davranış bunları gerektirir. Devlet adamının ahlaki yönü nevi şahsına münhasır kalmakla beraber devlet adına vereceği kararlarda şahsını ırgalamaz, meşhur “devletin bekasu içün” karındaş katline “vacip” lik verme kanunamesi malumunuz.

Hal yukarda böyle iken toplum kendi içinde birbirleri ile olan ilişkilerinde de şahsi varlıklarını sürdürmek için micro devlet davranışı sarf ederler ki buna karakter deriz.( bu ayrı bir konu referans almalar vs…)

Konu öküz altında buzağı aranmasıyla ilişkili. Beynimizin kılcallarından tutun da toplum en uç köşesine kadar işlemiş. Çoğumuzun “aslında şunu biz icat etmişizde batılı bunu bizden –çalmış- “dediğini biliyorum. Ya da haberlerde biri ölür ardından binbir türlü senaryolar yazılır, sokağa inersiniz konu oraya gelince türlü türlü akla hayale sığmayan senaryolar işitirsiniz. Tv dizilerinde entrikalar çemberi, bitmeyen düşmanlık senaryoları vs… En iyisini umup en kötüsü için hazırlıklı olamadık bir türlü, biz kendimizi dışarıya kapattık. Korktuk. Korku beraberinde nefreti getirdi, korku beraberinde güvensizliği getirdi. İstanbul için tanıdığım birinin şöyle dediğini hatırlıyorum “İstanbul entrikaları iki İmparatorluğun başını yedi. İstanbul’da yaşamak için entrikan olacak ve var olan entrikalarla baş edebilmeyi göze alacaksın” demişti. Ne kadar karamsar bir bakış açısı ne kadar korkunç bir öneri olduğunu çok sonraları daha iyi anlayacaktım. Ben örnek olarak bir başka büyüğümün İncilin sahte olduğunu bildiği halde “olaki içinde değişmemiş bir ilahi kelam olabileceği şüphesiyle” yinede saygı gösterip belden yukarısında taşıyışı zihniyetini benimsedim. Birşey öğrenmeye niyeti olan birinin davranışının da bu cihetten olması gerekliğine inanıyorum. Desise desiseyi getirir. ”Batılı bizi hiç sevmemiş yüz yıllar boyu” diyen bir kişinin devlet teşkilatlanmasından haberinin yok olduğu açıktır. Batı devlet başkanı yada kralı elbette kendini haraca bağlamış Sultanı ya da Hakanı sevmeyecektir. Ya da taraf devletlerin üstünlük kurmak amaçlı verdikleri türlü desiselerden zarar gören halk, elbette ki o devlete düşmanlık besleyecektir. Ama bunun toplumsal bir korkuya dönüştürülmeye çalışılması her iki taraf için bir hatadır. Bize ders diye öğretilen ilk ve orta öğretim tarihi gerçek tarihi bilgileri saptırması bir yana husumet besletici bir tarih anlayışındadır. Konu batı ya da tarih boyu mücadele ettiğimiz devletlerin desiselerini aklamak yada “onlar da insan; sevelim! hepimiz kardeşiz” değildir “durun bakalım adam ne diyor?!” demeye yönelik bir temennidir.

SERTER SAFA

Diğer Yazılar

Benzer yazılar

Yorumlar


Hosting Sponsoru

sponsor