Edebiyat Türkiye

Sitemize içerik göndermek için lütfen Tıklayınız.

NABIZ -1 (Serter SAFA)

Toplumlar kendi iç dinamiklerini oluşturmuş ciddi boyutta güçlerdir. Bu güçler devlet kurar,devlet yönetir,devlet yıkarlar. Toplumlar kendini var eden bireylerin aynalarıdır ; adam ne ise adamların tavırları da o olacaktır.Kanser olmuş bir birey bütün toplumu kanser edebilir demek ki insan özünde toplumu dolayısı ile devleti barındırır. **
Bu günlerde kulağıma çokça gelmeye başlayan ve kimi zaman da gözlerimle gördüğüm, toplumsal yozlaşmanın sondurağı(KTSH)“Kronik Thammülsüzlük Sendromu Hastalığı” ne yazıkki Kırım kongo gribinden ve hatta aids’ten bile daha büyük tehlike oluşturmaktadır. Nedir bu hastalık ;toplumu oluşturmuş bireylerin, toplum bilincinde olmalarına rağmen birbirlerine olan yabancılaşımı ,aralarında devam eden etkileşimin negatifleşmeye başlaması(sonradan olma) hali olarak niteleyebiliriz.
Durkheim ‘in iki tip toplum modeli vardır Mekanik ve Organik.
Biz mekanik dayanışmalı toplum modeline daha yakınız,aynılığımız genelekseldir,iş bölümü yok gibidir herkes her işi yapar “ne iş olursa yaparım abi” ,bireyin ne söylediği pek önemli değildir toplumun buna ne tepki vereceği mühimdir,bireyin kişiliği yoktur, bu yüzden bireysel psikoloji önemini yitirir.
Bir “şey”den birinin şikayetçi olması yetmez bundan toplumun rahatsız olması gerekir.İlişkiler sıcaktır etki ve tepki hızlıdır. Buna cemaat ilişkisi denilebilir toplumu oluşturan bireyler omuz omuza olacak kadar yakınlardır.

Organik bunun biraz tersi gibidir iş bölümü olduğu için birey bireyselliğini kazanır kişiliğini bulur ,buda bireysel psikolojinin önemini arttırır.Yani zincirde oluşturan halka çürürse bağın kopabileceği endişesi belirir. Sorumluluk yetisi kendini gösterir buna cemiyet ilişkisi de denilebilir bireyler birbirine mesafelidir vs…

Görüldüğü gibi Mekanik toplum modelinde ,belirttiğimiz hastalık için muazzam bir ortam söz konusu bu hastalığın bulaşması ve kronikleşmemesi için hiçbir engel yok. “Gelişmekte olan” ülkeler statüsüne konulan ülkemizde eğitim ve eğitim sistemi çokça tartışma konusu oldu fakat biz bu hastalığın eğitimle pekte ilintili olmadığı kanısındayız . Zira bu durum eğitim ve öğretim almış kişilerde de kendini göstermiştir,yolda istemeyerek çarptığım birinin bakışının ne kadar değiştiğine şahidim ,” afedersiniz” özrü kabul görmüyor artık.Otobüste,yolda,ekmek alırken,eve giderken uyguladığımız rutin hareketliliğimiz içerisinde her gün rastladığımız bireylerin daha sitresli ve tahammülsüz oluşu tamamı ile eğitimin sorunu olamaz. Toplumlaşma ve Devletleşme modelinde şahanne örnekler veren Türk toplumuda neler oldu da bu hale gelmeye başladı .Birbirine tahammül edemeyen bireyler bütünün oluşturduğu toplum yozlaşmaya doğru yönelmiştir yani KTSH topmlumun merkezine oturmaktadır.

Dikkat ediyorum “suç” oranı arttığı gibi işlenen suç türleri de çok korkunç ,insan doğasında suça meyil vardır fakat suçun türü ve suçu işleyiş biçimi çok önemlidir.Hırsızlık,ticari suçlar,bireyler arası çarpışma,trafik suçları (olmaması temennisi ile) yaşayan farlılık arzeden ve sürkile bir hayatın içinde normal olabilir ,fakat aynı toplumda gasp,ırza tecavüz,dolandırıcılığın ayyuka çıkması,herkesin birbirinden şüphelenmesi,komplo teorileri ,sapık cinayetler, toplu katliamlar başlarsa bu da toplumda bir şeylerin süratle değiştiğini gösterir . Bir kimseyi kesici ,delici veya ateşli bir silahla öldürmek adam öldürmek suçunun fiilinin doğasına uygun görülebilir, fakat aynı adamı hunharca parçalara ayırmak,ailesine ,yakınlarına zarar vermek ne kavganın adabı ve erdemine uyar ne de insanlığın onuruna.
Neden bunlardan örnekler verdik ? Toplum yaşadığı hayat sürdüğü coğrafyanın kültürünü yansıtır ve yaşatır çünkü kültürün mimarı zaten toplumun kendisidir eğer bahsettiğimiz kendi toplumuz ise
Türk Kültürü ve an- anesi kavganın,intikamın,ihanetin,kucaklaşmanın,barışmanın,yaşamanın,komşuluğun,akrabağlığın kurallarını beşbin yıldır koymuş ve kurumsallaştırmıştır bütün bunların üstüne oturmuş kemikleşmiş bir kültürel toplum ve herbiri birbirinden muazzam 16 devlet kurabilmiş bir toplum nasıl bu hale gelir?

Biraz düşünelim tespit etmeye çalışalım…
Devam edecek…
** seminer notlarından.

Diğer Yazılar

Benzer yazılar

10

Gündemden bir olay; Cem Garipoğlu davasını arkadaşlarımla tartıştığımızda ilkin tezim, anasınıfından bu yana verilecek düzenli bir eğitimde, eğitimcinin modelini oluşturacağı “düzgün” insanın çocuğa verilebilmesi ile bunların önüne geçilebileceğiydi. çin’de maonun pankartlarını ellerine aldıkları yaşlarda ellerinde balon olması gereken çocuklar görmüştüm izlediğim bir belgeselde. O yaştaki çocuk; eve gitmeyi, aileyi reddediyor sokaklarda gruplar halinde sabahlıyordu, okulu, eğitim sistemini reddediyor, hocalara şiddet uyguluyor, okulu yıkıyor ciddi zararlar çıkarıyordu parçadan bütüne bir çıkarımla bu çocuk devleti reddediyor, naptığının bilincinde olmayan bir “hareket” tutkusuyla belki de sadece saldırıyor ve yıkıyordu.
Anaokulu çağındaki çocuğu bu denli “bozan” fikir empozesi doğru kullanıldığında bu bozduğu yapıyı “düzelten” etmen de olabilir diye düşünmüştüm. insanın düşünce özgürlüğünü kesinlikle sınırlamadan; ona hem doğruyu hem yanlışı verip onun seçmesine izin vererek tabi. bu şekilde, “sadece ben hep ben bir tek beni anlatan şeyler olacak çizgi filmler bile öyle olacak” şeklinde bir tutumla değil. bunun için kişinin anlattıpının yetmeyeceğini, anlattığını çocuğa hayatının içinde göstererek, onu yaşayarak ve çocuğu bu yaşantıya dahil ederek yapılabileceği yeni yeni düşüncelerimdendir.

Yaşanmışlıklarımıza baktığımızda şunu da görüyoruz ki; fizikî temas halinde , eğitim almış kişilere yanlışlıkla çarpma sonrası değişen bakış, bir omuz da o atış .. arttırılabilirken. soyut temas halinde, aynı konu üzerinde farklı düşünceleri olan bireylerde de ziyadesiyle görülen bir hastalık bu KTHS. deriz ya bu yere gelmiş adam olamamış şeklinde laflar. eğitim kişinin içini dolduramamışsa sen doçent olmuşsun ben senden bir insaniyet öğrenemiyorum da göremiyorum da; ama ilkokul mezunu bakkal amca beş kuruş param kalmadığımda eşine yaptırdığı börekleri ben aç kalmayayım diye kapımın önüne bırakabiliyor örneğin hem de üzerine not yazmadan biz veriyoruz bak diye.

hasılı eğitim, içi dolmamış kişideyse bir şey değilmiş.

bu takıldıklarımızı böyle yorumladıktan sonra;

peki nasıl oldu da KTSH’ye yakalandık?

maddi refahın gitgide azalması bunda bir etmen midir?
düzenli ve büyük meblada geliri olan kişilerin hayatlarını şeker pembesi bir bulut içinde sürdürdüğünü de sanmıyorum ben; öyle olsa yine Cem Gariboğlu’ndan çıkarımla bunca zengin bir çocuğun bunca şiddetli bir eyleme gideceğini düşünmememiz gerekirdi.

eğitim, para.. elendi

oturmamış kişilik olabilir mi bunca sorun

kişinin kendini farklı fikirleri cihetiyle bir kıtalardan mürekkeb dünya düşünsek, her bir fikir ayrı bir kıta olsa, bu kıtaların birbirine geçmesi için yaklaşma ve uzaklaşma hareketleri için deprem geçirmesi gerekiyordu coğrafyadan aklıma gelen, kişinin iç depremleri de; insan tek başına yaşamayan bir sosyal varlık olduğundan dışa aks edip iç patlamalar dışa patlayarak olayları haata geçiriyor olabilir mi? bu düşünce evelce yazdığım bir yazıyı getirdi aklıma. köşeme onu düzenleyip koyabilirim belki de bir konu bütünlüğü yakalababilir.

akıl işedikçe daha da çıkarıma gidilebilir.
yazınız güzeldi, devamını merakla bekliyorum.

eklenti;
1. maonun anaokulu çocuklarına
(lise düzeyine geçildiğinde görülen olaylar bunlar; lâkin araştırmada gördüğüm anaokulu çocuklarının dâhi okula gitmeyip sokakta yattığı..)

2.Anaokulu çağındaki çocuğu bu denli “bozan” fikir empozesi..
( sadece kendi kitabı, kendi yazdığı filmler hatta sadece onu anlatan çizgifilmler vs vs ! )

3.Yaşanmışlıklarımıza baktığımızda şunu da görüyoruz ki; fizikî temas halinde (somut olay) aynı konu üzerinde farklı düşünceleri olan bireylerde de ziyadesiyle görülen bir hastalık bu KTHS. (soyut olay)

bilhassa “biz bu hastalığın eğitimle pekte ilintili olmadığı kanısındayız” cümlesi pek hoşuma gitti. evet uzun zamandır ki “eğitim lazım” diyenlerin sesleri çıkıyordu…

devamını bekliyorum.

Teşekkürler.Farklı bir yazı olmuş…Türkiyemizi anlatmış.Sadece bugünü mü?Hayır.Gazet arşivlerini karıştırdım,40 yıl geçmiş,değişen hiçbir şey yok.Peki çözüm nasıl olacak?

negibi birr şok hazırladın bende merak ediyorum

Hay ALlah razı olsun, irdelemek lazım KTS denilen bu illeti zira gözlemlerim durumdan şikayetçi olanlara da hastalığın yavaş yavaş bulaştığı yönünde. Yalnız mekanik toplumun bu hastalık için ortam oluşturmasından ziyade ben mekanik toplumdan organik topluma geçişin tahammülsüzlüğü artırdığını düşünüyorum. Zira mekanik toplum samimiyeti gerektirir ve kollektif bilincin güçlülüğü dayanışmayı artırır. Organik toplum ise her ne kadar organize olmaktan söz edilse de her bireyin madden sorumluluğu belli olduğu için bunun ötesindeki insan olmanın gerektirdiklerine yönelik sorumluluklarını dışlamasına neden olmaktadır ve asıl işinin insaniyet olduğunu unutup ben işimi yapıyorum mantığına bürünür birey. Bireyselleşme denilen şey bir nevi izolasyona işaret ediyorsa, sürekliliği halinde “ben” demenin haddi hesabı kalmaz gibi görünüyor. Yazının devamını merakla bekliyorum!

Arkadaş hoca organik tolumu övüp mekaniği yermiyorki.

Tahsin Ferahsan “hocanın” nedemek istediğini kaptığına eminmisin?

Hakikaten nabzı çok iyi ölçmüşsünüz.

“Bir “şey”den birinin şikâyetçi olması yetmez bundan toplumun rahatsız olması gerekir.” Bana göre yazının en “şık” cümlesi bu.
Aile, her toplumun ve kültürün çekirdeği sayılır. Bu sebeple toplumsal yapıyı temsil eder.
Kanser olmuş fert, yuva kurup aile olduğunda kendinden daha bozuk(kanserli)bireyler yetiştirir ve aile denilen kurumu bozar.
Ailenin bozulması demek, eğitimin bozulması demektir.
Eğitim, toplum üyesi bireye kültürünü kazandıran süreçtir. Eğitim ailede başlar.
Eğitim bozulunca kültür bozulur. Kültür, toplumların geçmişleri ile gelecekleri arasında vazgeçilmez bir köprüdür. Kültürler, kuşaktan kuşağa toplumsallaşma dediğimiz bir süreçle aktarılır. Siyasal toplumsallaşma toplumsallaşmanın bir bölümünü oluşturur. Siyasal toplumsallaşma; siyasal inanç, değer ve davranışların birey tarafından benimsenme ya da toplum tarafından bireye öğretilme sürecidir. Siyasal toplumsallaşmada rol oynayan kurumların başında yine aile gelir. Ailenin siyasal toplumsallaşmadaki etkisinin az ya da çok olmasında anne ve babanın eğitim düzeyi rol oynar.
Kültürün bozulması toplumun bozulmasına yol açar. Toplumun bozulması da suç oranlarının artmasına sebep olur.
Fert,aile,eğitim,kültür,toplum,DEVLET.
Ne yazık ki kurallarımızı yıktık.(dini,ahlaki…vb.)Bizi biz yapan değerleri yokettik ve toplum olarak bu hale geldik.

Köşeniz hayırlı olsun. Çok güzel bir yazıydı. Yazının devamını merakla bekleyeceğim.

Yorumlar

türk porno , adana escort , adana escort bayan , porno izle , mersin escort , escort adana , adult forum , istanbul escort , hatay escort , beylikdüzü escort , bodrum escort , eskisehir escort , porno indir , escort bayan , seks hikaye ,


Hosting Sponsoru

sponsor