Edebiyat Türkiye

Sitemize içerik göndermek için lütfen Tıklayınız.

NABIZ-4 (Serter SAFA)

Kurallardan aldığımız kuvvetle yeni kurallar ortaya çıkarırız, sonra bu kurallardan kurtulmak için başka bir kural koyucu ararız, bu paradokslar zinciri, son yüz yılda kapıdığımız KTH’nın artıçlarıydı. Büyük deprem kapıda. Felaket tellalığı yaptığım sanılmasın; eğitimimiz ve yaşantımız neticesinde karşılaştığımız olay/olguları incelerken aşağı yukarı sonrasını da tahmin etmeye başladık. Eğer tahmin edemezsek bilimin amacı öğrenilip geçiştirmekle sınırlı kalırdı. Bilmek, olabileceği önlemektir.

Toplumsal anksiyetelerimiz arasına ilişmiş olan huzursuzluk, oturduğumuz koltuktan başladıysa dışarıdaki tehlikenin boyutunu görmek için filozof olmak gerekmez. Dedik ya parçaları birleştirirken pozitivizm ve determinizmden faydalanacağız. Demek ki sorunun nedenleri keşf edilmek üzere ve kıyas teşkil eden kayıtlara baktığımızda aynı nedenler aynı sonucu (determinizm) doğuracağı kaçınılmaz sona doğru (pozitivite) hızla gidiyoruz.

Şimdide bu çocukluğun ve gençliğin yetiştirildiği yetişkinler alemine bir göz atalım. Mevzu bahis yetişkinler tabiri 25 yaş ve üstü (üst sınır belirtilmemiştir). Olmayan, sonradan meydana gelen varoş mahalle kültürü, devlet imkanlarının yetersizliği, bir kısmı da macera olsun diye köyden kente göç edilerek oluşturulurken, bir dönem köy kültürü adaptasyonu yaşanmış sonraki kuşaklara doğruda “kente karşı kentli” modelinin oluşturulmasında ön ayak olmuştur. Hepsinde bir memleket özlemi vs… Bu yüzden “nereli olduğumuz” adımızdan daha önemlidir. (Ülkemiz kültür demografisinin en belirgin yoğunluğu doğu ve batı olmak üzere iki türdür. Bu kültürler temelde aynı, sahada farklı motifler arzeder. Folklorik danslara kadar işler bu fakat üzüntünün, sevincin, kinin, nefretin, sevginin ve birlikteliğin kaynağı aynı, dışa vurumu farklıdır. Ekonomik olarak daha çok yatırımın yapıldığı batı vilayetlerimizde kent modeline geçip, alışan batılı bir vatandaşımız örf ve adetlerini farklı yaşarken, kentte yaşayan ama henüz alışamamış ya da kendi yorumladığı bir sentez kültür ortaya çıkartmış doğulu vatandaşımız örf ve adetlerini farklı yaşayabilir. Eğer bu kentleşme ayağı tam tersinde olsaydı yani doğuda başlayıp gelişseydi bu sefer batılı adamın ayak uydurması zorlaşacaktı çünkü kentleşme modelini kendi kültür çerçevesinde genişletecek olan taraf doğulu tiplemesi olacaktı. -Burada yalnış yada kusur yok, kentleşmek iyidir yada kırsallaşmak kötüdür tarzında herhangibir yaftalama anlaşılmasın. Bizim amacımız tipleri ortaya çıkarmak ve neden ve sonuçlarını tespit etmek-.

Orta direkte ise durum dram boyutundadır. Kentleşmiş tempoya ayak uydururken verilen insani tavizler, kuşağını yaratmış; bir dönem ağızlara sakız olan “biz onlara 300 lira veriyoruz ama nasıl geçinebildikleri dünya ekonomistlerini şaşırtıyor” faciavari cümleciğinin kahramanları yapmıştır. Herkes şikayetçidir fakat kurulmuş saatler gibi her sabah kalkıp işie gider ya da dükkan açarlar. Denilmiştirki: “Başka çare yoktur”.

Nüfusun yoğun olduğu ve farklı vilayetlerden göç alan kentlerimizde meydana gelen bu farklılık bugün kendini dahada belirgin bir şekilde ortaya çıkartacağı -ek etkenler vasıtası ile- bir ortam yakalamıştır. Ekonomik buhran cana tak etmiştir, sosyal adaletsizlik toplumun gözü önündedir, yazılı ya da sözlü enformasyon kaynakları durumu gözler önüne sermiştir, politik ve siyasi her türlü olaydan anında haberdar olunurken farklı ülkelerin ne şartlarda olduğunu görebiliyor ve kendi yaşantımızla mukayese edebiliyoruz, kapalı ve gizli birşey kalmamıştır. İnsanımız yetişme koşulları ve yukarıda bahsettiğimiz kültürel açığa vurma farklılığı ile tahammülsüz hale gelmiştir. Köşe yazarı -aydın kültürlü kabul ettiğimiz- köşesinden ver yansın ederek tepkisini gösterecek, okulda öğretmenimiz tebeşir fırlatacak, vatandaş x yolda çarptığı bir adamın arkasından gırtlaklayacakmış gibi süzecektir. Biri cinnet geçirecek, diğeri intihar edecektir. Manav ,bakkal ve yahut parktaki mısırcı “bu mısır soğuk” diyen adamı öldürebilecek kadar tahammülsüzleşecektir. Aslında tepkinin gösterileceği mercii farklıdır fakat gücünün yetebileceği ve yahut o anda karşılaşacağı objeye yönelmesi meşhur “eşşeğe kızıp,palana seyirtme” ata sözünün ta kendisidir. Babasına kızan arkadaşını bıçaklayacak, patronuna ya da müdürüne kızan evde çoluğuna çocuğuna saldıracaktır.

Peki patronlar ve meşhur “baronlar” aleminde durum nasıl? Farksız mı? Bunlar zincirin en paslı tarafıdır. Neden mi? Zenginin, zenginliğinin olgunluğuna erişmesi ülkemiz zenginleri için başlıca bir problemdir. Dedik ya bu adamların bir çoğu paranın gücünü karakterlerinin önüne çocukluk yaşlarından itibaren geçirerek büyür, gençleşir ve bu günkü merhalelerine ulaşırlar. Hep daha fazlası için acımasızlaşırlar, çalarlar (büyük çapta) çünkü biliyorlarki para biterse karakter kalmayacak. Parasız bir hiç olacaklar. Dikkat buyurun paranın varlığı ve yokluğu aynı tahrip gücüne sahip.

**(İstanbul Taksim İstiklal caddesi daracık ara sokaklarında kocaman kocaman ciplerle küçük küçük kadınların fink atması görgüsüzlük değilde nedir? Altında resmen bir traktör var ve kentleştiğini zannediyor. Dedim ya bizim zenginimiz olgunluğu kavrayamadığı gibi görgüsüzde) Kişiyi bindiği arabanın markasına göre ağırlamak ye kürküm ye değilde nedir? Elbetteki cemiyyet uslubunca giyinmek adap ölçütlerine göre hareket etmek kentleşmenin bir mecburiyetidir fakat sana benzemeyeni ötelemek, itelemekte neyin nesi? Bende artık bir ön yargı oluşturdu bu görgüsüzlük göstergeleri, bir masada otururken marlbro, araba anahtarı, diyet cola ve şimdilerde amacı dışında kullanılan Black berry cep telefonu -Korkunç dörtlü- bende KTH virüsü olabileceği sinyallerini vermekte. Halbuki tamamen özgürüz kullanmak ve içmek istediklerimizde. Adam benim “Sokrat” hayranlığım hakkında önyargı beslermi bilmem ama kendimden bile korkmaya başladım.)

Sonuçlar ve nedenler aşağı yukarı belirginleştirildi nabız-5 dizimin son yazısı olacak eğer yazabilecek yaşama süremiz elverirse. Haftaya çözümü sunmaya çalışacağız.

**Hür iradem

Diğer Yazılar

Benzer yazılar

Yorumlar


Hosting Sponsoru

sponsor