mecidiyekoy escort istanbul escort escort bayan

Edebiyat Türkiye

aşk ile…

ÂHÎ

Okların cân almağa tîğınla yoldaş oldular
Sînelerden kan yalaştılar karındaş oldular

16.asırdan bugüne gelen bir geleneği anlatıyor şair. 1980'li yılların başlarında Bağcılar ve Güngören'in kasaba gibi olduğu zamanlarda arkadaşlarımızla kan kardeş olmak için kolumuzda bir yeri keser, birbirimizin kanını emerdik. Daha sonra kanayan yaraları birbirinin üstüne yapıştırarak kan kardeşi olurduk.



ÂHÎ


Edebiyat Türkiye Kültür ve Sanat Sitesi

 

Edebiyat Türkiye’ye hoşgeldiniz.Sitemize kendi şiir/denemelerinizi ve edebiyatla alakalı dökümanlar yollayabilirsiniz.Şiir ve denemeleriniz ‘Erbab-ı Kalem’ bölümünden yayınlanacaktır.

Yukarıda yer alan beyitler ve kısa açıklamaları Meşveret Divanımızdaki Klasik Türk Edebiyatıbölümünden alınmaktadır.Beyitlerin  açıklamaları üyelerimiz tarafından yapılmaktadır. İlgili bölüme katılarak beyitler üzerinde daha geniş bilgilere ulaşabilir ve siz de beyitler üzerinde düşüncelerinizi paylaşabilirsiniz.

Süzme çeşmün gelmesin…

Süzme çeşmin gelmesin müjgân müjgân üstüne
Urma zahm-ı sîneme peykân peykân üstüne

Rîze-i elmâs eker her açtığı zahma o şûh
Lutfu var olsun eder ihsân ihsân üstüne

Dilde gam var şimdilik lutfeyle gelme ey sürûr
Olamaz bir hânede mihmân mihmân üstüne

Yârdan mehcûr iken düşdük diyâr-ı gurbete
Dehr gösterdi yine hicrân hicrân üstüne

Hem mey içmez hem güzel sevmez demişler hakkına
Eylemişler Râsih’e bühtân bühtân üstüne

Râsih Bey

Not: Bu gazelin şerhi(açıklaması) Meşveret Divanımızda yapılmıştır.Divanımızdan ulaşabilirsiniz…

Beylikdüzü-Şişli Escortları

Merhaba bebeğim benim adım Naz 22 yaşındayım 51 kiloda ve 1.65 boyunda iri kalçalı kusursuz ve dolgun göğüslü muazzam güzellikte hoş alımlı ve seksi bir bayanım. Seksin gerçek anlamda ikimizi de güzel bir olaya teşvik edeceğini sen de görecek ve her şekilde sen de bunu benden isteyeceksin. Her anlamda bitmek bilmeyen bir zevkin içinde olacağımızı fark edine beni sen de vazgeçilmez bir şekilde isteyecek ve her zaman beni beğeneceksin. Ben bir beylikdüzü escortbayan olduğum için beni her erkek sever ve asla benden başka bir kadın hayal etmez. Tam bir seks makinesi olan şişli escort bayan olduğumdan dolayı tercih edilen en güzel escort ben olduğumdan dolayı sen de beni her zaman için fazlası ile severek hayatına renk katacak değişiklikler elde edeceksin. Seninle sevişmenin bana ne kadar güzel geleceğini sen de görecek ve bunu fark edince ikimizin dene kadar eğleneceğini sen de göreceksin. şişli escortSeninle sevişirken tüm zamanların en seksi kadını olduğumu sen de fark edecek ve hayatının her oranda ne kadar güzel değiştiğini sen de bu şekilde fark edeceksin. Seksi olduğumdan dolayı benimle ilgilendiğini sen de fark edince hayatın en kadar güzel olduğunu görecek ve her zaman en iyi biçimde beraber olabileceğimiz bir ortamı en iyi şekille seninle kurabileceğimizi sen de göreceksin.

Avni şiiri hakkında

“Ağlasa âşık belâ-yı hicr ile nâlân olup” sözleri ile başlayan Fatih Sultan Mehmet Han’a ait şiirin sözleri sanırım eksik. Hayati İnanç bey şiiri okuyor. 2 beyt’in eksik olduğunu söyleyebilirim. diğer internet sitelerinde de eksik yazılmış. Tamamının doğru ve noksansız olarak yazılması gerekir.

saygılarımla.

Gönderen İsim/Mail: kartepe@ttmail.com

Aşka kaabil dil mi yok şehr içre yâ dil-ber mi yok

Aşka kaabil dil mi yok şehr içre yâ dil-ber mi yok

Mest yok meclisde bilmem mey mi yok sâgar mi yok

Gonca diller âçılub hâtir niçün şâd olmaya
Bâğda güller mi yok gül-şende bülbüller mi yok

Görmeziz bir dil ki tûti gibi güftar eyleye
Söyledir mi yok cihânda bilmezem söyler mi yok

Sengden dil kem mi yâ seng-i siyahi lâ’l ider
Aftâb-ı feyz-bahşâ-yı bülend-ahter mi yok

Niçün ebkâr-i maâni beslemez erbâb-ı nazm
Yoksa Yahyâ gibi üstâd-i suhan-perver mi yok

Zekeriyazade Yahya

Çağının İnsanı Olarak Nabi

Bu yazımızda, eski edebiyatımıza, düşünce ve sağduyuya ağırlık veren şiir anlayışıyla yenilik getirmiş bir usta sanatçıyı, Nâbî ’yi, toplumu ile olan ilişkileri içerisinde ele alacağız. Kısacası, 17. yüzyıl Osmanlı toplumunun durumuyla Nâbî’nin yaşam anlayışı ve edebî kişiliği arasındaki ilişkiye değineceğiz. Toplum yapısıyla sanatçının yaşam anlayışı ve yazınsal kişiliği arasındaki ilişkinin özelliklerini belirlemek bir ölçüde toplumsal yapıya bakmayı gerektirir. Bu nedenle, öncelikle, 17. Yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu’nun durumuna değinmeyi uygun bulduk.


17. yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı İmparatorluğu, tarihinde o zamana kadar görmediği biçimde ezici sorunlarla karşı karşıya kalır. Birbiri ardınca gelen iç ve dış felâketler, İmparatorluğu, bir daha kendisini toparlayıp düzene sokamayacağı bir ortamın içerisine itmiştir. Böyle bir ortamda siyasal ve ekonomik sorunların yanı sıra, kişisel ve toplumsal değerler de tehlikeye düşmüştür. Oysa, geleneksel Osmanlı toplumunun geleceği, bir bakıma, öteden beri sürdürdüğü bu değerlerin korunmasına bağlıdır. Değer değişikliği ve karışıklığı, töresel duyarlık eksikliği, kişiyi doyurmayan amaçsız ve maddeye dönük bir yaşam anlayışı ve bütün bunlara bağlı olarak ortaya çıkan, çağın bireyler tarafından anlaşılmasındaki güçlük, 17. yüzyıl Osmanlı toplumunun ana çizgileriyle dikkati çeken özellikleridir.

Kötü ve güç günlerini yaşayan bir toplumun insanı olarak Nâbî, çağının yapısal özelliklerinden önemli ölçüde etkilenir. Bu etkilenmeyi öncelikle, onun, toplumunu hemen her yönüyle şiirlerinde yansıtmasındaki, yani Osmanlı İmparatorluğu’nun o günlerdeki kötü durumunu bütün açıklığıyla gözler önüne sermesindeki başarısında görürüz. Gerçekten de Nâbî’nin şiirlerinden yüzyılın siyasal, toplumsal, ekonomik ve kültürel bakımdan genel görünümünü saptayabiliriz. Bu nedenle, Nâbî’nin şiirlerinin çoğu, yüzyılın genel durumu üzerine bilgi edinmemizi sağlayan birer belge görünümündedir.

Nâbî’nin yetiştiği toplum geleneksel İslâm toplumudur. Geleneksel İslâm toplumunun insanı, daha iyi daha güzel için değişim çabası, atılımı yerine, dünkünü ve bugünkünü koruyarak geçmişten gelen düzeni sürdürmeyi yeğler. Bu toplumsal yapının insanı olarak geleneksel değerlerin sarsılması, Nâbî üzerinde tedirginlik, kötümserlik, eleştiri ve yergi biçiminde etkisini gösterir. Sanatçı, Osmanlı toplumunun geleneksel değer ölçülerinin çiğnenmesinden dolayı tedirgindir. Bu nedenle de sık sık şiirlerinde toplumun yaşamına kötümser bir gözle bakar. Toplumdaki ahlâk düşkünlüğünü, açıkgözlülüğü, mal ve makam hırsı, açgözlülük vb kötülükleri, kısacası, çağının bozuk düzenini ve çökmeye yüz tutmuş gidişini eleştirerek, olup bitenden çağının bozuk devlet yönetimini ve yöneticilerini sorumlu tutar:

Misâl-i hâle-i bî-mâh-tâb kalmışdı

Derûn-ı mülk hazîn taht-ı saltanat mağdûr

Bu devletüñ yoğ idi bir tabîb-i gam-hârı

Mizâc-ı memleket olmışdı ‘âfiyetden dûr

Harâba tutmış idi yüz mezâri‘-i ikbâl

Riyâz-ı memleketi kaplamışdı mâr ile mûr

Pür idi sebze-i bî-gânelerle gülşen-i dehr

Oturmış idi hümâlar makâmına ‘usfûr

Netîce her ne kadar cevr ü tefrika var ise

Sipihr cümlesin icrâda itmemişdi kusûr[1]
Yaşadığı toplumda aradıklarını ve özlediklerini bulamayan, toplumsal ve kişisel güvenceden yoksun, bu nedenle de kendisini dış dünyadan kopmuş bir birey olarak görmeye başlayan Nâbî, bu durumda toplumdan kaçış yoluna başvurur. Dîvân’ının ve Hayriyye ’sinin çoğu yerinde dış dünya ile çatışma ve onun dışında yaşama isteği içerisinde görürüz onu. Sanatçı, sık sık, toplumunun gelmiş geçmiş geleneksel değerleri ve kişisel deneyimleri üzerine kurduğu fildişi kulesine çekilerek yaşamaya ve böylece gerçeğin baskısından kurtulmağa çalışır. Bu bir ölçüde de, ondaki daha kandırıcı, daha güvenilir bir yaşam özleminin doyurulmasıdır. Kısacası, toplumsal yapıya bağlı olarak, Nâbî’de güvensizlik ve yalnızlık duygularıyla gelişen bir kişilik ortaya çıkmış ve sanatçının ünlü eseri Hayriyye’den aldığımız aşağıdaki beyitlerde de göreceğimiz gibi bu durum sanatçıyı pasif yaşamın savunucusu yapmıştır.

Çıkma aylarca der-i hânenden

Taşra meyl etme kâşânenden

Al kitâbuñ ele setr eyle derüñ

Olmasuñ hâric-i derden haberüñ

Okı âyât u hikâyât u kasas

Virür insâna mezâyâ-yı hasas

Açma söz kâdı ile paşadan

Saña lâzım degül ol gûne suhan

. ………..

İtmesin ‘ömr güzer laklak ile

Halkdan kendüñ ugurla sakla

Kâni’ ol dağdağaya olma karîn

Nân-ı huşk ile geçin tek ol emîn

Âdeme lâzım olan râhatdur

Ko disinler saña bî-himmetdür[2]

Nâbî’nin dış dünyadan kopuş nedenleri arasında, onun kişiliğiyle ilgili olan bir özelliği de göz önünde bulundurmamız gerekir. Şair, bulunduğu ortamla uyum sağlayamaması yüzünden ondan yakınan, çağının yeni durumunu yeren düşüncelerinin ötesinde, dış dünyayı değiştirebilecek güçlü bir kişiliğe sahip değildir. Mücadeleci yanı yoktur. Mutluluğu; haksızlığa, kötülüğe, üzüntüye karşı koymakta, onlarla savaşmakta değil; elinden geldiğince onlardan sakınmakta, çekinmekte, kaçmakta bulur. Toplumsal yapıyla birlikte, bu suya sabuna dokunmaktan çekinen durgun kişiliğin izlerini sanatçının ahlâk anlayışında da görürüz. Nâbî’ye göre insan, iyi ve kötü yanları olan toplumda, başkalarına zarar vermeksizin, kendi kabuğuna çekilerek mutlu olabilir. Mutluluk için kişinin şan, şöhret, para, mal, mülk hırsından, süsten, gösterişten uzak durması, kötülerle bile iyi geçinmesi, güler yüzlü, tatlı sözlü olması, ikiyüzlülükten, yalancılıktan, adaletsizlikten sakınması yeterlidir. O, Hayriyye ’de oğluna, düşkünlerin ve yoksulların elinden tutmasını öğütlerken ahlâk anlayışına toplumsal renk katar. Ama, daha sonra, söz borç konusuna gelince, oğluna borçtan da alacaktan da sakınmasını salık verir. Çünkü işin sonunda kişinin üzülmesi söz konusu olabilir.[3] Kısacası, burada ahlâkın amacı bireyin yararına ve mutluluğuna yönelik olup, ahlâk da temelde toplumsal olmaktan çok, yararcı ahlâktır.
Mu’tedilce nice ‘ırz ehli de var

Ki dinür aña da a’yân-ı diyâr

Kendi hâlinde karışmaz bir işe

Salmaz âzâde başın teşvîşe

Ayda ya yılda görür hükkâmı

Zevk-i râhatla geçer eyyâmı

Hıfz ider rıfk ile ‘ırz u mâlin

Geçürür zevk ile mâh u sâlin

Ba’zıları var aña dahl eyler

Hîç işe güce yaramaz dirler

Kimi ‘âciz kimi dir himmetsüz

Kimi korkak kimi dir gayretsüz

Olsun ister ise ol bî-himmet

Geçürür ‘ömrini bârî râhat

Âlemüñ zevkini işte ol ider

Bilmeyen anı yabana söyler

Sen çalış kim olasın anlardan

Çekme a’yândan olam diyü mihen [4]

Bunalımlı bir dönemin insanı olarak Nâbî’nin sanatına yansıyan bir başka özellik de, sanatçının, yaşamında düzen ve kesinlik gereksinimi içerisinde olmasıdır. Bu nedenle sık sık şiirlerinde ölçülülüğü savunur. İnsanoğlu, yaşamı boyunca, yaşaması için gerekeni yeterince, kararınca yapmalı ve bulmalıdır. Karar ve ölçü kişiyi mutlu kılacak koşulların başında yer alır. Onun idealindeki insan da aklıyla isteklerine düzen verebilen, kafasıyla gönlü arasında denge kurabilen insandır. Kafasıyla gönlü arasında denge sağlayabilen kişi istek ve tutkularında ölçülüdür; onlara hükmetmesini bilir. Kısacası, Nâbî’nin idealindeki ahlâklı insanın amacı, dünya düzeniyle akıl düzeni arasında denge ve uyum sağlamaktır. Bu özelliğiyle, sanatçının savunduğu ve değer verdiği ahlâklı insan, “bilge” insan tipidir.

Devlet ve toplum düzeni bozulmuş bir ortamda yaşayan insanlardan çoğunun yaptığı gibi Nâbî de düzen ve huzurdan yoksun bir toplumun insanı olarak hayatın omuzlarına yüklediği bin bir güçlük, düş kırıklığı ve üzüntü sonucu dine sarılır; dinle avunur. Bu durumda dünyadan kaçıp, dine sığınmaktan başka kurtuluş yolu yoktur. İnsan mutluluğu, haksızlıklara, kötülük ve acılara karşı koymakta değil; köşesine çekilip ibadet etmede ve düşünmede aramalıdır. Bu dini çerçeve içerisinde, herhangi bir divan şairi gibi Nâbî de insan gücünü hor görme eğilimindedir. O, insanoğlunun sınırlı gücünü ve sınırlı olanaklarını olduğu gibi kabullenir; mutluluğunu Allah’ın yüce iradesi önünde kendi varlığının zayıflığını kabullenmekte bulur. Kişinin, İlahi buyruklara boyun eğdiği sürece huzur ve güven içerisinde olacağına inanan Nâbî’nin her Müslüman gibi dilediği, aradığı mutluluk da düşünen aklın mutluluğundan çok,iman eden, inanan kalbin mutluluğudur. Bu nedenle de o, dünyada daha kandırıcı bir yaşam biçiminin ancak, gönül dediğimiz kaynaktan gelen derin ilgi ve sevgi aracılığıyla Allah’a kavuşarak olacağına inanır.

Nâbî’nin kişiliğinde var olan dinsel ruhun oluşmasında çağının özelliğinin ve din anlayışının izlerinin bulunduğu bir gerçektir. Din, Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluş ve gelişme dönemlerinde halka mistisizmin içten ve coşkun ruhunu aşılayarak toplumun ihtiyaç duyduğu birlik ve beraberliğin kazanılmasında etkili olmuştur. Nâbî’nin yaşadığı dönemde ise mistik ruh yerini biçimci bir din anlayışına bırakmış, sahte dindarlar türemiştir. Hayriyye’de,

Oldı âlât-ı ma’âş-ı dünyâ

‘Âsrda hırka vü tesbîh ü ridâ

Feyzi yokdur virür insâna suda‘

Savt u taksîm-i semâ‘î vü semâ‘

Eğer itdiyse selef ehl-i tarîk

Şimdi taklîd idügin bil tahkîk

Tâcı taklîd ü ridâsı taklîd

Sözi taklîd ü edâsı taklîd

‘İlmi yok ma‘rifet ü san‘atı yok

Kesbe sermâyesi yok vüs‘ati yok

İde tahsîl-i ma‘âşa âlet

Zühd ü takvâyı o düzdî-sûret

Ne güzel bulmış o ‘ayyâr-ı ‘atîk

Halkı aldatmağa âsânca tarîk

Evliyâ diyü sakın aldanma

Sâhte san’atı gerçek sanma[5]

diyerek çağının din adamlarına çatan Nâbî, zamanındaki toplumsal çöküntünün sorumluluğunu devlet adamlarının yanı sıra din adamlarının da omuzlarına yükler. Öte yandan, toplumdaki biçimci din anlayışının etkisinde kalan sanatçının kendisi de aşağıdaki beyitlerde göreceğimiz gibi dinin biçimsel yanına sarılmaktan kurtulamaz. Bunda Nâbî’nin ruhunda mistisizmin coşkusunu duyamamasının payı da vardır. Gerçekten, eski edebiyatımızda Nâbî’yi Nâbî yapan onun düşünen sağduyu sahibi kişiliğidir. Duygu ve coşku dolu bir insan değildir o. Bu nedenle, sanatçı, dini de insanın yerine getirilmesi buyrulan ilahi emirlerden ibaret biçimsel bir görüşle görür. Dolayısıyla Hayriyye’de namaza, oruca, hacca ve zekâta ayırdığı bölümlerde, ibadetin, kişisel ve toplumsal mutlulukla yakından ilgili olduğunu belirtir. Nâbî’nin namaza verdiği önemi gösteren aşağıdaki beyitlerde, insanın namaz sırasında yaptığı hareketler, elif, dal ve mim harflerine benzetilerek, bu benzeyişten “âdem”kelimesi çıkarılır:

Ne sa’âdet varup el bağlayasın

Hak huzûrında turup ağlayasın

İdesin secde içün va’z-ı cebîn

Gör nedür saltanat-ı rûy-ı zemîn

Sen namâza idesin çünki kıyâm

Elif olursun eyâ mâh-ı tamâm

Râki’ olsañ görinür sûret-i dâl

Enbiyâ sırrıdur añla bu makâl

Sâcid olsañ görinür halka-i mîm

Âdem olursañ eyâ rûh-ı cesîm

Añla çünkim saña keşf ola bu râz

Âdem olur mı iden terk-i namâz [6]

Nâbî, eski edebiyatımızın klasik döneminin son halkasında yer alır. Divan şiiri, kuruluşunu 16. yüzyılın başlarında tamamlamış, 16. yüzyılda yetişmiş olan Fuzûlî , Bâkî , Hayâlî , Taşlıcalı Yahya ve bir sonraki yüzyılda yetişen Nef’î ve Yahya gibi sanatçılar, biçimde özene, özde duyguya yer vererek divan şiirini olgun bir düzeye ulaştırmışlardır.

Nâbî’nin yaşadığı 17. yüzyılın 2. yarısında ise, şair çokluğuyla birlikte şiir sanatında sönüklük göze çarpar. Devletin siyasal, toplumsal ve ekonomik alanlarda içine düştüğü bunalım, şiiri de etkisi altına almıştır. Nâbî’ye gelinceye kadar din ve tasavvuf, duygu ve hayal dünyalarından kaynağını almış olan divan şiiri 17. yüzyılın 2. yarısında gücünü ve değerini büyük ölçüde tüketmiştir. Başarılı örneklerin verilemediği bir edebiyat ortamında yetişen Nâbî, çağdaşlarının şiir anlayışlarını beğenmez, eski geleneği sürdürmelerini kınar ve onları şiire yenilik getirememekle suçlar:

Baksañ ekser sühan-ı şâ’ir-i hâm

Zülf ü sünbül gül ü bülbül mey ü câm

Çıkamaz dâ’ire-i dilberden

Kadd ü hadd ü leb ü çeşm-i terden

Geh bahâra tolaşur geh çemene
İlişür serv ü gül ü yâsemene

Reh-i nâ-reftede cevlân idemez

Sapa vâdîleri seyrân idemez

İdemez sayd-ı ma’ânî-i bülend

Atamaz gayrı şikârına kemend

Geçinür ma’ni-i hâyîde ile

Lafz-ı meşhûr u cihân-dîde ile[7]

Bir yandan İmparatorluğun içinde bulunduğu koşullar, öte yandan şairin yaradılışı, onu şiirde o zamana kadar söylemiş ve yazmış olanların yolunda yürümemeğe zorlar. Böylece Nâbî, mistik ya da duygusal şiir anlayışı yerine, sağduyu ve düşüncenin ağır bastığı şiir anlayışını benimser. Sanatçı, eski kaynaklardan çoğunun da görüş birliğinde bulundukları gibi, divan şiirine yeni bir deyiş, yeni bir anlayış getirmiş ve daha yaşamında ün kazanmış ustalardandır. Eski edebiyatımızdaki bu önemli yerini o, toplumsal olaylardan, siyasal ve ekonomik sorunlardan etkilenen, bu sorunlar üzerinde düşünüp onlara çözüm yolları arayan çağının aydın insanı olmasına borçludur. Şair, sanatının en verimli dönemini, şiirlerinin en özlülerini yarattığı dönemi Halep’te geçirmiştir. Olgunluk yıllarından başlayarak, ölümünden son iki yıl öncesine kadar kaldığı Halep’te Nâbî, anarşinin at oynattığı İstanbul’dan uzakta, köşesine çekilip düşünebilmiş ve çökmeğe yüz tutmuş bir toplumun insanının sorunlarına eğilebilmiştir.

Nâbî, hikemi şiir ekolünün divan şiirindeki en başarılı temsilcisi olarak bilinir. Ona göre şiir, kişisel ve toplumsal aksaklıkları gösterip okuyucuyu uyarabilmeli ve doğru yola yöneltebilmelidir. Günün birinde şiir yazmaya heveslenebileceğini düşündüğü oğluna:

Hikmet-âmîz gerekdür eş’âr

Ki me’âli ola irşâda medâr

Âb-ı hikmetle bulur neşv ü nemâ

Gülşen-i şi’r ü riyâz-ı inşâ[8]

diyerek, şiirin özünde okuyanı uyarma, ona yol gösterme amacı aradığını belirtir. Amaç eleştiri ve öğüt olunca, şiir az sözle öz söylemeyi gerektirir. Az sözle öz söylemeyi başaran şiir; dilden dile, kulaktan kulağa dolaşarak, kısacası özdeyiş niteliğini taşıyarak dinleyeni doğru yola yöneltme görevini yerine getirir.

Tîz ferâmûş olınur nesr sühan

Nazm ammâ ki ider devr-i dehen[9]

diyen şair, düz yazının uzun söz söylemeyi gerektirmesi nedeniyle, dilden dile dolaşamayıp çabuk unutulacağını, oysa şiirin hemen unutulmayıp dillerde daha uzun süre kalabileceğini belirterek şiiri düz yazıya yeğ tutar. Kısacası, Nâbî’nin şiirde yeni bir alanda yürümek istemesinin nedeni büyük ölçüde, onun, çağının sakat, düzensiz, ve bozuk yanlarından etkilenişine dayanır. Bu etkilenişe, şairin akılcı, durgun kişiliğiyle kendisine gelinceye kadar söylenmiş ve yazılmış olanlardan başka, yeni bir tarzda yazma isteğini de katacak olursak, onun eski şiirde neden hikemi yolda yürüdüğü daha iyi anlaşılır.

Buraya kadar, Nâbî’nin toplumsal yapıdan etkilenen ve bu etkilenme sonucu onun yaşam anlayışı ve edebî kişiliğinde ortaya çıkan özelliklerin bir kısmına kısaca değindik. Ancak, sanatçıyı yalnızca etkilenen bir kişi olarak düşünmememiz gerektiğini burada belirtmekte yarar görüyoruz. O, dış dünyadan etkilenen kişiliğinin yanı sıra küçümsenemeyecek ölçüde, dış dünyayı etkilemeye çalışan bir kişilikle de karşımıza çıkar. Nâbî bir yandan toplumunun siyasal, toplumsal, kültürel vb. sorunlarını iyi gözlemiş, tanımış, anlamış ve bütün çıplaklığıyla gözler önüne sermeyi başarmış, öte yandan da bu sorunlar üzerinde düşünüp onlara kendince çözüm yolları bularak, çağının insanına bunalımdan kurtulması için yardımcı olmaya çalışmıştır. Bu da Nâbî’ye büsbütün toplumdan kopmuş, dış dünyadan soyutlanmış bir sanatçı olarak bakmamamızı gerektirir. Etkilendiğince etkilemeğe çalışması onun toplumsal yanını gösterir.

Öte yandan, etkilenme ve etkileme diye tanımladıklarımız gerçekte, Nâbî’nin şiirine yansıyan dünya görüşüdür. O, şiirlerinde dünya görüşünü oluşturan, insanoğlunun varlığını, kendi çevresini, içinde yaşadığı toplumu gözler, tanımağa çalışır; sonra da gördüklerini yorumlar. Yani, “ Nasıl bir dünya, nasıl bir hayat olmalıdır?”sorusuna cevap arar.

Bu yazımızda, Nâbî’yi Osmanlı toplumunun değişen ve güçleşen koşulları içerisinde, çağının temel çatışmalarını bünyesinde toplamaktaki başarısı yönünden incelemeğe çalıştık. Sonuç olarak sanatçı, hem kişi olarak, hem de şairliğiyle bir yandan geleneksel düzene bağlı bir kişilikle karşımıza çıkmakta, öte yandan değişen bir toplumun bireyi olarak birtakım özellikler göstermektedir. Yani, Nâbî’de geleneksel Osmanlı aydınını, divan şairini, yeni koşullara tedirginlik, kötümserlik, eleştiri ve yergiyle tepki gösteren, düzene ve huzura susamış, durgun, çekingen, akılcı insanı buluruz. Bu da onun çağının yapısal özelliklerinden önemli ölçüde etkilendiğinin ve yapısal özelliklerin yanı sıra var olan çatışmaların kişiliğine ve şairliğine yansıdığının bir kanıtıdır.

TDK Ömer Asım Aksoy Armağanı 1978
Prof.Dr. Mine Mengi

[1] Dîvân- ı Nâbî , Kasîde-i Cülûs-ı Sultân Mustafa Hân İbn-i Merhûm Sultân Mehmed Hân , İst. 1292, s.23-24

[2] age., Hayriyye-i Nâbî , Nehy-i A’yânî ve Zulm-ı Fukarâ, s.32-33

[3] age., Der Beyân-ı Şeref-i Hulk-i Hasen, s.22 vd., Matlâb-ı Fazl-ı Zekât u Sadakât, s.10 vd.

[4] age., Nehy-i A’yânî ve Zulm-i Fukârâ, s. 32

[5] age., Nehy-i Âlûdegî-i Kizb ü Nifâk, s.33-35

[6] age., Matlâb-ı Mâ-Hasal-ı Fazl-ı Salavat, s. 7-8

[7] age., Matlab-ı Hüsn-i Kelâm-ı Mevzûn, s. 39

[8] agb., s 38

[9] agb., s 39

TÜRKOLOGLARIMIZ : 1-KAŞGARLI MAHMUT

Türkologlarımız, başlığı altında uzun soluklu bir yazı dizisine başladığımı belirtmek istiyorum. Bu yazı dizisi ile amacım, Türkçe üzerine çalışmalar yapmış, Türkçeyi uluslar arası bir ortamda söz sahibi yapmaya gayret etmiş, Türkçeye gönül vermiş, kısacası Türkçe üzerine büyük küçük katkıları olan isimleri ayrıntılı olarak tanımanızı sağlamak. Bu yazı dizisinde de ilk isim olarak Kaşgarlı Mahmut’u tanıtma ihtiyacı hissettim.

Çoğumuzun lise yıllarında yalnızca yazar eser karşılaştırmalarında “Divan-ı Lügati’t-Türk – Kaşgarlı Mahmut” olarak tek bir satırda adını duyduğumuz bu büyük ismi gelin bir de hayatını ayrıntılı bir şekilde irdeleyerek tanıyalım.

Kaşgarlı Mahmut 11.yüzyılda yaşamış bir dil bilginidir. Divan-ı Lügat’it-Türk adlı eseri ile tanınmıştır.Kaşgarlı Mahmut’un soyu Karahanlılara dayanır.Kaşgarlı Mahmut’un doğum tarihi tam olarak bilinmemekle birlikte yaygın bir kanaate göre 1025 olduğu düşünülmektedir.Kaşgarlı Mahmut’un babası Barsaganlı bir beydir.Kaşgarlı Mahmut 1071–1077 yılları arasında Bağdat’ta bulunur. Türk kültürünün Araplara tanıtılmasında büyük bir görev üstlenir. İbn-i Faldan, Gerdizi, Muhammed Avfi, Beyhaki gibi kendi döneminin Türk hayatı üzerine kafa yoran isimleriyle Türk illerini adım adım dolaşır.

Karahanlı devleti Kaşgarlı Mahmut’un en büyük destekçisi olmuştur. Kaşgarlı Mahmut hem Karahanlı devletinin desteği hem de yine kendisi gibi büyük bir âlim olan Yusuf Has Hacib’in de çalışmalarıyla Türk dilinin serpilip gelişmesinde büyük bir rol oynamıştır. Aynı zamanda filolog, etnolog, ilk Türk haritacısı da olan Kaşgarlı Mahmut Divan-ı Lügat’it-Türk adlı eseriyle Türk illerinin ve boylarının kullandığı ağızların zenginliğini de ortaya koymuştur.24 boya sahip Oğuzlarla ilgili bir şemayı da verdiği eseri Türk dilinin Arapça ve Farsçaya üstünlüğünü, dönemin hâkim gücü olan Türklerin varlığını göstermesi bakımından büyük bir öneme sahiptir diyebiliriz.

Kaşgarlı Mahmut Araplara Türkçeyi öğretmek amacıyla Kitabu Cevahirü’n-Nahvi Lügat’it-Türk adlı eserini yazmıştır. Eserde Türk dilinin grameri yanında Türk yer adları ve Türk damgalarına da yer vermiştir. Kaşgarlı Mahmut ömrünün sonlarına doğru Kaşgara dönerek 1090’da burada vefat etmiştir.

Doğu Türkistan’da bulunan Kaşgar şehrine 35 kilometre uzaklıktaki Azak köyünde olan kabri, 1983 yılı Temmuz ayında bulunmuştur. Kaşgarlı Mahmut’a göre Türk lehçelerinin en kolayı Oğuz lehçesi, en kullanışlısı Yağma ve Tuhsi şivesi, en edebisi ise Kaşgar şivesidir.

Divan-ı Lügat’it-Türk adlı eserinden kısaca bahsedip tekrar hayatı hakkında bilgi vermek istiyorum ki bu eserinde, Türk dilinin lehçelerini sayar ve özelliklerini belirtir. Arapçadakilerle karşılaştırır. Eser Arapça yazılmış bir Türkçe sözlüktür.7500’den fazla kelimeyi kapsadığı bilinmektedir. Eserin sonunda bir de harita vardır ki bu harita Kaşgarlı Mahmut’un soylu bir aileye mensup olduğunu gösterir. Eserlerin sonuna harita koyma âdeti, dönemin yalnızca soylu ailelerine mensup bir harekettir. Eser yalnızca Türk dili hakkında bilgiler içermez, bir sosyoloji kitabıdır da diyebiliriz.

Eserin bulunuşu çok dikkat çekicidir. Hemen hemen hiçbir edebiyat kitabında mevcut olmayan bu ayrıntıyı da vermek istiyorum ki eseri ilk gören kişi Vanizade Nazif Paşa’nın yakınlarından bir hanımdır.1910 yılında İstanbul’da bir sahafta kitabı görür fakat kitapçı kitabın değerini 25 altın olarak belirler, kadın pahalı olduğu için alamaz. Ali Emiri Efendi bu durumu öğrenir. Nasıl mı? Hanım kitabı alamaz fakat Maarif Nezaretine durumu bildirir. Maarif Nezareti 25 altını bu kitap için çok fazla bulur ve kitabı almaz. İşte bu andan sonra Ali Emiri Efendi araya girer ve kitabı alır. Şu an elimizde bulunan yazma ise Şamlı Mehmet adında bir hattatın yazmasıdır.

Kaşgarlı Mahmut’un hayatını şöyle bir toparlayacak olursak; doğum tarihi tam olarak bilinmeyip 1090 yılında öldüğü bilinen, büyük eserlere imza atmış olan, bugün dahi adından söz ettirebilen, Türkoloji adına büyük emekleri olan bir isim olduğunu söyleyebiliriz.Ne mutlu ki böyle dil bilginlerine sahibiz.

HAFTANIN SÖZÜ : “Bir millet, her alanda varlığını duyurmak istiyorsa işe önce diline sahip çıkmakla başlamalıdır.” (R.Bayındır)

RÜŞTÜ BAYINDIR

Minnet etmem ağasına beyine

\”Minnet etmem ağasına beyine\”
Deli Boran

Şiir arsız olur biraz
Zeus\’ten habersiz renk aşırır gökkuşağından
şelâleden köpük
denizden dalga aparır kösnük kösnük
bir yaz yağmuruna tutulur da akşamüstleri
salman saçları ıslanır sırılsıklam
rahmeti saçılır çorak tarlalara elvan elvan
şamanları gelir uzak bozkırdan teflerle defibelâ
Firavunlu günahları yıkanır \”ecel bilmez\” ak sularda …

Sevdanın kılıcıdır şiir
Havva\’nın aldanışı
Ademîn yorgun sabrı sarı buğday tarlasında
ve iğdişli ihtişamlar sırrını çözemez de bir türlü
başı döner
azar durur
keser durur
bir tunç kafiyenin mavi koyunda huzur bulur
konaklar
ağaların beylerindir konaklar
kitaplar ezelden bunu hep böyle yazar
çıldırısıya devinir
evinemez bir türlü …

Şiir pervasız olur bazen
Gülhane Parkı\’nda Nazımca durup dururken
bir deli boran estirir yiğit başa
açar cömertliğin eyvan kapılarını paşa paşa
sofralar yazılır kuş sütü bal şerbet
karnı doyar cümle yoksulların nihayet
ve gelir gün gülmekan gölgelerde rehavetle
bilmukabele
şiir unutulur cümle cümle…

Galip Sertel

Beylikdüzü -Avcılar -Halkalı Escort

Hey yakışıklım benim adım Hazal 28 yaşında 53 kiloda 1.67 boyunda bakımlı uzun dolgun kızıl saçlı ateşli bakışlı olan gözlerle ve muazzam kalçalarımla hoş ve seksi bir kadınım. Seni hayatımda en mutlu insan yapacağım ve sürekli olarak aynı insan olmayı tercih edecek kadar çok seveceğin insanın ben olacağımı da göreceksin. Ben bir beylikdüzü escortbayan olduğumdan dolayı ban kesinlikle çok sadık olacak ve hayatının her noktasında beni anımsayacaksın. Seks konusunda bana güvenerek en doğru kararı yaptın ve seni her zaman için memnun edecek bir avcılar escort odluğumu sen de görebileceksin. Seksi kalçalarım ile tahrik olacağın anların tadını kesinlikle çıkart ve her zaman sen de bunun için en güzel biçimde en tatlı halini yaşa. Hayatın sana kurduğu tüm güzellikleri şeninde yaşayabilmen için şeninde benim gibi düşünmen gerekiyor ve her zaman sende en güzel biçimde sevişeceksin. Seninle kurduğumuz her hayalin içinde daha güzel bir isteklendirme elde edebilmek için buradayım ve hayatın anlamını benimle birlikte daha güzel bulacaksın. halkalı escortSeks konusunda bana kesinlikle güvenebileceğin detaylar biliyorum ve her zaman için sen de bu durumu en iyi şekilde karşılayacaksın. Seksi ve güzel vücudumun sana verdiği zevk her zaman için daha fazla olacak ve her an artacak bir biçimde beraberinde en güzel şekilde gerçekleşecektir. Seks konusunda uzman bir kadın olduğumdan dolayı sen de beni seçerek hayatının en güzel doğrusunu yaptın ve her zaman en iyi biçimde seksi odluğuma inandın bu sayede benimle sevişecek ve çok fazla eğleneceksin.


kartal escort istanbul escort istanbul escort istanbul escort beylikduzu escort porno seyret istanbul escort sisli escort istanbul escort atakoy escort