Abartıyorsunuz efendim..

Katılım
26 Nis 2007
#1
Abartıyorsunuz efendim

Skandallar ülkesi Türkiye yine müthiş bir skandalla sarsılıyor: Konya Kültür ve Turizm Müdürü Abdüssettar Yarar, geçen Perşembe günü Paris'teki UNESCO Salonu'nda Mevlana'nın 800. doğum yıldönümü münasebetiyle düzenlenen sema gösterisini protokolde izlerken ayakkabılarını çıkarıp koltukta bağdaş kurmuş… Aman Allah'ım!

Yarar'ın önünde bir masa durduğu için bu korkunç manzarayı kimse görmemişti. Neyse ki o esnada protokolde gezinen acar Hürriyet muhabiri olayı yakalayıp fotoğrafladı da, cümle alem skandaldan haberdar oldu.

“Türkiye'nin En Büyük Gazetesi”, şanına yakışan büyük bir hassasiyetle takip ediyor konuyu. Dünkü Hürriyet'te çıkan üç parçalı haberin her parçasının altında ayrı bir imza var. Soner Kavak, “Yeni ayakkabılar ayağımı çok sıktı” başlığı altında skandalın izini sürerken, Esra Kaya Devlet Bakanı Mehmet Aydın'ın ve Muammer Evren de Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay'ın olayla ilgili esef dolu görüşlerini aktardı. Mükemmel bir habercilik! Aferin Hürriyet!

Bana sorsalardı herhalde şöyle derdim: “Mevlana bir dervişti. Bir dervişi anarken, hele dünya hayatının üç kuruşluk karın ağrılarından –mesela protokol fetişizminden- uzaklaşmayı simgeleyen semayı terennüm ederken öyle bürokrat bürokrat oturulmaz, bağdaş kurarak oturulur. Harbiye Okulu'ndaki bir törenden söz etmiyoruz. Kürsüde genelkurmay başkanı konuşmuyor. Protokolde subaylar oturmuyor. Mevlana'nın aziz hatırasına adanmış, tasavvuf kültürüne ve derviş terbiyesine saygı mahiyetinde bir etkinlikten söz ediyoruz. Gavura karışmam, ama Mevlana'yla aynı iklimin çocuklarının böyle bir etkinliği bağdaş kurarak izlemelerini anormal karşılamak anormalliğin dik alasıdır!”

Belki de lafı uzatmadan şöyle derdim: “Çok mu garipsediniz? Gülün geçin! Koca memleketi böyle eften püften bir mevzu ile meşgul etmek ayıp olmuyor mu?”

Ne yazık ki Devlet Bakanı Mehmet Aydın (ki kendisi de 'olay yerinde'ydi), Hürriyet muhabirine “Sizin başka işiniz yok mu kardeşim?” diye sorması gerekirken, olayla ilgili bir sorumluluk taşımadığını uzun uzun anlatma ihtiyacını hissetmiş. Demiş ki: “Doğru bir davranış değil. Ben protokolde kendisine yakın bir yerde oturmuyordum. Hiçbir şey görmedim, görseydim uyarırdım. Toplantıda kalabalık bir davetli topluluğu olması nedeniyle protokol sırası çok uzundu. Abdüssetar Bey'in yakınlarında Konya Valisi oturuyordu. Sağımda solumda başka bakanlar vardı. Toplantı boyunca ve sonrasında bize bu konuyla ilgili intikal eden bir şey olmadı. Paris'ten dönüşte de Konya Valisi Aydın ile aynı uçakla geldik. O da bir şey söylemedi. Herkes olayı Hürriyet'ten görmüştür.”

Pardon, Sayın Bakan; konu neydi? Abdussettar Bey'in, bir masanın arkasında herkesten habersiz kendi halinde bağdaş kurup oturması değil mi? Bir devlet bakanının bu konuda bu kadar teferruatlı bir 'açıklama' yapması biraz komik kaçmıyor mu?

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay'ın açıklamasını daha çok yadırgadım. Şöyle demiş Ertuğrul Bey: “Hürriyet Gazetesi'nde yayınlanan haberi görünce çok üzüldüm, bir kültür müdürümüzün böyle bir davranışta bulunması beni şaşırttı. Sağlık ya da başka hangi nedenle olursa olsun, böyle bir davranışı hoş göremeyiz. Bu, kabul edilemez. Biz hükümet olarak, Türkiye'nin imajını tüm dünyada düzeltmek isterken, bu tür davranışları kabul etmemiz mümkün değildir. Gerçekten üzüldüm. Konuyla ilgili derhal bir araştırma başlattım.”

ARAŞTIRMA mı? Vallahi öyle!

Kendimi zorluyorum, zorluyorum, Sayın Bakan'ın derin üzüntüsünü ve bu konunun takibine atfettiği büyük önemi anlamaya çalışıyorum, empati çabalarının dibini buluyorum, ama, ı-ıh, beceremiyorum…

Mevlana, tasavvuf, dervişlik bu ülkede artık sadece 'turistik bir meta'dan mı ibaret? Kültür hamurumuzda, milli karakterimizde sofilikten / dervişlikten hiç mi eser kalmadı? Bir bardak suda -hatta boş bir bardakta- fırtına koparmayı yadırgayacak kadar da mı dervişmeşrep değiliz artık? Mevlana bu saçma sapan tartışmaya şahit olsaydı “Allahu ma'assabirîn” demez miydi? Abdüssettar Bey'in emdiği süt burnundan getiriliyor; kâğıt üstünde göklere çıkarılan Mevlana hassasiyeti, hoşgörü kültürü bu işin neresinde?

Son söz, Mevlana'dan: “Sofi, saflığı dileyen kişidir. Sofilik, sof elbiseyle, terzilikle, yavaş yavaş yürümekle olmaz.” Günümüzdeki karşılığı: “Tasavvufu ruhsuz bir gösteriye dönüştüreceksiniz, üstelik o gösteriyi kasım kasım kasılarak seyredeceksiniz, sonra da bizim izimizden gittiğinizi iddia edeceksiniz… Gülerim buna!”

Hakan Albayrak/ Yenişafak
 
Katılım
8 Ağu 2007
#2
Ynt: Abartıyorsunuz efendim..

Mevlana, tasavvuf, dervişlik bu ülkede artık sadece 'turistik bir meta'dan mı ibaret? Kültür hamurumuzda, milli karakterimizde sofilikten / dervişlikten hiç mi eser kalmadı? Bir bardak suda -hatta boş bir bardakta- fırtına koparmayı yadırgayacak kadar da mı dervişmeşrep değiliz artık? Mevlana bu saçma sapan tartışmaya şahit olsaydı “Allahu ma'assabirîn” demez miydi?
 

Giriş yap