Acaba klasik yazarlar hep doğru mu söyler?[Tartışma Konusu]

UluğBey

Sükût gibi münzevi, çığlık gibi hür.
Katılım
27 Ara 2005
#1
Bildiğiniz üzere aşılmazlar vardır.Ya da aşılmaz sandıklarımız.Bir Mehmet Kaplan,Tanpınar vardıı bir zamanlar ...Ve şu anda onların söylediklerinden öteye gidemeyen bir nesil var.Onlar kendi bulundukları zaman itibariyle doğru olanı yapmış,olmayanı ,tespit edilmeyebi tespit etmeye gayret etmişlerdi.Birçok konuda yaptıkları çalışmalar ilk olacak mahiyetteydi.Mehmet Kaplanın ölüm yılı 1986.Aradan geçen yıl 20 sene.Bugün hala onların dedikleri konuştukları konuşuluyor edebiyat camiasında.Türkiyenin saygın üniiversitelerinde biri olan Marmara'da da bu fransızca tabirle banal bir şekilde devam etmekte.Derslerde onlar konuşulmakta ,dediklerini tartışmaya kesinlikle müsade edilmemekte...Hatta Yeni Türk Edebiyatı sınavlarında Tanpınar'ın görüş ve düşünceleri öğrencilere satır satır sorulmakta...Bu örnekleri çoğaltabiliriz şüphesiz...

Hulasa bu konuda ne düşünürsünüz desem ne dersiniz?Ne kadar doğru bu uygulamalar?Sizce ismini verdiğim şahsiyetler aşılamaz mı? vb vb vb
 
Katılım
1 Mar 2006
#2
aşılabilir belki ama sanırım bu yolda bizden bir adım daha ilerde olan büyüklerimiz içide bulunduğumuz şu zaman zarfında kendilerine uygun olarak başka ekol şahsiyetler göremiyor demek ki. yine de bu zihni baskının ya da bıktıran ezberci sistemin yerine biraz bizlere de sorma soruşturma fırsatı verilse hiç fena olmaz .
çünkü bazen adminin dediği gibi hakkaten banal geliyor ya.. :KASLI
 
Katılım
25 Şub 2006
#3
aşılabilir belki ama sanırım bu yolda bizden bir adım daha ilerde olan büyüklerimiz içide bulunduğumuz şu zaman zarfında kendilerine uygun olarak başka ekol şahsiyetler göremiyor demek ki.
Cevap basit. Kendileri ekol olmaya çalışsalar ya...
Hadi belki üzerinde zaten çalışma yapılmış bir konuda üstad çalışmış diyerek yeniden çalışma yapmamak dolğal karşılanabilir, o kunu hakkında onun çalışmasında faydalanılabilir belki ama bir ededbiyat tarihi tanımı da Tanpınar'a veya Köprülü'ye göre edebiyat tarihi şudur diyerek öğrenciye dayatılmamalıdır bence de...
Bana öyle geliyor ki bu ekol seçimi bir üniversiteler arası yarış halini de almış gibi, birinin benimsediğine öbürü burun kıvırıyor... Nasıl mı? Adam Erzurum edebiyat mezunuydu..Dedim bize Muharrem Ergin'in kitabından işliyorlar Uygurca'yı..Başladı Muharrem Ergin hakkında atıp tutmaya..Sanki onlara okulda M.Ergin düşmanlığı aşılamışlar...Tabi sadece Ergin'e değil hiç bir araştırmacıya karşı tavır alınmamalı..Bizim yukarıdaki lafımız da Tanpınar'a ya da Köprülü'ye değil aşma çabası olmayanlara...
Neyse aşılamayacak şey yok ama sanki bir saplantı var bu tür konularda...
 

UluğBey

Sükût gibi münzevi, çığlık gibi hür.
Katılım
27 Ara 2005
#4
Bizim yukarıdaki lafımız da Tanpınar'a ya da Köprülü'ye değil aşma çabası olmayanlara...

Evet , tabiki o üstadlar büyük çaba harcamış bir şeyler bırakmışlardır.Ama benim kızdığım nokta ,onların eleştirilmesine müsade edilmemesi,ya beşerdir şaşardır denmemesi.Yani ben pek görmedim bu güne kadar orjinal bir görüş ortaya koyan ,ya da koydular da ben kaçırdım...
 
E
#5
Adı geçen edebiyat otoriteleri, gerçekten bu ilim uğrunda gayret göstermiş şahsiyetlerdir. Elbette çalışmalarından faydalanmak, bizim edebiyata dair ufkumuzun genişlemesi ve edebiyata farklı açılardan bakmamız için önemlidir. Hiçbiri kesinlikle gözardı edilemez. Fakat dediğiniz gibi şu bir gerçek ki şimdiki akademisyenler, edebiyat ilmi uğrunda sınırlı ve sığ bir çalışma yürütmektedirler. Halbuki her alanda olduğu gibi edebiyat ilminde de son diye birşey yoktur ve ilerledikçe uzayan, genişleyen bu yolda, alan hakkında şahsi fikirlerin olmaması gibi birşey sözkonusu dahi olmamalıdır bence. Fakat, tabi ki görmek ve bilmek isteyen göz için bu söylediklerim. Kısaca söylemek gerekirse, edebi şahsiyetler, bizim aklımıza yeni soru işaretleri bırakmaktadır ve işte bu soru işaretleri bizim edebiyat hakkında "fikir" edinebilmemize vesile olmaktadırlar. Bu bir zincirdir dolayısıyla; ve bu zincirin son halkası diye birşey de yoktur. Yani her ortamda dile getirmeye çalışalım fikirlerimizi.
 
Katılım
22 Haz 2006
#6
Tabiki klasik yazarlar hep doğruyu söyleyecek gibi bir kaide yok. Onları ilahi olarak görüp toz kondurmamak, her dediklerine "Bu doğrudur." demek çok saçma. Her insanın yanılma payı vardır. Her şeyi düşünüp tartmak sonra karara varmak gerekir.
 

bluewolf

Sükût gibi münzevi, çığlık gibi hürsünüz.
Katılım
3 Şub 2006
#7
Hadi belki üzerinde zaten çalışma yapılmış bir konuda üstad çalışmış diyerek yeniden çalışma yapmamak dolğal karşılanabilir,
bu durum bu konudaki eserlerin azalmasına yol açar neden dünyada herkes farklı olduğu gibi ortaya çıkacak eserlerde farklı olacaktır.faydalanmak isteyenlerede farklı alternatifler sağlayacaktır.onların aşılamayacağını söylemek ve mutlak onların söylediği doğrudur gibi görüşler yetişen yeni yeteneklerin körelmesine neden olur.
 
L

leb_lebi

#8
Tüm bunların ışığında belki şunu da söylemekte yarar var:Söylenilenlerin dolayısıyla şahsiyetllerin ciddiye alınması ve onların klasik olarak kabul edilmesi için , ömürlerinin sonunu bekleriz biz camia ya da ülke olarak...Elbette adı geçen insanların emeği inkar edilemez,ama eminim onlar da hayattayken ekol ya da klasik olduklarının farkında değildiler...
Bu elbetteki onayladığımız bir tutum değil...Ama bizde ciddiye alınmak için,bedenin dünyadan göçü gereklidir... :yuh
Tanık olamamama rağmen,ben bir yerlerde birilerinin ölmeden de çalışmalarının ciddiye alınacağını biliyorum...Ya da belki fazlaca ümit ediyorum....
 
C

cengaver

#9
[align=right]Yukarıdaki bütün görüşlerin ortak noktası sanırım Tanpınar'ın Köprülü'nün veya Mehmet Kaplan'ın ve benzeri şahsiyetlerin çalışmalarının edebiyatımız açısından ne derece büyük olduğu su götürmez bir gerçek..ancak ben affınıza sığınarak bu şahıslar hakkında üstad diye söz edemeyeceğim.Örneğin;bir sene boyunca iki ayrı derste en derin özelliklerine kadar işlediğimiz değerli Tevfik Fikret'in tek bir mısrasını dahi 'bunu beni çok etkiledi' diyebileceğim eserini bulamadım veya şu çalışmasıyla edebiyatımızda çığır aşmış dedirtecek bir ağırlığını göremedim...Bence bazıları dayatmadan öte değil..kısaca edebiyatta ekol olmak yanlış yapmamak veya kusursuz olmak demek değil..Karamsarlığa gerek yok,ben çok yakınımda geleceğin ekollerini görür gibi oluyorum...iyimser değil gayet gerçekçiyim ..[/align]
 
Katılım
13 May 2006
#10
Ya ben de affınıza sığınarak Cengaver'in belirttiği esas hususa imzamı atıyorum:)) Ben de bir senedir dev şair diye bahsedilen Tevfik Fikret'te bırak devliği malum devliğin gölgesine bile rastlayamadım. Üzgünüm ama böyle düşünüyorum. Ben mi birşeyler kaçırıyorum (ya da arkadaşlarımı da dahil ederek) "kaçırıyoruz" diye düşünüyorduk ama Cengaver'den sonra bu "-z"nin daha birçok kişiyi içine aldığını anladım. Ama gene de ciddi şahsiyetlerin bu şairi büyültmesinde birşeyler vardır herhalde diye bir düşünceyi kafamdan silemiyorum, belki de silmek istemiyorum. İnşallah yine de biz göremiyoruzdur yaa! Yanılmak istediğim konulardan biri gerçekten bu...

Asıl başlık konusu (edb. araştırmacıları) hususunda ise, ben de bu "aşılamamazlık" durumunun kesinlikle günümüz akademisyenleri tarafından yaratıldığını, dayatıldığını düşünüyorum. Bir de x araştırmacıya, y araştırmacıya göre yorum istemiyorlar mı... Dayatmanın alası işte...

Bu konuyu hocalarımızdan biriyle konuşma fırsatını bulmuştum ve sebebini sormuştum. O da sebep olarak herşeyden önce ilk araştırmaların onlar tarafından yapıldığını, pınarbaşlarının tutulduğunu, geriye pek birşey kalmadığını söylemişti. Ek olarak da ilk oldukları için herkes tarafından kabul edilmelerinin kolaylığından, yaşayan akademisyenlerin birinin ekol olarak kabul görülmemesini ise insanın tabiatındaki "kıskançlık"a da bağlamıştı biraz. İnsanın belli bir dereceden sonra "en iyi benim" ya da "ben varken neden o? onun benden fazlası ne ki? " gibi düşüncelere kapıldığından bahsetmişti. Tabi ki bazılarının "benden önce x gelir" dediğini ancak bu x'in herkes tarafından kabul edilmemesinin onu ekol şahsiyet tahtına oturtamadığı yönünde bir yorumda bulunmuştu.

Siz bu yorum hakkında ne düşünürsünüz bilmem ama ben : :BRAVOO
 
Katılım
20 Tem 2006
#11
Klasik yazarların görüş ve düşüncelerinin öğrencilere sorulması tahminimce onların bakış açılarının bir önem arzetmeleri, yaşadıkları zamanın düşüncesini bir ölçüde yansıtmaları, en önemlisi insana bir bakış açısı kazandırması; en önemlisi düşüncesinini geliştirmesi. Satır satır da sorulmalı, ama sadece satır satır sorulmasının sebebi herhalde öğrencilerden ve öğretmenlerden kaynaklanıyor.
Ne yazıkki adam kıtlığı içinde önemli sayılabilecek kişilerin adlarının anılmamasında ideolojik bir maksat da var (en azından benim dışarıdan tesbitim bu).
Tanpınar'ın Yaşadığım Gibi isimli gazete yazılarını, Abdullah Efendi'nin Rüyaları isimli ilk öykü kitaplarndan birini okumuştum onlar sayılmayacağından hakkında bir şey söyleyemeyeceğim. M.Kaplan'ın ise Tip Tahlilleri ve Kültür ve Dil isimli kitaplarını okumuştum. Bence dersine iyi çalışmış, ama sadece dersine iyi çalışmış bir kişinin yapabileceklerinin üstüne çıkamamış. Ufkumu açan edebiyata yeni bir açıdan bakmamı sağlayacak bir yazısını göremedim. Elbette onun da bir önemi vardır. Kaplan'ın üniversitelere sokulmaması, ondan sonra üstüne çıkabilecek en azından yerini alabilecek bir öğretim görevlisinin dahi adının duyulmaması üzücü (en azından ben duymadım :DUSUNME ).
Avrupa'da, Amerika'da öğretim görevlileri verdikleri eserlere göre değerlendiriliyor, eğer ürün veremezse, derslerde de aktif değillerse işten ayrılmak zorunda dahi kalıyorlar. Üniversiteler, kendilerine değer kazandıracak, isimlerini saygınlaştıracak profesörlerin peşinde koşuyorlar. Türkiye'de ise profesörlük makamına eriştikten sonra emekliliğe kadar maaş alacakları garanti olduğundan, yani hayatları kurtulduğundan araştırma yapma istekleri kalmıyor, kitap okumuyorlar. Eh bu durum öğrencilere karşı davranışlarına da yansıyor.
 
Katılım
30 Tem 2006
#12
Edebiyatı ve felsefeyi öteki bilimlerden ayıran nokta; sorulara kesin cevaplar bulması değil, yüzde yüz kesinliği olmayan yorumlar yapmasıdır. Her klasik edebiyatçının söylediğinin yüzde yüz doğru olduğunu savunmak bizim eksikliğimiz...
 
Katılım
29 Eki 2006
#14
susturulması planlanan gençlik için,
en başından yürünecek patikanın zorunlu istikametidir bu.
ki sansür gerektirecek fikirlerin peydah etmesinin de önüne geçilsin.
tek adımda yaptırım ve de önlem.
akıllıca..(!)
 
Katılım
3 Ara 2006
#15
feryal' Alıntı:
Tabiki klasik yazarlar hep doğruyu söyleyecek gibi bir kaide yok. Onları ilahi olarak görüp toz kondurmamak, her dediklerine "Bu doğrudur." demek çok saçma. Her insanın yanılma payı vardır. Her şeyi düşünüp tartmak sonra karara varmak gerekir.
arkadas çok güzel demiş !!! Burdan onu kutluyorum:D
 

UluğBey

Sükût gibi münzevi, çığlık gibi hür.
Katılım
27 Ara 2005
#16
mesela' Alıntı:
Avrupa'da, Amerika'da öğretim görevlileri verdikleri eserlere göre değerlendiriliyor, eğer ürün veremezse, derslerde de aktif değillerse işten ayrılmak zorunda dahi kalıyorlar. Üniversiteler, kendilerine değer kazandıracak, isimlerini saygınlaştıracak profesörlerin peşinde koşuyorlar. Türkiye'de ise profesörlük makamına eriştikten sonra emekliliğe kadar maaş alacakları garanti olduğundan, yani hayatları kurtulduğundan araştırma yapma istekleri kalmıyor, kitap okumuyorlar. Eh bu durum öğrencilere karşı davranışlarına da yansıyor.
:DUSUNME Gerçekten doğruluk payı yüksek bu düşüncenin.Ama şöyle bir durum sözkonusu.Bizim üniversitelerimizde ,hocalara çalışmak için gerekli destek verilmiyor ve imkanlar oluşturulmuyor.Nitekim bir prof.haftada 30 saat derse giriyor.Avrupada ise bir prof haftada 10 saat ders veriyor,diğer zamanlarda ise akademik çalışmalarını yürütüyor.Dolayısıyla öğretim görevlileriyle de sınırlı değil durum.Baştan başa sistemle alakalı bence.Bunun düzelmesi de seneler alacaktır.
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 0)

Giriş yap