Tadımlık

Akşam Kızıllığında Tutkular

akocer

Kalem, kelimelerle dokunur yüreklere...
07/06/2009
Akşam kızıllığı!.. Karanlık geceye tutkularını gömenlerin ikindi serinliği..
Ah bu kızıllık!
Hayalleri Kaf dağına yükselenlerin, gözlerini ufka mıhlayan Mecnunların ve meczupların biricik vakti!.. Gecenin seheri ve âb-ı hayat ikliminin biricik kaynağı. Karanlığın, karanlıkta kalplerini sevda pınarında yıkayan ve ay ışığına asarak saman yolunda gezinenlerin vakt-i evveli...

Akşam kızıllığı diyorum .. Martı seslerinin, akşam seferinden dönen vapur seslerine karıştığı ayrılık vakti.. belki de gecenin, kalpleri yıllar ötesine götüren vaktin giriş kapısı. Zira, geceye nefes nefes komşu olanlar, Hızır’ı bu vaktin başında beklerler, bu vaktin seyr ufkunda, beyaz at üstünde. Kutlu haberci güvercinler, hasret yüklü dost nefesi getirir akşam kızıllığında..

Yorgunluğu omuzlarında taşıyan her akşam, doğuşun ve batışın muhasebesiyle gezinir gönüllerde. Anlayan, kevser ırmaklarında kendilerini yıkayarak yenileyenlerin yüreklerinde.. O yüreklerin bereketli sahipleri, kimsesiz bir dağın yamacında, bir ikindi serinliği, dev bir kayanın ucunda; acıyarak seyreder bulanıklığın ve nifakın dostu olan insanları...

İşte kızıllık, tatlı vecdiyle mü’minin kalbini ikiye bölen akşamın seher sarhoşluğu. Bu vakti o kadar çok düşündü ki zavallı kalbim; sanki insanların, yalancı saltanatlarını ve mukavvadan piramitlerini saklayarak zamana kustuklarını gördü gözlerim.

Umut Kervanının Biricik Habercisi!.
Beynini ve kalbini midesine rapteden yüzlerce, binlerce zavallının arasında korkunç bir hayatı yudumluyorsun. Belki ruhunun uğrak yeri olan ÇÖL, sıcak kasırgaların ikliminde yakıp kavuruyor özünü, kutlu benliğini... Anlıyorum seni. Nasıl anlamam ki, yıllarca komşu kaldı ruhum ve umutlarım sana. Nasıl anlamam ki? Nedenleri, niçinleri sorarak büyürdü ellerin avuçlarımda.

Bülbülün ve gülün, seher vakti ötmesini ve açmasını bildiren sabâ yelini beklemelisin, ruhunun biricik Medinesinde... Ve yeniden kuşanmalısın baharı. Sözlerin ve bakışların yürekleri dirilten bir cemre oluncaya kadar.

Kalbinde mayalanmalısın Cân, kalbinde ve ruhunda.. Kanayan gülün rengi gibi ruhlarını teslim edip vücutlarını toprağa bırakanları Türkmen Yunus’un, Mevlânâ’nın ve bir nice hakikat erenlerinin tefekkürüyle düşünmeli ve özüne dönmelisin. Belki de bütün bunlar, Hüda’nın sana bırakmış olduğu Vuslat Ağacını gönül pınarından mahrum bırakmandan.. Belki de Rabbinin tevbe ve duâ kapısını nankörce terketmenden. belki..

Düşünmelisin Bahar Muştusu!
Yarasaların, akreplerin, karayılanların ve baykuşların istilâsına uğramış kalbinin ülkesi.. Rüzgâr artık o eski lisanıyla konuşmuyor. Ormanlarında kuşlar susmuş, asırlık çamların dalları arasında tabiatın yoksulluğu geziniyor.. Kanaryalar, güvercinler, küçük gölün ördekleri ve evini sırtında taşıyan mütevazı ürkek kablumbağalar, bir bir terk etmişler ruhunun biricik kaynağı yeşillikler ülkesini.. Çünkü dondurucu, azgın bir kış hüküm sürüyor hâlâ senin diyârında...

Akşam kızıllığında başlar umutlar. Ve akşam kızıllığında kollar mü’min hedefini.. Grubun kızıllığında, gün batımı yollara gölgeler düştüğünde, kargalara, akbabalara ve baykuşlara karşı durur. Bu duruş ve bekleyiş; bir dirilişin kutlu öyküsünden haberler yüklüdür..

Akşam kızıllığında tutkularla yıkanır zaman ve kalpler yeniden, yeni baştan dirilir.. Ve mü’min kıyâm için yenilenir, Yürek devletiyle dirilir...

A. Koçer
 
Son düzenleme:

Benzer konular

Bu içeriği görüntüleyen kullanıcılar (Kullanıcı: 0, Ziyaretçi: 1)

Üst Alt