Artık Eylül Güzelim

Katılım
27 Mar 2006
#1
ARTıK eYLüL GüZeLiM...




Yağdı yağacak yağmur havalarında, üzüldüm mü nasıl üzülürüm, umutlandım mı nasıl sevinirim, bilemezsin.
***
Şimdi üzgünüm...
Son yapraklarını da rüzgara teslim etmek üzere olan çırılçıplak bir ağaç gibi, rengimden ve neşemden eser yok...
Yalnızım...
Biliyorum; bunu ben yapıyorum.
Ama elimde değil.
Benim baktığım yerden hayat böyle gözüküyor ve başka bir açıdan bakmaya gücüm yok!
Zamana teslimim...
Gündüz vakti, perdeleri kapalı bir odada aydınlık arayan adamım...
Işık dışarıda...
Korkuyorum...
Bu korkuyla, kendi karanlığıma sığınmak, hüzünden ibaret...
Hüzün...
Hüzün ki, baştan çıkarır...
Hüzün; iskeleye bağlı geminin halatlarını zorlayan arsız rüzgar...
Koparsa ne olur?
Bu, düşünülecek bir şey değildir...
Bir yanım iskeleye çarparken ve bir yanım ufka arzulu...
Bu, düşünülecek bir şey değildir...
Hüzün; kopsun inceldiği yerdene giden tehlikeli bir yoldur çünkü...
Çünkü hüzün, şuuru koynuna alır ve masumca uyutur...
***
Yağdı yağacak yağmur havalarında, üzüldüm mü nasıl üzülürüm, umutlandım mı nasıl sevinirim, bilemezsin.
Belki bu gelen yağmur, benden kalan artıkları temizleyecek ve bana ?vaktin doldu, artık geç oldu? diyecek...
Belki de bu yağmur, birkaç umut parçamı besleyip büyütecek, ?son nefesten önceki her nefes, başlamasını bilene ilk nefes? diyecek...
***
Benim eylül'üm, işte böyle güzelim...

hüzün güzelim...

Murat Basaran...
 
Katılım
28 Eki 2006
#2
Ynt: Artık Eylül Güzelim

...
Kalana taze baharlar lazım
Gidene biraz yürek
Ve her EYLÜLe başka yağmur!!!
...
 
Katılım
30 Ağu 2007
#3
Ynt: Artık Eylül Güzelim

Bak mevsim yine sonbahar, aylardan eylül
Yaprak dökümünde zaman...
Koparılıyorlar bir bir dallarından
Ayrılıyor, ayrılıyorlar birer birer
Ve...
Her rüzgâr esişte ayrı ayrı savruluyorlar
Tüy gibi, köşe bucak
Kaldırım taşları artık yalnız değil
Alı, sarısı, yeşiliyle kaplıyor şimdi
Güneşin ışıkları, sokak lâmbaları
Renk renk, gözleri kamaştırıyor baktıkça...
Öylesine güzellikler var ki içlerinde

Güler Açıkgöz Başar

Görmesini bilen gözlere...
Bazen kızılı daha kızıl görür
Sarısı sapsarı sarar benlikleri
Yakar, yakar, yakar... İçten içe
Beni...
Seni...
Onu...
Hepimizi.
 
Katılım
28 Eki 2006
#4
Ynt: Artık Eylül Güzelim

Eylül Rübai / Murathan Mungan

eylüle girdim eylüle girdim
her ömrün bir eylülü vardır
onca yaşadım
şimdi bildim...
 
Katılım
30 Ağu 2007
#5
Ynt: Artık Eylül Güzelim

BEN EYLÜL SEN HAZİRAN

Bir eylüldü başlayan içimde
Ağaçlar dökmüştü yapraklarını
Çimenler sararmıştı
Rengi solmuştu tüm çiçeklerin
Gökyüzünü kara bulutlar sarmıştı
Katar gidiyordu kuşlar uzaklara
Deli deli esiyordu rüzgar
Dağılmıştı yazdan kalan ne varsa
Yaşanmamış bir mevsim gibiydi bahar

Neydi o bir zamanlar
Sevmişliğim, sevilmişliğim
O heyheyler, o delişmenlikler neydi
Ne bu kadere boyun eğmişliğim
Ne bu acıdan korlaşan yürek
Ne bu kurumuş nehir; gözyaşım
Önümdeki diz boyu karanlıklar da ne
Ne bu ardımdaki kül yığını; elli yaşım

Beni kötü yakaladın haziran
Gamlı, yıkık eylül sonuma
Bir ilk yaz tazeliği getirdin
Masmavi göğünle
Cana can katan güneşinle
Pırıl pırıl engin denizinle girdin içime
Çiçekler açtı dokunduğun
Çimler büyüdü yürüdüğün
Ve güller katmer oldu güldüğün yerde

Başımda senin kuşların kanat çırpıyor şimdi
Oldurduğun yemişlerin ağırlığından
Dallarım yere değiyor
Güneşi batmadan saçlarının
Bir dolunay doğuyor bakışlarından
Gün boyu senden bir meltem esiyor yanan alnıma
Uykusuz gecelerim seninle apaydınlık
Başım dönüyor, of başım dönüyor yaşamaktan
Ölebilirim artık

Ölme diyorsan; gitme kal öyleyse
Sarıl sımsıkı, tenim ol, beni bırakma
Baksana; parmak uçlarım ateş
Lavlar fışkırıyor göz bebeklerimden
Hadi gel, tut ellerimi, benimle yan
Benimle meydan oku her çaresizliğe
Benimle uyu, benimle uyan
Birlikte varalım on üçüncü aylara

ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN
 
Katılım
23 May 2007
#7
Ynt: Artık Eylül Güzelim

eylül su omrumde hüznu buldugum aydır.
bu eylul kendıme soz gecırme konusunda daha bır ustayım sankı
 
Katılım
28 Eki 2006
#8
Ynt: Artık Eylül Güzelim

EYLÜL........1


Eylülde bu yıl, bir sarı hüzzam bestesi gizli,

Ey hatıralar, nerdesiniz, güz mevsimi geldi.



Körfezde batan gün gibi mahzun, ben gibi içli,

Ey hatıralar, nerdesiniz, göç mevsimi geldi.



Sahilde melaliyle gezen gölgen de silindi,

İsyan ediyor sözlerime, mazi bile şimdi.



Körfezde doğan gün gibi yorgun, ben gibi içli,

Ey hatıralar, nerdesiniz, göç mevsimi geldi....



Ceyda Görk 09.09.1999







EYLÜL.......2



Mazide bir Eylüldü , hazan bahçelerinde,

Gizlerdi yüzün, aşkı hüzün gölgelerinde.



Hicranlı sesin, içli gönül bestelerinde,

Titrerdi içim, seni, ah..her dinleyişimde.



Yok şimdi nefes, bahçede, bülbülde, ne gülde,

Hasret çoğalır, ömrümün eksildiği yerde.



Asude bir Eylül, sönüyor, son emelim de,

Sevginden uzak bir gecenin gölgelerinde.....



Ceyda Görk 12.09.1999







EYLÜL........3



Asude bir Eylül gecesi, güller içinde,

Bir eski hazan bahçesi özler gibi gönlüm.



Sevdalı sesinden süzülen hüzne bürünmüş,

Bir eski zaman bestesi ister yine gönlüm.



Hülya dolu gözlerdeki esrara dalıp ta,

Körfezde gurub etmeyi düşler yine gönlüm.



Bir hayli zaman öncesi yıllar gibi sakin,

Bir eski hazan bahçesi özler yine gönlüm...



Ceyda Görk 21.09.1999
 
Katılım
28 Eki 2006
#9
Ynt: Artık Eylül Güzelim




Eylülden Kalma

Bu terkedişler eylülden kalma
Bu hüzün,bu yalnızlığa alışkanlığım da
Eylülden kalma..

Deli sevdalarım için dökülen yaşlarda
Eylül yağmurlarına özendiğimden.
Her terkedişten,her vazgeçişten
Her kaybedişten sonra
Kendimden geçişlerim,yok olma isteklerim
Eylülde solan yapraklardan miras bana..

Bu tatlı tebessümlerim
Vuslat zamanlarım.
Baharın son zamanları,yazın son anları işte..
Bir çocuğun okula başlarken,
İlk sırasına,ilk sınıfına gideceği günkü
Korkak heyecanı da yine eylülün yüzünden..

Bu deli cesaretim,bu göçebeliğim
Eylül rüzgarlarının savurganlığından
Sonbaharda göç eden kuşlar gibiyim.
Ait değilim hiçbir yere
Belli belirsiz mekanlara misafirim sadece..
Bu koskocaman ölüm özlemi de eylülden
Açtıkları halde solan çiçeklere özendiğimden...

06/07/2006 Gebze

Özlem Kemal
 
Katılım
28 Eki 2006
#10
Ynt: Artık Eylül Güzelim

EYLÜL-Ü İSTANBUL


Yalnızlığın dile gelir de suçlarsın güzelim Eylül’ü
ayrılıklardan zayıf düşüp
Ayrılıklar Eylül’ü seçiyorsa Eylül ne yapsın? !

Denizin orta yerinden iki parçaya ayırdığı bir kentte doğmuşsun sen
henüz ben dünyaya gelmemişken
Kentine ilk gelişimde yedimi bitirmemiştim daha
Bir vapur hatırlıyorum
zira ondan da öte ne çok korktuğumu hareket edince
Vapur da korku gibi ilk kez girmişti hayatıma
Biliyor musun şimdi anlıyorum
o sevdiğim martının gözlerindekinin sen olduğunu
O uzak kent senden öte yüreğimi barındırıyormuş içinde
şimdi öyle yakın kendine
Ne garip değil mi
İlk korkumu yaşatan kent
ilk sevişimi saklayan kentmiş ellerinde...

Artık yolun yarısına dayamışım sırtımı
o uzak kentin hayalini kurup tutunuyorum düşüme
Haydarpaşa’dan gözlerime çarpmasıyla irkiliyorum Kadıköy sahilinin
Doluveriyorum maviyle ürperip
Bir bankta oturur buluyorum kendimi sonra
yüreğim yanımda sımsıkı
Gecem kavuşuyor gündüzüne...

İlk defa inanmaya başlıyordun biliyorum
aşksız bir hayat istemediğine
Altın bir aşk oku da senin için çıkarmıştı sanki Eros sadağından
Ve bir atışla delmişti kalbinin zırhını işte
Oysa sen
Alışmaya bile başlamıştın neredeyse
maşuk olmadan aşık olmaya belki de

(Y) akan hasretimdi ölü bedeninin damarlarında
Sense ha bire yıldızlar adıyordun
hayat veren gülüşümü bir kez daha görebilmek/duyabilmek adına
O kara bulutlar arasından doğmadıkça ben
O kent hep yağmurlu olacaktı biliyordun
Yağmurlarla bir düşerdim çünkü hep aklına
Ve kahretsin(!)
çok yağmur yağıyordu İstanbul’a...

“kül vadisinde açan iri yapraklı papatyam”
böyle derdin sen
Bense kaçırır dururdum
o Mayıs yeşilinde Eylül rüzgarı ellerimi utancımdan
Şimdi her sokağın sonunda denizi arıyor gözlerim
ve yazık ki hep duvarlara çarpıyor minik bedenim...

İstiklal Caddesi...
Her zaman kalabalıktır bilirim
Boğar üzerine üzerine gelen insan denizi insanı
Ama beraberken bomboş kalırdı hep
tek gördüğün yıldız çalan gözlerim olurdu
tek duyduğunsa sesimin o dinlemeye doyamadığın eşsiz müziği...

Bostancı Sahili...
Yalnızken huzur bulmak için giderdin hep oraya
Dalga şırıltılarına bırakıp kendini hayaller kurardın bazen
anlatırdın bana
Bazen kitap okurdun oturup bir kayanın üzerine
Bazen de koşuya çıkardın sabah serinliğinde sahil boyunca
Kimseyle paylaşmaya kıyamazdın Bostancı Sahili’ni biliyorum
Ama ben...
Kimse değildim/her şeyindim/her şey bendim/her şeyin bendim
sen hep böyle derdin
Başım dizlerinin güvencesinde
Dinlendirirken yorgun bedenimi
Sen saçlarımı okşarken
Avuç içlerimi öperdin/incir kuşu gibi narin ellerinin içlerini
Zamanı durdurmak isterdin her seferinde
onun içinden akıp geçmek sonra usulca...

Heybeliada...
Yeşille mavinin seviştiği
faytonların aşıkları taşıdığı o Marmara adası
Çiçeklerin renkleri daha bir canlı
İnsanları daha bir güleç
Martıların sesleri daha bir güzel gelirdi kulaklarımıza beraberken
çığlık çığlık
Deniz daha bir mavi
Ağaçlar daha bir yeşil
Ve sen...
İşte tam orada çalmıştın benden
çöl meltemi misali yüreğini serinleten buseleri...

Sen İstanbul’u seçtin sevgili
Bense Eylül’lüğümle kaldım
Korkma(!)
Her Eylül’ü İstanbul’da yaşarım ben
Sense İstanbul’da her daim Eylül’ü...

Sevcan KOYUNCU/Ankara 2005



-(İstanbul ve Eylül :'( :'( :'()
 
Katılım
27 Mar 2006
#12
Ynt: Artık Eylül Güzelim

Eylül... Fersude sonbaharların giriş kapısı... İlk yaz rüzgârından alınmış bir hızla savrulan düşüncelerin, hoyrat hayallerin ve avare zamanların yorgunluğu, kırgınlığı, pejmürdeliği içinde yeniden derlenip toparlanması gereken hayatın rengi... Ve yeniden başlamanın yorgun ritmini hatırlatan yağmurlar... Bölük pörçük hatıralar, kırık dökük sevinçler... Şiir kılığında gelen acı...

Eylül işte; nâm-ı diğer, hüzün...

Eylül... Her şair için ayrı bir Leyla; kurşunî gelinlikler giyinip de gelen... Dilemmaların çıldırtıcı sükunu bir yanda; ve bir yanda sislerin ve buğuların ardından sökün edip yürümüş sancıların ilhamı... Katar katar uzaklaşan kuşların kanatlarına yüklenen son arzular kadar umutsuz ve beklenesi...

Eylül işte; nâm-ı diğer, pişmanlık...

Bilmiyorum, siz bu yazıyı okurken yağmur yağıyor olacak mı?.. Belki yapraklar savruluyordur şimdi bulunduğunuz şehirde; belki sular kararıyordur yavaş yavaş... Altın kızılı bir gurubun soyunmuş dalında çifte kumruları seyrediyorsunuz belki de... Bir sanatoryum bahçesinde gezinen uzun saçlı, zayıf ve genç iki kaderdaştır belki ikindiler ve yağmurlar... Belki sizin kentin huzurludur akşamları, belki de alaca düşmüş gecenin bir yüzünde siyah tırnaklarını ruhunuza geçirmeye çalışan ifritler dolaşır...

Eylül işte; nâm-ı diğer melal...

Tenha yollar, aşınmış günler, hayata dar gelen arzular ve kanadı kırık kuşlar... Tabiatın birden uyanıp gerçeği gören yüzü... Kıymeti bilinmeyen lezzetin çamurlara bulaşmış sarı bir acılık tarafından istilasına karşı şaşkınlık... Acıların beyhude, sevinçlerin zavallı, mutlulukların fanî olduğunu anlamanın dehşeti...

Eylül işte; nâm-ı diğer, ölümün rengi...

Eylül... Yaşanmamış mevsimlerin en gerçeği... Uçuk benizli koşuşturmacalar, yeniden kurulan defter kitap pazarı... Eski okul çantasına kalem yerine ancak gözyaşını koyarak okula giden minik adımlar... Yoksul mahallelerde gitgide çamurlanacak karanlık sokaklar... Camlara mıhlanıp 70 yıllık muhteşem bir sükût ile yolları seyreden kırçıl hatıralar... Ciğer paresini okula eksik kitapla gönderen annenin yüreğindeki çizik... Para etse canını da verir ama...

Eylül işte; nâm-ı diğer, acı..
 
S

SERTER

#13
Ynt: Artık Eylül Güzelim

atlanılmış bir detay var...
trenler tren istasyonları tren yolları...
hep birini kavuştamak gayretinde telaşlı ötekine...
yada hiç gelmeycek hissi verecek kadar tehirli...
anadoluyu karış karış geçtikçe bu eski makine
bir hüzün taşırki istasyonlara zehirden zehirli
 
Katılım
27 Mar 2006
#14
Ynt: Artık Eylül Güzelim

Bugün penceremden gökyüzüne bakınca eylül geldi aklıma..

Yağmur yağıyor, sanki, yere düşen son bakışını sele vermek ister gibi.
Bulutlar kül rengi, sanki, kor olan yüreğimin son demleri gibi
Bacalar tütüyor her evden, sanki, bırakıp giderken duman misali kaybolduğun gibi...

Artık nisan,nam-ı diğer “yalancı” bahar…
 
Katılım
13 Nis 2008
#15
Ynt: Artık Eylül Güzelim

"Artık nisan,nam-ı diğer “yalancı” bahar…" Çok güzel! küresel ısınmayı da getiriyor insanın aklına. Bu güzel cümlelere pek uymadı ama mevsimlerin eski özelliklerini yitirmesi böyle düşünmeme sebep oldu.
 

terk-i diyar

"aziz misafirim"
Katılım
17 Şub 2008
#16
Ynt: Artık Eylül Güzelim

artık eylül...
tek tek dökülür yapraklarım
içimin üşümesine aldırmadan
tek nefeste döker de bırakır bir başıma...
yabancı yüzlerle öylece...
bahar ne zaman gelir bilinmez...
yada eylül biter mi ki?
 

terk-i diyar

"aziz misafirim"
Katılım
17 Şub 2008
#17
Ynt: Artık Eylül Güzelim

Sonbahar, hüzün yanımız...

Sonbaharla hüzün dolu her yanımız...
Sonbahar yağan yağmurlara karışık duâmız...
Sonbahar, seferdir; çoğu kez adını arayan yüreklere...
Arnavut kaldırımlarında çoğalan adımlarımıza yoldaş...

Sessizce kulağımıza sırlar fısıldayan İstanbul'un diğer adıdır...

Sonbahar!..
Hayatta her şey aynadır ya yüreğimize...

Hiçbir şey içimizin yankısı değildir sonbahar kadar...
Kızkulesi seslenir sahil boylarında buldukça yüreğinizi!..
"-Kendini nerede bulacaksın?" diye sorunca...

Sil gözlerini ve tebessüm et!..
Nebevî rüzgar, sonbaharın hüznündedir...

“Ben sonbaharım, ben sonbahardayım!.." de!..
Ve martı sesleri çoğaldıkça ardından,

sessizce yürüyüp geç adımlarını dinleyen kaldırımlardan...

Sonbahar... Hüzün yanımız...

Sonbaharla hüzün dolu her yanımız...
(Şebnem dergisinden)
 
Katılım
13 Nis 2008
#18
Ynt: Artık Eylül Güzelim

terk-i diyar' Alıntı:
artık eylül...
tek tek dökülür yapraklarım
içimin üşümesine aldırmadan
tek nefeste döker de bırakır bir başıma...
yabancı yüzlerle öylece...
bahar ne zaman gelir bilinmez...
yada eylül biter mi ki?


çok güzel bir sonbahar anlatımı... Emeğinize ve yüreğinize sağlık ... Merak ediyorum siz nisanı nasıl anlatırsınız acaba? Anlattınız da ben mi kaçırdım yoksa?
 
Katılım
12 Şub 2006
#19
Ynt: Artık Eylül Güzelim

Yitik aşkların anası eylüle dair

Eylüle ne kadar da benziyorsun


Kör bıçaklar kesti soluğumuzu
Nefessiz yürüdük
Aşkın patikalarında
Yılan ağzına atılıydı tüm sevdalar
Atmaca vurgunu kuşlar gibiydik

Eylüldü
Gül dökümüydü
Sular ortasında
Bir dağ yangınıydı düşlerim
Sen yitik bir şiir

Eylüldü
Soluksuz
Titrek
Ve aysız
Düş yitimi gecelerdi
Zehirdi-zemberekti
Mavi kuşlar yağardı avluya
Dökülen gözbebekleriyle
Ve birden çığlıklanırdı gece
Sen hep susardın

Eylüldü
Çürük gül kuruları yağdı saçlarıma
Hüzünlü tüm şiirlerin kapısında durdum
Gözlerimi vurdum
Üşüdüm
Ve açıldı
Hüzün şiirlerinin tüm kapıları
Solgun dizelere uzandım-kaldım
Kederli tüm şiirlerin
İmgesiyim artık
Hangi dilde okunsam
Eylül renginde bir acı
Eylül renginde ayrılıklar

Eylüle ne kadar da benziyor gözlerin
Saçın
Yüzün
Ellerin

Eylül diyorum
Dizginsiz kanıyorum
Usuldan bir kar örtüyor düşlerimi
Gittikçe üşüyorum
Eylül
İçli bir hüzün
Ölü kuşlar zamanı
Bir yitik şiir

Yitik bir şiire ne kadar da benziyor gözlerin
Saçın
Yüzün
Ellerin

Şimdi zamanın her anı eylül
Bir siyah abluka
Şahlanan efkar dağlarımın eteklerin(d) e
gün gün ölü kuşlar açıyor
gül yerine

Baharsa kendini vurmuş ne acı...

Hatırla
Her ağustos sıcağında
Kavruk kumsallara akardı
Saçlarındaki nehir
Çocuklar gibiydik
Her akşam ayrılığı
Yüzyıllık bir hasreti yüklerdi
gözlerimize..

Eylülden ne kadar da uzaktı gözlerin
Saçın
Yüzün
Ellerin

Şimdi gözlerin
O çok uzağında olduğum
Yeni bir sahil kentinde
Bir şairin trajedisine dair
Nemlidir belki
........

Şimdi çocuklar gelse
Çocuklaşsan yeniden
Ve dağılsa bu eylül ablukası
Yıldızlansa avlu
Kuşlar yeniden kuşansa gözbebeklerini
Esmerliğn yağsa saçlarıma
Çürük gül kuruları savrulsa
Kekik koksa hücrem

Hücreme bahar gelse...

Aliyar Nihan
 
Katılım
27 Mar 2006
#20
Ynt: Artık Eylül Güzelim

Eylülüm, yapraklarımı döktün,
Önce toprakla buluşturup, beni hatırlattın bana!
Sadece toprak ve suydum aslında...
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 1)

Giriş yap