Âşık edebiyatı Hakkında ...

Katılım
8 Mar 2007
#1
Halk edebiyatının aşık adı verilen halk sanatçılarının ürünlerinden oluşan ve 16’ncı yüzyılın başlarında ortaya çıkan "aşık edebiyatı" türünde ise söz ve müzik birbirini tamamlayan iki unsurdur. Günümüzde varlıklarını sürdüren aşıklar, bir yandan eski destan geleneğini yaşatırken, bir yandan da doğaçlama aşk şiirleri söyler, başka sanatçıların ürünlerini yayar, çeşitli törenlerde bir eğlence unsuru olarak yer alırlar. Aşık şiirinin nazım biçimi de dörtlük olmakla birlikte dize sayısı çoğalıp azalabilir.
Bu edebiyatın başlıca türleri destan, güzelleme, taşlama, koçaklama, ağıt ve muammadır. Genellikle yalın ve yapmacıksız bir dil kullanılan aşık şiirinde yinelemeler, boş tekerlemeler, ölçü ve uyak tutturmada kolaylık sağlayan yakıştırmalar bulunur.
Aşık edebiyatının en büyük şairleri 16 ve 17’nci yüzyılda yetişti. Bunlar arasında Aşık Ömer, Gevheri, Katibi, Kayıkçı Kul Mustafa, Şahinoğlu, Katip Ali, Karacaoğlan, Üsküdari, Aşık Halil, Aşık Ali, Aşık Mehmed sayılabilir. 18’inci yüzyılın aşık şairleri arasında ise Kabasakal Mehmed, Levni, Kıymeti, Mecnuni ve Nuri sayılabilir. Bayburtlu Zihni, Dertli, Seyrani, Tokatlı Nuri, Erzurumlu Emrah, Ruhsati, Sümmani, Celali, Muhibbi, Dadaloğlu, Beyoğlu, Seyyit Osman 19’uncu yüzyılan aşık şairleridir. 20'nci yüzyılda ise sönmeye yüz tutan aşık edebiyatı Mazlumi, Kahraman, İrşadi, Mesleki, Talibi, Karamanlı Gufrani, Aşık Ali İzzet ve Aşık Veysel gibi şairlerle bir gelenek olarak varlığını sürdürdü.
 
Katılım
8 Mar 2007
#2
Ynt: Âşık edebiyatı Hakkında ...

Kara Toprak

Dost dost diye nicesine sarıldım
Benim sadık yarim kara topraktır.
Beyhude dolandım boşa yoruldum
Benim sadık yarim kara topraktır.

Nice güzellere bağlandım kaldım
Ne bir vefa gördüm ne fayda buldum
Her türlü isteğim topraktan aldım
Benim sadık yarim kara topraktır.

Koyun verdi kuzu verdi süt verdi
Yemek verdi ekmek verdi et verdi
Kazma ile dövmeyince kıt verdi
Benim sadık yarim kara topraktır.

İşkence yaptıkça bana gülerdi
Bunda yalan yoktur herkes de gördü
Bir çekirdek verdim dört bostan verdi
Benim sadık yarim kara topraktır.

Havaya bakarsam hava alırım
Toprağa bakarsam dua alırım
Topraktan ayrılırsam nerde kalırım
Benim sadık yarim kara topraktır.

Her kim ki olursa bu sırra mazhar
Dünyaya bırakır ölmez bir eser
Gün gelir Veysel'i bağrına basar
Benim sadık yarim kara topraktır.

Aşık Veysel Şatıroğlu
 
L

Lamia

#3
Ynt: Âşık edebiyatı Hakkında ...

Aşk, edebiyatta en çok kullanılan, karşımıza çıkan, bizi hayata bağlayan, bazen de hayatımıza anlam katan,herkes tarafından anlatılanve herkesin yaşadığı dünyanın en güzel duygusudur Sanki aşk olmazsa edebiyat da olmaz gibi geliyor bana. Şairlerimizin en birinci ilham kaynağı olan aşk, dolayısıyla sevgili her dönemde şiirimizin birinci derece konularından olmuştur. Hem beşeri, hem de ilahi aşk konularında yazılan şiirler bizi her zaman büyüledi. Aşk ozanlarımızın, Divan şairlerimizin ve bugünkü modern diye adlandırılan şairlerimizin asla vazgeçemediği konuları arasında oldu. ozanlarımız, koşmalar yazdı, Divan şairlerimiz na'tlar yazdı, şimdiki şairlerimizin istedikleri tarzda aşk şiirleri yazdılar. Halk edebiyatı tarzından yola çıkılarak ortaya atılan aşık edebiyatı da edebiyatta ayrı bir kol oluşturdu. Bu edebiyat içinde oluşan şiirler de dilimizden hiç düşmedi. Aşk olmazsa olmazlarımız arasında kaldı hep, bu hiç değişmeyecek.
 
Katılım
8 Mar 2007
#4
Ynt: Âşık edebiyatı Hakkında ...

Aşk zaten olmazsa olmazların içinde değilmidir , edebiyat tada öyle olsa gerek .

Sevg ...
 
Katılım
15 Şub 2006
#5
Ynt: Âşık edebiyatı Hakkında ...

Lamia' Alıntı:
Aşk, edebiyatta en çok kullanılan, karşımıza çıkan, bizi hayata bağlayan, bazen de hayatımıza anlam katan,herkes tarafından anlatılanve herkesin yaşadığı dünyanın en güzel duygusudur Sanki aşk olmazsa edebiyat da olmaz gibi geliyor bana. Şairlerimizin en birinci ilham kaynağı olan aşk, dolayısıyla sevgili her dönemde şiirimizin birinci derece konularından olmuştur. Hem beşeri, hem de ilahi aşk konularında yazılan şiirler bizi her zaman büyüledi. Aşk ozanlarımızın, Divan şairlerimizin ve bugünkü modern diye adlandırılan şairlerimizin asla vazgeçemediği konuları arasında oldu. ozanlarımız, koşmalar yazdı, Divan şairlerimiz na'tlar yazdı, şimdiki şairlerimizin istedikleri tarzda aşk şiirleri yazdılar. Halk edebiyatı tarzından yola çıkılarak ortaya atılan aşık edebiyatı da edebiyatta ayrı bir kol oluşturdu. Bu edebiyat içinde oluşan şiirler de dilimizden hiç düşmedi. Aşk olmazsa olmazlarımız arasında kaldı hep, bu hiç değişmeyecek.
çok doğru demişsin Allah hilkat hamurunu sevgi mayasıyla yoğurmuştur.bu sebeptendir ki en küçük varlıktan en kamil varlik olan insana kadar herşeyde ve herkeste sevgi hasleti mündemiçtir. sevgi insanın içine derc edilmiştir. bu sebeple sevgiyle içi içe olan insanın aşktan yoksun eserler ortaya koyması düşünülemez.ama aşk gaye değildir vasıtadır. tasavvufta Allah'a ulaşmak için bir basamaktır o. bizler de aşkı anlayış ve kavrayış bakımından bu gibi hususları dikkate almalıyız. özellikle biz yani edib olmaya namzet bizler.... vesselam
 

mustafabalci_07

"Sabır" eey gönlüm...
Katılım
28 Kas 2007
#6
Ynt: Âşık edebiyatı Hakkında ...

YUNUS EMRE
________________________________________

1238'de doğduğu 1320'de öldüğü tahmin ediliyor. Yaşamına ilişkin bilgiler sınırlı. Doğum ve ölüm yeri kesin olarak bilinmiyor. 13’üncü yüzyılın ortalarına doğru Moğol istilası ve Selçuklu Devleti’nin yıkıldığı dönemde Anadolu’da yaşadığı sanılıyor. Bu dönemin sarsıntı ve acıları Yunus’un eserlerinde derin izler bıraktı. Babasının adı İsmail. Çocukluğunda medrese eğitimi gördü. Arapça ve Farsça öğrendi. İran ve Yunan mitolojisiyle, tasavvuf tarihini inceledi. Ahmed Yesevi'nin müritlerinden Hacı Bektaş Veli ya da Sinan Ata’nın halifesi Taptuk Emre’nin dergahında hizmet etti. Taptuk Emre’nin düşüncelerini yaymak için Anadolu’yu köy köy kasaba kasaba dolaştı. Eskişehir Sarıköy, Manisa Buna ve Emreköy, Erzurum Dutçu Köyü, Isparta Keçiborlu ve Karaman’da adına yapılmış mezarlar var. Ama nerede öldüğü ve gömüldüğü kesin belli değil. "Vahdet-i vücud" (varlık birliği) tasavvuf yorumunu benimseyen Yunus Emre, keskin bir gözlem gücüne, derin bir hoşgörüye sahipti.

Dini anlayışı

Felsefesinde, "şeriat, tarikat, marifet, hakikat" olmak üzere dört bilgi düzeyi belirler. "Şeriat" İslam'ın kuralları, "tarikat" tarikat kural ve yolları, "marifet" keşif ve ilham yoluyla ulaşılan bilgiler, "hakikat" ise en yüksek bilgi olan gerçeğin ya da Tanrı'nın sırrıdır. Yunus'a göre biri "zahiri" yani dış, diğeri "batini" yani iç olmak üzere iki dünya vardır. Yalnızca iç dünyayla ilgili bilgiler, yani batini bilgiler en yüksek bilgi derecesine ya da Tanrı'nın sırrına erişir. Tanrı'ya ulaşmak, gerçeğin gizini çözebilmek için bütün dindışı bilimlerden vazgeçmek gerekir. İnsanda "toprak, su, ateş, yel" nitelikleri "can" ile birleşmiştir. "Toprak" ve "su" Cennet'in, "ateş" ve "yel" ise Cehennem'in öğeleridir. Birinci ögeler iyilikleri, ikinci öğeler kötülükleri simgeler. Tanrı özlemi, Tanrı'ya güvenmek, sabır, onur, iyilik, cömertlik, temiz yüreklilik, dürüstlük, utanma duygusu, kanaatkarlık iyi huylar ya da "iyi özelliklerdir." Gösteriş, kibirlilik, şehvet, kıskançlık, öfke, cimrilik, kindarlık, dedikoduculuk ve iki yüzlülü de kötü huylar ya da özelliklerdir. Ona göre, "gönül kırmama" ilkesi şeriat kurallarının üstündedir. Yunus Emre'nin bu görüşü, şeriatı savunan din adamları ile tarikatlar arasında sürüp giden tartışmaların etkisini taşır.

Şiir anlayışı

Şiirlerini hece ölçüsüyle yazdı. Daha çok 7 ve 8 heceli kalıpları kullandı. Ama aruz denemelerine de yer verdi. Hece ölçüseyle yazdığı dörtlüklerin yanısıra yine hece ile beyitler ve gazeller de yazdı. Hece ölçüsünü gazele uyguladığı şiirleri de var. Aruz vezniyle yazdığı şiirlerinde hece ölçüsü uyak sistemine bağlı kaldı. Şiirlerini Oğuz lehçesi ve gününün konuşma diliyle yazdı. Ama arı bir Türkçe kullandığı söylenemez. Yer yer Arapça ve Farsça tamlamalara yer verdi. Farsça dil kurallarına uyduğu, bu kurallarla isim ve sıfat tamlamaları kurduğu, Türkçe sözcükleri yabancı bağlaçlarla bağladığı dikkat çeker. Ama onun şiirlerinde Oğuz lehçesi olağanüstü bir anlatım gücü ve uyuma ulaştı. Sağlığında düzenlediği divanı bulunamadı. Günümüzdeki divanları derlemedir. 1904’te birinci, 1924’te ikinci basımları yapılan "Divan-ı Âşık Yunus Emre"nin yanısıra Burhan Toprak ve Abdülbaki Gölpınarlı’nın derleyip yayınladığı Yunus Emre divanları var. Cahit Öztelli de Yunus Emre’nin bilinen bütün şiirlerini "Yunus Emre Bütün Şiirleri" isimli kitapta topladı.
 
Katılım
19 Haz 2009
#7
Ynt: Âşık edebiyatı Hakkında ...

sanki eski edebiyatınızla pek çok ilgilenmiyorsunuz...!!!
neden ama?
buradaki son ileti 2 yıl bundan önceye aitmiş...!!!
ben seviyorum eskiyi ve eskinin edebiyatını. aşk dolu, neşe dolu be mana doludur.

ben aşık tarzı hakkında bir şey duydum da bana çok ilginç geldi, onu sizinle paylaşmak istedim...
aşık tarzında hecelerin sayısı eşittir. atların koşuşlarına göre ortaya çıkmıştır: 7li , 8li , 11li , 13lü
aruz ölçüsü de develerin yürüyüşlerine göre doğmuştur.
bu tarz islami devirde çok çok az kullanılmıştır.

şimdi aşık Huzuri'den bir örnek:

fakir olan her dem gider engine
parasız bellidir baksan rengine
her mecliste ''buyur'' derler zengine
yaran, ahbab lutfu ihsan paradır

nice olacaklar yoka söndürüd
nice müşterinin dilin kandırır
nice şehitlerin dilin döndürür
eğri, doğru, yalan, bühtan paradır

zaman uygundur bu sözn naçar
alan veren ancak al perverdigar

vefasız dünyaya aldanma zinhar
padişah da olsan ahir ölüm var
Huzuri yok yere olma günahkar
sana elden evvel düşman paradır
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 0)

Giriş yap