Ayrılık mı, Vuslat mı?

Dil-şâd

Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
Katılım
11 Eyl 2006
#1
Ayrılık mı, Vuslat mı?

Vuslat denilen şey, sonunda ayrılık ihtimali olduğu için, gerçek aşığın pek de istediği bir şey sayılamaz. Çünkü bir aşık vuslatı isteyeceğine ayrılığın devamlı artan acısını isteyerek aşk mesleğinde bir gömlek daha yükselmek, sevgilinin yolunda kendini olgunlaştırmak ister. Aşkta vuslat istemek acemilik, kendini bilmezlik ve hamlık göstergesidir. Çünkü vuslata giden yolun uzunluğu veya kısalığıdır ki aşkın ömrünü belirler. Sevdiğimiz insandan bizi sevmesini beklemek, yahut yalnız bizi sevenleri sevmek, nihayet kuru bir alışveriş, hatta belki kaba bir değiş tokuştur. Burada önemli olan, aşkın içinin ne ile doldurmak gerektiğinin belirlenmesi, böylece aşkı kalabalıktan kurtarıp zarafete, sırça saraylardan bir numune olarak gönle konulacak inceliğe büründürmektir. Bu da aşkı bir üst boyutta, belki beşeriyet boyutunun fevkinde yaşamakla mümkündür.

Pâyın sadâsı gelse de sen hiç gelmesen
Men dinlesem kıyamete dek, vuslat istemen
Bulsam izinle semtini, ol semte ermesem
Aşsam zamânı hasretin encâmı gelmeden

(Sen hiç gelmesen bile, ayağının geliş sesini kıyamete kadar dinlesem yeter; ayrıca vuslat istemem. Senin izini takip ederek mahalleni bulsam ama o mahalleye bir türlü ulaşamasam… Ve ayrılığının sonuna ulaşmadan bütün zamanı aşıp (veya tüketip) başka bir boyutta (aşk boyutunda) yaşamaya başlasam…)

İskender Pala
(Kitâb-ı Aşk)
 
Katılım
27 Ara 2005
#2
Ynt: Ayrılık mı, Vuslat mı?

Hicrânın ateşiyle yanmayı,yandıkça pişmeyi tercih ederim...

Kitab-ı Aşk çok hoş bir kitap...

teşekkürler
 

Dil-şâd

Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
Katılım
11 Eyl 2006
#3
Ynt: Ayrılık mı, Vuslat mı?


Neydi ayrılık, onca yaşanmışlıkların ardından bize kalan o garip duygumu? İçimize yığılıp kalan koca bir boşluk mu? Her şey biter geride sadece hatırası mı kalır? Her vuslat bir ayrılığın yol haritası mıdır? Neydi ayrılık? Yoksa bize nasıl da biten tükenen varlıklar olduğumuzu hatırlatan, adeta gözümüze sokup bitmelerimizi, canımız yandıkça bitiyorum deyip bir sona koştuğumuzu hatırlatan lütuf mudur? Yoksa canımız yandıkça bak işte hayattasın diyen bir dokunuş mudur? Nedir bu ayrılık?

Nedir alışamadığımız? Ne garip iştir ki şu hayat, ayrılıktan vuslat, vuslattan ayrılık doğuran garip bir girdap gibi dönüp duruyoruz ardında ne yaman bir çelişkidir bu böyle içinden çıkamadığımız.

Yaz kışı, kış yazı getirirken ikisinden de geçmek isteriz önce. Sonra döner yaz sıcağında kışın serinliğini kışın soğuğunda yazın sıcağını arar dururuz. Her elimize geçen şeyde aynı duyguyla kıvranır dururuz. Birini istemek, diğerinden vazgeçmeleri doğurur da biz ne istediğini bilmemenin şaşkınlığına boğuluruz. Birini bırakmak; diğerine kavuşmak demektir de, peki neden her ikisine birden dokunamıyor insan? Yüreklerimizi tutup hangi resmin içine hapsetsek de yüzümüzden gülüşler çalınmasa dedirten bu garip ayrılık. Bir vedalık zamanlarımıza bir ömür sığdırmaya çalışmanın telaşıyla dikilir de karşımızda neden hep dudaklarımıza eyvahlar yapışır. Ayrılmadan neden bilmeyiz kıymetini avucumuza konan sevgilerin dostlukların? Ayrılmadan neden kıymet bilinmez de ayrılık yıkınca insanı, doğrulur yürekler kıymet bilmenin hakikati ile? Neden bu kadar acı öğretir bize kıymet denen kıymeti ayrılık?

Ayrılığı giyinen yüreklerde neden hep bir burukluk vardır. Kim ne derse desin ayrılıklar öğretiyor bize sabretmeyi, kabullenmeyi, çaresizliği ve insan olabilmenin ne kadar da ağır bir sorumlulukla beraber bir acziyet olduğunu.

Ayrılıklar öğretiyor bize faniliğimizi ayrılıklar. Sanırım biz ayrılıklarla öğreniyoruz; biten bir hayatın merkezinde yaşayan biten varlıklar olduğumuzu ve ayrılıklar doğrultuyor içimizin kamburlarını yeni kamburlar eklerken içimize…

Ayrılığın yüzü soğuk gelse de bir başka şeye yani baki olmaya giden yolun kıyılarıdır. Bu ayrılıklar, yeni yepyeni bir vuslatın kapısıdır ki hiçbir vuslata benzemez, belli. Bu kadar acıya gebe koyduğuna göre kim bilir vuslat penceresinden nasıl bir güzellik sunacaktır gönüllerimize. Fani gönüllere baki vuslatlar giydirip bitmeyecek bir alemde seyredeceğiz kavuşmaları. Gün gelip gözümüze yaş dolduran ayrılıklar vuslat ile taçlanacak ve bizler doyumsuz mekanlarda vuslat ile hem hal olacağız, belli.

İşte bunu düşününce yapışıyor insanın diline bir dize ki ‘faniyim fani olanı istemem, acizim aciz olanı istemem. Ruhumu Rahman’a teslim ettim gayrı istemem…’ ve ayrılıkları sevmeye başlıyor insan…

Şu firak ardında kim bilir ne vuslatlar taşır ve her firak bir vuslata açılan kapıdır.

Ebru OLUR
 
Katılım
25 Şub 2006
#4
Ynt: Ayrılık mı, Vuslat mı?

İnsan biraz düşününce gönlü geniş insanlar için aslında ayrılık diye bir şeyin var olmadığını anlaması pek de zor olmasa gerek...

Gönlü geniş olan insanlar kendileriyle yarlarının, dostlarının, sevdiklerinin kısacası hiçbir şeyin arasına zaman ve mesafe sokmamayı bilirler. Onlar için ayrılık yoktur. İnsan nasıl ki her daim derdini yanında taşırsa, sevdiklerini de yanında taşıyabilmelidir. Bana sorarsanız zaten taşır da farkında değildir.

Şimdi "Ayrılık mı? Vuslat mı?" sorusu üzerinde duralım: Dedik ya zaten ayrılık diye bir hususun olmama ihtimali çok kuvvetli. Hatta şunu söyleyebilirim benim için söz konusu değil. Çünkü herkesten, herşeyden ayrı olsam da gönlümde ve zihnimde onları canlı tutarak ardaki mesafe ve zamanı ortdan kaldırabilirim. Yani sorun olan ayrılık değil hasret duygusu. Zaten insanlar ayrılık gidermezler hasret giderirler.

Vuslata gelince; eğer kafan birileriyle meşgulse geri kalanı düşünemezsin. yanında birisi varken onunla ilgilenirken o ortamda olmayanlardan ayrı kalmak zorunda kalır üstüne üstlük ayrı kaldıklarını zihninde ve gönlünde de canlandıramazsın. Çünkü o ortamda gönül de zihin de ortamda bulunanlarla meşgul, dolayısıyla da sınırlıdır.

Bence ayrılık her şeye vasıl olabilmenin bir vesilesi, vuslatsa bazı şeylerden ayrı kalma nedenidir.

Aşk konusundaki ayrılık ve vuslat hakkında da şu beyitleri yazmak istedim:

Hak bilir yar değil cân ü dilimden gâib
N'ola ger gâib ise dide-yi giryânumdan
(Fuzûlî)
***********
Hayâl ile tesellîdir gönül meyl-i visâl itmez
Gönülden taşra yâr olduğun âşık hayâl itmez
(Fuzûlî)

Son olarak bir de mahlasımı ve imzamı okumanızı da rica ediyorum. Selametle...
 
Katılım
27 Mar 2006
#5
Ynt: Ayrılık mı, Vuslat mı?

Sevgili firari, yazın bana moral verdi artık ben de senin gibi düşünüp acımı hafifletmeye çalışacagım...
 

Dil-şâd

Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
Katılım
11 Eyl 2006
#6
Ynt: Ayrılık mı, Vuslat mı?

Sağolasın Firari, bu yorum gönül ufkumu açtı. Ama "gönlü geniş" insan olabilmek biraz zor gibi...
 

Dil-şâd

Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
Katılım
11 Eyl 2006
#7
Ayrılık Hissi Nasıl Girdi Sizin Beyninize?

Ayrılık Hissi Nasıl Girdi Sizin Beyninize?

Müslümanlık sizi gayet sıkı, gayet sağlam,
Bağlamak lazım iken, anlamadım, anlıyamam,

Ayrılık hissi nasıl girdi sizin beyninize?
Fikr-i kavmıyyeti şeytan mı sokan zihninize?

Birbirinden muteferrik bu kadar akvamı,
Aynı milliyetin altında tutan islam'ı,

Temelinden yıkacak zelzele, kavmiyettir.
Bunu bir lahza unutmak ebedi haybettir...

Arnavutlukla, Araplıkla bu millet yürümez..
Son siyasetse bu! Hiç böyle siyaset yürümez!

Sizi bir aile efradı yaratmış Yaradan;
Kaldırın ayrılık esbabını artık aradan.

Siz bu davada iken yoksa, iyazen-billah,
Ecnebiler olacak sahibi mülkün nagah.

Diye dursun atalar: 'Kal'a içinden alınır.'
Yok ki hiç bir kişiden... Millet-i merhume sağır!

Bir değil mahvedilen devlet-i islamiyye...
Girdiler aynı siyasetle bütün makbereye.

Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez;
Toplu vurdukca yürekler, onu top sindiremez.

Bırakın eski hükümetleri meydandakiler
Yetişir, şöyle bakıp ibret alan varsa eğer.

İşte Fas, işte Tunus, işte Cezayir, gitti!
İşte Irak'ı da taksim ediyorlar şimdi.

Mehmet Akif Ersoy
 

Dil-şâd

Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
Katılım
11 Eyl 2006
#8
Ynt: Ayrılık mı, Vuslat mı?

Bir uykuyu cananla beraber uyuyanlar,
Ömrün bütün ikbalini vuslatta duyanlar,
Bir hazzı tükenmez gece sanmakla zamanı,
Görmezler ufuklarda, şafak söktüğü anı...

Yahya Kemal BEYATLI
 

mustafabalci_07

"Sabır" eey gönlüm...
Katılım
28 Kas 2007
#9
Ynt: Ayrılık mı, Vuslat mı?

arkadaslar bu yazilariniz beni cok sevindirdi (gurbette olmamdan herhalde)
hepinizden allah razi olsun...
 

Giriş yap