Bir başka diyardır ebru..

  • Konbuyu başlatan katrelâl
  • Başlangıç tarihi
K

katrelâl

#1
Değerli hocamızın güzel çalışmasıyla başlattığımız bu bölümü de ebru sanatına ayıralım mı, ne dersiniz?

[yt=425,350]jgg0GIfbszg[/yt]
 
Katılım
26 Nis 2007
#2
Ynt: Bir başka diyardır ebru..

Hocamızın defalarca izlediğim ve izlemekten de hiç bıkmadığım bu çalışması her defasında başka diyarlara götürür beni.. Teşekkürler katrelâl..
Gerçekten de bir başka diyardır ebru.. İşte o diyara açılan bir kapı daha..

[yt=425,350]Wjp3wVgLlpM[/yt]
 

UluğBey

Sükût gibi münzevi, çığlık gibi hür.
Katılım
27 Ara 2005
#3
Ynt: Bir başka diyardır ebru..

Hocanızın yüreğine sizin de ellerinize sağlık ;).Ebru ile ilgili paylaşımların yer aldığı bir bölümün olması güzel olmuş.İnsAllah bölüm yeni bilgi-belge ve görüntülü paylaşımlarla güncel tutulabilir.

Teşekkürler

Selam ile
 

Dil-şâd

Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
Katılım
11 Eyl 2006
#4
Ynt: Bir başka diyardır ebru..

Çok çok teşekkürler katrelâl ve ferahsan bu güzel çalışmaları bizlerle paylaştığınız için. Amatör olarak bir dönem ebru ile ilgilenmiştim fakat uzun süreli olamadı. Malum öğrencilik işte...

Osmanlının o sıcacık iklimini en güzel hissettiren, ayrıca ruhuma huzur veren sanatların başında geliyor ebru. Bu başlığı mümkün olduğunca ihmal etmemeye çalışacağım. Tekrar teşekkürler... Selametle...
 

Dil-şâd

Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
Katılım
11 Eyl 2006
#5
Ynt: Bir başka diyardır ebru..


Tefekkür edebilenler için suyun üzerinde neler olur neler… Fizik, kimya, matematik, kozmos, kaos teorisi, big bang, fraktail geometrisi, daha neler neler… Ama olup biten her şey ebruzene Allah'ı hatırlatır. Yapılan eserlerin tekliği, Vahdet'i, hiçbir eserin birbirine benzememesi, yaradılışta tekrarın olmadığını hatırlatır. Kitreli su, sanki Cenab-ı Hakkın zatı gibidir. Yüzeyde oluşan türlü türlü renkler, desenlerde sanki Hakk'ın sıfatları gibidir. Su hep vardır ve aynıdır, ama yüzeyde sonsuz renk ve biçimde görüntüler elde edilir. Su olup bitenden sorumlu da değildir. Ancak "O" olmadan da hiçbir şey olmaz… Sonunda ebruzen anlar ki ebruyu yapan ebruzen değil… Yapan yine "O".

Ab-ru, Farsça su yüzü anlamına gelir. Ebru sanatının da en kısa tarifi budur. "Su yüzü resmi." Yoğunlaştırılmış su üzerinde yüzdürülen sığır ödül ile hazırlanmış boyalar, desenlendirildikten sonra, kağıda veya başka yüzeylere aktarılır. Ancak burada aktarılan, sadece boyarmaddeler değildir. Ebruzenin gönlünden gelen yansımadır. Çünkü amaç; boyalı veya renkli kağıt yapmak değil, ilahi güzelliğe yaklaşmaktır.



Hikmet Barutçugil
Mimar Sinan Üniversitesi
Geleneksel Türk El Sanatları Öğretim Üyesi
 
C

cengaver

#6
Ynt: Bir başka diyardır ebru..

bu ebruyı çok seviyorum inşallah bir birisi öğretir bana da..paylaşım için çok teşekkür ederim.Ebru sanatıyla ilgilenenler için çok güzel bir köşe oldu maşallah.Bunun için bu güzel konuyu başlatan ve bu mükemmel bilgilerle bizi buluşturan sayın katrelâl'e özel teşekkürlerimi sunarım..
 

Dil-şâd

Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
Katılım
11 Eyl 2006
#7
Ynt: Bir başka diyardır ebru..

.






























 
K

katrelâl

#8
Ynt: Bir başka diyardır ebru..

Arkadaşlar ilginiz için çok teşekkür ederim. Ne kadar çok ebru sever varmış çok güzel ya!

Hocamız her zaman ebru sabır işidir der, klasik usûl çalıştığımız için hazır malzeme kullanmıyoruz. boya ezmek, fırça yapmak, tekne, tarak... gibi malzemeleri hazır hale getirmek bir döneminizi alıyor ve ilk aşama olan battal ebrusunu tutturabilmek de işin içine girince gerçekten anlıyorsunuz ki ebru sabır işi.Ama yaptıkça zevk alyorsunuz ve bazen 7 saatinizi bile atölyede geçirebiliyorsunuz farkında olmadan...

Ebru sanatının beni çeken taraflarından biri kullanılan malzemelerin doğal olması, gül dalı, at kuyruğu, sığır ödü, toprak boya, geven bitkisi, deniz kadayıfı... hepsi doğadan yapay olan hiçbir şey yok(tabi herşeyde olduğu gibi bunun da sahtesini yapanlar var). Neyse biraz uzattım galiba.. Daha yolun çok başındayız, inşallah nasip olur da Dil-şad kardeşimizin de bizlerle paylaştığı gibi güzel ebrular yapabiliriz. Tekrar teşekkürler, selametle.
cengaver' Alıntı:
bu ebruyı çok seviyorum inşallah bir birisi öğretir bana da..
inşallah diyelim..
 
Katılım
26 Nis 2007
#9
Ynt: Bir başka diyardır ebru..

katrelâl' Alıntı:
Hocamız her zaman ebru sabır işidir der,
Boya ezmekte harcanan saatler, ebru fırçası haline getirmek için uğraştığınız at kılları, sıcaktan bozulan kitreler ve en önemlisi de belli bir seviyeye gelebilmek için yapıp bir kenara bıraktığınız ebru denemeleri.. Evet ebru sabır işidir.. Peki bu güzelliklere ulaşabileceğinizi hayal etmek için dahi bütün bunlara katlanmaya değmez mi?
Hem dostlarınızla aranızdaki dayanışmayı da artırır ebru. Boya ezmekten harab olmuş arkadaşınıza yaptığınız yardımlar ve ertesi günkü sınavına hazır olması için yanında okuduğunuz kitaplar aradaki mahabbet ve meveddeti kuvvetlendirir. Denenmiş ve görülmüştür ;)
 

Dil-şâd

Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
Katılım
11 Eyl 2006
#10
Bir Fincan Kahvede Ebru Sanatı...

.










 
Katılım
11 Eki 2006
#13
Ynt: Bir başka diyardır ebru..





En üstteki ebru çok hoş değil mi?
 
G

gülücüğüm

#14
Ynt: Bir başka diyardır ebru..

ewet çok hoş. kendimce ebru yapan biriyim, çok yeni olsamda. anlayamadım nasıl yapılmış acaba?
(zaten ebru 3 açılmadı:( böyle giderse hiç anlayamayacğım artık o ustaların eserlerini :'( )
 
Katılım
26 Nis 2007
#15
Ynt: Bir başka diyardır ebru..



Suya aşk yazan adamlar gördüm. Suya aşk yazan kadınlar. Kitre dolu kaba narin parmaklarını daldırıp suya şiir okuyan kızlar. Topraktan renk devşirip, renkleri suya dokuyup daha sonra onu kâğıtlarda okuyorlardı.
Önce “Aşk” suya düştü,
Sonra da “Su” aşka yenik düştü.

Ruhun dinginliğini anlamak için ebru yapılan suya bakmak yetecektir. Duru, sessiz, sukut gibi fırtınayı bekleyen bir su. Kabaracak, coşacak, dalgalanacak sevinçlerin yada hüzünlerin habercisi olacak.

Biraz sonra üzerine damlalar düşüveriyor, değişik renklerde ve tonlarda.
Daha birkaç gün öncesinde yollarda ciddiye alınmadan üzerine basılan çiğnenen topraklar şimdi suyun yüzeyinde başlayacak bir fırtınanın hebercisidir.

Düşen her damla daireler çizer. Gücünün yettiğince. Ardından gelen damlaya yer açar daralır sonra. Edebin anlatıldığı mekandır bir bakıma suya düşen her damla. Açılır aşkla ve kapanır utanarak. Hesapsızdır düşen damlalar atanın attığıyla kalır ve genişleyebildiği kadardır dünyadaki yeri. Fırça darbeleri Ebrucunun haleti ruhiyesini bir nebze olsun yansıtır, tedirgin,
sakin, çılgın, dingin. Her bir kelime bir tarzı yada Ebrunun ruh halini yansıtır aslında. Ve bu hareketler sona giden yolda atılan birer başlangıç adımıdır.

Ardından renk renk çeşit çeşit ebrular geliyor, akın akın yürek yürek. Her çeşidin bir hikayesi bir ad vereni var ömürlerini vererek adlarını bırakmışlar.

Hatip ebrularıyla ölürken, bugün onun mirası yeni nesillerin ellerinde ölümsüzlüğe koşuyor. Suyun saçlarını tarıyor ebrucular, suyun rüyasını görüyorlar suyla birlikte. Gidip gelirken tekne boyu, aşka adıyorlar çizdikleri suyu.

Ve laleler; bahçelerden önce teknelerde açan laleler. Ardından kağıtlarda yaşayan laleler. Boy boy renk renk boyun bükmüş divana durmuş laleler.

Ellerin mahareti yüreklerin genişliğince güzel, yapanın titizliğince hassas laleler. Her ne kadar öğretilmiş hareketler olsa da her sanatkarın kendine has bir lalesi ve ruhunun aynası var. Çünki her Ebrudan dünyada bir tane var. Çünki İnsanların ruh hallerinden de bir tane var. Hangi mutluluğumuz yada hangi hüznümüzün tekrarı varki. Her şey aynı bile olsa ya mekan yada gün değişmiştir. Ve her hüzün yada her sevinç bir defalıktır aslında.
Tekneye yazılan her ebru gibi.

Ve güller bütün güzelliğiyle sözü susturan güller.
Ve saygıyla birlikte biraz sukut…
Suda açarken suya ah ettiren güller. Aşk dedirten yar dedirten. Sevgiliye verilirken başka söze luzum bırakmayan güller. Sevgiliye göz atan, sevgiyi en güzel anlatan güller. Ve onu çağıran ve O’na çağıran güller.

Ve Ebrucu Gül işliyor suya Muhammed'i (s.a.v.) çağrıştırsın diye ve Lale Allah (c.c.)' a yakarsın diye eğilen dallarıyla. Bu suyun renklerle oynadığı bir aşk oyunu. Bu oyunun senaristi Ebrucu. Ebrucu daha çok yüreğini yansıtıyor suya. Renkleri serpişiyle, renklere hayat katışıyla ve sonunda aşkını gülle, laleyle ifade edişiyle önce dokunan, sonra okunan bir aşk oyunu bu.
Önce “Aşk suya düştü,”
Sonra “Su aşka yenik düştü”…



Alıntıdır..
 

evla

Gündüz yarasalarıyız biz.
Katılım
24 Eyl 2007
#17
Ynt: Bir başka diyardır ebru..


Her baktığın da bir başka duygu veren ebru...






 
Katılım
26 Nis 2007
#18
Ynt: Bir başka diyardır ebru..



Ebrû. Su üzerine nakış atmanın sırrı.Kendi gibi tarihçesi de suya yazılmış olmalı ki adı, menşei tam olarak çözülmüyor.



Ebr Farsça bir sözcük, bulut. Ebri bulutumsu. Ebrû suyun üzerindeki bulutun mütevazı öyküsü. Ya da sevgilinin karşısındaki harikulâde kavs. Buluttan yola çıkıp sevgilinin kaşına varan bir yolculuk. Su üzerinde.



Suya atılan nakşı arkasındaki hayattan bağımsız yorumlamanın imkânı yok. O da hat gibi, minyatür gibi, çini, tezhib, nakış gibi soluduğu havanın eseri. Onu da her harfi bekleyen meleklerin beklediği muhakkak. “Aşk Estetiği”.



Ebrû aşk, ebrûzene göre . Niye ? Suya “düştüğünden” mi ?



Her aşk gibi o da daha yüksek bir alemden “indiğinden” mi ? Yüceliğini bu iniş grameriyle gösterdiğinden ve indiği kalbi geldiği yüceliği çektiğinden mi ?



Peki suya ebru nereden düşüyor ? Ebrûzenin yüreğinden ? Ebrûzenin yüreğine nerden ?

Sonu yok .İsm-i Vahid .



Ebrû sır, “hadise cân ile cânân arasında”. Erbabı, Özbek Şeyhi Hezarfen Edhem efendi ,”ebrû sihir gibidir”, demiştim ya , simyası vardır.



Tüm kainatı ve oluşumu özetler ebrû. Değil mi ki suya atılan renklere ve biçimlere müdahale bir noktadan sonra imkânsızlaşır. Suyun bereketli kucağına düşen bir damla ,her şey o damladan olur ebrûda .



O tek damla sonsuzluğa doğru genişler ve bir noktadan sonra ebrû kendi başına buyruktur. Bu yüzden değil mi ki icra ettiği sanatın, arkasındaki hayatla irtibatını sorgulayan, bir başka deyişle onun felsefesini yapmayı ihmal etmeyen ebrûzen su üzerinde irade- i cüz’i ile irade-i külli arasındaki abıtayı hayranlıkla temaşa eder.



Diğer sanatlara göre iyice daralmış bir irade- i cüz’iyye alanı ve ehli olmayanın ebrûda tesadüf dediği şey; İrade-i Külliye. Tevafukât-i İlâhiye.



Dünya, su üzerinde yazı.

Sonra ? Asıl yazı, kalıcı yazı.



Ebrûnun felsefesi, “Dur geçme ne kadar güzelsin” ânı.

Ve bir rüya ebrû. Rüya gibi, birbirinin tamamen aynı olan iki ebrû çünkü. Her ebrû tektir. Biriciktir. Yegânedir. Tekrarı, çoğaltılması muhal farz. Bu yanıyla icra ettiği sanatın tek defalık, bir kereye mahsusluk, yenidenlik vasfına alışkın Müslüman sanatçının özetini verir teknesi karşısında huşu içindeki ebrûzen. Öyle olmasaydı Hasan Akay, her birini aşkla okşadığı ebrûları “bir defaya mahsus olarak” kendisine armağan eden suya şu mısraları okuyabilir miydi?



İçindeki sonsuzun nûru yandıkça

Açılır karanlığın baht-i siyahı.

(Serpmeli Battal Ebrû)



Bütün geleneksel sanatlarda olduğu gibi, ebrûzen de suyun üzerine imzasını atmıyor. Suyun derinliğinde tek bir ân’ın daimiliği. Mülk-i mutlak.



Ebrû mütevâzı, çünkü hattın, nakşın, cildin, tezhibin refakatçisi. Onlar olmaksızın ebrûnun anlamı yok. Seissiz çığlık. Suskun çiçek. Alkış hattın. Alkış nakşın. Alkış tezhibin. Ebrû sussun. Ebrû kendini suya versin. Bağımsız ülke değil çünkü. Ebrû bir çerçeve. Hayal koyucu. Sınır yolcusu. Ama ebrû ihata edici. Hattı tamamlayıcı, nakşı bütünleyici. Bir Hâmid-i Âmidi hattının paspartusunda. Ebrû mavi hâle . Eflatun seyyâle.



Sanatın seyirlik değil de hayatın içinden ve mutlak gerçek için olduğu yerde bu bütünleyicilik ne kadar anlamlı. Hiçbir şey kendisi için değil. Gelenek içinde çerçevelenmesine alıştığımız ebrû şimdilerde çerçevelenmiş ve duvarda, artık sadece kendisi için ve kendisinden ibaret. Âh, “Duy bu ayrılıklardan şikâyet eder bu ney!”



Fakat yanılmamalı. Gelenek içinde eşlikçiliği, işlevselliğinin anlamı deme olan ebrûnun lügatçesi var. Ve bu, varlığın garantisi. Çünkü lügatçe varsa dünyası var. “ Hayat ve Kelimeler”. Kırmızısı gülbahar, lacivert çivit, siyah is , ebrûnun. Suyu yağmur, fırçası gül dalı. Tekne açar ebrûzen, ebrûya başlar. Tekne kapar ebrûzen ebrûyu tamamlar.



Ebrû. Mülevven ve seyyâl. Ve nazlı, çok nazlı. Dokunsanız yok olacak, bütün denge bozulacak. Bir titreyiş, bir ürperti suyun üzerinde. İhmal, tehir, iptal yok lügatinde. Tekne önünde diz çökmezse sudan bir şey çıkaramayacak ebrûzen.



Ve bir kez olsun tekne önünde iz çökenin ebrûnun cazibesinden kurtulma şansı yok. Ebrû çünkü “Suçiçeği”, alev ateş! Kendi geçse izleri kalacak suyun “yüzünde”. Âb-rû. Ve su, çeker daima. Derin su sarhoşluğu. Değil mi ki bir teknede tutulmuş su bütün suların derinliğine mukabil ehâdiyet vasfını tecelli ettiriyor.



Peki suyun neresindeyiz?



Mevlâna “su nakış tutmaz diyen bura gelsin”, diyor. Ebrû ile tanışmış mıydı? Sanat tarihçisi ebrûnun tarihçesi ile Mevlâna’nın yaşadığı dönemin verilerini karşılaştıradursun, su üzerinde nakış, ebrûdan başka nedir ki?



Nakş-ı Ber- ab!

Su nakış tuttu işte. Bura gelin! Bura gelin!



Nazan Bekiroğlu / Mor Mürekkep
 

terk-i diyar

"aziz misafirim"
Katılım
17 Şub 2008
#19
Ynt: Bir başka diyardır ebru..


kızkulesi ve lale...
sevdiğim bir kare :) bir dönem masaüstümde yer almıştı...
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 0)

Giriş yap