BİR KURU KAVGA

  • Konbuyu başlatan Feraye
  • Başlangıç tarihi
F

Feraye

#1
İnsanoğlunu etkileyen ve yönlendiren çok çeşitli duygular ve kuvveler vardır. Kişi bu duyguları sayesinde maddi veya manevi konularda ilerleme sağlar, mesafe kat eder.
Eskilerin “kuvve-i gadabiyye” dedikleri duygu insanoğluna, yaratan tarafından; korunmak, yönetmek için verilmiştir. Kişi bu duyguyu kullanmada hırsla haddi aşarsa, anlı şanlı bir diktatöre, Nemruta, Firavuna dönüşebilir. Veriliş amacına uygun noktada, haddi aşmadan kullanırsa meşru haklarını savunan hürmete layık bir kahraman olur.
Yine eskilerin, “kuvve-i akliye” dedikleri, akıl gücü sayesinde maddi manevi her çeşit ihtiyacını meşru şekilde elde etmenin yollarını öğrenir ve uygular. Ancak, bunu kullanmada da hırsa kapılırsa, irade denen fireni patlatarak en korkunç fikri sapıklıkları cemiyetin başına bela eder. Akıl hırsın ve nefsin emrine girmezse kainat kitabındaki hikmet derslerini idrak etmemize hizmet eder.
Şehvet duygusu ise, insanoğluna üremesi için, neslinin devamı için yaratan tarafından bahşedilen meşru bir nimettir. Bunu bütün canlılara lufedilmiş bir promosyon olarak kabul edebiliriz. Gar-ı meşru istikamette ve nefis hesabına kullanılırsa; en korkunç cinsel sapıklıkların ortaya çıkmasına sebep olur.
Daha bunlar gibi, pek çok duygular vardır ki, yaratılış amacına uygun kullanılması hikmet, nefis ve hırs hesabına kullanmak maddi manevi yönden felakettir.
İnsanoğlunda bir tür yönetme ve hükmetme duygusuda mevcuttur. Tarih sahnesini kana bulayan olayların tamamına yakını bu duygunun hırsa alet edilmesiyle meydana gelmiş olaylardır.
Bu duygu olmasa meşru yönetici bulma konusundada büyük problemler olurdu. Meşru sınırın ihlal edilmesiyle de zulümler ve kaoslar yaşanmaktadır.
Halkının hür iradesine dayanan idareciler, panik ve tedirginlik yaşama konusunda rahatken, diktatörler adeta çiseden nem kaparlar. En küçük insan guruplarından, düşünürlerden, yazarlardan çizerlerden bile endişeye kapılabilirler.
Bu tiplerin haletiruhiyesi şu örneğe çok uygun düşmektedir:
Karşılıklı oturmuş dolma yiyen iki ağmanın hikayesi çoğunuzun malumudur. Ağmalardan biri diğerine çıkışır:
- Ne çiftçift yiyorsun be, diye. Öbürü biraz hiddetli:
- Oğlum sende körsün, bende körüm. Çift yediğimi nerden çıkartıyorsun? Der. Öbürü çaresiz:
- Ben öyle yapıyorum, mutlaka sende yapıyorsundur? Diye cevap verir.
Gerçek gönül erlerinin, dünya saltanatına tenezzülü olmadığını kavrayamayan ehl-i dünya tipler her önlerine geleni, yönetim hesabı yapmakla suçlarlar. Gönüllerin tahtına kurulmuş bir Yunus Emre, bir Mevlana ve onlarla aynı jenarasyondan gelen maneviyat sultanlarının bu fani makamlara dönüp bakmaları mümkün müdür? “Dervişin fikri neyse zikri odur” sözünü hatırlatmadan geçemiyeceğim.
Mana pırıltılarını müşahede eden Yavuz dahi şu mısraları terennüm etmeye meçbur kalmıştır:
“Padişah-ı alem olmak bir kuru kavga imiş,
Bir veliye bende olmak cümleden alaimiş.”
 

Giriş yap