Bizans Gözüyle Fetih

  • Konbuyu başlatan Gülşah
  • Başlangıç tarihi
G

Gülşah

#1

           Biz Fetih hikâyesini, hep Sultan Mehmet'in gemileri karadan yürütme mucizesi ve Ulubatlı Hasan’ın efsanevi kahramanlığı olarak dinledik. Oysa yabancı kaynaklardan okuyunca fethin çok ilginç ayrıntıları ortaya çıkıyor. Bu ayrıntılar şehrin 540 yıl sonra, bu kez Refah tarafından teslim alınış taktiğine çok benziyor.

           Bu hafta Fetih haftası... İstanbul'un fethinin 544. yıldönümü törenlerle kutlanıyor.
          Belediye Refah'ın eline geçtiğinden beri, fetih törenlerine özel bir önem veriliyor. Şehir temsili kuvvetlerce kuşatılıyor, pala bıyıklı yiğitler Bizans'ın burçlarına üç hilalli bayrak dikiyor. Fatih pozunda bir belediye görevlisi, yeni moda kunduralarıyla beyaz atına binip şehre giriyor. Bu arada iri cüsseli leventler, kırmızı ışıklarda durmaya özen göstererek, orta boy bir yelkenliyi karadan denize doğru yürütüyorlar.
Tarih, efsaneler yaratmayı sevdiğinden, fethin süsle¬melerden arındırılmış yalın bir öyküsünü dinlemek pek mümkün olmuyor.
          İşte bu yüzden Yalçın Küçük, 10 yıl kadar önce "Fatih Sultan Mehmet" kitabını yazdığında çok sevinmiştim. Çünkü Küçük'ün -kitaptaki iddiaları ne kadar polemiğe açık olursa olsun atıf yaptığı yabancı kaynaklar bize olayın Bizans tarafından nasıl görüldüğünü anlatıyordu.
           Fatih haftasını idrak ederken, fethi bugüne kadar sadece ders ki¬taplarından okumuş olanlara, Küçük'ün kitabını şiddetle tavsiye ederim.

* * *

           Kitap, tahmin edebileceğiniz gibi fetih efsanesinin "yerli versiyonu" ile pek çakışmıyor. Örneğin, kuşatma sırasında Bizans askerlerinin sayı¬sının 5 ilâ 15 bin arasında olduğu ve bunun da zannedildiği kadar büyük bir kuvvet olmadığı çıkıyor ortaya...
Zaferin kazanılmasında Osmanlı'nın dev toplarının açtığı gediklerin etken ol¬duğu efsanesi de doğrulanmıyor. Osmanlı askerinin ise isteksiz ve başkaldırma hazırlığında olduğundan sözediliyor.
           Yalçın Küçük, kenti asıl düşüren şeyin karşı tarafın manevi çöküntüsü ile Sultan Mehmet'in askerine yaptığı moral doping olduğunu öne sürüyor.
Bir elinde gül, bir elinde yağlı urganla resmedilen 21 yaşındaki Sultan'ın, askeri hep sanıldığı gibi despotik yöntemlerle savaşa sürmediğini, tersine adeta bir pazarlamacı ustalığıyla onları iknaya çalıştığını anlatıyor.
Nicolo Barbaro'nun "Kuşatma Günlüğü"ne göre Sultan Mehmet, askerlerini ikna nutkunda şunları söylüyor:
           "Bu kentte bir servet var. Diğer bütün eşyalarla birlikte, kiliselerdeki altın, gümüş ve değerli taşlardan, pahalı incilerden yapılmış adaklar da sizlerin ola¬cak. Asil ve seçkin erkekler köleniz olacak. Çok sayıda güzel kadın var. Erkek gözü değmemiş nefis bakirelerin bir bölümü karınız olacak, diğerlerini satabileceksiniz. Sonra çok sayıda asil ailenin güzel oğlanları da sizin olacak."
            Küçük, bu nutkun, askerin korkusunu yenmede bü¬yük etkisi olduğuna inanıyor. Haliç'teki zinciri gemileri karadan yürüterek aşma fikrinin, Sultan'ın Kandiyalı, Grek danışmanına ait olabileceğini söylüyor. Bu danışmanın, Fatih tahta çıkmadan 14 yıl önce Venedikliler'in yaptığı aynı türden bir "gemi yürütme operasyonu"nda da görev aldığını aktarı¬yor.
            Yabancı kaynaklarda Ulubatlı Hasan'ın adı bile geçmiyor. Tersine Bizans'ın surlarına tırmanmak için merdiven kuranların kalenin üzerinden atılan taşlarla uzaklaştırıldığı anlatılıyor. Asıl zaferin, Cambazhane kapısının açılıp 50 kadar Osmanlı askerinin kaleyi içerden zorlamasıyla kazanıldığı öne sürülüyor.
           Sonrası ise Bizans literatürüne tam bir ağıt havasında yansıyor. Kritovoulas, Princeton Üniversitesi'nde yayımlanan kitabında "Kente giren Türkler'in yeterince insanı öl¬dürüp esir aldıktan sonra zengin ve asillerin evlerine yöneldiklerini ve yağmaya başladıklarını" anlatıyor: "Şimdiye kadar evlerinden dışarı adım atmamış, henüz erkek gözüyle kirletilmemiş kızlar, kollarından tutulup sokaklarda sürükleniyorlardı" diyor.
Kuşatmayı bizzat yaşayan Dukas ise, "Bizans Tarihi"nde şöyle yazıyor: "Sultan Mehmet talanı izlerken hiddetinden dişlerini gıcırdatıyordu. Fakat artık bir şey yapamıyor ve istemeyerek bu facianın sonunu bekliyordu."
           Küçük, Fatih'in İstanbul'dan çıkarken İstanbul'un haline ağladığını da ekliyor.
Özetle, yabancı kaynaklar İstanbul'un aslında topla tüfekle değil, kentin eski sakinlerinin yılgınlığı, şehri kuşatanların vaadlerle cesaretlendirilmesi ve zekice hazırlanmış bir taktikle düşürüldüğünü ortaya koyuyorlar.
Bu teşhis, Refah'ın 540 yıl sonra şehri yeniden fethedişindeki tabloya ne kadar da uyuyor değil mi?

                                                                      Can DÜNDAR
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 0)

Giriş yap