Bize Bir Söz Gerek

Katılım
1 Mar 2006
#1
[align=center]Bize Bir Söz Gerek [/align]

Kurmaya çabaladığımız yalın hayatların üzerinde kaç ayak dolaşmakta şimdi? Çocukluğumuzun pürüzsüz, naif gecelerini işgal edenlerden ne zaman hesap sorabiliriz? Uzak bir iklimin bilmem hangi zaman diliminde olduğunu bilmeden birbirimize anlatacak sözü bulamadığımızın farkında mıyız? İşte bu soruların cevaplarında başlıyor dilsizliğimiz.
Cevaplarımız modern çağın o en muhteşem buluşu! "İzafiyetin" içinde "boğuntuya getiriliyor." Sözsel bir kısırlık içinde kendi iç döngüsünü bulamıyor bir türlü diyalog(suzluk)larımız. Hiç birimiz de durup sormuyoruz o en kadim soruyu: Neden? Ya da sorularımız bile sözsel bir yitiklik içinde. Söz kayıp hükümler tanılıyor kaç zamandır. Anlayacağımız söz hükmünü yitirdi. Oysa ki her şeyin yapıldığı ile kaldığı gerçeğinin bizlere kabul ettirilmesinin üzerinden çok zaman geçti. Zamanın üzerinden geçtiği her şey gibi bu gerçek de artık bir alışkanlığa dönüşmüş durumda. Geride lanetlenmiş ve artık bizim bile inanmadığımız bir yığın kavramın sağanağı olan diyaloglar kaldı. Bir de karartılan bir geçmişi yeniden tekrarlamaktan sakındığımız bir sürü anılar yumağı...

Herşey yeni bir serüvene dünüşecekmiş gibi kurgulanmış. Modern çağın sahnesinde "Sağırlar diyaloğu" operasını dinliyoruz. Dinleyenin ve anlatanın olmadığı garip bir hal bu. Anlam ve anlatım tarihi derinliklerinden sıyrılarak birer ifadesizlik olarak karşımıza çıkıyor. Ancak nerede başlanması gerektiği konusunda utangaç birer liseli gibiyiz. Emanet duyguların taaruzu içinde boğulan aşklarımızın, ayrılıklarımızın, acılarımızın, sevinçlerimizin bile tadını çıkarmaktan aciz bir topluluğa dönüşüyoruz.

Aman ha yanlış anlaşılmasın yaşadığımız dingin bir sükünet hali değil. Kahramanların, zahidlerin, dervişlerin çağı çok geride kaldı. Sadece çağın anlam(sızlık)ları bizi susturuyor. Çağın güç birikimi karşısında güçsüzlüğümüz sukünetimizi belirliyor. Etrafımıza yayılan bir suskunluk rahiyası anlaşılan. Gerçek bir dilsizlik vakıası. Eski masallardaki gibi kulaklarımıza uyku boncuğunu mu koydu birileri?

Başlangıçta olan sözdü belki. Ama yazının hükmüne direnemedik. Yazının da mecazlarını alarak bir bilinmezin içinde kaybolmasının üzerinde çok zaman geçti. Hepimiz bir söz bekliyoruz yeniden. Nereden, ne zaman, nasıl geleceği belli olmayan yeni bir söz... Bizlere yeniden hayal kurmayı öğretecek, yeni sanrılara müptela edecek, anlamlar dünyamızı sağlamlaştıracak bir kelama ihtiyaç var.

Bir uzunçaların eşliğinde dinlediğimiz bütün anısızlıklarımız. Üzerine kavilleşemediğimiz o kadar az şeyin içinde yeni bir dil oluşturmak gerek. Kısa insan öyküleri olabilir mesela. Öylesine kısa ki çoğu zaman bir satırdan oluşan, şiirden çalıntı öyküler...

- Gözlerinin içine bakmadan denizi nasıl görebilirdi ki- veya - Tehir edilmesi kaçınılmaz bir geceyi uzun bir tırmanış gibi tüketip kalabalıklara sırtlarındaki yalnızlığın esrikliği ile karıştılar- gibi satırlar, satırlar...

Oysa ki bizlere nasıl da uzak, denenmiş lisanlarla bu itirafı yapmak. Halbuki "ikrar bir istençtir" derdi eski zaman bilgeliği. Ancak gözlerin bakışı da bir ikrardır. Aynı bilgeliğin gözleri okumanın yüceliğinden bahsetmesi de mümkün... Hangimiz artık gözleri okuyabiliyoruz ki? "Bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmayacak" diyen bir nirengide duruyoruz…

[align=center]Selah Kemaloğlu [/align]

*alıntıdr
 

Giriş yap