Can İstese, Can Fedadır Cananımın Yoluna

Katılım
2 Haz 2006
#1
Bela vü Sevda

Dar bir kapı açılıyor yarım yamalak, göz ucuyla bakıyorum içeriye. Beklenen ben değilmişim gibi davranıyorum, sanki bir başkası gelecekmiş de kapı ardından hemencecik kapanacakmış gibi. Kapının içeri bakan birleşke kısmında birkaç parmak görüyorum. Kapıyı arkadan biri tutuyor ve gelmesi beklenen kişinin ardından kapatılmaya hazır, bekliyor. Etrafıma bakıyorum kimi bekliyor kapının ardındaki diye.Etrafımda birçok insan görüyorum, her biri farklı işlerle meşguller, kimse dönüp kapıya bakmıyor. Kendimi şanslı hissediyorum.

Oysa o kapının önünde ne geceler, ne gündüzler geçirmiştim. Kapı açılsa ve içeri buyur edilsem diye az mı hayal kurmuştum ! Şimdi ise, beklenen bendim ama bir türlü emin olamıyorum, sorular beynimi kemiriyor, adım atmaya zorlanıyorum. Kapı aralandı diye, sevinç çığlıkları atmıyor değilim, sevincime denk sevinç dünya üzerinde yok belki ama bir yanım da kan ağlıyor, "acaba ben miyim" diye.

Belki bu Dünya'da gülmek benim için değil, belki bana yakışmıyor. Beklemeyi öğreniyorum, kapının aralık halinden daha da açılması için ve yarı aralık kapıdan girmek uğruna içerideki canı zorlamamak için beklemeyi öğreniyorum, zorlamıyorum, bekliyorum. Belki canım biraz firaktan yara alıyor ama canımı kapı ardındakine feda etmişim, kendi canıma değil onun canına ağlıyorum. Canı biraz huzur bulsun diye, canımı ortaya koyuyorum, yani en büyük sermayemi, yani tek varlığımı, yani herşeyimi...

Canan için canımı koymuşum can pazarına
Can istese, can fedadır cananımın yoluna.
 
E

ecra

#2
Can kapısı öylesine sırlıdır ki, kapı ardında duran bile o sırra henüz erememiştir. Fakat can da, canan da bir ise, işte o zaman sır perdesi aralanır.

Teşekkürler...
 
Katılım
2 Haz 2006
#3
[align=center]Sevdadan doğan Bela[/align]

Akşama değin bir sandalyenin sırtında seni bekliyorum. Gelirsin ümidi ile saatlerce...Sen yoksun, ümidim kırılmıyor ama can kuşumu kafese koyuyorlar, yemeden içmeden ırak. İçimden geçenleri içime haykırıyor, devinim oluşturuyorum.

Varlığın dahi şu canıma zor gelirken, yokluğunu nasıl çekeyim? Gül ayaklanıp bülbülününden ayrılsa, bülbül dört cihanı aranır da bulamazsa kalbinin heyecanına yenik düşer. Ben, yaşadığım her anı, şimdi kalp atışlarının hızıyla soluyorum. İçime dağlar sığdırıyorum da, bir senin hasretin sığmıyor. Gözünde, yüzünde, ellerinde değilim sevgili, canımı emanet edecek can arıyorum. Bu canım ancak senin gönlünün süruruyla bir araya gelirse alevden köze döner ama sönmez. Sen sevildiğinde söndüren değilsin çünkü. Alevin ömrü az olur, kendini de yakar etrafını da, köz olmak istemem sonsuzluk arzusundandır.

Sana gel diyemem sevgili, omzuma kondurulmuş payem yok, mecliste, verilmiş sözüm yok. Gitme desem, yine haksızım ama ciğerparem, canını emanet ettiğin can yanıyor, arzu ediyorum ki emanete hiyanet etmeyeyim. Beni düşünmüyorsan ne olur kendi canını düşün, canımdan içre koruduğum canını...

Sen ufukta görününce bir sevinç kaplıyor her yanı, gün doğuyor buralara, karayel esmeyi unutuyor, yüreğimde gökkuşağı açılıyor ama binbir renk. Birden kendimi çamlıca tepesinde buluyorum. Bağrıma doğru hırçın bir rüzgar esiyor, boğazı sana giden yol olarak görüyorum, tepeleri, sana ulaşmama engel görüyorum. Varlığınla varlığımı, yokluğunla yokluğumu anlıyorum.

Canım sana feda, gelmesen de
Gönlüm hep yolunda, sevmesen de.
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 0)

Giriş yap