Çocuk Edebiyatı

Dil-şâd

Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
Katılım
11 Eyl 2006
#1
Arkadaşlar, çocukların büyüme ve gelişme dönemlerinde en çok hangi eserlerle yüz göz olduklarını hiç araştırdınız mı?
Gerçi böyle bir şey için araştırma yapmaya falan gerek yok. Herhangi bir çocuğa sorun, size ilk sayacağı isimler şunlar olur:
Kül Kedisi, Kırmızı Başlıklı Kız, Pinokyo, Parmak Çocuk, Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler, Uyuyan Güzel vs.
Bunların arasında Nasrettin Hoca, Keloğlan, Karagöz-Hacivat, Dede Korkut gibi kahramanların isimlerini de duyabilirseniz ne mutlu size.
Sözü fazla uzatmadan şuraya getireceğim.
Çocuklarımız milli kültürümüzden ve manevi değerlerimizden uzak yetişiyorlar ya da uzaklaştırılıyorlar. Yanlış anlaşılmaması için şunu da eklemek istiyorum. Çocuklar Charles Perrault klasiklerinden , La Fontaine'den okumasınlar demiyorum, onları da okusunlar elbette. Ama ilk önce Türk klasiklerini okusunlar, birbirlerine Türk masallarını anlatsınlar.


Acaba bu durumu düzeltebilmek adına üzerimize düşen görevler nelerdir? Edebiyat camiası olarak bu alandaki eksikliklerimiz neler? Paylaşırsanız memnun olurum... :UZGUN
 
Katılım
2 Ağu 2006
#2
Gerçekten çok güzel bir konuya değinmişsiniz, teşekkürler. Bu konuda en önemli görev bence aileye düşer. Çünkü çocuklar ilk edebî türleri ailelrinden dinlerler. Çocuk ilk öğretime başlamadan önce mutlaka birkaç masal, hikaye, ninni gibi türleri az çok bilerek geliyor. Bu bakımdan ailelerin bilinç olması, önce Türkçe eserleri öğretmesi gerekmektedir. Hatta bu yıl bizim bir hocamız vardı bize 'Çocuklar, ilere çocuklarınıza Türk masalları anlatmazsanız öte dünyada elim yakanızda olur.' demişti. Gerçekten hocamız haklıydı.
 

Dil-şâd

Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
Katılım
11 Eyl 2006
#3
gundera' Alıntı:
Gerçekten çok güzel bir konuya değinmişsiniz, teşekkürler. Bu konuda en önemli görev bence aileye düşer. Çünkü çocuklar ilk edebî türleri ailelrinden dinlerler. Çocuk ilk öğretime başlamadan önce mutlaka birkaç masal, hikaye, ninni gibi türleri az çok bilerek geliyor. Bu bakımdan ailelerin bilinç olması, önce Türkçe eserleri öğretmesi gerekmektedir. Hatta bu yıl bizim bir hocamız vardı bize 'Çocuklar, ilere çocuklarınıza Türk masalları anlatmazsanız öte dünyada elim yakanızda olur.' demişti. Gerçekten hocamız haklıydı.
Asıl ben teşekkür ederim hassasiyetiniz için. Bizim hocalarımız da bu konuda telkinlerde bulunuyorlar. :GÖZ
 

UluğBey

Sükût gibi münzevi, çığlık gibi hür.
Katılım
27 Ara 2005
#4
Demekki ailenin eğitimi,bilgisi çocukların geleceğini o kadar çok etkiliyor ki...
Bugün sokakta gördüğümüz olası anne-baba olan insanları çevirsek ve sorsak bu tür masallar,edebi türler hakkında bilginiz var mı?diye pek de müspet cevap alacağımızı zannetmiyorum.Bilmeyen bir neslin bilmeyen evlatlarıyız biz.Oysa kafamızı kaldırıp baksak tarihimize ,tarihimizin o tozlu yapraklarına bir o kadar zenginlik mevcut ki.Ortaokullarda ve liselerde -belki halen okutuluyordur benim zamanımda vardı-La Fontane masalları anlatılırdı.Kimse çıkıpta Dede Korkut'tan,Karacaoğlan'dan hülasa kendi benliğimizden bahsetmezdi.Yani şuraya getirmek istiyorum.Tamam anne-babanın yani ailenin çocukların eğitiminde önemi yadsınamaz.Ama onları yetiştiren de eğitimciler.Öğretmenler...Daha sonra basın ,gazete vb vb.
Televizyon olayına hiç girmiyorum zaten,gazetede de bugün aynı durum söz konusu.Bazı istisnalar hariç gazetlerin hepsi boş şeylerle dolu.Halbuki zamanında bu gazeteler bir okul işlevi görüyordu bildiğiniz gibi.Örneğin gazeteler verse cüzi ücret karşılığında ekler,ve gençlerin buna erişimi sağlansa vb vb.


Velhasıl biz önce eğitimcilerimizi eğitmeliyiz.Ki gelecek nesilin anne babaları olan şu anki öğrenciler,çocuklarını kendi öz benliğine aykırı olarak yetiştirmesin.Şahsım adına bu yapmayı kendime görev bileceğim...


Konu için teşekkürler.Faydalı bir konu.


Eyvallah...
 

Dil-şâd

Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
Katılım
11 Eyl 2006
#5
Uluğbey kardeş "Konu için teşekkürler.Faydalı bir konu. " demişsin.

Umarım sadece satırlarda kalmaz ve bir fayda sağlar.
 

UluğBey

Sükût gibi münzevi, çığlık gibi hür.
Katılım
27 Ara 2005
#6
Dil-şâd' Alıntı:
Uluğbey kardeş "Konu için teşekkürler.Faydalı bir konu. " demişsin.

Umarım sadece satırlarda kalmaz ve bir fayda sağlar.
:GÖZ

Karıncanın taşıdığı su misali,biz elimizden geleni yapmakla meşgul olacağız zaten.Bu sitenin açılma amaçlarından biri de Türk kültür ve edebiyatına hizmet etmek malum :)

Eyv
 

Dil-şâd

Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
Katılım
11 Eyl 2006
#7
Çocuk Edebiyatı

ŞEHRAZAT' Alıntı:
Çok güzel bir konuya değinmişsin Dil-şad.
Bir anne olarak okuduğum fikirlerine katılıyorum ve çocuğumu senin gibi düşünen öğretmenlere emanet etmeyi umut ediyorum...
Teşekkürler
Ben teşekkür ederim. Henüz öğretmen değilim ama olduğum zaman çocuklarımızı kendi kültürel değerlerimize yaklaştırmaya çalışmak birinci vazifem olacak. Yani en azından öyle umut ediyorum.
 

Dil-şâd

Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
Katılım
11 Eyl 2006
#8
Ynt: Çocuk Edebiyatı

Çocuk Edebiyatında Şiddet

Şiddet çocuğun karşısına farklı zamanlarda ve farklı şekillerde çıkan bir unsurdur. Bugün birçok araştırmacı, eğitimci ve psikolog çocukların hayatında olan şiddet unsurlarını tespit etmeye çalışmaktadır ve bu unsurların çocuğun hayatını ne denli etkiledikleri yönünde çeşitli araştırmalar yapmaktadırlar. İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Necdet Neydim’e göre günümüzde çocuğun yaşadığı şiddetler şöyle özetleniyor, eğitimdeki şiddet, aile içi şiddet, medya şiddeti, ekonominin çocuğu tüketim nesnesi olarak keşfetmesiyle ortaya çıkan tüketim şiddeti, vahşi bir kentleşmenin ortaya çıkardığı sokak şiddeti yüzünden eve kapanan çocuğun yalnızlaşma şiddeti.Bu yalnızlığın içinde onu dış dünyaya bağlayan iletişim araçlarının yarattığı kültürün şiddeti. Günümüz gençliğinde yoğun olarak yaşanan geleceksizlik şiddeti.

Edebiyatın da çeşitli şekillerde bu şiddet unsurlarını kendine konu edinmesi bugün tartışılan konuların başında geliyor. Çocuk edebiyatı şiddet unsuru içermeli mi? İçerirse nasıl içermeli? Şiddeti yokmuş gibi göstermek ne kadar doğru? Bu soruların hepsi yapılan tartışmaların ana çıkış noktaları. Çocuk edebiyatı ile ilgilenen bir çok uzman bu sorulara cevap aramakta ve konuyu farklı açılardan incelemektedirler.

Çocuk kitapları arasında yapılan taramalarda uzmanlar, şiddet unsurlarının en fazla masal türündeki eserlerde görüldüğünü tespit etmişler. Bunun sebebine gelince ise anlaşılmış ki çocuk edebiyatında var olan birçok masal türündeki eser yazılırken hedef kitle olarak çocukları seçmemiş, aslında bu eserler yetişkinler için yazılıp daha sonra çocuk edebiyatında varolan boşluğu doldurmak için “çocuğa uyarlanmış”. Çocuğa uyarlanmış lafı tartışılması gerekilen konuların bir diğerinin başında geliyor, çünkü çocuğa uyarlamak demek eseri çocuğun anlayacağı dilde yazmanın yanı sıra eseri çocuğun gelişimsel düzeyine uygun unsurlar içeren bir edebiyat ürünü haline dönüştürmek anlamına da gelir. Dr. Necdet Neydim’e göre masallar çocuklara aktarılırken asla otantik halleriyle aktarılmamalıdırlar, çünkü birçok masal otantik formunda çeşitli şiddet unsurlarını çocuğun gelişim olgusuna hiç de uygun olmayan şekilde içermekte ve öylece çocuğa aktarmaktadır.

Bu nedenle dikkate alınması gerekli olan konu, edebiyat eserlerinin şiddet unsuru içerip içermemesi değil, bu unsurlara sahip eserlerin çocuğa nasıl aktarılması gerektiğidir. Neydim’in bu noktada bizlere verdiği en çarpıcı örnek Harry Potter kitaplarıdır. Bu kitaplarda birçok şiddet unsuru yer almasına karşın, çocuklar bu unsurlardan olumsuz yönde etkilenmemekte hatta bu eserleri oldukça çok sevmekte ve okumaktadırlar (ya da okutmaktadırlar).

Sonuç olarak çocuklar için kitap seçimi yaparken kitabın içeriğinden ziyade konunun işlenişine bakmak çok daha önemli. Çocuklara çevrelerinde şiddet yokmuş gibi davranmak sadece kısa dönemli bir çözümü bizlere sunar, oysa onlara konu hakkında gereken bilgiyi vermek ve gereken çıkarımları yapmalarına yardımcı olmak çok daha uzun soluklu bir çözüm olacaktır.

Çocuk Edebiyatına ve Çocuk Hekimliğine Yansıyan Şiddet Sempozyumu. Osmangazi Üniversitesi Yayınları. 2003.

 

Dil-şâd

Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
Katılım
11 Eyl 2006
#9
Kitap çocuğa ne sağlar?

Kitap çocuğa ne sağlar?

Çocuklarımız, ülkemizde en fazla ihmale uğrayan, sadece kafalarına bilgi yüklenen ve televizyonun kuşatması altında olan en kıymetli varlığımızdır. Okullarımızda öğretimden eğitime vakit ayrılamadığı, çocukların kelime dağarcığının yeterince gelişmediği, dürüst yaşama biçiminin öğretilmediği, çocuğun iyi ve kötü davranışı ayırt edemediği, kimin iyi insan olduğunu tanıyamadığı, hangi insanlarla dost olacağını bilemediği, pek çok eğitimci ve ebeveyn tarafından dile getirilmektedir. Aile veya öğretmen bütün bu açıkları kitapla kısmen veya tamamen kapatabilir. Kitap, çocuk eğitiminin en önemli aracıdır. Çocuklara kültürümüzü kitaplarla veririz. Kitap; anne kadar önemlidir, diyemeyiz ama, anne çocuğa ne veriyorsa kitaplar da onları verebilir ve vermelidir. Kitaplar dilin kullanımını geliştirir ve yaşama tarzlarını öğretir. Çocuklar kitapla insanları tanıyıp değerlendirebilir. Roman ve hikâyelerin akışı içinde insanların davranışlarını tanır. Buradan hareketle, hangi davranışa sahip insanlarla dost olunacağını ve hangi davranışlardan da uzak durulacağını sezer hale gelir.

Hayatla alâkalı problemleri ve onların çözümlerini kitaptan okuyan çocuk, kendi hayatında benzer bir problemle karşılaştığında ben bunun çözümünü biliyorum, der. Kitap insana hayal kurmayı; insanları, tabiatı, canlıları sevmeyi öğretir. İcatlara ve teknolojiye merak uyandırır. İnsanın kâinattaki yerini ve görevini bildirir. Okuduğu hikâyeler ona karıncanın ezilmeyeceğini, kuş yuvalarının bozulmayacağını, hayvanların aç ve susuz bırakılmayacağını, ormanların yakılmayacağını öğretir. Yalan söylemenin kötülüğünü, hırsızlığın, kavga ve savaşın çirkinliğini vicdanında hissettirir. Çocuğa; nasihatle veremediğimiz insanları sevme, karşılıksız iyilik yapma, cesaret, azim, mütevazılık, kendine hedef koyma, başarılı olmak için çalışma gibi değerleri, çocuk okuduğu kitaplardaki kahramanları taklit ederek kendiliğinden kazanır.
Kitap, aynı zamanda bir eğlence aracıdır. Bilmece ve bulmacalar, zekâ oyunları ve fıkralar, çocuğu; hem eğlendirir, hem zihnini geliştirir, hem de ibretli dersler verir.

Prof.Dr. Harun AVCI
 

UluğBey

Sükût gibi münzevi, çığlık gibi hür.
Katılım
27 Ara 2005
#10
Rıfkı Kaymaz: “Çocuk Edebiyatı Fıtrata Uygun"

Bir alıntı da benden:
Söyleşi...



Rıfkı Kaymaz çocuk edebiyatına dâir eserleriyle tanınıyor. Yazarımızla hayatı, ilk edebî çalışmaları ve çocuk edebiyatı eksenli eserleri üzerinde konuştuk. Mülâkatı, özellikle çocuk edebiyatımıza yeni açılımlar sağlaması dileğiyle sunuyoruz:

SOYAK: Rıfkı Kaymaz bize kendisinden bahsetse; kısaca hayatınız…

KAYMAZ:
1950 Erzincan doğumluyum. Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı mezunuyum. Çeşitli illerde edebiyat öğretmenliği, idarecilik yaptım. Kısa bir süre gazetecilik, memurluk, TBMM’de danışmanlık görevlerinde bulundum. Polis Akademisi Türk Dili Okutmanlığından emekli oldum. Emeklilik sonrası özel eğitim kurumlarında öğretmen ve idareci olarak çalıştım. Türkiye Yazarlar Birliği ve Çocuk Edebiyatçıları Birliği yönetim kurullarında görev aldım. Çıraklık okulları için Türkçe (Sırrı Er, Üzeyir Gündüz ile), İlköğretim Okulu 4. ve 5. sınıflar için Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi kitaplarımız (Sırrı Er ve Mustafa Aşkar ile)ders kitabı olarak okutuldu.Yayınlanmış edebî eserlerim var. Bunlardan çocuklara yönelik olanlarının isimlerini vereyim: Sevginin Gülleri, Küçük Çeşmenin Tatlı Suyu, Bir Demet Şiir,Öykü Sepeti, Öykü Yağmuru, En Güzel Çocuk Şiirleri.

SOYAK: Çocukluk yıllarınıza gidelim isterseniz.Yaşadığınız çocukluğu anlatır mısınız?

KAYMAZ: Çocukluğum Erzincan’da geçti. Babam okumayı seven bir memurdu. Büyük ağabeyim şiir ve yazılar yazıyordu. Onları okuyordum, ezberliyordum. Yazmaya ilgim o yaşlarda başladı. Diğer ağabeyimin elleriyle yaptığı tel arabalarla, vinçlerle, oyuncaklarla oynadım. Gazoz kapakları, bilye, çelik çomak, sıkça oynadığımız oyunlardı. Ablamın merkeze yakın köyü, özellikle tatil günlerimizde bizim için eğlenmenin, gezmenin, oynamanın en güzel mekânıydı. Fırsat buldukça ağaçlara, tepelere tırmanır, dut döker, kayısı toplar, yarar, kuruturduk. Babam, bahçemizdeki arı kovanlarına özenle bakardı. Arıların bahçemizdeki ağaçlara bir üzüm salkımı halinde oğul vermelerini, babamın dalı silkeleyerek onları yeni bir kovana almasını mutlulukla seyrederdik. Başımıza geçirdiğimiz tel başlıkla, kovanlarına bin bir renkli çiçek taşıyan arıları uzun uzun izlemekten doyumsuz bir zevk alırdık. Bahçeli evimiz; meyve ağaçları, arılar, kümesteki tavuklar ile çocukluğumuzu doyasıya yaşadığımız doğal bir çevre idi bize.

SOYAK: Çocuklar için edebiyat ya da çocuk edebiyatı dendiğinde neler söylersiniz?

KAYMAZ: Çocuk Edebiyatı kavramından, çocuklara yönelik olarak ortaya konulan edebiyatı anlıyorum. Çocuk duyarlığını edebî bir biçimde yansıtan, onların kişisel, ruhsal özelliklerini, kelime dağarcıklarını göz önünde bulunduran bir edebiyat. Çocuk; temizlik, sevgi, safiyet ve fıtratı hatırlatır. Çocuk edebiyatı alanında doktora yapmış Zeki Gürel (Yard. Doç. Dr.) buradan yola çıkarak çocuk edebiyatının “fıtrata uygun edebiyat” olması gerektiğini ifade eder. Çocukların fıtratına (ruh, beden vs. yapısına) uygun bir edebiyat. Çocuk edebiyatı yaratılışa uygun edebiyattır. Büyükler için ortaya konan edebiyatta olduğu gibi, çocuk edebiyatında da anlatım elbette edebî olacaktır. Edebî zevk ve kaygı taşımayan bir anlatımı, edebiyatla ilişkilendirmek mümkün değil.

SOYAK: Çocuklar için yazılacak şiirlerde özellikle olması gereken(ler) nelerdir?

KAYMAZ: Çocuk şiiri, biraz önce de belirttiğim gibi, “şiir”in çocuklar için yazılanıdır. Bu iki şiir arasındaki temel fark, çocuk şiirinin çocuklara yönelik bir özellik taşımasıdır.Çocuk duyarlığı, dil zevki, kelime dağarcığı, ruhsal yön, çevre, ilgi alanı vb. çocuk şiirinde öne çıkar. Ninni ve masalla büyüyen çocuk, ritme, ahenge, sese ilgi duyar. Söz oyunları, benzerlikleri, tekerlemeler, kafiye, şiiri müziğe yaklaştırır. Çocuk, şiirle, sesle kendisini ve çevresini (tabiatı, eşyayı vb.) tanır. Çocuk, şiir, oyun ve müzik, çocuk dünyasında bir arada, iç içedir. Edebî bir zevkle sunulan ilginç buluşlar, çocukta merak duygusunu sorulara dönüştürür. Tasvirler ona yaşadığı dünyayı tanıtır. Çocuk edebiyatında işlenen konular, temalar da çocuğa uygun olmalıdır. Sevgi, iyilik gibi insanî değerler, kuru bir öğüt biçiminde değil, çocuğun ilgisini çekebilecek edebî bir dil ve anlatımla verilmelidir. Değerler, eşyalar, bitkiler, hayvanlar konuşturularak fabl türüyle de sunulabilir. Bu tür anlatım, çocukların hayal dünyasını zenginleştirir. Bitki, hayvan ve çevrenin özelliklerini, onların konuşmalarından yola çıkarak öğrenir, karşılaştırmalar yapar.

SOYAK: Kitap okuma alışkanlığı kazanmada yapılması gerekenler sizce nelerdir?

KAYMAZ: Kitap okuma alışkanlığı kazandırmak için pek çok yol vardır. TV ve bilgisayarın alabildiğine yaygınlaştığı ve yanlış kullanıldığı günümüzde, kitap alışkanlığı kazandırmak kolay değil. Ödüllendirme, çocuklara bu yönde örnek olma çok önemli. Çocukların ilgiyle izlediği program veya dizilerde kitap öne çıkmalı, okuma önemsenmeli. Okullarda çocuk yazarlarıyla çocukları buluşturan etkinlikler yapılmalı. Çocuk Vakfı’nın ve Çocuk Edebiyatçılar Birliği’nin bu anlamda yaptığı çalışmaların ses getirdiğini biliyorum. Okuma alışkanlığının kazandırılmasında en etkin yol, çocuğun kendisine uygun, nitelikli bir kitapla tanıştırılmasıdır. Çocuk okuma zevkini tattığı an artık okumayı bırakmaz.

SOYAK: Çocukluk çağında kitap okuma çabanız ve okuduğunuz, unutmadığınız kitaplar hakkında bilgi verir misiniz?

KAYMAZ: Okumayı seven, haftalık ve aylık iki süreli yayına abone olan bir ailede büyüdüm. Bu açıdan kendimi şanslı buluyorum. O yıllar, kitap açısından fakir bir dönemdi. Biz de Ömer Seyfettin’i batıdan J. Werne, Cervantes gibi romancıları okuyorduk. Resimli romanlar yaygındı. O günleri bugünle karşılaştırıyorum. O zaman, kitap az fakat kıymetliydi, okunuyordu. Bugün kitap çok, ne yazık ki okuyan az. Çocukluk yıllarımda unutamadığım hikâye Ömer Seyfettin’in Kaşağı’sıydı.

SOYAK: Severek okuduğunuz yazarlar, şairler kimlerdir?

KAYMAZ: Mehmet Âkif , Necip Fazıl Kısakürek, Arif Nihat Asya, Sezai Karakoç, Yavuz Bülent Bakiler gibi yazarlar, edebiyata, şiire, yazmaya ilgi duymamda etkili isimler.

SOYAK: Günümüzde çocuklar için yapılan yayıncılık çalışmaları hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

KAYMAZ: Günümüzde çocuklar için yayınlanan yayınlar sayıca çok. Özellikle son yıllarda bu alanda önemli artış söz konusu. İçeriğiyle, görsel yönüyle, çok nitelikli yayınlar var. Ne var ki çocukların yaşını, ihtiyacını, dil, kelime dağarcığını, çocuk kitaplarında olması gereken fiziksel özellikleri dikkate almadan, yalnız ticarî kaygılarla ortaya konulan yayınlar da az değil.

SOYAK: Çocuklar için yazan edebiyatçılarımız hakkındaki değerlendirmeleriniz, görüşleriniz nelerdir?

KAYMAZ: Çocuk yayınları için söylediklerimi çocuk edebiyatçıları için de tekrarlayabilirim. Çocuk edebiyatı kolay, ucuz bir iş değil. Seslendiği kitlenin dünyasını, çocuk duyarlığını, cümle kuruluşunu, yaş grubuna göre yazı puntosunu, çocuk yayınında olması gereken görsel, fiziksel unsurları dikkate alarak onu edebî bir dille kaleme alan çocuk edebiyatçılarını kutluyorum.

SOYAK: Bir çocukluk anınız ya da geçmiş günlerden bir gün…

KAYMAZ: Çocukluk yıllarımla ilgili genel bir değerlendirme yapayım. Ortaokul yıllarında her yaz tatilinde Erzincan’ın yerel bir el sanatı olan bakır el işlemeciliğinde çalıştım. Çırak olarak başladığım bakır işlemeciliğini halen sürdürmekteyim. Çalıştığım işyeri, benim ve arkadaşlarım için aynı zamanda “bir mektep”ti. Ustamızdan dinlediğimiz hikâyeler, kıssalar bizi hayata bağlamıştı. Bakır işleme çıraklığından önce bir terzi dükkanında hiçbir ücret almadan çıraklık da yapmıştım. Babam bir sanat öğrenmem adına beni terziye çırak olarak vermişti. Sabahın bereketi inancıyla, sabah namazı açılan işyerinin, toprak zeminini sular, süpürür, temizlerdim. Müşterilerin getirdiği palto, pantolon, gömlekleri dikiş yerlerinden sökerek, kumaşı ters çeviriyor, onları bir anlamda yeniliyorduk. O yıllar, hayatın maddî sıkıntılarını göğüsleyen, onu aşan, sevgi, saygı, vefa, sabır gibi değerlerle mutluluğu paylaşan güzel insanlarla birlikte bana hayatı tanıma fırsatı vermiş. Bunu şimdi çok daha iyi anlıyorum.
 
Katılım
21 Şub 2007
#11
Ynt: Çocuk Edebiyatı

aslında 1-2 yıldır zihnimi kurcalayan ama hala kesin bir sonuca varamadığım bir konuya değinmişiz bu hafta :çocuk ve kitap. Çocuklar özellikle soyut düşünmenin henüz gelişmediği 9 yaşa kadarki dönemde hayal ve gerçek kavramlarının ayrımında zorlanıyorlar. Örneğin 3-5 yaş aralığındaki çocuğun hayali arkadaşları (ki bize göre hayali kendisine göre gerçek ) ya da bazı olmamış şeyleri olmuş gibi anlatması konusunda okuduğum bir yazıda "çocuğun gerçek ile hayali ayırmada güçlük çektiği anlarda kafasından geçen şeyi yaşanmış bir gerçek olarak algıladığını" öğrenmiştim. Hani bazen bize anlatır çocuklar bugün şu kişiyi gördüm konultum... filan , ama aslında görmemiştir ; bu çocuğun yalanı değil aklından geçeni gerçek ile ayıramamasıymış.
Şimdi neden bunlardan bahsettim : Dede Korkut hikayeleri ya da Türk Destanları'nı kendi kızıma okuyup okumamakta hala kararsızım (yaş:4) çünkü oradaki gerçek dışı unsurları ayıklayabilecek yetide değil. Aynen supermen'i izleyip de kendisinin de uçabileceğini düşünmesi gibi. Ki böyle bir haber hatırlıyorum eskilerden ; çocuk balkondan atlamış uçmak için . Masal okuyoruz birlikte ama itiraf etmek gerekirse gün içinde yaşananlara uygun öğüt verici masalları bizzat kendim uydurduğum da olmuyo değil :) İleri yaş grubu içinse mesela okulda elbette öncelik kendi kültürümüze ait öğelerdedir. Daha küçük yaşlar için , okumdan çok konuşma ve anlatma yöntemleriyle kültürümüz temellerinin atılabileceğini düşünüyorum.
 

Dil-şâd

Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
Katılım
11 Eyl 2006
#12
Ynt: Çocuk Edebiyatı

yagmursonsuzadek' Alıntı:
aslında 1-2 yıldır zihnimi kurcalayan ama hala kesin bir sonuca varamadığım bir konuya değinmişiz :çocuk ve kitap.
Zihninizi kurcalayan bu konuyla ilgili Prof.Dr. Harun AVCI'nın bazı tespitleri ve tavsiyeleri var. Yukarıdaki yazının devamıydı fakat ben uzun olduğu için parçalamıştım. Şimdi yazının tamamını alıyorum buraya. Faydalı olmasını umut ediyorum.

[size=10pt]Okumanın yaşı yoktur...

'Okumanın yaşı yoktur.' Bu söz genellikle büyükler için söylenir. Böyle algılandığı için de, çocuklarımızın okuma problemi yokmuş gibi düşünürüz. Oysa esas problem, çocukların okumaması veya çocuklara kitap okunmamasıdır. Anne-babalar çocuklarını nasıl eğitecek? Kültürümüzü ona nasıl verecek? Kahramanlarımızı ve değerlerimizi nasıl tanıtacak? Mevcudattaki güzelliği, yardımlaşmayı, çeşitliliği ve sayıca çokluk içindeki birliği, çocuğa başka türlü nasıl anlatacak? Eğlence ihtiyacı nasıl karşılanacak? Çocuklar için hazırlanan kitapları onlara okumayan veya okutmayan kaç anne, çocuğa basit bilgiler dışında bir şeyler verebilir? Anne-babalar şimdi bu sorulara cevap arıyor.
Okuma ciddiye alınmadığı sürece, çocuğun iyi yetiştirilemeyeceğini onlar da biliyor. Ancak pek çok anne-baba çocuğa hangi yaşta ne verileceğini bilmediğinden, seviyesinin üstünde bilgiler yükleyerek; onu okumadan, öğrenmeden ve bilgi edinmeden nefret ettiririm endişesi taşıyor. O halde anne-baba, öğretmen ve rehberlere düşen vazife, çocuğa kitap okumayı sevdirerek; doğru kitapları, doğru zamanda okutmaktır, diyebiliriz.


Okul öncesi dönemde kitap okuma...

Pek çok anne-baba şu soruyla karşılaşır: Çocuğuma kitap okumaya ne zaman başlamalıyım? Bütün anne-babalar bilmelidir ki, okumaya başlamanın yaşı yoktur. Onunla kitap okumaya ne kadar erken başlarsanız o kadar iyi olur. Küçük çocuklara kitap okumak onlarla ilgilenmenin en güzel yollarından biridir. Çocuğun kişiliği büyük nispette bu yaş döneminde geliştiği için ona söylenen ve telkin edilen şeyler onun kişiliğinin şekillenmesine tesir eder. Peygamber Efendimiz (sas)'in, çocuk doğar doğmaz kulağına ezan ve kamet okumayı tavsiye etmesi ve kendisinin de bizzat bunu uygulaması çok manidardır. Demek ki çocuğun ruhunu beslemek için daha ilk günden başlayarak onun kulağına birşeylerin söylenmesi ve onunla konuşulması gerekmektedir. Bugün çocuk gelişimi üzerinde çalışanların tespitleri de bundan başka bir şey değildir.

Çocuk görmeye, renkleri ve şekilleri ayırt etmeye başladığında, onunla kitaplar aracılığıyla konuşmaya geçebiliriz. Bir resim veya şekil çocuğun ilgisini çeker. Eğer bir konuyu çocuğa uygun bir resim, fotoğraf veya şekille anlatırsak, işitme ve görme duyusunu birlikte kullanacağından, söylenen daha kalıcı olur. Bundan dolayı daha bebek iken; onu kucağımıza aldığımızda resim kitabını açarak hem resmi ona gösterir, hem de resimle ilgili konuşmalar yaparsak, onu kitapla erkenden tanıştırmış oluruz. Bu uygulama, anne-babaya yakın temas sebebiyle çocuğa sevildiğini hissettirmenin yanında, dil gelişimi ve anne-baba ile diyalog kurma bakımından da faydalı olur. Daha büyük bir fayda ise, erken yaşta çocuğun hayatına kitabın girmesi ve kitaba karşı alâkanın uyanmasıdır. Artık kitap onun için sıcak bir arkadaş olur ve okuma sürekli bir ihtiyaç haline gelir. Victor Hugo'nun dediği gibi, 'Okuma ihtiyacı barut gibidir, bir kere tutuşunca artık sönmez.'
Batı, okul öncesi döneme ait çocuk kitabı çeşitliliği, kalitesi ve sayısı bakımından bizimle kıyaslanamayacak kadar ileridir. Ancak bizde de son yıllarda bu konuya daha fazla önem verilmekte ve bu sayede okul öncesi kitap ve dergi yayımcılığında takdir edilecek bir gelişme yaşanmaktadır. Bu kitapların çocuklara ulaştırılması ve okunmasında okul öncesi eğitim kurumları önemli rol oynamaktadır. Pek çok anne-babanın çocuk yetiştirme hususunda bilgisiz veya ilgisiz olduğu dikkate alındığında, ülkemizdeki problemin sadece kitap yayımlama olmadığı, bunun yanında anne-babalara rehberlik hizmetinin de çok eksik olduğu söylenebilir.
Okul öncesi dönemde anne-baba her gün çocuğa kitap okuduğunda onun kelime hazinesi genişler, düşünme kabiliyeti ve buna bağlı olarak zekâsı gelişir. Dinlemeyi ve konuşmayı öğrenir. Kitap okumayı seven bir fert olarak yetişir. Hikâye okunurken o sık sık soru sorar. Çocuk soru sorarak öğrendiğinden buna izin verilmelidir. O, kelimeler, hikâye kahramanları veya kitap hakkında konuşmak istediğinde hemen sözü kesilmemeli, konuşması sağlanmalıdır. Onun sorularına mantıklı, doğru, tatmin edici cevaplar verilmelidir. Asla yalan yanlış şeyler söyleyerek soruları geçiştirilmemelidir. Çocuklar aynı hikâyeyi tekrar tekrar dinlemekten sıkılmazlar. Bildikleri hikâyeleri defalarca dinlemeyi sevdikleri gibi aynı kitabın tekrar tekrar okunmasını da severler. Bu işlem, kelimelere aşina olmaya yardımcı olduğu gibi kitapta verilmeye çalışılan mesajın akılda kalmasına da yarar.
[/size]
 

Dil-şâd

Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
Katılım
11 Eyl 2006
#13
Ynt: Çocuk Edebiyatı


[size=10pt]Çocuğu, kitaba ve okumaya nasıl yönlendirebiliriz?

Okumayı sevdirmenin sihirli bir yolu yoktur. Bununla birlikte okumayı sevdirmek için değişik yollar denenebilir. Okul öncesi dönemde uygulanabilecek olan bazı metotlara yukarıda temas edilmişti. İlâve olarak, değişik yaştaki çocuklara uygulanacak pek çok yol bulunabilir.
Her şeyden önce aile büyükleri evde devamlı olarak kitap okuyor ve kitaptaki konuları veya kahramanları ailedeki diğer kişilerle paylaşıyorsa, bu ortamda yetişen çocuk, kitap okumaya ilgi duyar. Okuma, önce ailede başlar. Okuma bilmeyen çocuk bile kitabı eller, sayfaları açar, resimlere bakar, onlarla ilgili sorular sorar, âdeta yeme-içme gibi kitapla iç içe büyür. Kısaca okuma bizim hayat tarzımız ise, çocuk da okur.

Kitap bir bilgi aktarma aracı olarak gösterilmemelidir. Kitabın eğlenceli ve sıcak yüzü ön plâna çıkarılmalıdır. Çocuk kitapla bir dost, bir arkadaş niyetiyle tanışmalıdır. Çocuğun ilgisini çekecek kitaplar, genellikle resimli hikâyeler, romanlar, bilmece, bulmaca ve fıkra kitaplarıdır. Bu kitaplarla karşılaşan çocuk, onları oyuncak veya eğlence aracı olarak görür. Bu yakınlık çocuğu okumaya hazırlar.

Çocuklarla birlikte kitap okunmalıdır. Çocuğun okuyacağı kitabı birlikte okumak onun hoşuna gider. Kitap okurken ses tonu kahramanlara göre ayarlanmalı ve okumaya canlılık kazandırılmalıdır. Hep anne veya baba okursa, bu çocuğu sıkar. Bazen o okumalı anne-baba dinlemelidir. Bazı aileler uyku öncesi hikâye okumayı düzenli bir alışkanlık haline getirmişlerdir. Bu alışkanlık çoğu ailenin uygulayabileceği pratik bir metottur.
Çocuk, kitap fuarları ve kitap satış merkezlerine de götürülmeli, burada kitapları inceleyebilmesi için yeterli zaman ayrılmalıdır. Tamamını olmasa bile, çocuk, ilgi duyduğu kitapları kendisi seçmeli ve kendisi almalıdır. Ancak alınan kitaplar, çocuğun yaşına uygun olmalıdır. Kitap üzerinde yaş grubunun yazılması okuyucuya kitap seçiminde büyük kolaylık sağlar. Kitabın iyi bir dil, güzel resimler ve iyi bir baskıyla hazırlanmış olması gerekir.
Kitap okumayı sevdirme bakımından okul da önemli bir faktördür. Bu gâye ile günlük programa okuma saatleri konulabilir. Kitap okuma yarışmaları düzenlenerek, çok okuyanlara mükâfat verilebilir. Öğretmen çocuğun okuduğu kitap hakkında onunla konuşmalı ve okuduklarını paylaşmalıdır. Kantinlerde kitap satılması da teşvik edilmelidir. Okullarda kütüphane olmalı fakat kitaplar dolaplarda kilitli olarak tutulmamalı, çocuk kitapla daima haşir neşir olabilmelidir.

Netice olarak, uygun yollarla yaklaşılırsa her çocuk kitap okumayı sever. Ancak baskıyla çocuğa kitap okutulamaz. Okumayı sevdiremiyorsak, hiç olmazsa okumadan nefret ettirmeyelim. Çünkü okumadan nefret eden kişi, en uygun vasatta bile kitaba kolayca ısınamaz.

Prof.Dr. Harun AVCI

[/size]
 
Z

ZeRRe

#14
Ynt: Çocuk Edebiyatı

Çok önemli bir konuya değinmişsiniz teşekkürler...
bence bu durum yıne bizimle çözümlenecektir
eğitimciler anneler babalar vs çocuklarımıza önce kendi kültürümüzü öğretmeliyiz.
 
Katılım
27 Eki 2007
#15
Ynt: Çocuk Edebiyatı

çocuklarımız yabancı artislere hayrenken yabancılara özenirken yabancılar gibi yaşayıp örf adet ananelerimizi unuturken mi ?

bir devleti işgal askerle
ama beyinleri işgal yani en kötüsü kültürle olur

söyleyin bakalım mcdonalds a gitmeyen
carrefourlarda alışveriş yapmayanımız var mı

kendimi de dahil ediyorum tabii
kıyafetlerimize yediklerimize içtiklerimize ve tabii dilimize sahip çıkalım
çocuklarımıza geleceğimize sahip çıkmak istiyorsak bu böyle olur
kültür erozyonunu hafif atlatmamız dileğiyle
 
Katılım
28 Ara 2007
#16
Ynt: Çocuk Edebiyatı

Gerçekten çok önemli bir konuya değinmişsiniz.
bence bu içler acısı durum eğitimcilerimle düzelecektir.
Eğer eğitimcilerimiz kendi kültürlerini öğretirlerse yani bu işi becerirlerse onlara helal olsun demekten başka bişi düşmez bile galiba
 
Katılım
29 Ocak 2008
#17
Ynt: Çocuk Edebiyatı

Öncelikle konuyu başlatan arkadaşımıza teşekkür ediyorum.
Bende bugün bu konuyu düşünmüştüm bu sayfayı görmem tevafuk oldu.
Biliyoruz ki ülkemizde hızla yaygınlaşan okulöncesi eğitim kurumları var.Arkadaşlar korku ve endişelerinizi anlıyorum ancak şunu söylüyebilirimki durum çokta vahim değil.
Bu konuda Timaş yayınları,Zambak yayınları...
Çok güzel kitaplar çıkardı.Birkaç yıldır ciddi hareketlenmeler var.
İlgilenenler NTlerden temin edebilirler...
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 0)

Giriş yap