Çürük Çarık,Kırık Dökük...

Katılım
12 Şub 2006
#1
Minik bir kiraz gibi
Birikince sabrı,
Tükenir umutları
Ve düşer yere
Diğerleri gibi…
Çürüyünce...


*



Hiç üsteleme, hatırlayamadın işte! Yolda kitap okumak için çantanı açtığında gördüğün kurabiyelerin üzeri şekerliydi… Cevizli miydiler, yoksa tarçınlı mı? ‘Üzerlerinde hiçbir şey yoktu’ diye de iddia edersin sen şimdi. Neyse ki ben en azından, seyahat çantanı hazırlarken onları içine koyduğumu hatırlıyorum, bak…

Peki ya badem şekerleri? Benim paketini sıkıca kapatmayı unutmam yüzünden çantandaki kirli çamaşırların arasına dökülmüşler ya... Yine de yemişsin badem şekerlerini tatlı tatlı… İnkâr etme yediğini de, böyle söylemiştin ya hani telefonda…

Geçenlerde mektuplarını bulmuş benim çocuklar! Yok canım, ortalıkta değiller, ama nasıl olmuşsa rastlamışlar işte… Mektupları onlardan alıp yalnız kaldığımda okumaya başladım... Tabi onlarca mektubun içinden güzel bir tanesini seçmek zor oldu... Aklıma gözlerini kapatıp içlerinden şanslı bir tanesini seçip okuduğunu anlattığın gün geldi... Yüzümün en kuytu köşesine hafif bir tebessüm o anda usulca ilişiverdi…

Mektupların birinde yazıyordu; ilginç bu kez de ben hatırlamakta zorlandım. Hani o sert sulu elmalar var ya, onları kesin hatırlarsın. Seversin diye küçük bavuluna sert ve sulu elmalardan atmışım yine bir dönüşünde. Yolda hiç açmadığın için bavulunu, görememişsin tabi elma sürprizini de. Üstelik bir sonraki seyahatin için çantanı açtığında bulmuşsun elmaları çürük bir halde… Önce bana, sonra kendine kızmışsın… Mektup yalan söyler mi hiç?

Düşündüm de, her yolculuğun için sen görmeden çantana koyduğum; aslında hiç de sevmediğin o yolları sana sevdirmek için hazırladığım tatlı dileklerimmiş adeta. Her tren düdüğü ötüşünde, yüzünde kalbinin o garip çöküşünü izlemeye dayanamaz ve nedense, bana hep sonradan koyan bir boşlukla dönerdim istasyonlardan senin bıraktıklarına… Belki de o çökük kalbi ancak tatlı şeyler diriltir diye düşünürdüm ve o garip hüznü belki de böyle yenebileceğine inanırdım da ortak olurdum yolculuğuna…

Üzerinin neyle kaplı olduğunu hatırlayamadığım kurabiyelerin ağzında eriyişini; zamanın senin yanındayken eriyip yok oluşuna,

Kirli çamaşırlarının içine döküldüğü halde aldırış etmeden yediğin badem şekerlerini; seninle her şeye varım diyen o bakışlarına,

Sert ve sulu elmaları bavulunda unutup onları çürümeye terk etmeniyse,
zamanla suyumuzun çekilişine ve çürüyüşümüze benzetiyorum…

Tüm bu hüzünlü anımsamalar kol gezerken yalnız odamda, ellili yaşımda artık şekersiz içmek zorunda olduğum çayımı alarak elime, tatlı düşler kurup yazıyorum işte sana… Çayımı bile tatlandıramayan, artık sadece geçmişte kalan anıların üzerine yazıyorum üstelik!


* alıntı: erkan horoz
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 0)

Giriş yap