Delilere Mektuplar

Katılım
16 Şub 2006
#1
İyiyim demeden önce...

Sevgili Deli Kardeşim, Delikanlım,
Bilmem sana daha önce bahsetmiş miydim, "Nasılsın?" sorusuna ilginç cevaplar veren insanlar var bu dünyada.
Mesela eski adamlardan biri, "iyiyim" demek istemezmiş ve "iyi olacağız inşallah" dermiş. Yüzüne tuhaf tuhaf bakan olursa, açıklamasını yaparmış bu sözünün: "Dünyanın gidişâtı bu kadar kötüyken, ben iyi olduğumu söyleyemem. Sadece birgün herşeyin Allah'ın yardımıyla iyi olacağını söyleyebilirim, o kadar!"
Evet. Bazı insanlar, âlemin derdiyle dertlenirler. Tüm gözyaşlarını silmek, tüm "ah"ları "oh"lara dönüştürmek ve tüm acıları sevinçte boğmak isterler. Onlar için asıl mutluluk, başkalarına "Nasılsın?" diyebilmektir.
Ne kadar kolay bir soru!
Daha doğrusu "ne kadar kolay cevapladığımız bir soru" demeliyim.
Oysa, "iyiyim" demeden önce iyice düşünsek, böyle kolay bir cevapla geçiştirilemeyecek zor bir soruyla karşı karşıya olduğumuzu anlarız.
Gerçekten "iyi" miyiz?
Ben bu soruyu kendime sorunca, aklıma Hazreti Ayşe annemizin bir sözü geliveriyor.
Sormuşlar ona "Sizce insan ne zaman kötü olur?"
Cevaplamış "Kendini iyi bildiği zaman."
Onun bu sözlerini duyduktan sonra, "iyiyim" demekten çekiniyorum doğrusu.
Artık, ayıp olmasın diye, dostlarım kırılmasınlar diye "iyiyim" diyorum. Ama kendi kendime sık sık soruyorum "Nasılsın?"
Kendimle her karşılaşmamda, aynaya her bakışımda soruyorum "Nasılsın?"
Sonra cevap veriyorum "İyi bir insan olamadım gitti! Yıllar, aylar geçti ve ben hâlâ iyi olamadım." Böyle diyorum ve kendi kendimle uğraşıp duruyorum.
Kendi kendime yanlışlıkla "iyiyim" diyecek olsam, bunun acısını çok siddetli bir şekilde çıkarmak geliyor içimden. "Demek iyisin ha?! Peki neden şunu şöyle yaptın?, Neden falan şeyi ihmal ettin?" diye sayıp döküyorum kusurlarımı önüme.
Dedim ya, resmen kendi kendimle uğraşıp duruyorum işte.
Bazen diyorum ki kendi kendime "Acaba kendime haksızlık mı ediyorum?"
Sonra, Peygamberimizin şöyle dediğini hatırlıyorum: "Ne mutlu o kimseye ki, kendi ayıplarıyla uğraşmak yüzünden, başkalarının ayıplarıyla uğraşmaya imkan bulamaz."
Bu sözü hatırlıyorum ve "ne iyi!" diyorum. İyi olamadığıma üzülürken, bir teselli buluyorum kendime.
İyi ki kendimle uğraşıyorum. Çünkü gerçekten de kendimle uğraşmayı, kendimi sorgulamayı sürdürdükçe, başkalarının kusurlarını düşünmeye imkanım olmuyor. Dedikodudan, suizandan yani başkaları hakkında kötü düşünmekten kurtuluyorum.
Böylece, kul hakkına bulaşmaktan, başkalarının hakkını yemiş olmaktan korunuyorum.
Varayım biraz kendime haksızlık etmiş olayım. Kendi hakkımı yemem mi daha iyi, yoksa başkasının hakkını yemem mi?

Sevgili Deli Kardeşim, Delikanlım, sana da soruyorlardır "Nasılsın?" diye.
Ayıp olmasın diye, dostların mutlu olsunlar diye, "iyiyim" de!
"Sizi gördüm ve daha iyi oldum" de! "İnşallah iyi olacağız" de!
Ama en büyük düşmanların olan Şeytan ve Nefsin (yani benliğin) sana bu soruyu sorduklarında, sakın ha "iyiyim" deme.
Onlar çoğu zaman bu soruyu sormadan cevabını sana yutturmaya çalışırlar: "Hadi yine iyisin iyisin!" derler sırtını sıvazlayarak.
Onlara kanma! İyisin sanma! Hatasız kul olmaz, kendi hatalarını bil. Bil ve umutsuzluğa yenik düşmeden o hatalarını aşmaya çalışarak de ki kendi kendine "İyi olacağız inşallah!"
İyi olabilmek için, kötülüklerini fark et ve onlardan Allah'a sığın!
İyiler, kendilerini "iyi" sanmayanlardır. Onlar, kendilerini kötü hisseden ve iyi olmak için Allah'a sığınan insanlardır. Onlar, "Allahım biz iyi insanlarız, iyilik yaptık ve sen de bize iyilik ver" diye dua etmezler. En küçük kusurlarını bile büyük görürler ve "Allah'ım biz kendimize kötülük ettik, günahlarımızı bağışla, bizi affet" diye dua ederler.
Yüce Rabbimiz, Kur'an-ı Kerim'de bize onların duasını öğretmiş ve bu duayı yapanlara müjde vermiş: "Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah'ı anarlar; "Rabbimiz! Sen bunu boş yere yaratmadın, Sen yücesin, bizi Cehennem azabından koru." derler. "Rabbimiz! Günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört, bizi iyilerle beraber yanına al". … Rableri onlara şu karşılığı verdi: "Ben, erkek olsun, kadın olsun, sizden, hiçbir çalışanın amelini boşa çıkarmayacağım. ... Onların günahlarını elbette örteceğim ve Allah katından bir mükâfât olmak üzere, onları altından ırmaklar akan cennetlere de koyacağım. En güzel mükâfât Allah katındadır."
(Âli İmran Sûresi 191-195. âyetler)

Allah'a emanet ol!

(bu yazı gençistikbal dergisi şubat ayı sayısından tarafımca beğenilip sizlere takdim edilmiştir...)
 
Katılım
1 Mar 2006
#2
çok hoş bir yazı. yazanların kalemine, paylaşanların yüreğine sağlık...
 
Katılım
25 Şub 2006
#3
Nasılsın? Sorusu ve cevabı hakkında yazılmış ve bizlerle paylaşılmış olan bu yazıyı okuduğumda henüz şiirleştiremediğim bir iki düşüncemi sizlerle paylaşmak istedim:


Yari görüp bî-nefes kaldığımda
Sigara içip içmediğimi sordu bana

İçerim malesef dedim ondan sandı nefessizliğimi
Halbuki ben nefes alamasam da kalbim öyle bir heyecan ve hızla nefes alıyordu ki

O an, yüzünü gördüğüm için,
Bazan da sadece onun geçtiği yolardan geçtiğim için

Söyleyemedim bunları ona
Zaten nefes almak değil yaşamak
Kalbi nefes almalı aslında insanın
Kalbim nefes alıyorsa ben bî-nefesim önemli mi? Soramadım.

Bir de NASILSIN sorusu var işte

Herkes hatrımı sorar ben "iyiyim" derim
Gözler "iyiyim" demedikçe o iyilikten ne anlarım

Bir de sen sor hatrımı ve gözlerime bak
Belki ben konuşamam nefessiz olduğumdan
Ama gözlerim iyiyim diyor olacak

Bu da yazı üzerine

Eğer nasılsın derken iyi biri olup olmadığımı soruyorsan var
Bu soruya ben değil de sen cevap ver
Benim kendime yakıştırdığım üç sıfat var
Biri Firârî, bırak gitsin diğer ikisini boş ver
 
Katılım
11 Mar 2006
#4
Öncelikle yazıları bizimle paylaşan arkadaşlara çok teşekkür ederim.Küçük bir hikaye de benden Bir yerde okumuştum çok beğendim.Bakalım siz nasıl bulacaksınız?


HUZUR
Bir gün bir kral, ama halkı tarafından sevilen bir
bilge kral, huzuru en
güzel resmedecek sanatçıya büyük bir ödül
vereceğini
ilan eder.

Yarışmaya çok sayıda sanatçı katılır. Günlerce
çalışırlar birbirinden güzel
resimler yaparlar. Sonunda eserleri saraya teslim
ederler.

Tablolara bakan kral sadece ikisinden hoşlanır.
Ama
birinciyi seçmesi için
karar vermesi gereklidir.

Resimlerden birisinde sakin bir göl vardır. Göl
bir
ayna gibi etrafında
yükselen dağların görüntüsünü yansıtmaktadır. Üst
tarafta pamuk beyazı
bulutlar gökyüzünü
süslüyorlardı. Resme kim baktı ise onun mükemmel
bir
huzur resmi olduğunu
düşünüyordu.

Diğer resimde de dağlar vardı.. Ama engebeli ve
çıplak dağlar.Üst tarafta
öfkeli bir gökyüzünden yağmurlar boşanıyor ve
şimşek
çakıyordu. Dağın
eteklerinde ise köpüklü bir şelale çağıldıyordu.
Kısaca resim hiç de
huzurlu gözükmüyordu. Fakat kral resme bakınca,
şelalenin ardında kayalıklardaki çatlaktan çıkan
mini minnacık bir çalılık
gördü. Çalılığın üstünde ise anne bir kusun
örttüğü
bir kuş yuvası
görünüyordu. Sertçe akan suyun orta yerinde anne
kuş
yuvasını kuruyor...
Harika bir huzur ve sükûn örneği.

Ödülü kim kazandı dersiniz.Tabii ki ikinci resim.

Kralın açıklaması şöyle idi:

"Huzur, hiçbir gürültünün, sıkıntının yada
zorluğun
bulunmadığı yer demek
değildir. Huzur bütün bunların içinde bile
yüreğimizin sükûn
bulabilmesidir."
 
Katılım
16 Şub 2006
#5
çok güzel yaa firari teşekkürler.. bengisu ayrıca sana da çok teşekkür ederim çok güzel bir hikaye... :ALKIS :ALKIS :ALKIS
 

Giriş yap