Tadımlık

Divan Şiiri Üzerinde Düşünceler/Divan Şiiri Dersleri Metin Şerhi

UluğBey

uyan!
Ynt: Metin Şerhi

hımm iyi de ben bunu nasıl yanlış yazmışım anlamadım :) gerçi bunu ne zaman yazdığımı bile hatırlamıyorum. yanlış er de olsa geçte olsa Bağdat'tan bile olsa geri döner :)

teşekkür ederim...
 

dedeefendi

Aday Üye
Ynt: Metin Şerhi

gece yürüyüşü' Alıntı:
Vallahi yanlışımı bulun diye sen istemişsin ben de elimden geleni yaptım :p

Metinde şu yazıyor:
Senin kebkebin şekl-i süreyya oldu eflake
Diler kim eflake ey meh-rû kapunda hak-i der kevkeb
اولدی (Oldu) yerine الدی (aldı) yazılmış.
 

dedeefendi

Aday Üye
Ynt: Metin Şerhi

uluğbey' Alıntı:
şeriatta bu senindir bu benim
tarikatta hem senindir hem benim
hakikatte ne senindir ne benim


yeterince açık amma yine de şerh edelim bakalım ucu nereye gidecek...

yukarıda geçen şeriat tarikat ve hakikat kelimelerine şöyle bir bakınca aslında pek de farklı şeyler olmadığını görüyorum. tarikat tutulan yoldur şeriatın da kelime anlamında yol olsa da daha çok kanun, kural ve doğru yol anlamında düşünebilirim. yani hakikate ulaşmak için tarikat yolunda şeriat ise bu yolda yapılması gerekenleri belirleyen klavuzdur diye düşünüyorum.

imdü geleyim yukarıdaki mısralara şeriate göre kişinin yapması gerekenler ya da aşmaması gereken sınırlar bellidir, tarikatte ise kardeşlik vardır, senden çıkıp bize gitmenin bire ulaşmanın yolu aranır.hakikate baktığımızdaysa ortada vahdet-i vucutu da düşünürsek teklik vardır dolayısı ile sen ve benin olması zaten imkansızdır.
Bunun cevâbı Yunus Emre'nin meşhur şathiyesinde gizli:

"Çıktım erik dalına anda yedim üzümü
Bostan ıssı kakıyıp der ne yersin kozumu"

Niyâzî Mısrî'nin şerhinde şöyle yazar:

Erik,şariattir.Çünkü şeriat zâhire göre hükmeder. Eriğin dışı yenir.Ama içinde büyük bir çekirdeği vardır.Yani içe pek tesir edemez.İnsanlar sen ben davasına devam eder.Üzüm,tarîkâttir.Tamâmı yenir.Ama içinde ufacık bir çekirdeği vardır.Tarîkât de insanı mükkemmel eyleyemez. Daha çetin yollardan geçmesi gerekir.Ceviz de hakîkâttir.Özüne ulaşmak için biraz uğarşmak gerekir.Bunun için bostan ıssı ki mürşidi kâmil gerekir. Mürşd-i kâmilsiz hakîkâte ulaşılamaz demek istiyor.
Bu mısraların arkasında Yunus'un sözleri var gibi...
 

dedeefendi

Aday Üye
Ynt: Metin Şerhi

gülfer' Alıntı:
sanırım buraya bir ek yapmak gerekiyor. yanlış mı anlıyorum bir de siz bakınız azizler!

hezaran kelimesinin bir anlamı da "binler"dir. ve bence burada bu anlamda kullanılmış...
yani;
"ikbal meyhanesinde çok da gururlanma ki
biz pek çok/binlerce gurur sarhoşunun (sonra nasıl) sersemlediğini, baş ağrısı çektiğini gördük..."
Nâbî ,bu beyitin alındığı gazeli Çorlulu Ali Paşa'yı hedef alarak yazmıştır.Ali Paşa,şairlerden pek hoşlanmadığı için Nâbî'nin önünü kesmeye çalışmıştır.Makâmıyla mağrur olan Ali Paşa'ya bu gazeli büyük bir kırgınlıkla yazmıştır.

Çok da mağrûr olma kim meyhâne-i ikbâlde
Biz hezerân mest-i mağrûrun humârın görmüşüz.

"Tâlih meyhânesinde böyle çok mağrûrlanma,biz binlerce gurur sarhoşunun başının ağrıdığını görmüşüz." Bu beyitteki hezerân kelimesi daha çok binlerce anlamı taşımaktadır.Birinci mısradaki "çok" kelimesiyle "hezerân" kelimesi arasında paralellik kurabiliriz.
 

dedeefendi

Aday Üye
Ynt: Metin Şerhi

Dil-şâd' Alıntı:
Yok artık daha neler, saçma olmuşmuş... :D Ben hepimizin yaptığı yorumlardan bahsettim, sen gittin kendi üzerine alındın. Yani senin şu diğer konulardaki iddialı tavırlarını bilmesem öz güven eksikliği var diyeceğim ama diyemiyorum ;) Neyse en iyisi sen başka bir beyit ver de onunla devam edelim...

Bu arada söz konusu beytin yer aldığı gazel Rasih'in hayatı boyunca yazdığı tek gazelmiş:

Süzme çeşmin gelmesün müjgân müjgân üstine
Urma zahm-ı sîneme peykân peykân üstine

Dilde gam var şimdilik sen gelme lutf it ey sürûr
Olamaz bir hânede mihmân mihmân üstine

Yârdan mehcûr iken düşdük diyâr-ı gurbete
Dehr gösterdi bize hicrân hicrân üstine

Rîze-i elmâs eker her açdığı zahma o şûh
Lutfı var olsun ider ihsân ihsân üstine

Hem mey içmez hem güzel sevmez demişler hakkına
Eylemişler Râsih'e bühtân bühtân üstine


Bir kısa not daha: Rasih hakkında ne öğrenebilirim diye elimdeki edebiyat tarihlerini şöyle bir karıştırdım. Ahmet Kabaklı, onun Balıkesirli soylu bir aileden geldiğini söylemiş. N. Sami Banarlı da Balıkesirli olduğunu ve bu şehrin hanedan bir ailesine mensubiyeti hasebiyle onun Rasih diye tanındığını ama asıl isminin Ahmed olduğunu belirtmiş. Diğer kaynaklar ise şairin hayatı ve eserleri hakkında ciddi bilgiler bulunmadığını söylemekle yetinmişler.
Râsih Ahmet'in,Balıkesirlidir.Zağanos Paşa soyundandır.Kör olduğunu ve 30 yaşlarında Balıkesir'de öldüğünü okuduğumu hatırlıyorum.Nedim'in övdüğü şairlerdendir.Bu bilgileri Abdülbâkî Gölpınarlı'dan okuduğumu zannediyorum.
 

dedeefendi

Aday Üye
Ynt: Metin Şerhi

Dil-şâd' Alıntı:
Çok değerli Edebiyat Türkiye sakinleri birazcık da bu bölüme kafa yorsak hep birlikte nasıl olur acaba. Müdavimlerimizin bu taraflara hiç uğramadıklarını farkettim de iki küçük beyitle davet edeyim dedim, icabet edilir inşallah...

An gerek mahbûbda kim el üzre tuta halk
Yohsa bir hatemde dahi bulunur göz ile kaş



Çok güzel bir beyit.

Sevgiliye öyle bir şey gerektir ki halk onu halk el üstünde tutun,ona saygı göstersin;yoksa bir yüzükte de göz ile kaş bulunur.

Sevgili,âşığına hep naz eder.Dönüp de bir kere bakmaz.Bundan rahatsız olan âşık, sevgilisine sitem eder.Sevgili ,o gözlerle bana bakmadıktan sonra ne işe yarar ki? Yüzüklerde de göz ve kaş vardır.Sevgili,aşığa bakıp onun gönlünü almazsa kaşı gözü olan bir yüzükten hiçbir farkı olmaz.

Yine sevgiliden bir sitem var.

"El üzre tutmak" söz grubunda kinâye vardır. Hem gerçek hem mecaz anlamda kullanılmıştır.Mecaz anlam kastedilmiştir.

Halk ve hâtem kelimeleri arasında ihâm-ı tenâsüp vardır.Şair halk kelimesini  halka kelimesine benzediği için kullanılmıştır.

Eski edebiyat merakı olanları görmek beni çok sevindirdi.Bunu da söylemek isterim...
 

NuN

مَنْ طَلَبَ العِلْمَ كَانَ كَفَّارَةً لِ&#160
Ynt: Metin Şerhi

Yağmur adlı dergide Klâsik Türk Şiirinde Hazret-i Îsâ Mazmunu adlı bir makale okudum geçenlerde, Âhirzamanda nüzulü kısmında Galib Dede'nin teşbihe dayanan bir beyti vardı:

"Hat-ı nev-resteye ta'lîk-i va'di çeşm-i bimârın
Dem-i âhir zamânda makdem-i Îsâ mıdır bilmem"

Galib Dede

<Hasta gözün va'dini geciktirmesi, yüzde yeni çıkan tüye, âhirzamânda Hz. Îsâ'nın gelişi midir, bilmiyorum.>

Hat-Hz. Îsâ ilişkisi: Dünyayı, tecelliye mazhariyeti ile yüzün Cemal ismi yansıması kabulü bağlamında ilişkilendirirsek; yüzde çıkacak ve gelenekte sarı olduğu için gençlik, güzellik sembolü sayılacak hattı da bu mevcudiyette yeni ortaya çıkan ve duruma güzellik katacak Hz. Îsâ 'ya teşbih edebiliriz.

"Çeşm: Gözler dışında Hakk'ı müşâhede için kullanılır. Allah cc. 'ın basir sıfatı; El-Basar" deniliyor Ethem Cebecioğlu'un sözlüğünde. Bu noktadan yola çıkarak; herşeyi her yönüyle eksiksiz gören, yarattıklarına da görme duyusunu veren manasına gelen Basir Esmaü'l Hüsna'sı ile çeşm birbirleri ile parça-bütün gibi bir ilişki çerçevesinde değerlendirilebilir sanıyorum. Bimar ise aşk'tır; aşkı gören bir "hasta"dan bahs olunmaktır. Aşk ise gören gözümüzle değil gönül gözümüzle görüleceğinden çeşm-i bimar terkibi ile gönül istiaresinde bulunulmuştur diyebilir miyiz?

Talik-Hat: Hat, yazı olarak da değerlendirilebilir ki bu durumda bir yazı çeşidi olan Talik sözcüğü ile aynı mısrada geçişlerini bir sebebe bağlamak mümkünleşir.Talik sözcüğünün asılmış ve bağlanmış manaları da vardır.. Lâkin makalede talik-i va’d terkibi için, vaadin geciktirilmesi kullanılmış. Va’d, Hz. Îsa ’nın nüzulü ise hattın yüzde çıkışı gibi, geciken de yine nüzulüdür. Dede istemektedir ki “Ahirzamanda maddecilik felsefesinin bir sonucu olarak ortaya çıkan küfür ve ulûhiyeti inkâr cereyanına karşı, İsevîlik dininin temizlenerek ve hurafelerden sıyrılarak İslamiyet’e inkılâb edeceği bir sırada, İsevîliğin şahs-ı manevîsinin, semavî vahiy kılıcıyla o müthiş dinsizliğin şahs-ı manevîsini öldürmesi gibi Hz. Îsa as. da İsevîliğin temsilcisi olarak, dinsizliğin şahs-ı manevîsini temsil eden Deccal’ı öldürecektir” sözü vuku bulsun.
Çeşm-i Bimar, gönülde tecelli eden Vacibü’l Vücud, Allah Azimü’ş-şan’a istiare midir dedirtti şu durumda bana.. Gönle yansıyan Her Şeyin Sahibi, gönlün de sahibidir elbet ve hatta gönüldür de. Ondan içre; va’d olunan ve kimince kurtuluş ve sevgiliye vuslat olan cümle mahlukatın ölümünün vesilesi kıyametin, va’d edicisidir.

Va'd: Söz vermek demektir, müjdeyi ifade eder. Kulların, kendine vâcib kılması dolayısıyla Allah'ın inananlar üzerindeki bir hakkıdır. deniliyor yine Ethem Cebecioğlu'nda..

Dem-Hz. Îsa: Zaman’ı ifade etmek için “Dem” kelimesinin seçilişi ve Hz. Îsa ilişkisi de ölüleri nefesi ile canlandırma mucizesinin verilişine dair düşündürülmek istenmiş gibi.

Bir de şu an aklıma geliyor ki; hasta göz sevgili olabilir mi acep? Baygın bakışına istinaden. Onun vuslat sözü olabilir mi va’d de.. ve bu gerçekleşmeyen durum karşısında ayrılık Deccl’ini vuslat Îsa’sının ortaya çıkarak öldürmesi mi isteniyo acep?

Sanıyorsam bir tomar çiziktirip o çiziklerin içinde boğuldum :)
 

dedeefendi

Aday Üye
Ynt: Metin Şerhi

Teşekkürler.Çok güzel açıklamışsınız.Gâlib'in beyitlerine cesâret edip de dalamıyorum.Orada yüzmek çok zor...

Hz.Îsâ, dîvân şairleri tarafından mazmun olarak sık sık kullanılmış.Peygamberler su gibidirler,bulundukları asrın kabına göre şekil alırlar.Mevlânâ hazretleri böyle söylemiş. Bulundukları asra uyum sağlarlar ve o asrın gelişmelerine göre onlara mu'cizeler verilir. Hz.Îsâ devrinde tıp sahasında büyük gelişmeler yaşanmıştır.Allah,ona tıpçıları âciz bırakacak derecede mu'cizeler vermiştir.Tedâvisi olmayan hastalıkları Allâh'ın izniyle iyi etmiş,ölüleri diriltmiş.Bunun için daha çok bu yönleriyle çıkar Hz.Îsâ karşımıza. Kendi arşivimden birkaç Hz.Îsâ beyitini paylaşayım:

Âşıklarını âh o Mesîha-dem öldürür
Bu âdem öldürür ki Mesîh âdem oldurur BASÎRÎ

Bâkîyâ dîn-i Muhammed hakk içün âlemde
Dem-i cân-bahş ile nazm içre bugün Îsâ’yım BÂKÎ

Beşâret arz ider la’li dem-i enfâs-ı Îsâ’dan
İşâret gösterir hüsni kemâl-i sun’-ı Mevlâ’dan CEM SULTÂN

Necâtî’nin dirisinden ölüsü Ahmed’in yeğdir
Ki Îsâ göklere ağsa yine dem urur Ahmed’den NECÂTÎ


Beyitlerin ortak noktası Hz.Îsâ ,dem kelimesi ve dem heceleridir.Dem kelimesini îhâmlı ve îhâmı tenâsüplü olarak sık sık kullanırlar.Şeyh Gâlib'de de aynı özellikleri görmek mümkün...
 

NuN

مَنْ طَلَبَ العِلْمَ كَانَ كَفَّارَةً لِ&#160
Ynt: Metin Şerhi

Estağfurullah, geçen dönem metin şerhi dersinde boyumun ölçüsünü alıp ilkin boş kağıt verdiğim bir de bütünlemesine girdiğim bu deryaya ben de girmekten korkuyorum vesselam.. beyit içinde değil, kelime içinde de ayrı hikaye çıkıyor gibi.. öyle 1 hafta kadar elimizde gezdi de anca bunca çiziktirebildik, "çeşm-i bimârın"a "acaba" nedir ? vahdet-i vücud mudur ? deyü.

1 beyt de ben eklemek isterim, mazmunu farklı ve hoş gelmişti;

Îsâ nitekim sûzen ile çıkdı semâya
Ol resme çıkar kulle-i kühsâr'a benefşe

Necâtî Beg
 

abdülbâki

Aday Üye
Ynt: Metin Şerhi

Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilün
( + + – – / + + – – / + + – – / + + – )

Bir hilāli iki pervínüñ arasına alur
Necm-i eşkümle görinsem o meh-i tābāna (Emrî)

pervîn: (F.) ülker, süreyya.
necm: (F.) yıldız.
eşk: (F.) gözyaşı.
meh (F.) ay.
tâbân: (F.) parlak, parlayan.

(Gözyaşı yıldızlarımla ne vakit o parıldayan aya zuhur etsem bir hilali iki ülker yıldızının arasına alır.)

Her uğraşın bir çetin cevizi vardır. Divân edebiyatının da. Bu da onlardan biri...

Çeşitli estetik kaidelerle hudutları muayyen hâle getirilmiş olan Divân edebiyatının mahsülleri, bu edebiyatın temsilcilerinin hayal dünyasını, mefhumunu, tasavvurunu yansıtmakta, dönemin sosyo-kültürel panoramasını çizmektedir. Ancak maalesef dönemini aydınlatan bu edebiyatın mahsülleri günümüzde hakkını vererek anlamlandırılamaktadır. Bunun ise en mühim sebebi lisanın, günümüzün mekanik dünyasında, özellikle Cumhuriyet dönemi yürütülen yanlış dil politikaları nedeniyle tahribata uğraması, oldukça zengin anlamlar muhteva eden kelimelerin anlamlarının sığlaştırılması veya tamamen yok edilmesidir. İşte “kamusa uzanan eller” nedeniyle bu edebiyatın her bir incisinin üzeri toz toprak bağlamış, aydınlatılamamaktadır.

Beyitimize gelecek olur isek:

Bir Arap atasözü “Mana şairin karnındadır.” der.

İşte Edirneli Emrî’nin bu beyitinde de “bir hilalin iki ülker yıldızı arasına alınması” ile ne kasdediliyor, Emrî’nin karnında yer alan mana ne?

Emrî’nin çağdaşları bu beyit üzerinde kafa yormuşlar fakat tam olarak anlayamamışlardır. Hatta Kınalızâde Hasan Çelebi bu beyiti Emrî’nin ağzından, XVI. y.y. şairlerinden ustalığını kabul ettirmiş, Bâkî gibi bir çok şairi tezgahında yetiştirmiş olan Zâtî’nin bile anlayamadığını şöyle anlatır:
“Merhum bana dedi ki: Bu gazeli dediğimde Anadolu edebiyatçılarının övüncü, şairlerin başı, edebiyatçıların kendisine uyduğu merhum Zatî’ye okuyunca; beytin örtülü ifadesi mananın ortaya çıkmasına engel olduğundan bu fakirin söylemek istediği bir güneş gibi kalbinde doğup aydınlık saçmayınca, beytin manasını yine benden sordular.”

Yine Hasan Çelebi, “Iztırab çeken aşığın ayrılık derdiyle ağladığını gören ay yanaklı dilberin, parmaklarını dişlerinin arasına koyup âşığın hâline şaşmasını tasvir etmek için demiştir.” diyerek beyitin bize ne anlatmak istediğini, şairin neyi tasavvur ettiğini izah eder ve böylelikle çetin ceviz kırılır.

Sanatsal olarak da beyit oldukça zengindir. İstiare sanatı vesilesiyle âşığın gözyaşı damlası yıldız; sevgili parlak ay, sevgilinin dişleri pervin, sevgilinin dişleri arasındaki parmakları ise hilâle tekabül eder. Ayrıca “hilâl, pervîn, necm ve meh-i tâbân” kelimelerinin oluşturduğu tenasüp de harikadır.

(Aranızda yeniyim. Fırsat buldukça takip etmeye çalışacağım. Unutmadan, bu edebiyatı sanal âlemde severleriyle buluşturma çabalarından dolayı Uluğbey kardeşime de müteşekkirim.)
 

NuN

مَنْ طَلَبَ العِلْمَ كَانَ كَفَّارَةً لِ&#160
Ynt: Metin Şerhi

selamun aleyküm hoşgeldiniz
ilk kez karşılaştığım bir beyit ve hayaldi, akşamın nûrunda güzel oldu vesselam..
 

PeJMüRDE

Aday Üye
Ynt: Metin Şerhi

abdülbâki' Alıntı:
(Aranızda yeniyim. Fırsat buldukça takip etmeye çalışacağım. Unutmadan, bu edebiyatı sanal âlemde severleriyle buluşturma çabalarından dolayı Uluğbey kardeşime de müteşekkirim.)
İlk iletinizin divan şiiri ile alakalı olması beni ve sanıyorum bu işin sevdalılarını kendi kendine konuşturup şöyle dedirtmiştir:Aha işte,çoğalıyoruz...Biz kaç kişiyiz yahu :))

Hoşgeldiniz...
 

abdülbâki

Aday Üye
Ynt: Metin Şerhi

Aleyküm selam, hoş bulduk...

Mef‘ūlü mefā‘ílü mefā‘ílü fa‘ūlün
(Hezec - - + / + - - + / + - - + / + - -)

‘Arz ittim aña nāme ile lü’lü’-yi eşküm
Cān riştesi mektūb-ı dürer-bāre sarıldı (Bâkî)

lü’lü’ (a.i.c. leâlî) 1. inci. 2. mec. bakire, el değmemiş.
eşk (f.i.) gözyaşı.
rişte (f.i.) 1. iplik, tire.
dürer-bâr (f.b.s.) inci yağdıran, inci gibi söz söyleyen.

[Göz yaşı incilerimi bir mektupla ona(sevgiliye) arz ettim. Can ipliği de o inci yağdıran mektuba sarıldı.]

Nâme kelimesi mektup, kitap, mecmua gibi anlamlar içermektedir. Uzun şiirler ve kasideler de nâme başlığı altında anılabilir. Hatta bazı türlerin adı da nâme başlığı altında anılır(Harnâme, gazavatnâme, surnâme...). Burada bizi ilgilendiren mektup anlamıdır.

Bâkî’nin yaşadığı dönemde, 16.yy.da mektuplar günümüzdeki gibi basit, sade değildir. İmparatoluğun o şaşalı ihtişamını adeta dönemin her nesnesinde görmek mümkündür. Dönemin mektupları harukulade bir uslûpla yazıldığı gibi mektupların hattına, süslemesine, mahfazasına özen gösterilir; yazımı biten mektup ucundan kıvrılır ve değerli bir iple bağlanarak gönderilirdi.

İşte beyitimizde de âşık maşuğa beyitimizin konusunu oluşturan bu mektuplardan birini göndermektedir. Malumunuz vechiyle klasik edebiyatımızda âşıkların gözünde yaş eksik olmaz. Bu gözyaşları hem değer, hem de şekil yönüyle inci hükmündedir ve türlü sıfatlarla beyitlerde yer edinir.
İşte Divân şiirinin baş aktörü âşığımız, sevgiliye mektup yazarken o inci hükmündeki gözyaşları mektubun üstüne damlamaktadır.
Yine gözyaşı döken âşığın canı erimekte, ip gibi incelmektedir. Bu edebiyatımızda, canın iplik oluşu sıklıkla kullanılan bir mazmundur. Canın iplik oluşu âşığın üzülmesi, dert çekmesinden kinayedir ve can ipi sevgiliyle ilgili her şeye dolanmaktadır. İşte bu beyitte de can ipinin dolaşma özelliği ortaya çıkmakta, can ipi sevgiliye ulaşabilmek için ona gönderilen mektuba sarılmaktadır.
Divân şairleri, sosyal hayattaki ögelere şiirlerinde sıklıkla yer verir. Bâkî de şiirinde mektupların değerli ipliklerle bağlanmasından hareket etmiştir. Sonuç olarak âşığın, gözyaşlarıyla değerine değer kattığı mektuba can ipliği sarılmış ve böylelikle gözyaşı ibi mazmununa da bir telmih oluşmuştur. Gözyaşı incisi, inci yağdıran mektup ve ip bir araya gelerek bir tesbihe telmih oluşturmuşdur.

Mektupların yerini, maillerin, sms'lerin ve ekserisinin aldığı, aşkların günübirlik yaşandığı mekanik bir çağda; insan bu beyitlere bakınca, bu değerlerden ne kadar uzaklaştığını anlıyor...
 

gülfer

Aday Üye
Ynt: Metin Şerhi

dedeefendi'ye desteği için teşekkürler.. yanılmamış olmak güzel!
 

abdülbâki

Aday Üye
Ynt: Metin Şerhi

Mef‘ūlü fā‘ilātü mefā‘ílü fā‘ilün
(Muzāri‘ - - + / - + - + / + - - + / - + -)

Āh itme na‘l-ı esbi nişānuñ görüp dilā
Şāyed kimesne işide yirüñ kulağı var (Bâkî)

esb (f.i.) at, beygir.
nişan (f.i.) 1. nişan, iz, belirti. 2. işaret.

(Ey gönül, onun atının nal izini görüp de âh etme. Olur da biri işitir, yerin kulağı var.)


Bâkî, Türk edebiyatının yetiştirdiği en büyük şairlerden biri olup kendisine verilen “Sultânu’ş-şuarâ” unvanını asırlar boyu korumuştur. Günümüz yazma eser kütüphanelerinin kataloglarında tarama yaptığımızda neredeyse her kütüphanede onun divânının nüshalarını görmek mümkündür. Hatta dünyanın sayılı yazma eser kütüphanelerinde dahi divânı mevcuttur. Devrinde de şöhreti ve eserleri Anadolu coğrafyasıyla sınırlı kalmamış Rumeli’den Kafkaslara hatta Hint saraylarına kadar ulaşmış, şiirleri sevilerek okunmuştur.

Edebî hüviyyetinin önemli bir özelliği de Türkçe’yi ve aruz veznini çok iyi kullanmasıdır. Edebi sanatlara olan hakimiyeti onun her bir şiirinde kendini hissettirir. Hatta bu durum insanı Bâkî’nin bir tek beyiti bile sanatsız değildir, yargısına kadar götürmektedir. Bilhassa tevriye sanatında göstermiş olduğu kudret taktire şâyandır:

Güzeller mihri-bân olmaz dimek yañlışdur ey Bâkî
Olur va’llâhi bi’llâhi hemân yalvarı görsünler

(Ey Bâkî, güzeller şefkatli, merhametli olmaz sözü doğru değildir. Vallâhi, billâhi olurlar yeter ki para/yalvarma görsünler.)

İşte bu beyit onun bu sanatı ne kadar sevdiğini ve bu sanatta ne kadar muktedir olduğunu göstermektedir. Yalvar kelimesi hem para hem de yalvarmak anlamında kullanılan Türkçedeki ortak köklerden biridir. İşte bu beyitte de Bâkî, kelimenin iki yönünü hesaba katarak güzellerin şefkatli olduğunu ancak bu şefkatin âşığın yalvarmaları ile peyda edeceğini veya üç beş akçe ile ortaya çıkacağını ifade etmektedir. Şarin asıl olarak kelimenin hangi anlamını kullandığını takdirinize bırakıyorum. Ama işin içine şairin muzipliğini katarsak bana, maddî anlamını ön plana taşımış gibi geliyor. Tabi bu kanaatim bayan arkadaşların hakkımda yanlış intiba edinmesine sebep olabilir ancak beyitte, kelimenin yalvarmak anlamının baskın olduğunu düşünürsek beyiti oldukça sıradanlaştırırız. Bâkî'nin zekâsına hakaret olur yani:))

Dönelim biz ilk beyitimize. Manzara şu şekildedir: Âşık sevgilisinin atının nal izlerini yerde görmekte ve gönlüne âh etmemesini, yerin kulağı olduğunu, birilerinin duyabileceğini tavsiye etmektedir. Peki neden?

Bir hadîse göre "aşkını gizli tutan kişi o hâlde ölürse şehid olarak ölür". İşte gerçek aşk gizili tutulandır. Bâkî gönlüne seslenerek gönlünü aşkın adabına uymaya davet etmekte, ah etmemesini öğütlemektedir. Beyit bu manzara üzerine kuruludur. Lakin beyitte aslî olan, beyitin kalbi yine Bâkî’nin söz ustalığında aranmalıdır. Bâkî Türk edebiyatında Türkçeyi, Türkçenin deyimlerini en iyi kullanan sanatkârlardandır. Yine onun bu beyitinde şairimizin bu yönünü görmekteyiz.

Türkçede deyimler genellikle kinayeli kullanılmaktadır. Yani deyimlerin hem gerçek hem de mecazi anlamları vardır, aslî olan ise mecaz anlamıdır.(Ağaç yaşken eğilir deyiminde olduğu gibi.). Yerin kulağı var deyiminde ise böyle bir durum söz konusu değildir. Ancak biz bu beyitte bu deyimi gerçek anlamıyla düşünecek olur isek ortaya bir teşbih sanatı çıkar. Şair yerdeki nal izleri ile kulağın şekli arasındaki benzerlikten hareket etmiş ve nal izlerini kulak olarak tasavvur etmiştir. Yani yerin kulağı var deyimi hem deyim anlamıyla hem de teşbih anlamıyla kullanılmış ortaya çok hoş bir kelambazlık çıkmıştır.
 

abdülbâki

Aday Üye
Ynt: Metin Şerhi

Arkadaşlar naçizane bir düzeltme yapalım:

Metin Şerhi başlığıyla ela alınan Yenişehirli Avnî’nin “Sanman taleb-i devlet ü câh etmege geldük/Biz âleme bir yâr için âh etmeye geldük” şeklindeki beyiti “Sanman ki taleb-i devlet ü câh etmege geldük/Biz âleme bir yâr için âh etmeye geldük” şeklinde verilmiş. Ancak beyitin ilk dizesi “Sanman taleb-i devlet ü câh etmege geldük” şeklinde olmalıdır. Çünkü beyit Hezec bahrinin “Mef‘ūlü mefā‘ílü mefā‘ílü fa‘ūlün” kalıbı ile yazılmıştır. Dolayısıyla "ki" bağlacı kalıbı bozmaktadır.
Aruz vezni Divân edebiyatının kalbidir. Dolayısıyla dikkat edilmediğinde birçok yanlış okumaya neden olabilir.

Bu vesileyle veznin önemini bir örnekle izah edelim:

Divân edebiyatı üzerine çalışan hocalardan biri Arşî Dede’nin “Yumup söz sâhil-i hestîden âhir/Adem bahrine mâhi-vâr daldı” beyitindeki “mâhi-vâr” kelimesinini “mâh-vâr” şeklinde okumuştur. Ancak beyit Hezec bahrinin “Mefā‘ílün mefā‘ílün fā‘ūlün” kalıbındadır. “mâh-vâr” kelimesi hem kalıba uymamakta hem de Divân şairlerinin oldukça önem verdiği tenasüb sanatına uymamaktadır.

Hoca kelimeyi “mâh-vâr” şeklinde okumuş ve “Varlık kuyısına ulaşmadan umudunu kesip sonunda, ay gibi yokluk denizine daldı” şeklinde nesre çevirmiştir. Ancak mâh(ay) kelimesinin ne sâhil ile ne de bahr kelimesi ile bir alakası vardır. Biz burada mâhi(balık) kelimesini kabul edersek hem anlamı kurtarmış (Varlık kuyısına uylaşmadan umudunu kesip sonunda, balık gibi yokluk denizine daldı.) hem de kalıpı kurtarmış oluruz. Aynı zamanda mâhi, bahr, sahil kelimeleri arasında da tenasübü gözetmiş oluruz.

(Aslında Metin Tamiri başlığı altında bu şekildeki örnekler paylaşılabilir. Ancak bu konuyu açmadan önce üç beş kişinini katılımıyla sınırlı kalmaması için şöyle bir nabız yoklamakta fayda var. Ne dersiniz?)
 

NuN

مَنْ طَلَبَ العِلْمَ كَانَ كَفَّارَةً لِ&#160
Ynt: Metin Şerhi

hocam size intisâb edebilir miyim?? :):)

biz öğrenme aşamasındakiler -ben fakir..- size yardımcı olmaya çalışmaktan mutluluk duyarız. her açıdan verimli olacaktır; divan zenginleşir, bizim birikimimiz ziyadeleşir inşaallah.
nasıl bir yol izleyebiliriz, kaynak kullanımımız nasıl olmalıdır??
 

UluğBey

uyan!
Ynt: Metin Şerhi

hocam,öncelikle sizden Allah razı olsun,gelir gelmez divana yazdıklarınızla renk verdiniz,kadriniz mübarek olsun !

Yenişehirli Avni'nin beyitini düzelttim;zannımca beyiti yazarken ezberden yazmışım ve dahi kalıbı kontrol ihtiyacı duymamışım,bunun için de ayrıca teşekkür ederim.

Metin Tamiri çok güzel bir fikir;fakat bunu yapabilmek için divan edebiyatına ve Osmanlıca'ya hâkim olmak gerekiyor.çok geniş bir katılım bekleyemeyiz,neticede divanımızda edebiyatçı arkadaşlar olduğu kadar edebiyat tedrisatına divanımızda başlayan ve devam edenler de var. açıkcası fikrim konunun açılması yönünde ve dahi herkesin eteğindekileri yazması yönünde. üç beş kişi mühim değil; bir kişi bile olsa dersler veren, ilgiyle takib edilecektir.nitekim medreseleri düşünelim evvela hâce anlatır,öğretir sonra mürşidlerinden bunu taleb eder. ben de henüz işin başında olduğumuzu düşünüyor ve dahi hâcelerimizin bildiklerini esirgememelerini rica ediyorum.

divana yazılanlar sadece şimdiyi ilgilendirmiyor;zira imzanızda paylaştığınız gibi;

sönmez seher-i haşre kadar şi'r-i kadîm
bir meş'aledir devredilir elden ele

biz geçip gitsek de yazdıklarımızdan kültürünü,edebiyatını öğrenecek olan onlarca belki yüzlerce hatta binlerce insan var. biz soframızı kuralım;sofrada nasibi olan er ya da geç gelip sofradan nasiplenecektir.

misalen; ben bu konuyu 26 Mart 2007 'de açmışım yani ben fakültede 4.sınıfta iken. ve aradan 2.5 sene geçmiş; 5600 insan konuyu takib etmiş ve bugün de bu konu gündemde ve bu ziyaret sadece bu başlık için, bölümdeki diğer 'mühim' başlıklar da bu vaziyette hatta daha fazla ...

hürmetler !
 

Dil-şâd

Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
Ynt: Metin Şerhi

abdülbâki' Alıntı:
Aslında Metin Tamiri başlığı altında bu şekildeki örnekler paylaşılabilir. Ancak bu konuyu açmadan önce üç beş kişinini katılımıyla sınırlı kalmaması için şöyle bir nabız yoklamakta fayda var. Ne dersiniz?
Hocam öncelikle aramıza hoş geldiniz demek ve çok değerli katkılarınızdan dolayı teşekkür etmek istiyorum. Sözünü ettiğiniz "metin tamiri" başlığı da dahil olmak üzere, divan edebiyatının herhangi bir bölümüyle ilgili düşüncelerinizi arzu ettiğiniz şekilde faaliyete geçirebilirsiniz, bizler de naçizane destek olmaya çalışırız.
 

gülfer

Aday Üye
Ynt: Metin Şerhi

metin tamiri harika bir proje..
zihinlerin tamirine destek vermek :)
 

Benzer konular

Bu içeriği görüntüleyen kullanıcılar (Kullanıcı: 0, Ziyaretçi: 1)

Üst Alt