Ebe Sobe...

Dil-şâd

Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
Katılım
11 Eyl 2006
#1
EBE SOBE

Küçük çocuk uyandığında evin diğer fertleri çoktan uyanmış, günün haklı telâşına kendilerini kaptırmışlardı. Eee, ablası evleniyordu bugün. En telâşlı da oydu şüphesiz. Şu kızları anlayamıyordu bir türlü. Gelinliğini defalarca giymiş; ama her defasında aynı heyecanı hissediyor, aynanın karşısından saatlerce ayrılamıyordu. Evdeki bu hareketlilik sıkmıştı küçük çocuğu. Ama az da olsa hâlinden memnundu. Onunla ilgilenmiyordu hiç kimse. En azından bugün içilmeyen süt, yapılmayan kahvaltı muhabbeti olmayacaktı.O kargaşadan faydalanarak sokağa attı kendini. Bahçedeki ağaçtan kopardığı elmadan küçük bir parça ısırdı ve en yakın arkadaşını çağırmak için bisikletine bindi. Bisikletinin frenleri de tutmuyordu,yenisini istemek için şu düğün telâşının aradan çıkması lâzımdı. Babası zaten yeteri kadar masraf yapmıştı bugünlerde. Bir de bunu söyleyemezdi.

Arkadaşının evinin önüne geldiğinde bahçelerinin bakımsızlığı dikkatini çekti. Sanki uzun süredir ilgilenilmiyor gibiydi. Çiçeklerin boynu susuzluktan bükülmüş, birlikte yetiştirdikleri sarı-kırmızı güller solmuştu. Kapıyı çaldıktan sonra uzun bir süre bekledi. Ancak evde kimsecikler yoktu. İçinden arkadaşının nereye gideceği hakkında fikirler yürütmeye başlamışken bahçedeki kulübede köpeğin tasmasını öylesine atılmış bir vaziyette gördü. Bu da demek oluyordu ki; çok aceleyle ya da uzun bir zaman kalmak için gitmişlerdi bir yere. Zira köpeği, başta arkadaşı olmak üzere, ailenin diğer fertleri için de çok önemliydi. Arkadaşı kendisine haber vermeden gitmezdi. Öyleyse gidişleri çok âni gerçekleşmişti. Düğün yoğunluğu nedeniyle de yaklaşık bir haftadır görüşemiyorlardı zaten. İyice meraklanmıştı.

Eve döndüğüne kimi evi süpürüyor, kimi mutfakta yemek pişiriyordu. Ablası ise mâlum... Sahi ablası evlenince, gece karanlıktan korktuğunda kimin yanında yatacak, sokakta kavga ettiği çocuklara kim ağzının payını verecekti? Daha neler neler...Bak bu hiç aklına gelmemişti.Ablasını bir köşeye sıkıştırdı:

- Sen evlenince buraya hiç gelmeyecek misin?
- Olur mu canım! Yine sık sık görüşeceğiz.
- Ya benim kavga ettiğimi nereden duyacaksın?
- Duyup da ne olacak?
- Kim koruyacak beni?
- Sen de kavga etmeyeceksin artık.
- Ya edersem?
- O zaman ben de kuşlardan haber alır, kardeşimi kurtarırım.
- Yaa! Yalancı, gelmeyeceksin işte!
- Geleceğim, üzülme canım. Ama sen artık büyüdün. Ufak şeyler için kavga etmezsin, alttan alırsın biraz. Öyle değil mi?
- Peki, gece korkunca kimin yanında yatacağım?
- Küçük kız kardeşimiz gelip senin yanına yatacak. Ağabeylik yapacaksın ona.
- Üff, evlenmesen ne olur sanki?
- Ama güzelim, bu hayatın kanunu. Ne yapabilirim? Size olan sevgim azalmayacak ki!

Küçük çocuk duyduklarından tatmin olmamıştı. Bahçeye çıkarken içinden: “ Ne yapsam da evlenmesine engel olsam?” diye düşünüyordu. Ama bunun bencillik olduğunun da farkındaydı.

Aradan haftalar geçmiş, evlenmiş olan ablası evlerini ziyarete gelmişti. Onlar annesiyle lafa dalmışken, o da dışarı çıktı. Sokakta gördüğü postacı kendisine bir mektup verdi. Evet, arkadaşından gelmişti. Geldiği adrese baktı, İstanbul yazıyordu. Merakla kaldırımın üstüne oturdu ve zarfı açtı. İçinden bir kartpostal, bir de sarı-kırmızı süslü bir kağıda yazılmış mektup çıktı.Sarı-kırmızı kağıtta babasının işi gereği acil olarak İstanbul’a gittiklerini ve orada bir süre kalacaklarını söylüyordu.Oradaki yaşantılarından bahsediyor,kendisi de orada olsaydı beraber Galatasaray’ın Ali Sami Yen’deki maçlarına gidebileceklerini söylüyordu. Orada henüz arkadaş edinemediğini ve kendisinin her zaman en iyi dostu olarak kalacağını yazmıştı. Buradayken sık sık oynadıkları oyunları hatırlatarak: “Biliyorsun, beni -sen dahil- oyunlarda kimse sobeleyememiştir. Sana söz veriyorum, oraya gelince beni ilk sen yakalayacak ve sen sobeleyeceksin; kaçmayacağım. Çünkü seni ve diğer arkadaşları çok özledim.” diyordu. Mektubun sonlarına doğru bu sıralar kendini pek iyi hissetmediğini de yazmıştı. Kartpostal ise çok güzeldi. Üzerinde iki tane futbol oynayan çocuk vardı. Birlikte yaptıkları futbol maçlarını anımsatmıştı ona bu kartpostal.

Eve doğru giderken satıcıdaki tarakları gördü. Arkadaşı hep babasıyla aynı tarağı kullanmaktan şikayet ederdi. O da mektubuyla birlikte kırmızı renk bir tarak yollayacaktı ona. Tarağı paket yaptırdı ve arkadaşına mektup yazmak için eve gitti.

Uzun zaman sonra arkadaşından gelen mektuplar azalmıştı ve ilginç yanı arkadaşı ne Galatasaray’ın maçlarından ne de buraya geleceğinden bahsediyordu. Çok genel konulardan bahsediyor, hâl hatır muhabbetiyle mektuplarını bitiriyordu. Sanki İstanbul onu olgunlaştırmıştı. O sırada annesi telâşla içeri girdi:

-Koş oğlum koş! Sevgi teyzenler İstanbul’dan dönmüş.

Heyecanla yerinden fırladı, öyleyse arkadaşı da gelmişti. Koşarak onların evine gitti. Bahçede büyük bir kalabalık vardı. Herhalde karşılamak için gelmişler, diye düşünürken gözleri arkadaşını arıyordu. Bahçede duran üstü yeşil örtüyle kaplı tahta şey de neyin nesiydi? Hatırlamıştı; babaannesi öldüğünde, o yeşil örtülü tahta şeyin içinde olduğunu söylemişti annesi ona. Demek birisi ölmüştü. Arkadaşını bulup sormalıydı hemen. Annesi ve babası burada olduğuna göre kim ölmüştü? Arkadaşı neredeydi? Annesi: “ Yavrum ne arıyorsun böyle hayecanla?” diye sorduğunda ancak kendine geldi. Arkadaşını sorduğunda ise annesi yeşil örtüyle kaplı tabutu gösterdi yaşlı gözlerinin ucuyla.

Meğer ölen; Galatasaraylı, oyun arkadaşı, can dostuymuş... İlk başta inanamamıştı;inanmak istemiyordu. Evet, acıydı ama gerçekti.

Annesinin Sevgi teyze ile konuştuklarını duyduğunda Sevgi teyzenin kendisine mektupları yazan kişi olduğunu anladı. Arkadaşı bir kaç kez yazmış, sonra hastanede uzun bir süre lösemi tedavisi görmüş... Sevgi teyze elindeki tarağı göstererek:

-Oğlum hiç kullanamadı bunu. Al yavrum hediyeni.

Şaşkınlıkla eline aldı tarağı. Neden kullanamadığını anlamamıştı. Tabuta yaklaştı ve:

-Hediyeni neden kullanmadın? O kadar da şikâyet ediyordun, babamın tarağını kullanıyorum, diye. Bu arada sözün vardı unuttun mu? Ebe sobe!..



Ayşenur ILIKKAN
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 0)

Giriş yap