Fethi Anlamak

Katılım
26 May 2007
#1
FETHİ ANLAMAK
Ortaçağın Fatih’in eliyle kapanışının ardından yüzyıllar geçti. Bu uzun
zamandan bugüne İstanbul’un fethi , Fatih Sultan Mehmet, onun manevî
kumandanı Akşemseddin, Ulubatlı Hasan , fetih ruhu, her an dipdiri…
Fetih ruhunun canlandırıcı, ruh verici iklimi o gün İstanbul üzerine konmuş.
Bizans karanlığı inanç ışıklarıyla yıkanmışa başlamış. Fethin kutlu
askerleri,bu ışıklar içinde surlara atılırken ortaçağ karanlığına bir tarih
düşürülüyordu:29 Mayıs 1453.
Tarih böylesine muhteşem bir tabloyu bugüne kadar görmemiş, hayaline dahi
getirememişti.
“Bir gün gemiler dağlara tırmandı denizden
Kuvvet ve zafer bizlere miras dedemizden.”de beliren inanç gücünü, gemileri
karadan yüzdüren aklı, bunu tablolaştıran kutlu fetih erlerini kara Bizans
nasıl görsün, düşünebilsindi. Gözleri bu ışık karşısında göremezdi onların.
Onlar, yıllardır karanlığı kendilerine dost seçmiş, ona sevdalı olmuşlardı.
Dupduru bir sabahın gelişi onları elbette rahatsız edecekti. İşte fetih,
böyle bir gelişle geldi. Yüzyılların biriktirdiği, katmer katmer
kalınlaştırdığı karanlığı aydınlığa çevri çevire…
Beyaz atı üzerinde genç hükümdarın, arkasında muhteşem ordunun zafer
besteleriyle ruhları fethe, akına bileyen mehterin sesi…Ayasofya’da kılınan
ilk Cuma namazı, getirilen tekbirler, göklere yükselen ezan… Bu manzara sur
sur yücelen fetih şuurunun destanlaşmasıdır.
Yaşlı Eyüp Sultan’ın Allah Resulü’nden aldığı diriltici ruhla gençleşen
kalbi ona İstanbul’ fethetme aşkını vermişti.”İstanbul mutlaka
fethedilecek. Onu fetheden komutan ne güzel komutan, onu fetheden asker ne
güzel bir askerdir.” Müjdesine nail olmak istemişti.O ve diğer sahabi bu
uğurda fethe koşmuşlardı. Onlar şehit oldular. İstanbul’u kucakladılar.
“Yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler.” Diyen şair zamanın bu yedi tepe
üstünde bir tepeden bir tepeye akıp gidişini, bu tepelere oturtulmuş “çil
çil kubbeler”i görmüştür elbet. Zamanı temizleyen, billurlaştıran bu minare
ve kubbeler arasında insan, kalbini sonsuza ayarladığında gündelik
aktüalitenin ötesinde bu muhteşem tabloyu görebilir.Ufuklarla, tuğlarla
yarışan bir milletin şehnamesini ezberden okuyabilir, onu nefes nefes
duyabilir.
İstanbul, bu olabilirlerin gerçekleştiği, taş taş yükselen
abideleri, minare kubbe el ele veren yapıları, kuş evleri, muvakkithaneleri,
şifahaneleri, kütüphaneleri, sebilleri, şadırvanları ve kanat kanat vuran
güvercinlerin hu hu sesleriyle renklendirdikleri mekân…
Fetih akıncılarının:
“O zaferler getiren atların
Nalları akındanmış
Gidişleri akına
Gelişleri akındanmış.”mısralarıyla özetlenen fetih akıncılarının tuğdan
kanatlarıyla İstanbul bir başka âleme dalar, fetih davullarının, şahin
toplarının arkasından şair İstanbul’u fetheden yeniçeriye seslenir:
“Vur pençe-i âlideki şemşir aşkına,
Gülbank-ı âsmânı tutan pîr aşkına.
….
Son savletinle vur ki açılsın bu surlar,
Fecr-i hücum içindeki tekbir aşkına.”
Ve kapılar açılır. Fetihler kurulur. Zaferler nakış nakış işlenir Bizans’ın
kara suratına. Artık İstanbul bizimdir. Artık İstanbul yıllardır kendisini
madde kalıbına hapseden Haçlı zihniyetinden kurtulmuş, İslâm’la buluşmuş,
kendisine gelmiştir.
Ortada âlim, fâzıl, âdil, şair bir hükümdar vardır.
“Dünya güneşin etrafında dönüyor.”diyen Galile’yi cezalandıran batı
karşısında medreseleri, kütüphaneleri, sanat eserleriyle,İstanbul’a
ihtişamlı ve mutlu bir dönemi armağan eden bir Fatih vardır.
Sultan Fatih, şair Fatih mısralarla konuşur:
“İmtisâl-i cahid ü fillah oluptur niyetim
Din-i İslâm’ın mücerret gayretidir gayretim.”
Her fetih yıldönümü fetih ruhunun yüceliğini bir kere daha hepimize
hatırlatır.
Günümüz ortamında bu fetih ruhuna ne kadar da muhtacız!
Rıfkı Kaymaz
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 0)

Giriş yap